T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1399 - 2025/1696 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1399 KARAR NO : 2025/1696 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/11/2021 NUMARASI : 2021/257 E. - 2021/358 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali Dairemizce verilen 29/03/2024 tarih ve 2022/383 Esas, 2024/…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1399 - 2025/1696 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1399 KARAR NO : 2025/1696 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/11/2021 NUMARASI : 2021/257 E. - 2021/358 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali Dairemizce verilen 29/03/2024 tarih ve 2022/383 Esas, 2024/645 Karar sayılı karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22/04/2025 tarih ve 2024/4203 Esas, 2025/2742 Karar sayılı ilamıyla bozulmuş olmakla, dava Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 9. sınıfta “...” ibareli markaları ile dava konusu “...” şeklindeki markanın benzer olduğunu, aralarında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkilinin 2007 yılından bu yana "www.....com.tr" alan adını kullandığını, burada bankasının “...” markalı ürünleri ile ilgili yayınlar yaptığını, dava konusu markadaki tek farkın “...” ibaresi olduğunu, bu ibarenin yeterli ayırt edicilik sağlamadığını, müvekkilinin markasında yer alan şekil unsurunun da markaları farklılaştırmadığını, davalının, müvekkilinin ... markasının tanınmışlığından haksız yarar elde etme arzusunun olduğunu ileri sürerek, 2017-M-6827 sayılı YİDK kararının iptaline, tescil edilmesi halinde 2016/00202 sayılı “...” ibareli davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı davaya cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraf markaları arasındaki benzerlik düzeyinin yüksekliği göz önüne alındığında, emtia arasındaki dolaylı/doğrudan ilişki nedeniyle markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğu, davacı markalarının tanınmışlığının ispat edilemediği gerekçesiyle YİDK iptal talebi yönüden davanın kısmen kabulü 2017-M-6827 sayılı kararın, manyetik optik okuyuculu kartlar makina ve cihazların elektroniğinde kullanılan elemanlar yarı iletkenler elektronik devreler entegreler yongalar (cipler) diyotlar transistörler manyetik kafalar saptırıcılar; elektronik kilitler fotoseller elektronik açma kapama mekanizmaları algılayıcılar (sensörler) birim zamandaki tüketim miktarını ölçen sayaçlar ve zaman ayarlayıcıları mentoronomlar yönünden iptaline, fazlaya dair talebin reddine, dava konusu marka henüz tescil edilmediğinden hükümsüzlükle ilgili karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, markaların benzer olduğunu ve karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, yerel mahkeme tarafından, dayanak olarak bildirilen 2010/33327, 2011/102614, 2011/101391, 2004/38318, 2011/33332, 2011/33326, 2011/33328, 2011/78337 numara ile tescilli markaların değerlendirilmediğini, her ne kadar davalı başvuru sahibi markasını tescil ettirmemiş ise de, davada hükümsüzlük talebi bulunmakta olup; bu talebin davada bildirilen tüm markalar yönünden incelenmesi gerektiğini, mahkeme tarafından markanın başvuru yapıldığı mal ve hizmetler ile ilgili olarak yapılan değerlendirmenin hatalı ve eksik olduğunu, davaya dayanak tüm markalar incelenip değerlendirilerek davalının marka başvurusundan tüm malların çıkartılması gerekirken sadece bir kısım mallar bakımından YİDK kararının hukuka aykırı olduğuna dair tesis edilen yerel mahkeme kararının yerinde olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalının dava konusu başvuru ile kısmi redde dayanak gösterilen markaların, 2011/102614, 2011/101391 sayılı/başvuru numaralı ve "...", "..." ibareli markalar ile itiraz üzerine çıkartılan mallar üzerinde bağlantı kurulması ihtimali dahil karıştırılma ihtimaline yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığını, başvuru kapsamında kalan mallarla aynı veya aynı tür malların itiraz gerekçesi markaların kapsamında bulunmadığını, dolayısıyla “çifte benzerlik koşulu”nun sağlanmadığını, "..." ibaresinin ayırtediciliğinin düşük olduğunu, davaya konu başvurunun, görsel, işitsel ve kavramsal olarak davacının markalarından farklılaştığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Dairemizce, davalının başvurusuna konu “...” markası ile davacının itirazına mesnet gösterdiği "..." esas unsurlu markaları arasında ortalama tüketici nezdinde bıraktıkları genel izlenim itibariyle karıştırılma ihtimali bulunmadığı, zira "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük bulunduğu, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimalinin de daha düşük olacağı, yani, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanının daha dar bulunduğu, böyle durumlarda, küçük farklılıkların dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabileceği, bu bağlamda markaların ihtiva ettikleri farklı unsurlar göz önünde bulundurularak bir bütün olarak markalar arasında yapılan incelemede, ortalama alıcılar nezdinde bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, dava konusu edilen marka tescil edilmediği için hükümsüzlük talebi ile ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup, bu karara yönelik olarak davanın ilgili taraflarınca istinaf kanun yoluna başvurulmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın YİDK kararının iptali istemi bakımından reddine, hükümsüzlük istemi bakımından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNİN 22/04/2025 tarih ve 2024/4203 Esas, 2025/2742 Karar SAYILI İLAMININ ÖZETİ: Yargıtay 11. Hukuk Dairesince; somut olayda, dava konusu davalı marka başvurusunun davalı Kurum nezdinde tescil sürecinde, davacının itirazı üzerine, Markalar Dairesince davacının mesnet markaları ile davalının başvuru markası arasında markayı oluşturan ibareler anlamında benzerliğin bulunduğu kabulü ile başvurunun ihtiva ettiği sınıflar bakımından ayıklamaya gidildiği, itirazın kısmen kabulüyle başvuru konusu marka kapsamından davacı mesnet markaların ihtiva ettiği benzer sınıfların çıkartılması kararının verildiği, ardından, davacı tarafından yapılan yeniden inceleme talebinin ise YİDK tarafından reddedildiği, davacı tarafından ise iş bu YİDK kararının iptali ile dava konusu başvuru markasının tümüyle hükümsüzlüğü ve anılan YİDK kararının iptalinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince markaların benzerliğinden hareketle hüküm kurulmuş ise de Bölge Adliye Mahkemesince markalar arası benzerlik bulunmadığı ve kanunun aradığı iltibas tehlikesinin somut olayda bulunmadığı gerekçesiyle davanın tümüyle reddine karar verilmiş ise de; anılan başvuru markasının işlem dosyasından da anlaşılacağı gibi itiraz eden davacının aleyhine ve dava edilen YİDK kararı ile kabul edilen benzerlik olgusunu aşacak şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı, zira itiraz yoluyla sürece müdahale eden davacının hukuki durumunun, dava yoluyla daha da ağırlaştırılmasının yargılama usul ve ilkelerine aykırı olduğu, mahkemece markalar arası benzerliğin kabulü ile sınıfsal inceleme yoluna gidilerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili Kurum kararlarının iptali ve hükümsüzlük istemine ilişkin olup, Dairemizce, davanın YİDK kararının iptali istemi bakımından reddine, hükümsüzlük istemi bakımından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, bu karar yukarıda anılan gerekçe ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Bozma ilamında, başvuru markasının işlem dosyasından da anlaşılacağı gibi, itiraz eden davacının aleyhine ve dava edilen YİDK kararı ile kabul edilen benzerlik olgusunu aşacak şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesine yer verilmiştir. Ancak, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 9. maddesine göre "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır". Yine Anayasa’nın 138. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." düzenlemesi bulunmaktadır. Bu anayasal düzenlemeler dikkate alındığında, yargı yetkisinin kullanılmasının kanun ve hukuk kuralları çerçevesinde karar (hüküm) vermek anlamına geldiği söylenebilir (Yargıtay HGK, 2019/(7) 9-759 Esas, 2021/1663 Karar). Anayasanın bu hükümleri dikkate alındığında, idari bir makam olan Türk Patent ve Marka Kurumunun markalar arasında benzerlik bulunduğu yönündeki değerlendirmesinin, yargı yetkisini, Türk Milleti adına kullanan bağımsız ve tarafsız mahkemeleri bağlayacağı düşünülemeyecektir. Aksinin düşünülmesinin, öncelikle yargılama yetkisine müdahale olacağı, bunun da Anayasaya aykırı bulunacağı kanaatine varılmıştır. Diğer taraftan bu durum hukuki güvenlik ilkesine de aykırılık oluşturacaktır. Zira, Türk Patent ve Marka Kurumunun markalar arasında benzerlik bulunduğu veya bulunmadığı yönündeki değerlendirmesinin, mahkemeleri de bağlayacağı bir an için kabul edildiğinde, idari aşamada itiraza açıkça uğramayan hususların, yargı mercilerinin önünde görülen davalarda olduğu gibi kesinleşeceği sonucu doğacak, idarenin yaptığı idari işlemi her zaman geri alabileceği de düşünüldüğünde, bunun hukuk kurallarının belirli, istikrarlı ve öngörülebilir olması, bu anlamda kişilerin devlete güven duymaları ve bu güvenin de hukuk kuralları çerçevesinde korunması anlamına gelen hukuki güvenlik ilkesine de aykırılık oluşturacaktır. Ayrıca bu durumda yargı yetkisinin kullanımının idari makamların kararı ile şekillenmesi, örneğin Yargıtay içtihatları uyarınca benzerliği sabit bulunan bir markanın, somut olaydaki gibi idari makam kararı uyarınca benzer bulunmaması nedeniyle mahkemece de benzer bulunmaması zorunluluğunun doğması, böylece aynı marka yönünden birbirine zıt yargı içtihatlarının ortaya çıkması pek muhtemel olacaktır. Diğer taraftan söz konusu durumun usuli kazanılmış hak yarattığı düşüncesi de doğru değildir. Zira usule ait kazanılmış hak, Usul Hukukunun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktaydı. Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır (Yargıtay HGK, 2023/5-1067 Esas, 2025/388 Karar). Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere usulî kazanılmış hak, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Yargısal nitelikte bir faaliyette bulunmayan idari bir makamın kararına yönelik olarak açık bir şekilde itiraz edilmemesi halinin, diğer taraf yararına usuli kazanılmış hak yaratmasından bahsedilmesi, esasen idari makamın kararına yargısal bir nitelik tanımak anlamına gelir ki bu kabulün, ancak yargı mercileri önünde yapılan yargılama faaliyeti sırasında ortaya çıkabilecek usulü kazanılmış hak kavramıyla da bağdaşmayacağı açıktır. Ayrıca Yargıtay bozma ilamında, itiraz yoluyla sürece müdahale eden davacının hukuki durumunun, dava yoluyla daha da ağırlaştırılmasının yargılama usul ve ilkelerine aykırı olduğu gerekçesine de yer verilmiştir. Oysa somut uyuşmazlık incelendiğinde, davalının başvurusuna davacı tarafça itiraz edilmesi üzerine Markalar Dairesince başvuru kapsamından bir kısım malların çıkarıldığı, bir kısım malların çıkarılmadığı, başvuruda kalan mallar için davacının itiraz ettiği, YİDK tarafından başvuruda kalan mallar yönünden markalar arasında iltibas bulunmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı da bu YİDK kararının iptalini istemiştir. Yani Markalar Dairesi ve YİDK tarafından iltibas bulunmadığı konusunda bir kısım mallar yönünden karar verilmiş ve davacı tarafça da başvuruda kalan bu mallar yönünden dava açılmıştır. Dolayısıyla başvurudan çıkarılan ve SMK'nın 6/1. maddesi uyarınca benzer bulunan mallar dava konusu değildir. Bu durumda yargı mercilerinin başvuruda kalan malları için SMK'nın 6/1. maddesi şartlarının oluşup oluşmadığını değerlendirmesi, bunu yaparken de ibareler arasında benzerlik olmadığı gerekçesine dayanması, başvurudan çıkarılan malların dava konusu olmaması nedeni ile itiraz yoluyla sürece müdahale eden davacının hukuki durumunun, dava yoluyla daha da ağırlaştırılmasına yol açmayacaktır. Yine her ne kadar eldeki davada davalı gerçek kişinin istinaf kanun yoluna başvurmaması nedeniyle hükümsüzlük istemi yönünden tartışma yapmak imkanı kalmamış ise de, somut uyuşmazlıktaki gibi YİDK kararının iptali istemi ile birlikte hükümsüzlük istemi ile açılan bir davada, davalı başvuran tarafça YİDK kararının iptali davasından bağımsız olarak, başvuru konusu markasının, davacının itiraza dayanak markaları ile ibareler yönünden de benzer olmadığını savunması mümkündür. Bu durumda da hükümsüzlük davası açısından, davacının itiraza dayanak markaları ile davalının başvurusunun, ibareler yönünden benzer olup olmadığının da tartışılmasının gerekeceği açıktır. Yargıtay bozma ilamındaki görüşün kabulü halinde, aynı emtealar için YİDK kararının iptali davası yönünden ibareler arasında benzerlik değerlendirmesinin yapılamayacağı, hükümsüzlük davası yönünden ise yapılabileceği sonucu ortaya çıkar ki bu sonuç dahi, YİDK kararının iptali davasında YİDK kararı ile kabul edilen benzerlik olgusunun aşılamayacağı gerekçesinin doğru olmadığını açıkça gösterir. Bu nedenle, davalının başvurusuna konu “...” markası ile davacının itirazına mesnet gösterdiği "..." esas unsurlu markaları arasında ortalama tüketici nezdinde bıraktıkları genel izlenim itibariyle karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, zira "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük bulunduğu, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimalinin de daha düşük olacağı, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanının daha dar bulunduğu, böyle durumlarda küçük farklılıkların dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabileceği, bu bağlamda markaların ihtiva ettikleri farklı unsurlar göz önünde bulundurularak, bir bütün olarak markalar arasında yapılan incelemede, ortalama alıcılar nezdinde bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, dava konusu edilen marka tescil edilmediği için hükümsüzlük talebi ile ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup, bu karara yönelik olarak davanın ilgili taraflarınca istinaf kanun yoluna başvurulmadığı gerekçesiyle Dairemizce verilen kararda direnilmiş, aşağıda gösterilen şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Dairemizin 29/03/2024 tarih ve 2022/383 Esas 2024/645 karar sayılı kararında DİRENİLMESİNE, 2-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 3-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 16/11/2021 gün ve 2021/257 Esas - 2021/358 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 4-Türk Patent ve Marka Kurumunun 2017-M-6827 Sayılı YİDK Kararının iptaline ilişkin davanın REDDİNE, 5-Hükümsüzlük davası yönünden karar verilmesine yer olmadığına, 6-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 31,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 584,00.TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 7-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak anılan davalılara verilmesine, 8-Davalı ... tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 24,50 TL dosya masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 52,40 TL dosya masrafı, 162,10.TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı toplamından oluşan 239,00 TL'nin davacıdan tahsili ile davalı ... verilmesine, 9-Davalı ... tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 10-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 11-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 12-Davalı ... peşin olarak alınan 59,30.TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalı ... iadesine, 13-Davacıdan alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 14-Davalı ... kendisini istinaf aşamasında vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T' nin 2/4 maddesine göre hesaplanan 16.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı ... verilmesine, Dair, duruşmaya katılan davalı ... vekilinin yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda, yapılan açık yargılama sonucunda 24/09/2025 tarihinde HMK 361 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24/09/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/10/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.