Hukuk Genel Kurulu 2012/1-330 E. , 2012/558 K. "" MAHKEMESİ : Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 06/12/2011 Taraflar arasındaki “tapu iptal ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, davanın reddine dair verilen 14.09.2010 gün ve 2007/373 E. 2010/295 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.05.2011 gün ve 4882 E.–5537 K. sayılı ilamı ile; (...Dava, inançlı i…
**Hukuk Genel Kurulu 2012/1-330 E. , 2012/558 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 06/12/2011 Taraflar arasındaki “tapu iptal ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, davanın reddine dair verilen 14.09.2010 gün ve 2007/373 E. 2010/295 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.05.2011 gün ve 4882 E.–5537 K. sayılı ilamı ile; (...Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriğinden toplanan delillerden; çekişme konusu 344 ada 15 parsel sayılı taşınmazdaki 29 nolu bağımsız bölümün davacı tarafından 30.12.2005 tarihli akitle davalıya satış yoluyla temlik ettiği anlaşılmaktadır. Davacı anılan temlikin davalının bankadan kredi çekebilmesi amacıyla yapıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Bilindiği üzere ; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan , onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır. Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır. Diğer bir bakış açısıyla taşınmazın mülkiyeti inanılana (alacaklıya) geçmiştir. Taşınmazda inanarak satanın (borçlu) mülkiyet hakkı kalmadığı gibi, alıcının bu mülkiyet hakkı üzerinde kurulmuş olan bir rehin hakkından da söz edilemez. Bu durumda; gayrimenkul rehni bakımından geçerliliği olan M.K.nun 873. maddesinin inanç sözleşmelerine dayalı temlike konu taşınmazlar bakımından uygulama yeri olmadığı da kuşkusuzdur. Nitekim bu düşünce Hukuk Genel kurulunun 23.5.1990 gün ve l990/1-202-315 sayılı kararında da aynen benimsenmiştir.