11. Hukuk Dairesi 2014/12540 E. , 2015/5857 K. MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... (Kapatılan) 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31/10/2013 tarih ve 2012/37-2013/358 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.04.2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ...ile davalı vekili Av... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek k…
**11. Hukuk Dairesi 2014/12540 E. , 2015/5857 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... (Kapatılan) 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31/10/2013 tarih ve 2012/37-2013/358 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.04.2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ...ile davalı vekili Av... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin ...'da kurulu bir sigorta şirketi olduğunu, müvekkili tarafından sigortalanan ve sigorta ettirenin İtalya'daki bir müşterisi için Türkiye'de imal ettirilen rüzgar türbini kulelerinin, bazı teknik nedenlerle İtalya'ya taşınmasının ertelendiğini, erteleme süresinde söz konusu türbin kulelerinin ardiye sözleşmesine dayalı olarak davalıya ait depolarda depolandığını ancak davalının basiretli bir tacir gibi davranıp olası risklere karşı gerekli önlemleri almaması nedeniyle depodaki emtianın meydana gelen sel sonucunda zarara uğradığını, müvekkilinin söz konusu emtianın hasara uğraması nedeniyle toplam 253.364,56 Euro ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek, bu bedelin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin aslen taşımacılık ile iştigal ettiğini ve ardiyeci sayılamayacağını, müvekkilinin, davacının sigorta ettireni ile uzun süreli ticari ilişkisi bulunduğundan bu şirketin ricası üzerine ve başkaca da bir yer temin edilemediğinden kendisine ait tır parkında söz konusu emtiayı depoladığını, karşılığında cüzi bir ücret alındığını, sigorta ettirenin depolanacak malın niteliği ve depolanacağı yerin özellikleri konusunda hiç bir bilgi vermediğini, müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında sigortalı emtianın saklanması ve depolanmasına ilişkin yazılı bir sözleşme yapılmadığı, aslında imalatçı şirkette depolanan ürünlerin, taşımanın gecikmesi nedeniyle davalıya ait tır parkında depolandığı, bu hususun sigorta ettiren şirket tarafından da kabul edildiği, bu haliyle davalı ile sigorta ettiren arasındaki ilişkinin ardiye ilişkisi değil taşıma ilişkisi olduğu, davalının sadece sigortalı emtianın Türkiye'den İtalya'ya taşınması işini üstlendiği, taşımanın ertelenmesi ve uygun bir depolama alanının bulunamaması nedeniyle davalının asıl uzmanlık alanı olmayan ardiye işini arızi olarak yaptığı, sigorta ettiren şirketin, söz konusu ürünlerin açık alanda bekletileceğini bildiği, esasen bu ürünlerin montaj sahalarında da açık alanda depolandığı, davalının tır parkında muhafaza ettiği mallar için muhtemel tüm tedbirleri aldığı, alınan tedbirlerin yeterli bulunduğu, davalının herhangi bir kusurunun olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava, davalı ile davacının sigorta ettireni arasında ardiye sözleşmesi bulunduğu ve davalının gerekli önlemleri almaması nedeniyle sigortalı emtianın hasara uğradığı iddiasına dayalı rucüen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, taraflar arasında yazılı bir sözleşme yapılmadığı, davaya konu ilişkinin ardiye ilişkisi değil taşıma ilişkisi olduğu ve davalı tarafça alınan tedbirlerin yeterli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davaya konu sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nun 11. maddesi uyarınca kanunda açıklık olmadığı sürece akdin geçerliliği herhangi bir şekle tabi bulunmamaktadır. Anılan hükümden anlaşılacağı üzere kural olarak borç doğuran akitlerde şekil serbestisi geçerli olup ancak kanunda açıkça öngörülmesi halinde bir akdin geçerliliği şekil şartına tabi tutulabilir. Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, davacı tarafın taraflar arasında kurulduğunu iddia ettiği ardiye sözleşmesine ilişkin hükümler mülga BK'nun 473. vd maddelerinde düzenlenmiş olup bu tip sözleşmeler için özel bir şekil şartı öngörülmemiştir. Davacı tarafça dosyaya sunulan 31.03.2008 ve sonraki tarihli faturalardan davalının ardiye ücreti adı altında davacının sigortalısından para tahsil ettiği anlaşılmakta olup, sigortalı emtianın da davalı tarafından işletilen tır parkında muhafaza edildiği gözetildiğinde taraflar arasında ardiye ilişkisinin kurulduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda, mahkemenin taraflar arasındaki ilişkinin ardiye ilişkisi olmadığına ilişkin kabulü yerinde bulunmadığı gibi, somut olayda tarafların kusur durumlarına ilişkin dosyada mübrez raporlar arasındaki çelişkinin giderilmemiş olması ve hükme esas alınmayan rapora hangi nedenle itibar edilmediğinin karar yerinde gösterilmemesi de doğru görülmemiştir. O halde, mahkemece davalı ile davacının halefi olduğu sigorta ettiren arasında ardiye ilişkisinin kurulduğunun kabulü ile mülga 818 sayılı BK'nun 474. maddesi uyarınca davalının kendisine muhafaza edilmek üzere teslim edilen emtiayı özenle koruma borcunun bulunduğu gözetilerek, bu kapsamda davacı tarafından sigortalanan malların selden zarar görmesini önleyici ne gibi tedbirler alınabileceği, sel sırasında davalının malları kurtarmak bakımından gerekli her türlü özeni gösterip göstermediği hususlarında dosyada mevcut raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek biçimde içinde ardiye konusunda uzman bir bilirkişinin de bulunduğu bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı değerlendirmeye ve eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 27/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.