11. Hukuk Dairesi 2023/227 E. , 2024/2084 K. İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1636 Esas, 2022/1345 Karar FER'Î MÜDAHİLLER : 1.... 2.... 3.... vekilleri Avukat ... HÜKÜM : Kısmen kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen menfi tespit davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir…
**11. Hukuk Dairesi 2023/227 E. , 2024/2084 K.** **"İçtihat Metni"** İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1636 Esas, 2022/1345 Karar FER'Î MÜDAHİLLER : 1.... 2.... 3.... vekilleri Avukat ... HÜKÜM : Kısmen kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen menfi tespit davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı ve fer'i müdahiller vekili ve davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 12.03.2024 günü hazır bulunan davacı ve fer'i müdahiller vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında dava dışı İmamoğlu Seracılık Çiçekçilik Peyzaj ve Tic. A.Ş.’nin ve ZŞ Seracılık Çiçekçilik Peyzaj ve Tic. Ltd. Şti.’nin %50 hisselerinin 5.000.000,00 TL+ 350.000,00 euro karşılığında devrine ilişkin 11.07.2012 tarihli sözleşmenin akdedildiğini, müvekkilinin anılan şirketlerdeki hisselerini devretmekle davalının sözleşme bedeli kadar borçlandığını, davalının şimdiye kadar 3.660.868,00 TL tutarında ödeme yaptığını, bakiye 2.118.232,00 TL borcu kaldığını, bu tutarın ödenmesi için davalıya ihtar gönderildiğini, ayrıca davalının iki adet senede dayalı olarak müvekkili aleyhine takip başlattığını, ancak bu iki senedin 11.07.2012 tarihli sözleşmeden önce ileride yapılacak bu sözleşmenin teminatı olarak keşide ve vade tarihleri boş şekilde müvekkilince verildiğini, sözleşmelerin yapılması ve hisselerin devri ile davacının yükümünü yerine getirdiğini, bu senetlere dayalı olarak davalıya bir borcunun kalmadığını iddia ederek müvekkilinin takip konusu senetlerden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, aksi hâlde takas mahsup talebi sebebiyle borçlu olmadığının tespitine, 2.118.232,00 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taleplerin birbirinden farklılık taşıdığını, başka ilişkilerden kaynaklandıklarını, müvekkilinin ZŞ Seracılık Çiçekçilik Peyzaj ve Tic. Ltd. Şti.’nin %50 hissesinin %35’ini davacıdan, %15’ini ...’dan olmak üzere 25.06.2012 tarihli noter sözleşmeleri ile toplam 50.000,00 TL’ye aldığını, devir bedelinin tamamen alındığının sözleşmede belirtildiğini, devir bedelinin farklı bir rakam olduğunun ancak resmi senet ile ispatlanabileceğini, İmamoğlu Seracılık Çiçekçilik Peyzaj ve Tic. A.Ş.’nin %50 hissesinin ise tamamen davacı dışındaki kişilerden devralındığını, davacının kendisine ait olmayan hisselerden dolayı alacaklı olduğunu iddia ettiğini, 11.07.2012 tarihli sözleşmenin anılan hisse devirlerinden sonraki bir tarihte bedel kısmı boş olarak müvekkiline imzalattırıldığını, sözleşmeye sonradan fahiş değer ilave edildiğini, rakam kısmı boş sözleşme aslının müvekkilinin elinde olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte sözleşmede ödemeye ilişkin bir hükme yer verilmediğini, muacceliyet tarihi belirlenmediğini, takibe dayanak senetlerde teminat ibaresinin bulunmadığını, atıf yapılan sözleşmede de buna ilişkin bir maddeye yer verilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 24.05.2018 tarih, 2014/403 E. ve 2018/567 K. sayılı kararı ile iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre menfi tespit yönünden yapılan incelemede, davacının başlangıçta senetlerin 11.07.2012 tarihli sözleşmenin teminatı olarak verildiğini ileri sürdüğü, 16.03.2017 tarihli duruşmada ise davalıdan borç para aldığını, senetleri davalıya verdiğini, ortaklık konusunda anlaşma yapıldıktan sonra senet bedellerinin borçtan düşülmesini talep ettiğini, davalının bunu kabul ettiğini, senetleri isteyince yırtıp attığını söylediğini ileri sürdüğü, bu şekilde söz konusu senetlerin teminat senedi olmadığını kabul ettiği, iddiasını yazılı delil ile ispat edemediği, menfi tespit isteminin kanıtlanamadığı, alacak davası yönünden yapılan incelemede, davaya muvafakat veren fer'i müdahiller ve davacının toplamda %50 olan anonim ve limited şirketindeki hisselerin davalıya satışının gerçekleştiği, davacının başlangıçta hisse devir bedelinin dayanılan belgedeki gibi 5.000.000,00 TL+ 350.000,00 euro olduğunu iddia etmesine karşılık davacı asilin 17.05.2018 tarihli duruşmada şirket hisse devir bedelinin 5.000.000,00 TL iken eklenen 350.000,00 euronun ise şirket malı olan çiçek bedelleri olduğunu belirttiği, delillerden ve özellikle davalının hisse devrinden önce 24.10.2011 tarihinde başlayan ve hisse devrinden sonra 31.01.2013 tarihine kadar devam eden bankadan gönderilen ödemeler dikkate alındığında davalının hisse bedelinin tamamını ödemediğinin Mahkemece kabul edildiği, hisse bedelinin tarafların imzasının inkâr etmedikleri belgeye göre 5.000.000,00 TL olduğu, her bir şirket hissesi için ayrı bir değer belirtilmediğinden ve davacı asilin duruşmada alınan beyanına göre bedellerin yarı yarıya olduğu, dava dışı hissesi devredilen İmamoğlu ... A.Ş.'de davacının herhangi bir hissesinin bulunmadığı, buna göre limited şirket hisse devir değerinin 2.500.000,00 TL'ye karşılık geldiği, davacının %35 hissesine ise 875.000,00 TL düştüğü, davacı tarafından da belirtilen 3.660.868,00 TL ödemenin yarısının 1.830.434 TL'ye karşılık geldiği, davacının % 35 hissesi dikkate alındığında davacının yaptığı tahsilatın 640.651,90 TL ettiği, davacının hisse değerinden alınan bu ödeme mahsup edildiğinde (875.000,00 TL-650.651,90 TL) alacağının 234.348,10 TL kaldığı, her ne kadar fer'i müdahiller davacıya yetki verdiklerini beyan etseler de 11.07.2012 tarihli sözleşmenin sadece davacı tarafından imzalandığı, vekâleten işlem yapıldığına ilişkin bir beyanın olmadığı, dosyaya sunulan vekâletnamenin hisse devrine ilişkin bulunmadığı, sözleşme tarihinden sonra düzenlendiği, dolayısıyla fer'i müdahil olan ortaklar adına davacının dava açma hakkının olmadığı gerekçesiyle menfi tespit davasının reddine, alacak davasının kısmen kabulü ile 234.348,10 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri ile fer'i müdahiller vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 01.10.2020 tarih, 2018/2050 E. ve 2020/981 K. sayılı kararı ile davacının dava dilekçesinde menfi tespit talebinin kabul edilmemesi hâlinde lehine hükmedilecek alacak miktarından senet bedellerinin takas ve mahsubunu istediği, sözleşmenin türünün ve içeriğinin yorumlanmasında tarafların gerçek ve ortak iradelerinin esas alınmasının gerektiği, 11.07.2012 tarihli sözleşme incelendiğinde davacının dava dışı iki şirketteki hisselerinin %50’sini 5.000.000,00 TL+ 350.000,00 euro bedelle davalıya devrettiğinin görüldüğü, 28.03.2013 tarihli vekâletnamede fer'i müdahillerin davacıya hisse devir alım yetkisi verdiği, ayrıca davacı yanında fer'i müdahil sıfatıyla davaya katıldıkları, hisse devrine muvafakatlarının bulunduğu, davalı vekilinin “11.07.2012 tarihli sözleşmeden önce davacıya borç verildiğini, 550.000,00 euro ödemenin banka aracılığıyla yapıldığını, karşılığında iki adet senedin alındığını, 11.07.2012 tarihli sözleşmenin de yapılan ödemeleri göstermek amaçlı makbuz niteliğinde düzenlendiğini” beyan ettiği, bedellerin sonradan doldurulduğu iddiasının ispatlanamadığı, davacının ise duruşmada “davalıdan borç aldığını, karşılığında senetlerin düzenlendiğini, 5.000.000,00 TL’lik bedelin hisse devir, 350.000,00 euroluk bedelin çiçek bedeli olduğunu” beyan ettiği, bu durumda hisse devir bedeli olarak 5.000.000,00 TL talep edilebileceği, hisse devir bedeli ve ödeme şekline ilişkin sözleşmelerin adi yazılı düzenlenebileceği, limited şirket hisse devir sözleşmesi noterde düzenlenmişse de anonim şirket için adi yazılı devir sözleşmesi yapıldığı, davalının bir yandan belgenin geçersizliğini ileri sürerken diğer yandan şirketin işleyişi için davacıya banka yoluyla ödemeler yaptığını ve belgenin bu ödemeler kapsamında verilmiş makbuz niteliğinde olduğunu beyan etmesinin çelişki davranış yasağına aykırılık taşıdığı, banka dekontlarında yer alan ödemelerin hisse devrinden sonra 31.01.2013 tarihine kadar devam ettiği, bu dekontların dava dilekçesi ekinde sunulduğu, ödemelerin tam olarak neye ilişkin yapıldığının davalı yanca ortaya konulmadığı, hisse senedi alımına ilişkin olduğunun kabulünün gerektiği, böylece davacı ve fer'i müdahillerin hisselerini 5.000.000,00 TL karşılığı devrettikleri, davalının şirket defterlerinde kayıtlı olan ödemelerinin mahsubu sonucunda 2.876.373,00 TL ödeme yaptığı, davacının 200.000,00 ve 250.000,00 euro bedelli senetleri davalıdan aldığı borç karşılığı verdiğini ikrar ettiği, ancak takas-mahsup def'inin bulunduğu, 450.000,00 euronun 23.09.2013 tarihi itibariyle efektif satış kuru üzerinden 1.211.580,00 TL’ye tekabül ettiği, böylece davalının 5.000.000,00 TL hisse devir bedeli borcundan toplamda 4.087.953,00 TL sorumluluğunun sona erdiği, davacının bakiye 912.047,00 TL alacağının devam ettiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacının ve fer'i müdahilin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden hüküm verilmesine, davacının davalıya 24.10.2011 tarihli 200.000,00 euro bedelli ve 17.01.2012 tarihli 250.000,00 euro bedelli senetlerden dolayı borçlu olmadığının tespitine, alacak davasının kısmen kabulü ile 912.047,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, alacak davasına yönelik fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Dairemizin 15.06.2022 tarih, 2020/8138 E. ve 2022/4904 K. sayılı kararı ile "...1-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava, menfi tespit ve bakiye hisse devir bedellerinin tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, davalının dava tarihine kadar banka aracılığıyla ve elden makbuz karşılığında toplam 3.660.868.-TL karşılığı ödeme yaptığını, ancak hisselerin devir bedelinin bakiye kısmı olan 2.118.232.-TL’yi ödemediğini ileri sürmüştür. 3.660.868.-TL’nın hisse devir bedeli olarak davacı tarafından tahsil edildiği ikrar edildiğinden mahkemece, bu miktar ödeme yapıldığının kabulü gerekirken sadece banka yoluyla yapılan ödemeleri gösteren bilirkişi raporundaki 2.876.373.-TL’nın hisse devir bedeli ödemesi olarak kabulü doğru olmamış, kararın bu yönden davalı yararına bozulmasını gerektirmiştir. 3-Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin katılma yoluyla temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir..." gerekçesiyle (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin katılma yoluyla temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının hisse devir bedeli karşılığı ödediği rakam olarak Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda tespit edilen 3.660.868,00 TL ile 450.000,00 euro tutarındaki senetlerin karşılığı olan 1.211.580,00 TL'nin toplanması neticesi bulunan 4.872.448 TL tutarında hisse alım satımına ilişkin alacak talebi açısından davalının sorumluğunun sona erdiği, yani davalının davacıya ödünç verdiği para karşılığı düzenlenen bono bedellerinin davacı tarafından takasa konu edilmesi nedeniyle bu bono bedellerinin ve davalının hisse bedeli karşılığı ödediği tutarların toplamı olan 4.872.448 TL'nin, davalının davacıya olan hisse devir bedeli borcundan düşülmesi gerektiği, taraflar arasında imzalandığı anlaşılan ''Sözleşme'' isimli belgede, hisse alım satım bedelinin 5.000.000,00 TL olarak kararlaştırıldığı, hisse devir bedeli olan 5.000.000,00 TL'den 4.872.448 TL'nin mahsubu neticesinde davacının hâlen davalıdan 127.552,00 TL tutarında hisse satış bedelinden kaynaklı bakiye alacağı olduğu sonucuna varıldığı, menfi tespit talebine konu senet tanzim tarihlerinin, kısa kararda maddi hata sonucu yanlış yazıldığı, gerekçeli karar yazılırken fark edildiği, bu adi yazım hatasının re'sen düzeltildiği, infazda tereddüt olmaması için senetlerin konu edildiği icra takip dosyalarının da gösterildiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında yeniden hüküm verilmesine, menfi tespit talebinin kabulü ile davacının davalıya Bakırköy 12. İcra Müdürlüğünün 2013/11312 E. sayılı takibine konu 17.01.2012 tanzim, 15.06.2012 vade tarihli, 200.000,00 euro bedelli ve Bakırköy 12. İcra Müdürlüğünün 2013/11313 E. sayılı takibine konu 24.10.2011 tanzim, 15.06.2012 vade tarihli, 250.000,00 euro bedelli senetlerden dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının alacak davasının kısmen kabulü ile 127.552,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, alacak davasına yönelik fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve fer'i müdahiller vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı ve fer'i müdahiller vekili temyiz dilekçesinde özetle; eski kararda direnilmesi gerektiğini, maddi hataların söz konusu olduğunu, bozmaya uyulmasına rağmen uyulma dışı gerekçelerin olduğunu, esasında yargılama devam ederken de 350.000,00 euro yönünden şirket malı çiçek bedeli olarak müvekkilince ifadede bulunulmasından aleyhe sonuç çıkarmanın imkansız olduğunu, mevcut çiçek bedeli olarak nitelense dahi bu borcun davalının ödemesi gereken bir borç olduğunu, tarafların sözleşmede bunu da kararlaştırdıklarını, belgenin altında davalının imzası olup Mahkemelerce de bu sözleşmenin geçerli sayıldığını, bu durumda dava dilekçesinde belirtilen davalı ödemelerinin bir kısmının bu bedel yönünden olduğunun anlaşılacağını, talep içinde 350.000,00 euro olduğu açık olup davalının bu borcunun varlığının ise tartışmasız olması nedeniyle ödemelerin 350.000,00 euroluk kısmının buraya mahsup edilmesi gerektiğini, aradaki farkın buradan kaynaklandığını, halen müvekkilinin zararlarının arttığını, 350.000,00 euro bedelli senet yönünden yeni bir gerekçe oluşturulduğunu, davalı tarafın senetlerle ilgili Mahkeme içi ikrarı olan iki adet senedi davacıya banka aracılığı ile yapılan ödemelerin karşılığı olarak aldığı ikrarının gelinen aşamada ayrıca önemli olduğunu, gerek bilirkişice tespit edilen 2.876.373,00 TL'nin gerekse Yargıtayın bozma kapsamında belirttiği bedel olan 3.660,868,00 TL'nin içinde bu bedellerin olduğunu, dolayısıyla hesap yapılırken 450.000,00 euro karşılığının iki defa hesap edilip ayrı ayrı iki defa alacak miktarından düşülemeyeceğini, yapılan ödemeler içinde davalının ikrarında olan bedellerin hesap edildiğini, ikrar dahilinde yeniden hesap yapılacak olursa davalının ikrarı da gözetildiğinde alacak rakamının daha da artacağını, yargılama devam ederken davalının, bedelleri inkâr ettiğini, bunların talep konusu bedeller olmadığını ifade ettiğini, aleyhe karar çıkınca ise bu kez bedeller hesaptan düşülmeliydi dediğini, Yargıtay tarafından bu yöne dikkat edilmediğini, karşı taraf lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu, menfi tespite konu bedel de gözetildiğinde vekâlet ücretinin yüksek hesap edildiğini, ihtar var iken dava tarihinin esas alınmasının doğru olmadığını, aleyhe yönlerden kararı kabul etmediklerini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına, mümkünse düzeltilerek onanmasına karar verilmesini istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporlarının karara dayanak olamayacağını, karşı oy yazısından neden dönüldüğünün açıklanmadığını, menfi tespit kararının hukuka aykırı olduğunu, davacının alacağı olmadığını, düzenleme, ödeme ve muacceliyet tarihlerine bakıldığında, hiçbir alacak hakkının bir diğeri ile bağlantısı olmadığının net şekilde anlaşıldığını, davacının kendisine ait olmayan alacaklar bakımından takas beyanında bulunduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesi ile verdiği menfi tespit kararında çelişkiye düştüğünü, davacı tarafın alacak hakkı olduğunu sözleşmeler kapsamında ispat edemediğini, 11.07.2012 tarihli belgenin bir 3. kişinin fiilini taahhüde ilişkin bir belge olduğundan bahsedilemeyeceğini, 3. kişi yararına sözleşmenin unsurlarının da bulunmadığını, 11.07.2012 tarihli bir belge ile bu belgenin tarihinden evvel 25.06.2012 tarihinde yapılmış ve bitmiş olan hisse devirleri ile alakalı 28.03.2013 tarihinde yetki ve muvafakat verilmiş olduğuna dair gerekçenin, hukuki olmayan, tabiri caizse, borç ilişkisinin temel özelliği olan nispilik ilkesinden Bölge Adliye Mahkemesinin davacının taleplerini üçüncü kişinin fiilini taahhüt ya da üçüncü kişi yararına sözleşme kalıplarına sokmak için zorlama bir gerekçe bulmaya çalışması olarak gözüktüğünü, söz konusu hukuki zorlamaya karşı bir diğer tespitlerinin de eğer 11.07.2012 tarihli “Sözleşme” isimli belge üçüncü kişinin fiilini taahhüt olarak değerlendirilecekse, bu durumda gerçek kişilerce kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eş rızasına ilişkin hükümlerin uygulanmasının gerekeceğinin açık olduğunu, davacının kendi adına dava açma hakkının olmadığını, takas talebinde bulunamayacağını, davacı ...’a ait %35 oranındaki payın değerinin 493.576,69 TL olduğunu, 11.07.2012 tarihi itibariyle şirketlerin hisselerinin değerlemesinin yaptırılmadığını, davacı tarafın takas talebinin kabul edildiğini varsaysak dahi bu durumda da davacının kendisine ait olmayan alacaklara, müvekkiline olan borcunu takas etmesi şeklinde bir hukuki garabetin ortaya çıktığını, davacının şirkete yapılmış olan ödemeleri dahi kendisine hisse devirleri karşılığı yapılmış ödemeler olarak belirtmiş olmasının dahi davacının kötü niyetli olduğunun göstergesi olmakla bu durumun Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tespit edilmemiş olmasının da kararın hukuka aykırı olduğunun bir diğer göstergesi olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, menfi tespit ve bakiye hisse devir bedellerinin tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı ve fer'i müdahiller vekili ile davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin taraflardan alınarak yek diğerine verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.