TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/01/2023 NUMARASI : 2019/294 Esas 2023/40 Karar DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ : 27/05/2019 KARAR TARİHİ : 20/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/02/2026 Taraflar arasındaki ticari şirket fesih istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın davalı şirket …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2023/561 Esas 2026/138 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/561 KARAR NO : 2026/138 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/01/2023 NUMARASI : 2019/294 Esas 2023/40 Karar DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ : 27/05/2019 KARAR TARİHİ : 20/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/02/2026 Taraflar arasındaki ticari şirket fesih istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın davalı şirket yönünden kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı şirket vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ... ile davalılardan ...'ün diğer davalı ... Konfeksiyon Ltd Şti'nin ortakları olup, aynı zamanda evli olduklarını, davalı şirketin %49 hissesinin davacı, %51 hissesinin ise davalı ... adına kayıtlı olduğunu, davalı şirketin kuruluşundan bu yana davalı tarafından şirket müdürü sıfatı ile yönetildiğini ve halen yönetilmeye devam ettiğini, davacının şirketin üretim kısmında çalıştığını, 2016 yılından itibaren taraflar arasında yaşanan anlaşmazlıklar nedeni ile davacı tarafından 2017 yılında davalı aleyhine açılan boşanma davasının Ankara 4. Aile Mahkemesi'nin 2017/1930 esas sayılı dosyasında devam ettiğini, bu davada aldırılan bilirkişi raporu ile davalı şirketin boşanma davasının açıldığı döneme kadar karlı iken, boşanma davası açıldıktan sonra zarar eden bir şirket haline dönüşmüş olarak gösterildiğinin tespit edildiğini , davalının şirketten haksız para transferi yaptığını, gereken ürünlerin stoklarda bulunmadığını, gayriresmi olarak yapılan satışlardan elde edilen gelirin şirket hesabına aktarılmadığını, davalının şirket geliri dışında bir kazancı olmamasına karşın şirkete borç para verilmiş gibi kayıtlarda gösterildiğini, müvekkiline kar payı hiç ödenmediğini bildirerek, TTK'nun 630. maddesi gereğince davalı tedbiren davalı şirkete kayyum atanması ve TTK'nun 636. ve devamı maddeleri gereğince davalı şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının şirketin fesih ve tasfiyesini isteyebilmesi için TTK 636. Maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediğini, bu nedenlerle davacının davasının öncelikle reddini, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde davacı ortağın ortaklıktan çıkmasına izin verilmesini talep ettiklerini, davalı şirketin 1977 yılında tarafların evliliği öncesinde ... ... isimli şahıs firması olarak kurulduğunu, 02/01/1995 tarihinde ... İnşaat Turizm San ve Ltd olarak ticaret siciline tescil edildiğini, 11/12/1997 yılında davalı ile birlikte iki hissedardan biri olan Kenan Ünal'ın hissesini ...'e devrettiğini, davacının şirkete ortak olmasının nedeninin o tarihte limited şirketlerin tek ortaklık kurulamamasından kaynaklandığını, davalının şirkette çalışmadığını, tüm işlemlerin yönetici ortak olan müvekkili tarafından gerçekleştirildiğini, davalı şirketin al sat firması olmayıp, moda tasarım işi yaptığını, oluşan zararın tekstil sektörünün dönem dönem krize girmesinden kaynaklandığını, buna rağmen müvekkilinin çabası ile şirketinin faal kaldığını, boşanma davası nedeni ile şirketin zarara uğratıldığı iddiasının haklı olmadığını belirterek, şirkete kayyum atanması isteminin haklı olmadığını, davanın reddini aksi halde davacı ortağın şirketten çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalı ... Konf. ve Tekstil San. Tic. Ltd. Şti adına usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermediği görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; başlangıçta fesih ve tasfiyesi istenilen davalı ... Konfeksiyon Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin davacının %49, davalının %51 oranında paya sahip iki hissedardan oluştuğu, davacı ve davalı arasında devam eden boşanma davasından ötürü şirketi birlikte yönetilmek koşulunun ortadan kalktığı ancak TTK'nun 636/3 maddesinde ön görülen alternatif çözümlerden, davacının çıkma payı alarak ortaklıktan ayrılma koşulunun özellikle davacı vekilince 25/02/2020 tarihli duruşmada bu yöndeki beyanı da gözetildiğinde oluştuğu , davacının şirketteki hissesi de dikkate alındığında karar tarihine en yakın çıkma payı olarak talep edebileceği tutarın bilirkişi kurulunca gerekçeli ve denetime elverişli olarak düzenlenen 11/11/2022 tarihli 3. ek raporda da belirlendiği üzere 422.189,55 TL olduğu, davacı tarafça harcı da ikmal edilen bu tutar için davanın şirket yönünden kabulü ile çıkma bedeli olarak 422.189,55 TL'nin (çıkma payı) karar tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Konfeksiyon Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesine, davanın niteliği itibari ile şirketteki diğer hissedar ...'e husumet yöneltilemeyecek olmakla bu davalı yönünden davanın ise usulden reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince 11/11/2022 tarihli raporun hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Tescili olmayan "..." markasının tescilden doğan haklar yönünden bir bedel incelemesine tabi tutulması mesnetsi olup, bilirkişilerce tescilli markaların hesabında kullanılan yöntemlerle, tescili olmayan, marka niteliği sübjektif karinelere dayandırılan bir incelemede 150.000,00 TL değer tespiti yapılmasının mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişice yapılan incelemede vergi borçları hususunda gecikme zammı dahil borcun toplam 183.534,81 TL olduğu kanaatine varılmış ise de, müvekkili şirketin yapılandırma anlaşması gereği taksitlerden birini ödeyememesi ihtimalinde karşılaşılacak vergi borcunun 658.255,18 TL olup, bu miktarın esas alınmamasının doğru olmadığını, stok değerlendirmesi konusunda bilirkişice depoda duran ekonomik ömrünü tamamladığı da izahtan vareste olan malzemelerin bir aktif varlık olarak değerlendirilmesinin külliyen yanlış olduğunu, 25/08/2022 tarihli dilekçede şirketin öz varlığı hakkında itirazları dile getirilmiş olmasına rağmen bilirkişi tarafından itirazları gözetilmeden hükme esas raporun hazırlandığını, davalı ...'ün müvekkili şirketten alacağı olan 68.685,37 TL'nin, çıkma payı hesaplanırken mahsup edilmesi gerektiğini, Davacının şirkete ilişkin sermaye taahhüdünü yerine getirip getirmediğinin göz ardı edildiğini, her ne kadar kağıt üzerinde davacının sermaye borcunu yerine getirdiği beyan edilse de gerçek anlamda bir sermaye ortaya koymadığı gibi ödeme gücü de bulunmadığını, Çıkma payının ödenebilirliğinin mahkemece gözetilmediğini, Ayrılma akçesine faiz işletilmesi hukuka aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; limited şirketin TTK'nun 636/3. maddesi gereği haklı nedenle feshi ve tasfiyesi, mümkün olmadığı takdirde limited şirket ortaklığından çıkma istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevabından, davalı şirketin 09/12/1997 tarihinde kurulduğu, davalı şirkette davacının %49 , davalı ...'ün %51 pay sahibi ortakları oldukları, davalı ...'ün davalı şirketin münferiden temsil ve ilzama yetkili müdürü olduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamında alınan mali müşavir bilirkişi ... tarafından tanzim olunan 09/06/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; 2018 yılını 590.367,43 TL zararla kapatan davalı şirketin 2019 yılında 60.558,47 TL kar elde etmiş, 2020 yılında yine 172.182,38 TL zarar etmiş, 2021 yılının ilk 3 ayında ise 1.440,95 TL kar elde etmiş göründüğü, eldeki dava bakımından; gelir tablolarında bürüt satış zararı olması, yani mamullerin maliyetinin altında satılması yönetimsel bir zafiyet olarak yorumlanabileceği, zira şirketin yönetim giderleri, reklam ve pazarlama giderleri, fireler, hurdalar gibi nedenlerle ortaya çıkabilecek zararlar anlaşılabilir ise de doğrudan ürün maliyetlerinin altında bir satış yapılmasının sık rastlanılan bir durum olmadığı, incelenen 2018, 2019, 2020 ve 31.03.2021 tarihlerinde şirketin her hangi bir kar dağıtımı yapmadığı, dahası bazı yıllarda kar edilmiş olmasına karşın ortaklarına dağıtılabilir bir kar bulunmadığı da bilançolarda yer aldığı, çünkü bazı yıllarda karlardan daha yüksek zarar edilmiş olması karlar bir yana şirketin 160.000,00 TL’lik ödenmiş sermayesini bile eritmiş ve şirketin öz varlık tutarı 26.827,12 TL ile ödenmiş sermayenin altında gerçekleşmiş ve davalı şirket öz varlıklarını zararlar sebebiyle tüketmiş göründüğünü, şirketin kayıtlarında davacı ortağın ne şirkete ne de diğer ortağa her hangi bir sermaye ya da başka borcu da kayıtlı olmadığını, Şirketin 31.03.2021 tarihi itibarı ile öz varlık tutarı 26.827,12 TL olarak hesaplanmış olup (Bu tutara marka değeri dahil değildir) ortakların hissesine düşen payın ; ... %49 hissesi karşılığı 13.145,29 , ... %51 hissesi karşılığı 13.681,83 TL olup ...’ün şirketten olan (37.784,99 + 349.099,31) 386.884,30 TL toplam alacağı bu öz varlık hesaplamasında borç olarak dikkate alınmış olup, buna göre ...'ün alacağı (13.681,83 + 386.884,30) 400.566,13 TL olarak hesaplandığı bildirilmiştir. Mahkemece mali müşavir bilirkişi ...'un yanına tekstil mühendisi, marka vekili eklenerek alınan 02/02/2022 tarihli heyet raporunda özetle; Şirketin 30.09.2021 tarihi itibarı ile rayiç öz varlık tutar 777.176,85 TL olarak hesaplanmış olup ortakların hissesine düşen pay; ... % 49 hissesi karşılık 380.816,66 TL, ... %51 hissesi karşılı 396.360,19 TL olup ...'ün şirketten olan (25.401,58 + 77.979,89) 103.381,47 TL alacağı bu öz varlık hesaplamasında borç olarak dikkate alındığı bildirilmiştir. Heyet tarafından tanzim edilen 09/08/2022 tarihli ek bilirkişi raporunda özetle; Tarafların önceki raporlara dönük itirazlarında önceki tespit ve görüşlerimizi değiştirir bir husus bulunmadığı, şirketin 30/06/2022 tarihi itibarı ile rayiç öz varlık tutarının 1.008.456,67 TL olduğu, buna göre ortakların hissesine düşen payın; ... %49 hissesi karşılığı 494.143,77 TL, ... %51 hissesi karşılığı 514.312,90 TL olduğu, ortaklardan ...’ün şirketten olan 67.778.31 TL alacağının bu öz varlık hesaplamasında borç olarak dikkate alındığı bildirilmiştir. Heyet tarafından tanzim edilen 11/11/2022 tarihli ek bilirkişi raporunda özetle; Tarafların önceki raporlara dönük itirazlarında vergi borçları dışında önceki tespit ve görüşlerimizi değiştirir bir husus bulunmadığı, şirketin 30/09/2022 tarihi itibarı ile rayiç öz varlık tutarının 861.611,34 TL olduğu, buna göre ortakların hissesine düşen payın; ... %49 hissesi karşılığı 422.189,55 TL ... %51 hissesi karşılığı 439.421,78 TL olduğu, ortaklardan ...’ün şirketten olan 68.685,37 TL alacağının bu öz varlık hesaplamasında borç olarak dikkate alındığı bildirilmiştir. Somut olayda, davacı tarafça davacı ve davalının ortağı olduğu ve şirket müdürlüğünü davalı ... yerine getirdiği davalı şirkette davacıya yıllardır şirket ile ilgili bilgi verilmediğini, kâr payı ve ücret ödenmediğini, davacı tarafından boşanma davası açıldıktan sonra davalı ... tarafından boşanma davasının açılmasıyla birlikte şirketin zarar eden pozisyonda gösterildiğini, , davalının şirketten haksız para transferi yaptığını, gereken ürünlerin stoklarda bulunmadığını, gayriresmi olarak yapılan satışlardan elde edilen gelirin şirket hesabına aktarılmadığını, davalının şirket geliri dışında bir kazancı olmamasına karşın şirkete borç para verilmiş gibi kayıtlarda gösterildiğini bildirerek şirketin haklı nedenlerle feshinin talep edildiği, davalı tarafça şirketin haklı nedenle fesih şartlarının somut olayda olmadığını,davacının şirkette çalışmasının olmadığını, sadece ortak sayının tamamlanası için kendisine pay verildiğini, bu sebeple, davanın reddine, aksi takdirde davacının şirketten çıkarılmasının talep edildiği, mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın davalı şirket yönünden kabulüne karar verildiği ve ilgili karara karşı davalı şirket tarafından hüküm altına alınan çıkma payının belirlenmesine yönelik istinafa gelindiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosyamız kapsamındaki uyuşmazlığın limited şirketin haklı sebeple fesih koşullarının oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin oluşmasının davacıdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, davacıdan kaynaklanmıyor ise fesih yerine alternatif çözüm yollarının uygulanıp uygulanmayacağı ve hükmedilen çıkma payının usulüne uygun belirlenip belirlenmediği hususlarında toplanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 636/(3) maddesinde; "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemede şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağı payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağı şirketten çıkartılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur. TTK’ununda Limited şirkette haklı sebebin tanımı yapılmadığı gibi haklı sebeplere de örnek madde metninde yer verilmemiştir. Ancak Anonim Şirkete ilişkin TTK 531. maddesine ait gerekçede tasarıda İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalmasının haklı sebep sayıldiği ifade edilmiştir. Doktrinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında "şirketin kötü yönetilmesi ve ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması," "şirketin kuruluş gayesini gerçekleştirmesinin imkânsız olması," "şirket varlıklarının yanlış kullanılması veya israf edilmesi," "azınlığa karşı fiili veya manevi güç baskı uygulanması," "azınlığın meşru taleplerinin devamlı olarak reddedilmesi" ve '' pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması'' şirketin feshi açısından haklı sebep olarak örnek olarak sayılmıştır. Hakim her somut olayda haklı sebep bunup bulunmadığını durumun özelliğine göre ortaklığın yapısını gözeterek takdir edecektir. Çamoğlu’na göre haklı sebep; hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. Limited şirket, anonim şirkete nazaran kişisel niteliklerin de gözetildiği bir özelliğe de sahiptir. Bu anlamda ortaklar arasındaki uyumsuzluk gibi şahsi sebeplerde haklı sebep olarak ileri sürülebilir. Haklı sebep kavramı kanunda çoğul olarak belirtilmiş ise de tek bir sebep bile niteği ve ortaya çıkardığı sonuçlar gözetildiğinde fesih için yeterli haklı sebep oluşturabilir. Türk yargı kararlarında ise; Haklı sebep objektif veya sübjektif olabilir. Ana öge ortaya çıkan sebebin ortaklığın yaşamasını imkânsız hale getirmesidir. Her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddianın haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, gibi hususlar haklı neden olarak kabul edilebilir. Doktrinde haklı sebeple fesih için, '' şirketin kötü yönetilmesi, pay sahipleri arasında anlaşma ve uzlaşma imkanının kalmaması, pay sahiplerinin haksız ve keyfi olarak farklı muameleye tabi tutulmaları, şirketin amacına hizmet etmemesi, kar dağıtmayarak ortakları açlığa mahkum etmek, şirket imkanlarının çoğunluk pay sahiplerine tahsisi, çoğunluğun hakim olduğu diğer şirketlere şirket imkanlarının kaydırılması, şirket imkanlarının yanlış kullanılması ve israfı, genel kurul ve yönetim kurulunun kilitlenmesi sürekli olarak gereksiz yere toplantıya çağrılması, azlığa karşı manevi güç ve baskı uygulamak, azlığın meşru taleplerinin sürekli ret edilmesi, pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetlerinin ortadan kalması şeklinde örneklemeler'' yapıldığı görülmektedir. Doktrinde haklı sebeplerin görünüm biçimlerini "çoğunluk gücünün kötüye kullanılmasına ilişkin sebepler", "kişisel sebepler" ve "ortaklığa ilişkin sebepler" olarak üç büyük gruba ayırdıkları ve örneğin eşitlik veya hakların sakınılarak kullanılması gibi azınlığın korunmasına ilişkin temel ilkelerin ihlalini, pay sahiplerinin mali nitelikteki ve/veya yönetime katılma haklarını ihlal eden uygulamaları, pay sahibinin kişisel uyuşmazlık çıkarmasını veya bazen onun kişiliğinde diyelim iflas, ölüm, kısıtlanma gibi gerçekleşen bazı nedenleri, ortaksal yükümlülüklerin ihlalini, pay sahiplerinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranılmasını, taraflar arasında imzalanmış bulunan pay sahipleri sözleşmesinin ihlalini, nihayet şirketin kötü yönetilmesini, amacını elde etmesinin olanaksızlaşmasını ve/veya organlarının karar alma yeteneğini yitirmesini haklı sebebe örnek olarak verdikleri gözlemlenmektedir (Ömer Teoman, Yaşayan Ticaret Hukuki Mütalaalar 15. Kitap 2012-2013, s. 294). Hakim fesih talep eden ortağın veya ortakların menfaati ile fesih halinde zedelenmesi muhtemel bütün menfaatleri karşılaştırmalıdır. Kanunda tanımlanmadığına göre hâkim TMK 4. maddesi çerçevesinde her somut olayda haklı sebebin varlığını takdir edecektir. Somut olay adaleti gerçekliği ile şirketin yapısı ortaklığın işlevsel halini gözeterek vakıaların haklı sebep düzeyine ulaşıp ulaşmadığını araştırıp takdir etmelidir. Takdir hakkının sınırının kanuni dayanağın amacı ile uygun kullanılması gerekir. Diğer taraftan, hâkim bu değerlendirmeyi yaparken fesih davası açmanın davacı ortaklar için en son çare olup olmadığını da denetlemelidir. Örneğin; çekişmeyi yaratan genel kurul kararı aleyhine iptal davası açma imkanı varsa veya ortaklık esas sözleşmesinde başka bir hukuki olanağın kullanılması mümkün iken bu yola gidilmeden fesih davası açılması, davanın reddini gerektirebilir. Bu nedenle fesih davasının ikincil dava ve son çare olduğu da söylenebilir. Yasaman; Federal Mahkemenin 50 yıllık uygulamasında haklı sebeple fesih davasının en son çare olarak düşünülmesi gerektiği, azınlığın ortaklıklar hukuku çerçevesinde bütün imkanlarını kullanarak hakkını kullanması gerektiği, bütün bunlara rağmen bir sonuç alamıyorsa ortaklığın feshinin istenebileceği yolunda kararların istikrar kazandığını belirtmektedir (Hamdi Yasaman, Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi, s. 716-717). Haklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir (Yargıtay 11. HD 6/2/2014 gün ve E:2012/9510 K:2014/2041 sayılı Karar). Davacı tarafça dava dilekçesinde haklı sebep olarak ileri sürdüğü hususlar bilgi alma ve inceleme haklarını kullandırılmadığı, şirketin kötü yönetildiği, davacıya kar payı ödenmediği, davacı tarafça şirket yetkilisi olan diğer ortak aleyhine boşanma davası açıldıktan sonra şirketin davalı eşi tarafından borçlandırıldığı , taraflar arasındaki güven ilişkisinin ortadan kalktığıdır. Haklı sebebin gerçekleştiği hususuna ilişkin ispat yükü davacıda olup somut olayda varlığı iddia edilen sebeplerin “şirketin feshi için” haklı sebep teşkil ettiği hususunun davacı tarafından usulünce ispatlanması gerektiği tartışmazsızdır. Dosya kapsamında bir örneği yer alan Ankara 4. Aile Mahkemesi'nin 18/07/2019 tarih 2017/1930 E 2019/613 K sayılı kararı incelendiğinde, mahkemece davalı kocanın evlilik yaşamı içerisinde bir kaç kadın ile gönül ilişkisi içerisine girdiği, buna dayalı olarak eşler arasında çıkan tartışmalarda kocanın karısına şiddete yönelik tepki ve hareketler gösterdiği, ona küfür ve hakaret ettiği, ancak dava açılmazdan 1 yıl öncesine kadar yaşanan tüm olaylar davacının kendi anlatımı ile sabit olduğu üzere davacı tarafından affedilmiş ve en azından hoşgörü ile karşılandığı, bu nedenle davalının ... isimli kadın ile olan ilişkisinden önceki olayların boşanmaya sebep teşkil edici olarak kabul edilmediği, dosya kapsamı itibariyle kocanın ... isimli kadınla gönül ve cinsel birliktelik içerisinde olduğu sabit olduğu bu nedenle davacı kadının birleşen dosyadaki zina nedeniyle boşanma davasının hak düşürücü süre nedeniyle reddine, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, birleşen davada şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma talebinin konusu kalmadığından bu konu ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, kadın lehine 50.000 TL maddi, 25.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği görülmüştür. UYAP sistemi üzerinden yapılan inceleme neticesinde, Ankara 4. Aile Mahkemesi'nin 18/07/2019 tarih 2017/1930 E 2019/613 K sayılı kararın taraflarca istinafı üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi'nin 08/06/2021 tarih, 2019/2646 E 2021/1076 K sayılı ilamı ile, davacı kadının kusur tespiti, zina nedenine dayalı boşanma hükmü ile tazminat miktarları yönünden istinaf taleplerinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının tamamıyla kaldırılmasına, kadının sair ve davalı erkeğin tüm istinaf taleplerinin esastan reddine, asıl ve bileşen davanın kabulü ile, davacı ... ile davalı ...'ün TMK'nun 166/1 ve 161.maddesi uyarıca boşanmalarına, davacı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, davacı kadının maddi ve manevi tazminat talebinin TMK 174/1-2 maddesi uyarınca kısmen kabulü ile, 600.000,00-TL maddi, 400.000,00-TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği, ilgili kararın temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 23/02/2022 tarih, 2021/8396 E 2022/1699 K sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda somut olay irdelendiğinde, davacı ile davalı ...'ün davalı ...'in davacıyı başka bir bir kadınla aldatması nedeniyle davalı ...'ün kusuru ile boşandıkları, davacı ve davalı arasında işletmenin devamı hususunda anlaşmazlıklar bulunduğu, yine davalı ...'ün davacıyı iş yerinden kovup bir daha iş yerine sokmadığı hususlarının tanık beyanları ile sabit olduğu, yine şirket müdürü olan davalı ...'ün mali müşavir bilirkişi ... tarafından tanzim edilen raporda da belirtildiği üzere, mamulleri maliyetinin altında satmasının yönetimsel bir zafiyet olarak yorumlanabileceğinin belirlendiği, bu haliyle davalı ...'in şirketi kötü yönettiği, yine davacının boşanma davasına bağlı olarak davacının alacağını azaltmak amacıyla davalının şirketi zarara soktuğu iddiası karşısında tarafların boşanma ilamlarının da kesinleştiği dikkate alındığında, bu aşamadan sonra davalı ile ortaklık yürütemeyeceği kanaatine varan ve güven ilişkileri zedelenen davacıdan davalı ile ortaklığa devam etmesinin ve tarafların birlikte davalı şirketi devam ettirmelerinin beklenemeyeceği, ancak şirketin aktif mamelekenin ve çalışanlarının mevcut olup, %51 pay sahibi olan davalının da şirketi devam ettirme iradesi olduğu, davacının da 25/02/2020 tarihli celsede fesih koşulları olmaması halinde davacının çıkma payı ödenmesi şartıyla ortaklıktan çıkma talebinde bulunduğu anlaşılmakla, mahkemece şirketin feshi yerine alternatif çözüm yöntemi olarak davacının ortaklıktan çıkmasına karar verilmesi isabetlidir. İstinafa gelen davacı tarafça mahkemece belirlenen çıkma payının isabetli belirlenmediği ileri sürülmüştür. Davalı şirket vekilinin çıkma payı bedeline yönelik istinaf itirazları değerlendirildiğinde; TTK'nın 641. maddesi uyarınca, şirket ortaklığının sona ermesi halinde ortak, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkını haizdir. Kanun, ayrılan ortağın payının gerçek değerini isteyebileceğini belirtmekle birlikte, gerçek değerin nasıl hesaplanacağı konusunda bir hüküm getirmemiştir. Anılan Kanun maddesinin Hükûmet gerekçesinde, "6762 sayılı Kanun, ayrılan ortağın ayrılma payını açıkça düzenlememiştir. 641 inci madde bu konudaki kanun boşluğunu bir hüküm ile doldurarak hem tartışmalara son vermeyi hem de adalete uygun bir çözüm getirmeyi amaçlamıştır. Ayrılma her çeşidi ile çıkma ve çıkarılma ile doğal çıkma hali olan ölümü de kapsar. Ayrılma özellikle çıkarma, elkoyucu (müsadere edici) ve cezalandırıcı bir yaklaşıma olanak vermemelidir. Tasarının kuralı ayrılan ortağa esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesinin ödenmesidir. 'Gerçek değerine uyan' ibaresini kanun tanımlamamıştır. Bu ibarenin yorumu öğreti ve yargı kararlarınca yapılacaktır, ancak ibarenin en azından 'bilanço değeri'ni ifade ettiği şüphesizdir". Görüldüğü üzere Kanun'un gerekçesinde, gerçek değerin en azından bilanço değerini ifade ettiği belirtilmiştir. Kanun, ayrılma akçesinin nasıl hesaplanacağı konusunda susmuş ve bu hususu yargısal ve ilmi içtihada bırakmıştır. Öğretide bu hususta benzer değerlendirmeler mevcuttur. "TK 641. maddenin 1.fıkrasına göre: 'ortak şirketten ayrıldığı takdirde esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkını haizdir'. Görüldüğü gibi Yasa ayrılan ortağa ayrılma payının 'gerçek değeri'nin ödenmesini amirdir. Gerçek değer, ayrılma payının çıkma tarihindeki adil, diğer bir anlatımla payın yaşayan işletme içindeki piyasa değeridir (Tekinalp, 2005) Yeni Hukuk N 21-54; Yargıtay 11.HD'nin 03.04.2008 t. E.12035 K.14459 = Eriş (2013) s.3953 N.11;Çamoğlu, Lit.s.252 dpn.7; Sönmez, Lit.s.119; Erdil, Lit.s.64-65; Taşdelen, Lit.s.161;Öztürk Dirikkan, Lit.s109)...TK 641. maddenin gerekçesinde, yeni düzenlemenin bu bağlamda adaleti gerçekleştirmek amacıyla yapıldığı ve ayrılan ortak açısından cezaladırıcı bir yaklaşıma olanak vermemesi" gerektiği vurgulanmaktadır." (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku II, 13.Basım, İstanbul 2017, s.447). Aynı eserde 448. sayfada anılan İsviçre Federal Mahkemesinin 26.07.1994 tarihli kararında, payın gerçek değerinin, payın yaşayan işletme içindeki değerine göre belirlenmesi gerektiği yönünde içtihat geliştirdiği belirtilmiştir. Buna göre şirket değerinin belirlenmesinde şirketin yaşayan ve devam eden bir sistem olduğu gözönünde tutulmalı ve şirketin devamı halinde beklenen gelir tablosu da şirket değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır. Pulaşlı'ya göre, ayrılma akçesi esas sermaye payının gerçek değerine uygun olmalıdır. Gerçek değer hesaplanırken, düzenlemenin temel amacı (ratio legisi) dikkate alınarak yaşayan bir şirketin esas alınması gerektiği görüşündedir (Prof.Dr.Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuk Genel Esaslar, 5.Basım, Ankara 2017, s.822-823). Bu hukuki açıklamalara göre, ayrılma payının hesabında davalı şirketin yaşayan bir şirket olduğu dikkate alınarak, şirketin faaliyet alanı, müşteri portföyü, marka değeri, gelecekte yapacağı iş potansiyeli gibi olguların dikkate alınması gerekir. Burada söz konusu olan ayrılma kararının kesinleşmesinden sonraki verilerin dikkate alınması değil; ayrılma kararının kesinleştiği an itibariyle şirketin mevcut potansiyelinin değerlendirilmesidir. Yine Yargıtay tarafından kabul edildiği üzere , ayrılma payı, ayrılmayla ortaklık ilişkisinin kesilmesi ve ortağın ortaklıktaki katılımının sona ermesi sebebiyle, payının karşılığı olarak ortaklık mal varlığından payına düşen kısma ilişkin alacak hakkını ifade eder. Ayrılma payı hesaplanırken payın gerçek değeri esas alınır.( 6102 sayılı TTK’nın 636/3 ve 641/1. maddeleri) Ayrılma payının gerçek değer üzerinden belirlenmesi limited ortaklıklarda geçerli eşit işlem ilkesinin özel bir uygulaması niteliğindedir. Gerçek değer, iki aşamalı bir hesaplama yöntemiyle belirlenir. İlk olarak, işletmenin değerinin hesaplanması gerekir. Bu ilk aşama geçildikten sonra, ayrılan ortağın ortaklıktaki payının nominal değeri esas alınarak ayrılma payı hesaplanır. Ayrılma payının gerçek değeri hesaplanmadan önce işletmenin gerçek değerinin belirlenmesi gerekir. İşletmenin gerçek değeri; şirketin tüm aktif ve pasifleri, gelecek dönemde elde edeceği kazançlar ve karşılaşabileceği riskler, açık ve gizli yedekleri, depo malları ve müşteri çevresi, bulunduğu bölge sahip olduğu şöhret gibi goodwill faktörleri dikkate alınarak hesaplanacaktır. Yani işletmenin tümüyle satılması halinde şirketi almak için ödenecek değer, yaşayan şirket değeri olarak şirketin gerçek değerini yansıtacaktır. Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre ortaklıktan çıkarılmasına karar verilen ortağın ayrılma payının, karar tarihine en yakın tarihteki şirket mal varlığının gerçek değeri esas alınarak karara bağlanması gerekir. Ayrılma payı hesaplanırken payın gerçek değeri esas alınır (6102 sayılı TTK’nun 636/3 ve 641/1. maddeleri). Ayrıca ayrılma akçesi, karar tarihine en yakın rayiç değer verilerine göre şirketin reel özvarlığı hesaplanarak tespit edilmelidir. ( Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 19/06/2015 tarih, 2014/18653 E 2015/8544 K ve 09/11/2015 tarih, 2015/4748 E 2015/11693 K sayılı ilamları) . Mahkemece, yukarıda yazılı ilkeler uyarınca bilirkişi kurulundan alınan 11/11/2022 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle karar verilmiştir. Davalı vekilince mahkemece hükme esas alınan 11/11/2022 tarihli bilirkişi raporunun stok tutarının belirlenmesi, marka değerinin tespiti, öz varlık değerinin tespiti ve esas alınan vergi borcu yönünden dosya kapsamına uygun olmadığı ileri sürülerek istinafa gelinmiştir. Bu minvalde davalı vekilinin bilirkişi tarafından marka değerinin yanlış tespit edildiğine yönelik istinaf itirazı değerlendirildiğinde; fikri mülkiyet hakları arasında yer alan marka hakkının , maddi olmayan duran varlıklar kapsamına girdiği , 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/3 hükmü uyarınca tescilsiz markaların da korunduğu ve şirketin markayı uzun yıllardır kullandığı, perakende ve internet satışları nedeniyle de tüketici nezdinde bilinirliği olduğu düşünülerek marka uzmanı bilirkişi tarafından “...” markasına 150.000 TL kıymet takdir edilmesi hakkaniyete , dosya kapsamına ve usule uygun bulunmuştur. Yine davalı vekilince bilirkişi heyetince vergi borcu olarak esas alınması gereken tutarın 658.255,18 TL olduğu ileri sürülmüş ise de, dosya içerisinde yer alan Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca hazırlanan yazı incelendiğinde davalı şirketin 2018-2019 yıllarına ait vergi incelemesi sonucunda vergi müfettişlerinin şirkete vergi aslı ve ceza olarak 658.255,18 TL saldıkları, uzlaşmada bu tutarın 259.247,00 TL’ne düşürüldüğü, ancak ... şirketinin yetkililerinin uzlaşmaya razı olmamaları üzere 20.04.2022 tarihli uzlaşma “Vaki Olmadı Tutanağı” düzenlendiği, daha sonra 07.06.2022 tarihinde şirket vergi dairesine müracaatla 7326 sayılı kanun kapsamında tüm borçlarını yapılandırdığı, Başkent Vergi Dairesi 7326 sayılı kanun kapsamında şirketten 560.183,10 TL’lik alacağından vazgeçtiği ve şirketin 132.825,41 TL’lik borcunu 141.779,70 TL olarak yapılandırdığı, 11/11/2022 tarihli raporun tanzimi sırasında yargılama bilirkişi tarafından ... şirketinin tüm vergi dairelerindeki toplam vergi borcu sorgulandığı ve 08.11.2022 tarihi itibarı ile vadesi geçmiş ve vadesi gelecek toplam (gecikme zammı dahil) borcun 183.534,81 TL olduğunun dosya kapsamı ile sabit olması karşısında bilirkişi heyetince rayiç değerler bilançosuna vergi borcu olarak 183.534,81 TL'nin alınmasının usul ve yasaya uygun olduğu görülmüştür. Davalı vekilinin bilirkişi heyetinin stok değerlendirmesine yönelik istinaf itirazı incelendiğinde, davalı şirketin stoklarının davalı ... kontrolünde olup, heyette yer alan tekstil mühendisi bilirkişi tarafından tespitlerin davalı ... ve şirket yetkilileri huzurunda yapıldığı, tekstil mühendisi bilirkişinin stokları kalem kalem incelediği, kategorilere ayırdığı ve değerlendirmeleri buna göre yaptığı, davalı vekilince bilirkişi tarafından belirlenen kalemlerin hangisinde isabetli tespit yapılmadığı açıkça belirtilmemekle genel ifadelerle stoktaki ürünlerin eskimesi nedeniyle kullanılamayacağının ileri sürüldüğü, oysa ki, bilirkişi raporunda ayrıntısı ile belirtildiği üzere, bilirkişi heyetine davalı tarafça çalışmaları sırasında işe yaramayacak stokların gösterildiği ve bilirkişi tarafında eskimiş ve işe yaramayacak stokların dikkate alınmayıp ekonomik değeri olan stokların rayiç değerinin her bir stok yerinde incelenmek suretiyle denetime elverişli olarak belirlendiği anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazının da dinlenemeyeceği anlaşılmıştır. Yine, davalı vekilince bilirkişi raporunda şirketin öz varlık hesabı yönünden tarafların itirazı olmadığı bilirkişi tarafından beyan edilmiş ise de, dosya kapsamına sundukları 25/08/2022 tarihli dilekçe de şirketin öz varlığı hakkındaki itirazlarını dile getirdiği ve bilirkişi tarafından bu itirazlar gözetilmeksizin rapor hazırlandığı ileri sürülmüş ise de, dosya kapsamında yer alan 25/08/2022 tarihli dilekçenin davalı vekilinin 09/08/2022 tarihli ek bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazlarını içerir dilekçe olduğu, bu dilekçe kapsamında öz varlık değerinin tespiti yönünden vergi borcuna ilişkin bilirkişi raporundaki hesaplamaya itiraz edilerek vergi yapılandırmalarına ilişkin ödeme tablolarının ve diğer evrakların dosyaya sunulduğu, bunun üzerine bilirkişi heyetince tanzim olunan 11/11/2022 tarihli bilirkişi raporunda da davalı vekilinin itirazları doğrultusunda vergi borcuna yönelik bilançonun yeniden düzenlendiği, yani davalının itirazlarının bilirkişice denetime elverişli ve ayrıntılı olarak değerlendirildiği anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazının da reddine karar vermek gerekmiştir. Yine, davalı vekilince mahkemece davacının şirkete ilişkin sermaye taahhüdünü yerine getirip getirmediğinin araştırılmadığı , çıkma payının ödenebilirliği mahkemece gözetilmediği ve davalı ...'ün müvekkili şirketten alacağı olan 68.685,37 TL'nin, çıkma payı hesaplanırken mahsup edilmediği iddia edilmiş ise de, mali müşavir bilirkişi ... tarafından tanzim olunan 09/06/2021 tarihli bilirkişi raporunda şirketin kayıtlarında davacı ortağın ne şirkete ne de diğer ortağa her hangi bir sermaye ya da başka borcu da kayıtlı olmadığının ve şirketin çıkma payını ödeyebilecek aktifinin bulunduğunun, ortaklardan ...’ün şirketten olan 68.685,37 TL alacağının bu öz varlık hesaplamasında borç olarak dikkate alınarak denetime elverişli olarak belirlenmesi karşısında davalının bu yöndeki istinaf itirazlarının da dinlenme olanağı olmadığı görülmüştür. Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan 11/11/2022 tarihli bilirkişi raporunda, çıkma kararı verilen tarih itibariyle şirketin rayiç değerlerine göre öz varlığı tespit edilerek davacının, sermayenin %49'üne tekabül eden hissesi karşılığı ayrılma payı 422.189,55 TL olarak hesaplanmış olup yapılan hesaplama ve bilirkişi raporu denetime elverişli bulunmuştur. Mahkemece de bu bedel üzerinden kabul kararı verilmesinde isabetsizlik görülmeyip davalı vekilinin çıkma payı bedeline yönelik istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. Yine davacının çıkma payı alacağı karar tarihine en yakın tarih itibariyle hesaplanacak olması nazara alınarak, karar tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği, Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 29/04/2025 tarih , 2024/3964 E, 2025/2925 K sayılı ilamının da bu doğrultuda olduğu anlaşılmakla , mahkemece karar tarihten itibaren temerrüt faizine hükmetmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davalı şirket yönünden davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı şirketten alınması gerekli olan 28.839,76 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 7.209,95 TL harcın mahsubu ile bakiye 21.629,81 TL harcın davalı şirketten alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı şirket tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 20/02/2026 Başkan- ... Üye - ... Üye -... Zabıt Katibi -... ... ... ... ...