11. Hukuk Dairesi 2008/10581 E. , 2010/3326 K. MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 01.04.2008 tarih ve 2006/561-2008/62 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, lay…
**11. Hukuk Dairesi 2008/10581 E. , 2010/3326 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 01.04.2008 tarih ve 2006/561-2008/62 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı adına tescilli bulunan “DSL TT” ibareli markanın esas unsuru olan “DSL” ibaresinin dünyadaki tüm telekomünikasyon kurumlarının kullanmakta olduğu, Türkçe “Sayısal Abone Hattı” anlamına gelen “Digital Subscriber Line” teknik ibaresinde yer alan sözcüklerin baş harflerinden oluştuğunu, hizmeti ifade eden teknik bir terimin bu alanda faaliyet gösteren bir kurumun tekeline verilmesinin 556 sayılı KHK hükümlerine aykırı olduğunu, bu nedenle “DSL TT” ibaresinin bir teşebbüsün mal veya hizmetini diğer bir teşebbüsün mal veya hizmetinden ayırt etmeyi sağlayacak düzeyde marka olma sıfatını haiz bulunmadığı, bu markanın davalı kurum adına 35 ve 38 nci sınıflarda tescil edilmiş olduğunu, anılan sınıflardan özellikle 38 nci sınıfta yer alan hizmetlerin kendisini ifade etmesi bakımından vasıf bildirdiğini, yine aynı ibarenin herkesin kullanımına açık teknik bir terim olması nedeniyle herhangi bir kişinin tekeline bırakılmasının mümkün olmadığını, ayrıca anılan markanın müvekkiline ait dünya çapında tanınmış bulunan “T” ibareli markaları çağrıştırdığını, müvekkilinin bünyesinde “T” ve “-T---”ibarelerini ihtiva eden yüzlerce markasını yoğun olarak dünyanın pek çok yerinde kesintisiz şekilde kullandığını, bu meyanda “T” ibaresinin müvekkili için ayırt edici bir hal aldığını, bu nedenle davaya konu “DSL TT” ibareli markanın tüketiciler nezdinde müvekkile ait seri marka niteliğindeki markalardan biri olarak algılanmasının kuvvetle muhtemel olduğunu ileri sürerek, tüm bu nedenlerle davalı şirkete ait “DSL TT” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkiline ait “DSL TT” ibaresinin marka olma sıfatını ve ayırt edici niteliği haiz olduğunu, davaya konu markanın ayırt edici unsurunun açılımı “Türk Telekom” olan “TT” kısaltması ile sağlandığını, bu kısaltmanın müvekkili tarafından yıllardır kullanıldığını, davacı adına tescilli olan “T” ve “-T---” markalarının müvekkili şirketi tanımlayan “TT” ibaresi ile iltibas oluşturduğu iddiasının mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davaya konu “DSL TT” ibaresinin 556 sayılı KHK’nin 7/1-a, c ve d bentleri yönünden tescil engelinin bulunmadığı, “TT” ibaresinin davalı şirket ile adeta özdeşleştiği, “Türk Telekom” veya “TT” ibarelerinin davalı şirket için çok kuvvetli bir tanıtım işareti olduğu, bu durumda anılan işaretle birlikte oluşturulan çekişmeli “DSL TT” markasının dava tarihi itibariyle ayırt edici nitelik kazandığı, bu nedenle anılan markanın 556 sayılı KHK’nin 7/1-a, c ve d bentleri gereğince tescili mümkün olmasa bile anılan Kararname’nin 42/son maddesi gereğince hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği, davalı şirkete ait “TT” markasının eylemli kullanım sonucu ayırt edici hale gelmesi ve davalı şirket ile özdeşleşmesi nedeniyle bu işareti gören tüketicilerin hiçbir zaman davacı Alman şirketinin tanınmış nitelikteki “T veya –T---”markalarını değil, doğrudan doğruya davalı şirketi anımsayacakları, oysaki anılan Kararname’nin 7/1-b maddesi anlamında bir hükümsüzlük nedeninden bahsedebilmek için iltibasın kaçınılmaz olması gerektiği, böyle bir durumun da olmadığı, bu nedenlerle markalar arasında anılan madde anlamında da bir tescil engelinin bulunmadığı sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 25.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.