İSTİNAF KARAR TARİHİ:05/03/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Yeşilköy/İstanbul adresinde bulunan davalı şirket adına faaliyet gösteren "..." isimli iş yerinde nargile hizmeti vermek için davalı şirket ile 30/09/2019 t…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1457 KARAR NO:2026/411 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ:24/05/2022 NUMARASI:2021/380 Esas - 2022/447 Karar DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ:05/03/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Yeşilköy/İstanbul adresinde bulunan davalı şirket adına faaliyet gösteren "..." isimli iş yerinde nargile hizmeti vermek için davalı şirket ile 30/09/2019 tarihinde 150.000,00 TL bedel karşılığında anlaşıp sözleşme imzalandığını, davacının bunun ardından davalı şirket vekili banka hesabına 150.000,00 TL havale yaptığını, davalı şirketin sözleşmeyi ihlal ederek gereği gibi ifa etmediğini, sözleşmeye aykırı davrandığını, davacının davalı şirkete ait kafede nargile hizmetini 15/10/2019 tarihinden 15/01/2020 tarihine kadar sorunsuz eksiksiz şekilde ifa ettiğini ve hak ediş ücretini aldığını, ancak davacının 15/01/2020 ile 15/03/2020 tarihleri arasında olan süreçte hak ediş ücreti olan 25.000,00 TL'yi alamadığını, 15 Mart 2020 tarihinden itibaren pandemi nedeni ile sözleşmenin ifasının her iki taraf için de imkansız hale geldiğini, sözleşmenin bu tarihten itibaren fesih olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, bu sebeple davalı şirketin kullanılmayan 9 aylık sürecin kira bedelini davacıya iade etmesi gerektiğini ayrıca davacının hak etmiş olduğu ücreti ise davacıya ödemesi gerektiğini, taraflar arasında imzalanan 150.000,00 TL bedelli 14 aylık süreci kapsayan sözleşme aylık 10.714,00 TL kira bedeline denk geldiğini, hal böyle iken ifa imkansızlığı nedeni ile davacı tarafından kullanılmayan 9 aylık kira bedeli olan 121.428,00 TL'nin iadesinin gerektiğini, bunun üzerine karşı tarafa ihtarname gönderdiklerini ancak sonuç alamadıklarını, Bakırköy 12. İcra Müdürülüğü'nün .... sayılı dosyası ile davalı şirket aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin işbu icra takibine itiraz etmesi üzerine takibin durduğunu, itirazın haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek işbu itirazın iptalini, davanın kabulünü, karşı tarafın %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin ... isimli kafenin işletmecisi olduğunu, davalı şirketin işletmecisi olduğu kafenin daha önce kendisinin işlettiği ve işletmeye hazır olan nargile kısmının 30/09/2019 tarihli sözleşme ile 15/10/2019-15/12/2020 tarihleri arasında 14 aylık süre için davacıya işletmeci sıfatı ile verdiğini, bu işletme izni karşılığında 150.000,00 TL aldığını, pandemi nedeni ile kafelerin kapatıldığını, 01/07/2021 tarihinden itibaren kafelerin açıldığını ancak nargile kafelerin bu kapsam dışında bırakıldığını, yapılacak nargile satışlarından elde edilecek satış hasılatının yarısının davalı şirket tarafından alınacağı, diğer yarısının ise davacıya kalmakla birlikte personel giderleri ve prim ödemelerinin davacı tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığını, işletmenin kapanması sonucunda 10 birim zarar ortaya çıkmış ise bunun 7 birimi davalı şirkete kalan 3 biriminin davacı şirkete ait olduğunu, dava dilekçesinde davalının sözleşmeyi ihlal ettiğini ve edimini gereği gibi yerine getirmediğini ifade ederken somut hiç bir delil ileri süremediğini, nargile kafelerin kapatılması ile ortaya çıkan bu sonuçta davalı şirketin kusurunun ve davacının zararına sebep olabilecek herhangi bir davranışından söz etmenin mümkün olmadığını, bu yaşanan olaylardan zarar gören tarafın davalı olduğunu, davacı tarafın 15/01/2020-15/03/2020 tarihleri arasında 25.000,00 TL hak edişini almadığı iddiasının haksız ve yerinde olmadığını belirterek davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "sözleşmenin 14 aylık dönem için 150.000-TL kira bedeli üzerinden yapılmış olması ve sözleşme süresinin son 9 ayı boyunca nargile kafenin kapalı kalması nedeniyle, 9 ay için hesaplanan 96.428,00-TL kira bedelinin davacıya iadesinin gerektiği, fakat 25.000-TL hakkediş alacağının davacı tarafça ispat edilemediği anlaşıldığından, davanın 96.428,00-TL bedel yönünden kısmen kabulüne,davanın kısmen kabulü ile Bakırköy 12.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası üzerinden davacı alacaklı tarafından, davalı borçlu aleyhine yürütülen icra takibine yapılan itirazın kısmen iptaline, asıl alacak miktarı olan 96.428,57-tl üzerinden takibin devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, devamına karar verilen alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, davalı itirazında haksız çıktığından ve alacağın likit olması sebebiyle icra inkar tazminatı talebinin kabulü ile 96.428,57-TL toplam alacağın % 20'si üzerinden hesaplanan 19.285,71-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ..." karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı dava dilekçesinde,15.10.19 ile 15.03.2020 tarihleri arasında çalıştığını, işletmelerin 15.03.2020 ile 15.12.2020 tarihleri arasında Covid-19 salgını sebebiyle kapandığını, bu sebeple nargile hizmeti verilemediğini ve çalışamadığını söylediğini, yapılan yargılama aşamasında da kafe tarzı işletmelerin Covid-19 salgını sebebiyle kapatıldığını, özellikle nargile hizmeti veren yerlerin ise 27.06.2021 tarihinde bile açılmalarına faaliyette bulunmalarına izin verilmediğini, karda zarar da ticari faaliyetin sonucu olduğunu, davacı ile davalı işletmede nargile satışı yapmak üzere sözleşme imzalandığını, her iki taraf da iyiniyetli olarak sözleşmedeki karşılıklı yükümlülüklerini yerine getirdiğini, Covid-19 salgını ortaya çıktığında ise davalı iş yerinin de kapatıldığını, davacının nargile işletmesi sebebiyle davalının aynı yerde faaliyette bulunduğu kafe işletmesi de bu sebeple açılamadığını, davacının 1 olan zararına karşılık davalının 3 zarar ettiğini, bu zararın yegane sebebinin de davacının nargile tezgahı ve hizmeti vermesi olduğunu, bu sonucun ortaya çıkmasında davalı isnat edecek eser düzeyde dahi kusur olmadığını, bu her iki tarafın da dışında olan ve hayat ile ticareti durduran bir salgın sonucu oluştuğunu, davalının mahal mahkemesi kararına konu ödemeyi yapması durumunda davacının hiçbir zararı olmayacağını ve davalının zararının 4 e katlanacağını, taraflar arasında hizmet sözleşmesi yapıldığını, hizmet sözleşmesi bir süre boyunca sorunsuz devam ettiğini, yargılama aşamasında da kanıtlandığı gibi tarafların elinde olmayan sebeplerle hizmet ilişkisinin devamının imkansız hale geldiğini, yanlar arasında satış veya kambiyo senedine mahsus bir borç ilişkisi, likit alacağa dayalı bir borç ilişkisi bulunmadığını, aleyhe yapılan takip üzerine vaki itiraz bu sebeple kötüniyetli olmadığını, alacağın miktarının da belli olmadığını ve likit olmadığını, bu sebeple mahal mahkemesinin, alacağın likit ve takibe itirazın kötüniyetli olduğundan bahisle davalı aleyhine % 20 icra inkar tazminatı ödemesine karar vermesi olaya ve oluşa uygun olmadığını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE:Dava, ticari satım sözleşmesine dayalı alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, taraflar arasındaki sözleşmenin yerine getirilememesinde davalının kusurunun bulunup bulunmadığı,davacının nargile tezgahının devri bedelini talep edip edemeyeceği, icra inkar tazminatının şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarındadır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, Bakırköy 12. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı takip dosyasında, "15.10.2019 günlü kira sözleşmesi 150.000,00 TL " sebebine dayalı olarak toplam 122.562,30 TL toplam alacağın tahsili istemiyle 25.11.2020 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporda, davacının defter ve belgelerini sunmadığı, davalının defter ve kayıtlarına göre, davacının alacağının dayanağı hak edişlerin belirtilen tutarların davalıya teslim tebliğ edildiğini gösterir mahiyette bir belgenin bulunmadığı, davacı tarafın hak ediş tutarlarının ispata muhtaç olduğu, davacının davalıya hak ediş tutarlarını adisyonların tebliğ edildiğini kanıtlar mahiyette bir belge bulunmadığı, davacı tarafından davalıya gönderilen 150.000,00 TL 'nin davalı tarafın defterlerinde kayıtlı olmadığı tespit edilmiş.Taraflar arasında, 30.09.2019 tarihli Tesis İşletme Karşılığı Hizmet Sözleşmesi (Nargile Tezgahı Devir Sözleşmesi) imzalanmış olup, Sözleşmenin Süresinin belirtildiği 2. Maddede, '' İş bu sözleşme 15.10.2019-15.12.2020 tarihleri arasında geçerli olup, bu sürenin bitiminde kendiliğinden sona erecektir.'', Bedel başlıklı 4. Maddede '' Sözleşmeye konu nargile tezgahının devir bedeli 150.000,00 TL olarak belirlendiği..'' 5.7.maddesinde, ''Şirket satışı yapılan her nargile için adisyon kesecek olup, işbu adisyonların her gün/hafta/ay sonunda kontrol edilmesi sonucu satışı yapılan nargile adedi tespit edilecek ve bu sayı taraflarca tutanak altına alınacaktır.Buna göre aylık nargile satış bedeli ve tarafların hak edişleri tespit edilecektir.'', düzenlemeleri mevcuttur.Sözleşme hukuku açısından mücbir sebep kavramı, borcun sözleşmeye uygun olarak ifasına engel olan, haricî,öngörülemez ve kaçınılamaz nitelikte olayları ifade eder. Bir olayın mücbir sebep sayılması için varlığı gerekli unsurlar, haricîlik, kaçınılamazlık ve öngörülemezliktir. Mücbir sebepler ifa imkansızlığına veya aşırı ifa güçlüğüne yol açabilir. Bu nedenle bu kavramlar üzerinde durulması gerekir.Borç ilişkisinden kaynaklanan bütün borçlar ifa edilince o borç ilişkisi sona erer. İfa bu hali ile borçlanılan edimin yerine getirilmesidir. İfanın konusu, borçlanılan edimdir.Sözleşmedeki edim yerine getirilmemişse borçlu alacaklının uğradığı zararları gidermekle yükümlüdür. Fakat bazen sözleşmedeki edimin yerine getirilmesi; edimin yok olması gibi maddi, sözleşme konusunu yapılamaz kılan hukuki bir nedenle ya da ekonomik, sosyal vs. bir olay niteliğindeki fiili bir nedenle mümkün olmayabilir. Bu durumda ifa imkansızlığı gündeme gelir. İfa imkansızlığı; edimin içeriği değişmeksizin borcun aynen yerine getirilmesinin imkansız hale gelmesi olarak açıklanabilir.Eğer ifa imkansızlığı sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için söz konusu ise buna objektif imkansızlık, yalnız sözleşmenin taraflarından birinin tutumundan doğmuşsa buna da sübjektif imkansızlık denir. İfa imkansızlığı sözleşme yapılmadan önce var ve bu olgu herkes bakımından aynı sonucu meydana getirmekte ise 6100 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK'nın) 27. maddesi gereğince sözleşme geçersizdir. İfa imkansızlığı sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkmış ve eğer borçlunun kusuru olmaksızın edim imkansızlaşmışsa TBK'nın 136. maddesi, borçlunun kusuru sonunda imkansızlaşmış olursa TBK'nın 112. maddesinin uygulanması gerekir.Yukarıda sözü edilen TBK'nın 136. maddesine göre; borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle borcun ifası imkansızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.İfa imkansızlığı kısmen de doğmuş olabilir. Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer (TBK 137/1). Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır (TBK 137/2).6098 sayılı Kanun'un 138 inci maddesinin birinci fıkrası şöyledir; "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu ... sözleşmeden dönme hakkına sahiptir..."Yine Türk Borçlar Kanunu m.136'ya göre, "..borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer".Ayrıca Yargıtay içtihatlarında da, mücbir sebep halinde karşılıklı edimlerin ifasının beklenmeyeceği ve tarafların ifa borçlarının sona ereceği kabul edilmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/90 esas, 2018/1259 karar ve 27/06/2018 tarihli kararında mücbir sebep "..Bu noktada “mücbir sebep” kavramı üzerinde kısaca durulmasında fayda vardır. Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır.Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır." şeklinde tanımlanmaktadır.İfa imkansızlığı hususunu Covid-19 virüsü kapsamında değerlendirecek olursak, aylarca tüm dünyayı etkisi altına alan bu salgın hastalığın bu kapsamda mütalaa edilmesi gereği çok açıktır. Bilindiği üzere, Dünya Sağlık Örgütü'nce içinde bulunduğu salgın hastalık hali "pandemi" olarak teşhis ve ilan edilmiştir. Tüm dünyada yüz binlerce ölüme sebebiyet vermiş, sokağa çıkma yasaklarına ve hayatın durmasına yol açmış bir salgın hastalığın, sözleşmenin taraflarınca önceden öngörülemez ve kaçınılmaz olduğu, bu durumun ortaya çıkmasında tarafların kusurunun bulunamadığı, salgının taraflarca önlenemez olduğu ve tüm önlemler alınsa dahi sözleşme konusu edimin yerine getirilmesinin imkansız olduğu açıktır.Mevcut salgının ağırlığı dikkate alındığında, bu durum sözleşmeler hukuku kapsamında, borçlunun kontrolü dışında borcun ihlâli sonucunu doğuran bir dış olay, yani mücbir sebep olarak değerlendirilebilecek olup Covid-19 pandemisinin mücbir sebep teşkil ettiği kabul edilmiştir.Eldeki davada; koronavirüs salgın hastalığı nedeniyle,İçişleri Bakanlığının 16.03.2020 tarihli yazısı ile nargile salonlarının faaliyetlerinin 16.03.2020 tarihi itibariyle durdurulacağı, 09.06.2020 tarihli yazısı ile 01.06.2020 tarihi itibariyle işletmelerin saat 22:00’ye kadar açılabileceğinin belirtildiği fakat nargile salonlarının açıkça bu iznin dışında bırakıldığı, 27.06.2021 tarihli yazı ile ise nargile salonlarının faaliyetlerinin durdurulmasına devam edileceğinin belirtildiği anlaşılmıştır. TBK'nın 117.maddesine göre, edimin yerine getirilmesi sözleşme yapıldıktan sonra imkânsız olursa ve bu imkânsızlıkta borçlunun kusuru bulunmazsa, borçlu borcundan kurtulur. Burada sözleşme, başlangıçtaki imkânsızlık gibi butlan yaptırımına tabi olmamakla birlikte, borçlu borcundan kurtulmaktadır.Somut olayda, taraflar arasında 30.09.2019 tarihli, 15.10.2019-15.12.2020 tarihleri arasında geçerli, 150.000,00 TL bedelli Tesis İşletme Karşılığı Hizmet Sözleşmesi Nargile Tezgahı Devir Sözleşmesi imzalanarak sözleşme bedeli olan 150.000,00 TL'nin 20.09.2019 tarihinde davalının hesabına gönderildiği, koronavirüs salgın hastalığı nedeniyle, İçişleri Bakanlığının 16.03.2020 tarihli yazısı ile nargile salonlarının faaliyetlerinin 16.03.2020 tarihi itibariyle durdurulduğu sabit olup, ifa güçlüğü durumunda (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 01/07/2024 tarih ve 2023/4039 Esas, 2024/2375 Karar sayılı emsal ilamı),artık taraflar arasındaki sözleşmenin ifa imkansızlığı ile sona erdiği, davacının 14 aylık devir bedelinin, koronavirüs nedeniyle gerçekleştirilemeyen 9 aylık tutarı olan 96.428,00 TL'yi davalıdan talep edebileceği ancak davacının talep ettiği 25.000,00 TL hak edişin dosya kapsamından kanıtlanamadığı, davacı tarafın defterlerini de sunmadığı görülerek Mahkeme 9 aylık hizmet bedeli 96.428,00 TL yönünden kabulüne, davacı tarafından ispatlanamayan hak ediş bedeli yönünden davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir İİK'nın 67/2. maddesi, itirazın iptali davasında, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu (...) diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir, şeklindedir. Buna göre, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir.Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.Eldeki davada, dava konusu alacak taraflar arasındaki Tesis İşletme Karşılığı Hizmet Sözleşmesi Nargile Tezgahı Devir Sözleşmesi'ne dayanmakta olup, likit (belirlenebilir) olup, kabul edilen alacak miktarı üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş olmasına göre Mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinde de bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.727,45 TL harcın, alınması gerekli olan 6.587,03 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.859,58 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.05/03/2026