7. Hukuk Dairesi 2013/3306 E. , 2013/10515 K. Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle temyiz nedenlerine göre davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının red…
**7. Hukuk Dairesi 2013/3306 E. , 2013/10515 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle temyiz nedenlerine göre davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı vekili; müvekkilinin davalı işyerinde Şubat 2009-25.01.2011 tarihleri arasında müşteri hizmetleri sorumlusu olarak son olarak aylık 1.254,68 TL ücret karşılığı çalıştığını, iş akdinin işveren tarafından haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, ücretinin bir kısmının elden bir kısmının ise banka kanalı ile ödendiğini, fazla çalışmasına, hafta tatillerinde ve ulusal bayram ve genel tatillerde çalışmasına rağmen karşılığı olan ücretlerin ödenmediğini, yıllık izinlerini kullanmadığını, karşılığı olan ücretlerin de ödenmediğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili, yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; davacının 09.06.2009 tarihinden beri, asgari ücret karşılığı çalıştığını, davacının yaz kış günde 12 saat çalışıp 1,5 saat ara dinlenmesi kullandığını, davacının sebepsiz yere devamsızlık yaptığını, ihtar çekilmesine rağmen işe başlamadığını, bu nedenle iş akdinin feshedildiğini, ücretinin de banka hesabına yatırıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32'nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8'inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda davacı tarafından dosyaya sunulan ve hesaplamaya esas alınan bordrolardaki imzaya davalı tarafça itiraz edilmiştir. Mahkemece yapılacak iş öncelikle ücret bordrosunun düzenlendiği 2010 yılında davalı şirket yetkilisinin resmi kurum veya kuruluşlarda mevcut (örneğin tapu ve sicil müdürlüğü özel bankalar devlet bankaları seçim kurulu gibi) imza örneklerini getirtilmesi, daha sonra şirket yetkilisi mahkemeye çağrılarak imza örneklerinin alınması, ardından da Adli Tıp Grafoloji Dairesine imza incelemesi yaptırılmasıdır. Mahkemece yaptırılacak inceleme neticesinde imzanın şirket yetkilisi eli ürünü olması halinde şimdiki gibi, imzanın şirket yetkilisi eli ürünü olmadığın anlaşılması halinde ise ilgili meslek odasından davacının yaptığı iş, meslek kıdemi, eğitim durumu belirtilerek emsali işçinin alabileceği ücret sorularak davacının ücreti kesin olarak belirlendikten sonra davacının kararı temyiz etmediği de gözetilerek, tüm alacakların bu ücrete göre hesaplanması, çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması hatalıdır. 3-Davacı dava dilekçesinde talep ettiği alacaklar için faiz talep etmiş ise de ıslah dilekçesinde talep ettiği alacaklar için faiz talep etmediği halde HMK 26. maddesinde belirtilen talep ile bağlılık kuralı aşılarak ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi hatalıdır. SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 05.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.