İSTİNAF KARAR TARİHİ:05/03/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... A.Ş.’in kurucu ortağı ve %10 hissedarı olduğu; şirket ticaret unvanının sonradan ... olarak değiştiği ve halen bu unvan ile faal bulunduğu; davacıya gen…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1251 KARAR NO:2026/424 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:02/03/2022 NUMARASI:2020/48 Esas - 2022/203 Karar DAVA:Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) İSTİNAF KARAR TARİHİ:05/03/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... A.Ş.’in kurucu ortağı ve %10 hissedarı olduğu; şirket ticaret unvanının sonradan ... olarak değiştiği ve halen bu unvan ile faal bulunduğu; davacıya genel kurullar ve şirket faaliyetleri hakkında bilgi/belge verilmediği ve kâr payı ödenmediği; davacının bilgi alma ve inceleme hakkını kullanamaması üzerine Beyoğlu ... Noterliği’nin 03.10.2018 tarih ve .. yevmiye no.lu ihtarnamesi ile TTK md.437 uyarınca bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılmak istendiği fakat davalının Kadıköy ...Noterliği aracılığıyla keşide ettiği 15.10.2018 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamede davacının “şirket ortağı olmadığını” ileri sürerek bilgi alma ve inceleme hakkını reddettiği; davacının TTK md.437 uyarınca İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/1264 E. sayılı dosyasında açtığı davada davalı şirketin somut belge sunmaksızın 02.06.2004 tarihli yönetim kurulu kararı ile davacının hisselerini ...’a devrederek ortaklıktan ayrıldığını savunduğu; oysa böyle bir devir bulunmadığı, davacının paylarını kimseye devretmediği ve ... adlı şahıs ile arasında hiçbir pay devri söz konusu olmadığı; yönetim kurulunun ortada bir hisse devir sözleşmesi yok iken aldığı 02.06.2004 tarih ve 1 no.lu kararın TTK md.391 uyarınca batıl olduğu; davalı şirket paylarının nama yazılı olarak düzenlendiği, bu sebeple devir için ya bir devir sözleşmesi ya da ciro bulunması gerektiği; hisse devrinin pay defterine işlenebilmesi için işlemin dayanağı olan sözleşmenin şirkete ibraz edilmesi gerektiği; davalı şirketin herhangi bir hisse devir sözleşmesi ibraz etmediği gibi pay defterinin de kayıp olduğunu savunduğu; davalının bu beyanlarının batıl işlemi örtbas etmeye yönelik bulunduğundan bahisle; TIK 391 ve devam eden maddeler uyarınca, davalı şirket yönetim kurulunun 2 Haziran 2004 tarihli ve 1 nolu “davacıya ait 500 adet hissenin ... isimli kişiye devrine, satışın nominal değer üzerinden yapılmasına ve şirket kayıtlarına işlenmesine" dair kararın batıl olduğunun tespitini, müvekkilinin şirket paylarının şirket pay defterine eski hali ile tescilini, TTK 531. madde çerçevesinde müvekkili davacı açısından haklı nedenler oluştuğu gözetilerek şirketin feshine ve yargılama sonunda hesaplanacak tasfiye payına karşılık şimdilik 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizle birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine, fesih talebi kabul edilmediği takdirde müvekkili hisselerinin karar tarihine en yakın gerçek değerinin ödenmesi kaydıyla müvekkilinin şirketten çıkmasına izin verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davalı şirket ile kuruluş dahil hiçbir dönemde fiili bir ilişkisinin bulunmadığı; kuruluş sermaye borcunu dahi şirkete ödemediği; bugüne kadar yapılan sermaye artışlarının hiçbirine iştirak etmediği; davacının var olduğunu iddia ettiği %10 hissesinin sermaye artırımları sonrasında 400 kat küçüldüğü ve %0,025 olduğu; bu itibarla davacının TTK md.531’de aranan %10 pay sahipliği koşulunu yerine getirmediği; butlan hallerinin yasada tadat edildiği; davacı iddialarının butlan olarak kabul edilen kamu düzeni ve yasaya aykırılıklar içinde yer almadığı; iptal bakımından ise üç aylık hak düşürücü sürenin geçirilmiş olduğu; davacının uğradığını iddia ettiği bir zarar veya alacak iddiası varsa bu talep ve iddialarının muhatabının hisselerini devrettiği gerçek kişiler olması gerektiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "davacı vekilince, davacının davalı şirketin kurucu ortağı ve %10 hissedarı olduğu, davacının bilgi alma ve inceleme hakkını kullanamaması üzerine 03.10.2018 tarihli ihtar ile bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılmak istendiği, davalının keşide ettiği 15.10.2018 tarihli ihtar ile davacının şirket ortağı olmadığını ileri sürerek bilgi alma ve inceleme hakkını reddettiği, davacının hisselerini ...’a devrederek ortaklıktan ayrıldığını savunduğu, keyfiyetin bu suretle öğrenildiği, esasen böyle bir devir bulunmadığı belirtilerek davalı şirket yönetim kurulunun 2 Haziran 2004 tarihli ve 1 nolu “davacıya ait 500 adet hissenin ... isimli kişiye devrine, satışın nominal değer üzerinden yapılmasına ve şirket kayıtlarına işlenmesine" dair kararın batıl olduğunun tespitine karar verilmesinin talep edildiği belirlenmiştir. Davalı şirketin sicil kayıtlarının incelenmesinde, davalı şirketin 21.04.2004 tarihinde kurulduğu, esas sözleşmesine göre, şirketin kurucularının ..., ..., ..., ... ve davacı ... olduğu, kuruluştan itibaren ilk olağan genel kurul toplantısına kadar görev yapmak üzere esas mukavele ile tayin edilen ilk yönetim kurulu üyelerinin ..., ..., ... olduğu, esas sözleşme gereğince, şirketin 50.000.000.000 TL’lik kuruluş sermayesinin 5000 paya ayrıldığı ve 500 paya karşılığı 5.000.000.-TL’nin davacı tarafından taahhüt edilmiş olduğu belirlenmiştir. Mahkememiz ara kararı kapsamında davalı şirket kayıtları yönünden yerinde yapılan inceleme kapsamında, davacı tarafça taahhüt edilen sermaye payının ödenmemiş olduğu belirlenmiştir.Mahkememiz ara kararı kapsamında davalı tarafça, davalı şirket karar defteri sureti sunulmuş, aslı görülüp havalesi yapılan sureti dosya içine alınmış, buna göre davalı şirketin davaya konu edilen 1 numaralı yönetim kurulu kararı incelendiğinde, tarihinin ilk önce bilgisayarda 02.12.2005 olarak yazıldığı, sonradan üzeri çizilmek suretiyle el yazısıyla ve paraflanarak 02.06.2004 olarak değiştirildiği, kararın konusunun “Hisse Devri” olarak belirtildiği ve içeriğinin; “Şirketimiz Yönetim Kurulu bugün şirket merkezinde toplanarak aşağıdaki kararı almışlardır. Şirket hissedarlarından; ... şirkette mevcut 500 Adet hisseyi ...’a devretmiştir. Satışın nominal değer üzerinden yapılmasına ve şirket kayıtlarına işlenmesine oy birliği ile karar verilmiştir” şeklinde olduğu belirlenmiştir. Yine davalı kayıtları üzerine yapılan inceleme kapsamında, davalı şirketin 07.12.2005 tarihli ilk olağan genel kurul toplantısına ilişkin hazirun cetvelinin incelenmesi ile, pay sahipleri arasında davacı ...’in adının geçmediği ve kuruluşta davacıya ait 500 payın karşısında ...’ın adının yazılı bulunduğu, davalı şirketin 23.06.2006 tarihli olağan genel kurul toplantısına ilişkin hazirun cetveli incelendiğinde ise, pay sahiplerinin değiştiği; davacı ...’in 500 payını devralmış gözüken ...’ın da paylarını devrederek ortaklıktan ayrıldığı belirlenmiştir. Davalı şirket esas sözleşmesinin tetkikinde, hisse senetlerinin nama yazılı olduğunun düzenlendiği, bununla birlikte yine davalı şirket kayıtlarının incelenmesi sonucunda; davalı şirkette ortaklara nama yazılı hisse senedi yerini tutmak üzere hisse senedi geçici ilmühaberi verilmesinin 23.10.2012 tarihli yönetim kurulu kararı ile gerçekleştiği, öncesinde davalı şirkette basılı hisse senedi/ilmühaber bulunmadığı; bundan başka davaya konu yönetim kurulu kararında da devrin tarafları arasında belirli bir tarihte imzalanmış bir hisse devir sözleşmesinden bahsedilmediği gibi şirket kayıtlarında da böylesi bir kayda rastlanmadığı belirlenmiştir. Bundan başka davalı şirkette tespit edilen ilk pay defterinin 27.12.2012 tarihinde açılış tasdiki yapılmış bir defter olduğu, davalı şirkette daha önce bir pay defteri tutulmadığı, karar defterindeki 11.07.2012 tarih ve 34 no.lu yönetim kurulu kararı ile belirlenmiş, aynı kararda davalı şirket yönetim kurulunca; “1. Şirketin ortaklar defterinin bulunamaması nedeni ile yenisinin mevcut yönetim kurulu tarafından noterden tasdik ettirilmesine; 2. Geçmişte şirket ortakları arasında yapılmış pay (hisse) devirlerinin Yönetim Kurulu tarafından aslına uygun şekilde ve makabline şamil olmak üzere tutulmasına; 3. Bu konuda pay defteri üzerine geçmiş yönetim kurulu üyelerinin imzaları alınmak suretiyle pay defterinin geçmişe dönük kayıtlarının doğruluğu hususunda ihya tutanağı düzenletip imzalattırmasına ve bu tutanağın düzenlenecek pay defterine yapıştırılmasına” dair karar verildiği belirlenmiştir. Bu suretle oluşturulan pay defterinin tetkikinde, davacı ...’in ortaklığa giriş tarihinin 21.04.2004, ortaklıktan çıkış tarihinin ise 02.06.2004 olarak yazıldığı, davacı ...’in 500 adet payını ...’a sattığının kayda geçirildiği belirlenmiştir. Yukarıda yapılan tespitler çerçevesinde tüm dosya kapsamının incelenmesinde, davacının davalı şirketin kurucu ortaklarından olduğu, şirket kuruluşundan bir buçuk ay kadar sonra 02/06/2004 tarihli dava konusu yönetim kurulu kararı ile şirket hissedarlarından; ...’in şirkette mevcut 500 adet hisseyi ...’a devrettiğinden bahisle, satışın nominal değer üzerinden yapılmasına ve şirket kayıtlarına işlenmesine dair oy birliği ile karar verildiği, ne var ki anılan devrin dayanağı bir kayda veya sözleşmeye atıf yapılmadığı belirlenmiştir. Bahse konu karar tarihi itibariyle davalı şirket hisselerinin pay senedine bağlanmadığı, ilmuhaber basılmamış olduğu, çıplak pay şeklinde tedavül ettiği belirlenmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/11-801 esas ve 2014/891 karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere; anonim şirket tarafından henüz pay senedi ihraç edilmemiş olması ve ilmühaber dahi çıkarılmaması, anonim şirkette pay devrine engel teşkil etmeyecektir. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda 6762 sayılı TTK’da bir hüküm bulunmamakta olup, payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği, bu devrin 818 sayılı BK.nun 162 ve devamı (6098 sayılı TBK 183) maddelerine göre alacağın temliki hükümleri çerçevesinde olacağı kabul edilmiştir (Hayri Domaniç, Anonim Şirketler Hukuku ve Uygulaması, İstanbul 1988, s,1325; Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuk Şerhi, Ankara 2011, C.II, s.1261). Yine davaya konu karar tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nun 417/2. maddesinde “Nama yazılı payların kanuna uygun olarak devredildiği ispat edilmedikçe devralanın pay defterine yazılamaz” hükmünü amirdir. Açıklanan prensipler ve yasal düzenlemeler çerçevesinde davaya konu karar öncesinde davacıya ait hissenin yazılı bir devir sözleşmesine dayalı olarak devredildiği tespit edilmeksizin veya keyfiyete ilişkin devrin taraflarının imzası alınmaksızın devrin yapıldığına ilişkin yönetim kurulu kararının, 6762 sayılı TTK’nun 417/2. maddesine uygun olmadığı, devre ilişkin kurucu unsur tamam olmadan alınacak kararın, butlanla sakat olduğu Mahkememizce değerlendirilmiştir. Bununla birlikte davalı şirketin 21/04/2004 tarihinde tescil edildiği, davacının taahhüt ettiği %10 sermaye ile, davalı şirketin kurucu ortaklarından olduğu, buna rağmen esas sözleşme ile taahhüt ettiği sermaye payını dahi ödememiş bulunduğu, kuruluştan 14 yıl kadar sonra, şirkete ilişkin hakkını arama yoluna gittiğini ifade ettiği, aradan geçen süreç içinde şirkete ilişkin hiçbir işlem yapmayıp, başından beri sermayeye ilişkin borcunu dahi yerine getirmemişken, aradan geçen süreç içinde herhangi bir aşamada şirkete karşı hakkını ileri sürmemişken 14 yıl sonra ileri sürülen bu usulsüzlüğün hakkın kötüye kullanılması kapsamında kaldığı TMK’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı prensipleri gereğince bu istemin korunmayacağı kanaati Mahkememizde oluşmuş, bu nedenle davanın reddine, ..." karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının, İstanbul Ticaret Sicili’ne kayıtlı ticaret unvanı sonradan ... olarak değiştirilen ve halen bu unvan ile faal olan ...A.Ş.’nin kurucu ortağı ve %10 hissedarı iken, 2018 yılının sonlarına doğru bilgisi dışında hukuka aykırı bir şekilde 02.06.2004 tarihli yönetim kurulu kararı ile hisselerinin ...’a devredildiğini öğrendiğini, davacının böyle bir devir iradesi olmamış, paylarını kimseye devretmemiş ve ... adlı şahıs ile arasında hiçbir pay devri söz konusu olmadığını, davalı şirketle yaptığı görüşmeler olumlu sonuçlanmayınca mutlak butlanla batıl olan kararın iptali için işbu dava açıldığını, mahkemenin gerekçeli kararında hukuka aykırı yapılan devir işleminin butlanla sakat olduğu sübuta erdiğini, somut olayda, davacı ait hisselerin davacıya habersiz bir şekilde şirket yönetim kurulu tarafından bir başka kişiye devri işlemi butlan ile batıl olduğunu, şirket yönetim kurulunun pay sahiplerinin hisselerini bir başka kişiye devretme ya da bu hisseler üzerinde tasarrufta bulunma haklarının olmadığını, yönetim kurulunun bir hissedara ait payların başka birisine devretmesi hakkı ve yetkisi olmamasına karşın böyle bir tasarrufta bulunulması butlan yaptırımı ile karşılaşacağını, butlan tabi bir hukuki durum olan pay devrinin belli bir süre sonra iptalinin istenilmesinin hakkının kötüye kullanılması olarak kabul edilemeyeceğini, ihlal edilen hakkın yargı yoluyla iadesini istemesi hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceğini, butlan ile batıl olan bir duruma karşı her zaman dava açılabileceği ve bunun sınırlandırılmasının hukuken mümkün olmadığı çünkü hukuken var olmayan bir olgu ya da olay veyahut bir durumun üzerinden belli bir süre geçmiş olması ile hukuk aleminde varlık kazanmayacağını, davacının bilgisi dışında hisselerinin haksız olarak devredildiğini, aynı bir hakkının rızası olarak elinde çıkarıldığını, kendisine şirketin toplantıları hakkında haber verilmediğini, şirket kayıtlarının usulune uygun olmadığını, hisse devri işlemlerinin yasanın ön gördüğü koşullarda yapılmadığını, davacıya yönelik yapılmış bir çok hukuka aykırı işlem ve eylem bulunduğunu, Mahkemenin butlan diye kabul ettiği işlemi görmezden gelerek onca haksızlığı, hukuka aykırılığı kötü niyet olarak görmemesi aksine hukuksuzluğa karşı hakkını arayan kişiyi kötü niyetli diye değerlendirmesi adalet duygusu ve hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığını, davacının davalı şirkete birçok kez başvuruda bulunduğunu ancak kendisine bilgi verilmediğini, noter kanalıyla gönderdiği ihtarnameden sonra hisselerinin kendisinden habersiz hukuka aykırı bir şekilde devredildiğini öğrenmiş ve bunun üzerine dava açarak yasal yollara başvurduğunu, mevcut davada davacının hisse devrine ilişkin işlem mutlak butlanla sakat olduğunu, kanun bu işlemin iptali için hak düşürücü veya zaman aşımı süresi ön görmediğini, müvekkil hisselerini yasalara aykırı bir şekilde devreden kişi ve kişilerin yaptığı usulsuz işlemlere kötü niyetli olduğunu, dava konusu olayı mülkiyet hakkı yönünden de değerlendirmek gerektiğini, somut olayda, davacıya ait %10 hisse davacının haberi olmaksızın hukuka aykırı bir şekilde yönetim kurulu kararı ile başka bir kişiye devredildiğini, devri yapılan hisse müvekkilin mülkiyet hakkı kapsamında olduğunu, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen bir hak üzerinde sahibi dışında yapılan tüm tasarruflar anayasa ile korunan mülkiyet hakkının ihlalini oluşturduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE:Dava, anonim şirket yönetim kurulu kararının butlanı ve şirket paylarının eski hale getirilmesi davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının uzunca bir süre geçtikten sonra dava konusu yönetim kurulu kararının butlanını talep etmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığı noktasındadır.Davalı şirketin 02/06/2005 tarih ve 1 sayılı yönetim kurulu kararı ile, ...'in şirkette mevcut 500 adet hissesini ...'a devrettiği belirtilerek devrin şirket kayıtlarına işlenmesine karar verilmiştir.Davacı tarafça, hisselerini devretmediği ve devre ilişkin bir belge bulunmadığı iddiasıyla yönetim kurulu kararının butlanına ve şirket paylarının eski hali ile adına tesciline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu(e.TTK)'nun 416. Maddesinde, nama yazılı hisse senetlerinin esas mukavelede aksi yazılı olmadıkça ciro ve teslim yoluyla devrolunabileceği, 417/2. Maddesinde ise hisse senedinin yukarıdaki maddeye uygun devredildiği ispat edilmedikçe devralanın pay defterine yazılamayacağı düzenlenmiştir.Şirket ana sözleşmesinde, hisse senetlerinin nama yazılı olacağı kabul edilmekle birlikte, dava dışı şirketin pay senedi bastırdığına ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı gibi bu yönde bir beyana da rastlanmamıştır. Borsada işlem görmeyen şirketlerde nama yazılı payların senede bağlanması zorunluluğu bulunmamaktadır.Nama yazılı paylar hakkında pay senedi çıkarılmaması halinde çıplak pay söz konusudur. Çıplak payın devri ise alacağın temliki hükümlerine göredir.Butlan istemine konu yönetim kurulu kararının dayanağı olarak bir pay devir/temlik sözleşmesi bulunduğu iddia ve ispat edilememiş olmakla birlikte, söz konusu yönetim kurulu kararından bilgi alma hakkının kullanılması amacıyla mahkemenin 2018/1264 esas sayılı dosyasında açılan dava tarihine kadar geçen uzunca bir süre içerisinde sessiz kaldığı(14 yıl) ve mutat aralıklarla yapılan ve alınan kararları ticaret sicil gazetesinde yayımlanana genel kurul toplantılarına(9 adet) katılmadığı gibi ilgisiz kalarak bu genel kurullara katılmak için çaba sarf edildiğinin iddia ve ispat edilmediği, bu haliyle anılan süre boyunca şirket ortaklığından kaynaklanan hakların kullanılmadığı da nazara alındığında, davacının söz konusu yönetim kurulu kararını bildiğinin ve buna rağmen sessiz kaldığının kabulü gerekir. Bu durumda, davacının hisse devrine ilişkin bir belge bulunmaması nedeniyle söz konusu yönetim kurulu kararının butlanını ileri sürmesi TMK'nın 2/2. Maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Anılan maddede ifade edildiği gibi bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tüketici harçtan muaf olduğundan yatırılan istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 05/03/2026