İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... ...'ın, küçük ... ...'ın annesi olup gebelik takibinin dava dışı Dr. ...tarafından yapıldığını, Dr. ...'ın Tıbbi Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/64 KARAR NO : 2025/1880 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 14/11/2023 NUMARASI : 2020/615 Esas - 2023/804 Karar DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... ...'ın, küçük ... ...'ın annesi olup gebelik takibinin dava dışı Dr. ...tarafından yapıldığını, Dr. ...'ın Tıbbi Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi 03/08/2019-03/08/2020 tarihlerinde geçerli olmak üzere ... no. ile davalı ... Sigorta Şirketi tarafından düzenlendiğini, Sigortalı doktorun gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük ... ... 'ın down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, oysa down sendromu gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de 2827 SK'na göre gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi ise down sendromunu teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağını kabul ettiğini beyanla; fazlaya dair talep ve dava hakkımız mahfuz kalmak kaydıyla, Müvekkili küçük ... ... için, 230.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, 40.000 TL manevi tazminat, Müvekkili ... ... (anne) için 20.000 TL manevi tazminat, Müvekkili ... ... (baba) için 20.000 TL manevi tazminat, olmak üzere toplam 310.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Gebelik takibinin yaklaşık 40 haftaya yayılmış bir süreç olduğunu, Bu sürecin farklı aşamalarında farklı hekimler, uzmanlar ve hastaneler yer alabileceği gibi, hastanın sürecin farklı dönemlerinde tedavi ve takiplerini üst merkezler, dış merkezler ve dahi Özel Hastanelerde yürütebileceğini, davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkikler eksiksiz yaptırıldığını, mevcut tıbbi yöntemlerle down sendromu vb. anomalilerin %100 tespiti mümkün olmadığı gibi, eğer test ve tetkiklerde düşük risk çıktı ise bu durumda da hekime kusur atfedilmesi mümkün olmadığını, testlerin tespit oranları değişkenlik gösterdiği gibi her doğum öncesi anomalinin doğumu sonlandırma endikasyonu da bulunmadığını, hastanın ikili tarama testi vb. yöntemlerle yüksek risk grubunda bulunmadığı durumlarda, amniyosentez, kordosentez ve CVS gibi invazif işlemlerin yapılması tıbbi açıdan mümkün değildir. Zira bahsi geçen invazif tanı yöntemleri yüksek oranda risk içerdiğinden, bu tür invazif girişimlerin yapılabilmesi için hastanın endikasyonlarının bu testlerin yapılmasına uygun olması diğer bir deyişle yüksek risk grubunda yer alması gerektiği O halde dahi, hastanın, hekimin yönlendirmelerine uygun şekilde işlem yapması (söz gelimi, amniyosentez için sevk edildi ise gönderildiği hastanede tetkiklerini yaptırması) gerektiğini, gebelik takibinde hastalar çoğu kez birden fazla hastanede farklı hekimler tarafından muayene edilmekte; özellikle her test ve tetkikin her yerde yapılamadığı gözetildiğinde, farklı tıp merkezlerinde çeşitli test ve tetkikler yaptırabilmektedir. Bu nedenle; davacı ... ...'ın doğum tarihinden 12 ay öncesini içerecek şekilde; davacı ... ...'ın gebelik tarihi ve 12 ay öncesini içerir ... kayıtlarının Sosyal Güvenlik Kurumundan getirilmesi gerektiğini, kayıtlardan tespit edilecek hastanelerden ve tıbbi merkezlerden, tüm test ve tetkiklerin, hasta dosyalarının, raporların celbini talep etiklerini beyanla; Öncelikle zamanaşımı itirazı gereği davanın reddine, davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Manevi zararın şahsiyet haklarına vaki tecavüz dolayısı ile bir kimsenin duyduğu cismani ve manevi acı ızdırap ve elem, bir kimsemin hayattan tat almasında yaşama zevkinde bir azalma olarak tarif edildiği, bu tariften anlaşılacağı üzere, manevi tazminata temel olan düşüncenin bozulmuş olan ruhi ve bedeni kusurun kısmen ve imkan nispetinde yeniden elde edilmesini teminine yönelik olduğu, manevi tazminatın kabulündeki gayenin faili cezalandırılmak veya onu muzayaka haline düşürmek olmadığı, mağdurun mal varlığında bir çoğalma husule getirmek veya mağdurun istediği tazmin şekillerini birini kabul etmek sureti ile onun acısını gidermek ve ruhen onu tatmin etmek şeklinde tarif edildiği, hukuka aykırı bir fiilin manevi tazminatı gerektirebilmesi için o fiilin bir şahsın şahsa bağlı haklarını başka bir deyim ile şahsi menfaatlerini ihlal etmesi gerektiği, şahsa bağlı hakkın ise herkese karşı ileri sürülebileceği resmi ismi, şeref ve namusu özel hayata mesleki sırra iktisadi şahsiyete yapılan tecavüzlerin de şahsiyet haklarını ihlal eden hareketler olarak kabul edildiği TBK'nun 56 maddesinde de bu gibi şahsi menfaatlerin ağır ihlali halinde kusurunda ağır olması kaydı ile manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğine kanaat getirildiğinden davacıların manevi yönden zarar uğradığı kabul edilemeyeceğinden davacıların manevi tazminat talepleri de yerinde görülmemiş, davanın reddine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının “aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği” savunmasında bulunmadığından HMK 25. madde hükmüne göre davalı tarafından savunulmayan vakıanın mahkemece kendiliğinden hükme esas alınmasına imkan bulunmadığını, dosyadaki delillerin bu vakayı doğrulamasının da hakimi bağlamayacağını, Yargıtay HGK kararında “önerilerin” değil “aydınlatılmış onamın” içeriği belirlenmiş olup davacı annenin tarama testleri, tanı testleri ve down sendromu konusunda ayrı ayrı aydınlatılmış olması gerektiğinin ilke olarak benimsendiğini, yerel mahkemenin, davanın sujesi olmayan ve delil bildirme hakkı da bulunmayan ihbar olunan tarafından davacı annenin saflığından yararlanılarak oluşturulan, delil bildirme süreleri geçtikten sonra dosyaya ibraz edilen belgeye itibar edilerek davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, en güncel Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararına göre; down sendromunun tespiti bakımından gerekli testlerin yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise sonuçlarının ne şekilde değerlendirildiğinin ispat yükünün davalıda olmak üzere araştırılması gerektiğini, yerel mahkeme aydınlatmanın kapsamına ilişkin Yargıtay HGK kararını uygulamayarak usul ve yasaya aykırı davrandığını, ve çelişkiye düştüğünü, istinaf mahkemesi kararlarına göre de aydınlatılmış onamı ispat edemeyen davalı sigortacının davacıların zararlarından sorumlu olduğunu, tüm istinaf mahkemesi kararlarının da lehe olduğunun dilekçedeki görüşlerini desteklediğini, davada illiyet bağı bulunmadığını, davacı küçüğün dava hakkı olmadığı gerekçesinin de Yargıtay kararları karşısında dayanaksız olduğunu, zira Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin en son kararının hem illiyet bağının var olduğuna ve hem de özürlü küçüğün dava hakkı olduğuna dair kökleşmiş Yargıtay kararlarını teyit ettiğini, istenmeden dünyaya gelen çocuk olaylarında anne ve baba açısından talep edilecek zarar gebeliğin sonlandırılması kararının ellerinden alınmış olması sebebi ile ortaya çıkan mal varlığı zararı, yani doğumun sebep olduğu ve yasal olarak karşılamak zorunda oldukları (TMK madde 327/1) özürlü çocuğun bakım masraflarının ve avukatlık ücretlerinin yerel mahkemece yanlış hesaplandığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigorta poliçesi kapsamında tazmini davasıdır.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, hekimin tıbbi kötü uygulamada bulunup bulunmadığı noktasındadır.Davacı-küçük ... ... down sendromu ile doğmuştur. Davacı tarafça, gebelik takibini yapan doktor ...'ın bilgilendirme ve rıza alma yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve ileri tetkikleri önermediği iddiasıyla uğranılan zararın Tıbbi Kötü Uygulama sigorta poliçesi kapsamında tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davacı annenin doğuma kadar bir kısım takiplerinin Dr. ... tarafından yapılmıştır. Biyoloji Ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesinde, Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesinde, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. ve 18. maddelerinde tıbbi müdahalenin muhatabını aydınlatma (bilgilendirme) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukukumuzda, bu yükümlülük aydınlatılmış onam olarak yerleşmiştir. Geçerli bir aydınlatılmış onamdan bahsedilebilmesi için bilgilendirmenin mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekir. Burada tıbbi müdahalenin ne olduğu önem arz etmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde, tıbbi müdahale; Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi, ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, gebelik takibinin de tıbbi müdahale kapsamında bulunduğu açıktır.Bir hastalığa ilişkin risk durumun belirlenmesi ya da teşhisi için yapılması gereken testlere yönelik açıklamalar da aydınlatma kapsamında olup, hekimin bulunduğu yerde söz konusu testlerin yapılmıyor olması da bu hususlarda aydınlatma yükümlülüğünü kaldırır nitelikte değildir.Bilgilendirmenin yapılacağı kişi ise, tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişidir. Ancak, kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Muhatap, çocuk veya kısıtlı ise, bilgilendirme yasal temsilciye yapılır. Gebelikte ise, hem anne sağlığı hem de çocuğun sağlığı söz konusudur. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerekir. Bilgilendirmenin amacı, kişinin tıbbi müdahale ile ilgili olarak serbestçe karar almasını sağlamaktır. Bu nedenle, bir hastalığın tedavisinin mümkün olmamasının hekimin sağlığı koruma ve teşhise ilişkin aydınlatma (bilgilendirme) yükümlülüğüne bir etkisi bulunmamaktadır. Bilgilendirme sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. bilgilendirmenin yapıldığını ispat yükü TMK'nın 24. maddesi uyarınca hekime ait olup, hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği her türlü delille ispatlanabilir. Down sendromu 21. kromozomdaki trisomiden kaynaklanan genetik bir bozukluk olup iki tane olması gereken 21. kromozomun üç tane olması ile karakterize edilir. Görüldüğü gibi down sendromu hekim hatası ile oluşan bir hastalık olmadığı gibi, bilinen bir tedavisi de bulunmamaktadır. HGK'nın 22/03/2022 tarih ve 2020/11-592 E. - 2022/356 K. Sayılı kararında; dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, down sendromunun gebelik sırasında tanısı için ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason gibi yöntemlerin kullanıldığı, gebelik döneminin 11 ilâ 14. haftalarında yapılan ikili test, 15 ilâ 20. haftalarında yapılan üçlü/dörtlü testler neticesinde down sendromu ihtimalinin ortaya konulmasının mümkün olduğu, bebeklerde gebelik ultrasonografisinde15 ilâ 20. gebelik haftaları arasında down sendromlu bebeklerin yaklaşık %40-50’sinde artmış ense kalınlığının saptanabileceği, ayrıca tarama testlerine ek olarak detaylı fetal ultrasonografinin tüm gebelere uygulanması gerektiği, hekimin, yapmış olduğu gebelik takibinde, tarama testleri ile ortaya çıkan yeni risk faktörlerini temel risk faktörleriyle çarpmak suretiyle risk belirlemesi sonrasında bir üst seviye olan ve girişimsel müdahale olarak nitelendirilen kesin tanı tetkiklerinin önerilmesi gerektiği, bunların bebeğin plasentasından ya da içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak olan CVS veya amniosentez (su alınması) olduğu, prenatal tarama testleri normal çıkan fakat ultrasonda down sendromu açısından risk saptanan gebelikler için de amniosentezin önerilmesi gerektiği, bu yöntemlerle kromozom analizi neticesinde down sendromu teşhisinin kesin olarak konulabileceği ifade edildikten sonra devamla "Görüldüğü üzere gebelik takibi yapan hekim tarafından yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması, riskli bir durum karşısında fetal detaylı ultrasonografi, CVS veya amniosentez yaptırılmasını önerilmesi ve bunlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir. Ancak hekimin, riskli bir durumun tespit edilmesi karşısında dahi anneyi anılan testleri yaptırmaya veya kesin tanı yöntemlerine başvurmaya zorlaması mümkün değildir. Hekim sadece gerekli aydınlatmayı yaparak gerekli olan işlemlerin yapılması için öneride bulunmalı; ikili, üçlü, dörtlü test gibi prenatal tarama testlerinde risk saptandığında dahi kesin tanı için gerekli olan CVS veya amniosentez işlemlerini yaptırması kararını, bu işlemler bazı riskleri içerdiği için hastaya bırakmalıdır." şeklinde gebelik takibinde hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin belirleme yapılmıştır. Dosyaya kazandırılan 01/03/2022 tarihli Adli Tıp 7. İhtisas Dairesi raporunda özetle; ; " son adet tarihi bilinmeyen ve hipertansiyon rahatsızlığı bulunan 42 yaşındaki anne ... ...’nın 3. gebeliğinde ilk muayene başvurusunu 25/11/2019 tarihinde Manisa Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine yaptığı Uzm. Dr. ...tarafından yapılan ultrasonografik ölçümlerin göre 22. gebelik haftası ile uyumlu olduğu, hastanın ileri yaşı ve komorbiditesi nedeniyle anatomik tarama amaçlı üst merkeze yönlendirildiği, 27/11/2019 tarihinde Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğinde muayene edildiği, obstetrik ultrasonografi uygulandığı, 28/11/2019 tarihinde Manisa Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğinde Uzm. Dr. ..., 20/12/2019 tarihinde Dr. ... tarafından muayene edildiği, her iki hekim de ifadelerinde, hastanın 25/11/2019 tarihinde Perinatoloji bölümüne sevk edildiğini ve üniversite hastanesinde önerilen amniyosentez tetkikini kabul etmediğini belirttikleri, ... Hastanesinde düzenlenen muayene kayıtlarında da, hastaya 2’li test ve anatomik tarama yapılmadığı, amniosentez önerildiği ancak hastanın kabul etmediğinin kayıtlı olduğu, 16/02/2020 tarihinde 2100 gr doğan bebeğin yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, muayenesinde down sendromu stigmaları izlendiği, vücutta kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan down sendromu tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, gebeliğin 20. haftasına kadar uygulanan bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, bebekte doğumdan sonra tespit edilen down sendromunun intrauterin rutin yapılan obstetrik ve/veya ilgili uzmanlar tarafından yapılabilen ikinci düzey ultrasonografi tetkiklerinde tespit edilemeyebileceği, söz konusu tetkikler ile prenatal tanı konulması durumunda ailenin isteğine bağlı olarak 20. haftaya kadar gebeliğin sonlandırılabileceğinin tıbben bilindiği, Mevcut tıbbi kayıtlara göre, anne ... ...’ın 3. gebeliğinde ilk muayene başvurusunu 25/11/2019 tarihinde (22. gestasyon haftasında) yaptığı, ileri anne yaşı ve kronik komorbid hastalık (hipertansiyon) risk faktörleri bulunan gebenin muayenesi yapılarak anatomik tarama için üst merkez Perinatoloji kliniğine yönlendirilmesinin tıbben uygun olduğu, tıbbi kayıtlar ve gebelik kontrollerini yapan hekimlerin verdiği ifadelere göre, 27/11/2019 tarihinde üniversite hastanesine başvuran hastaya amniyosentez önerildiği ancak hastanın kabul etmediği, sonraki muayenelerinde ileri gebelik haftası nedeniyle anomali taraması yapılmadığı, tüm bu bilgi ve bulgular doğrultusunda, dava konusu olayda 20. gebelik haftasından sonra hastaneye başvuran ve tespit edilen risk faktörleri nedeniyle yönlendirildiği Perinatoloji kliniğinde önerilen amniyosentez tetkikini kabul etmediği dolayısıyla gebeliğin takibinde görev almış hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, ilk defa doktora başvurduğu tarihte gebeliğin 22. Haftasında olduğu, söz konusu tetkikler ile prenetal tanı konulması durumumda ailenin isteğine bağlı olarak 20. haftaya kadar gebeliğin sonlandırılabileceğinin tıbben bilindiği," şeklinde görüş bildirilmiştir. 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Yine Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla down sendromu tespit edildikten sonra, bir kurul tarafından düzenlenecek rapor neticesinde, on haftadan sonra da gebelik sonlandırılabilmektedir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde Kanunun 6. Maddesine göre gebe kadının iznine bağlıdır. Eğer hekim aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmaz ve gerekli hususları kadına açıklar ise davacı ebeveynlerin Kanun tarafından tanınan bu hakkı kullanması mümkün olabilecektir. Türk hukukunda aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almadığı gözetildiğinde hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususu hekim ve zorunlu sorumluluk sigortacısı tarafından her türlü delille ispatlanabilir. Bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği hususu somut olay özelinde hastanın eğitimi, yaşı, kültürel seviyesi ve hekim veya hastane tarafından tutulan kayıtlar serbestçe değerlendirilerek tespit edilmelidir. Somut olayda hastanın eğitimi, yaşı, kültürel seviyesi ve hastane tarafından tutulan kayıtlar ile hastanın gebelik sırasında 42 yaşında olduğu ve ATK raporunda da daha önce geçirilmiş sezeryan öyküsü bulunması sebebiyle söz konusu gebeliğin ilk gebeliği olmadığı gözetildiğinde davacının ileri yaşı sebebiyle ileri merkeze sevk edilmesi, amniyosentez tanılama yöntemi önerildiğinin kayıtlı olduğu ancak dosya içeriğinde yaptırıldığına dair tıbbi belge bulunmadığı, yargılama devam ederken feri müdahil sigortalı hekim tarafından dosyaya sunulan davacının el yazısı ile yazıp imzaladığı, imzası ve yazımı inkar edilmeyen 23/01/2023 tarihli beyan dilekçesinde davacı ... ... tarafından sigortalı hekim tarafından kendisine bebeğin down sendromlu olma ihtimali olduğunun söylediğini, kendisini üniversite hastanesine sevk ettiğini ve gittiğini, sigortalının kendisine down sendromu olma ihtimalini anlatarak görevini yaptığını beyan ettiği anlaşılmakla aydınlatma görevinin yapıldığı sonucuna ulaşılmaktadır. CVS ve amniosentez gibi kesin tanı tetkikleri 3. basamak hastanelerde uygulanmakta olup, sigortalı doktorun kendisinin yapamayacağı bir işlemle ilgili imzalı, yazılı onam alması beklenemeyeceği gibi kesin tanı tetkiklerini yaptırmayan hastadan tetkikler ve sonuçları hususunda aydınlatıldığına dair yazılı onam alınması da gerekli değildir.(YHGK 2020/11-592 Esas ve 2022/356 Karar sayılı kararı) Kaldıki ayrıca 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde kadının iznine bağlı olup, bu bakımdan doktorun, rahim tahliyesi gerektiren hususları açıklama ve aydınlatma yönünden anneye karşı yükümlülüğü bulunduğu nazara alındığında, rahim tahliyesi konusunda bir hak ve imkanı bulunmayan çocuğa karşı bu bakımdan aydınlatma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ayrıca bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile down sendromlu çocuk adına talepte bulunulması, özürlü doğmuş çocuğun, hekime karşı, neden kendisinin dünyaya gelmesine yol açtığı ve henüz cenin olduğu dönemde yaşamını neden sona erdirmediği gibi bir iddia ile var olmama hakkının kabulü şeklinde hukuken korunamaz bir duruma yol açmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/1620 Esas 2022/7142 Karar-Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/1106 Esas ve 2024/9341 Karar sayılı kararı) Bu nedenlerle davacı küçük yönünden maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmesi bu gerekçe ile de isabetlidir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacılar tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 345,55 TL istinaf karar harcının davacılardan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 11/12/2025