11. Hukuk Dairesi 2025/4923 E. , 2026/1742 K. "" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/218 Esas, 2025/710 Karar HÜKÜM : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/122 E., 2018/758 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tara…
11. Hukuk Dairesi 2025/4923 E. , 2026/1742 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/218 Esas, 2025/710 Karar HÜKÜM : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/122 E., 2018/758 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili davacı tarafın yüksek faiz getireceği ve istendiği an geri ödeneceği garantisi ile davalı tarafa 103.539,00 euro miktarında para verdiğini, müvekkili davacı tarafa yatırdığı para karşılığı belge verildiğini, bu parasının müvekkiline iadesinin gerektiğini, ancak müvekkilinin verdiği paraları geri istemesine rağmen davalı tarafça paranın iade edilmediğini, davalı tarafın Bankacılık Kanunu'na aykırı şekilde mevduat topladığını, ...'na aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunup hisse senetlerini halka arz ettiğini, davalı şirket veya şirketlerin yöneticilerinin vs. cürüm işlemek amacıyla çete oluşturmak vs. suçlarından değişik ceza dava dosyalarında yargılandıklarını, davalı şirket veya şirketlerin ticari defterlerinin de usulüne uygun tutulmadığından diğer davalı gerçek kişiler ...ve ...'in de şirket veya şirketlerin yöneticisi olması nedeniyle müvekkili davacı tarafı zarara uğrattıklarından ve müvekkili davacı tarafa karşı sorumlu olduklarından bahisle müvekkili davacı taraf ile davalı taraf arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine ve ayrıca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik davalı tarafa verilen para nedeniyle 1.000,00 euronun paranın davalı tarafa verildiği tarihten (ödeme tarihinden) itibaren işleyecek döviz faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 99.444,57 euro artırarak 100.444,57 euronun davalı tarafa verildiği tarihten (ödeme tarihinden) itibaren işleyecek döviz faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin hak düşürücü süre ve zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, davacının iddialarına dayanak gösterdiği belgenin davalıyı ilzam etmeyeceğini, davacının davalı tarafça ... mevzuatının ihlal edildiği yönündeki iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, davacının hile iddiası gerçeğe aykırı olduğu gibi bu iddianın yasal dayanağının da bulunmadığını, işbu uyuşmazlıkta haksız fiil hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını, davacının 103.539,00 euronun şimdilik 1.000,00 eurosunun davalılardan tahsiline yönelik talebi ile faiz talebinin hukuki dayanağı bulunmadığını, davalı gerçek kişinin zarardan sorumlu olduğu yönündeki iddiasının reddi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın, davalı şirketin ortağı olunmadığının tespiti ile ilgili talep kısmının kabulü ile davacı tarafın davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine, davacı tarafın alacak davasının kısmen kabulü ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 99. maddesi gereğince aynen veya fiili ödeme günündeki ...'nca belirlenen efektif satış kuru karşılığı üzerinden Türk parası ile ödenmesi kayıt ve şartıyla 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizi Hakkında Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4/a maddesi gereğince dava tarihi olan 06.02.2018 tarihinden itibaren (davacının talebi de nazara alınarak) ... Bankalarının euro cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizi ile birlikte 43.249,00 euronun davalılar ... ... A.Ş., ...ve ...'den müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ile davalı şirket ve davalı ... vekilince istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince, 7194 sayılı Kanun'un 41. maddesiyle 3332 sayılı Yasa'ya eklenen geçici 4. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurmak suretiyle dava ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiş, Dairemizce onanmıştır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile daha önce verilen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, davacının bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi'nin 2020/... başvuru numaralı, 24.10.2024 tarihli kararı gereğince yeniden yapılan yargılamada, ...hakkında açılan davanın bu dosyadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedildiği, dava dosyasındaki mevcut deliller incelendiğinde, davacı tarafından davalı şirkete istenildiği an geri ödeneceği vaadiyle 30.12.1998 tarihinde 15.182,00 euro, 08.01.1999 tarihinde 38.645,00 euro ve 09.09.1999 tarihinde 10.351,00 euro olmak üzere toplam 64.178,00 euro para yatırıldığı, davacının yatırdığı parayı ve kar paylarını almak için davalı şirkete başvurularının sonuçsuz kalması üzerine 06.02.2018 tarihinde davanın açıldığı, davalıların süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulundukları, zamanaşımı def'i yönünden davacı lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, dosya içerisinde mevcut belgelere göre davacının davalı şirkete 30.12.1998, 08.01.19 99... .09.1999 tarihlerinde para yatırdığı, buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 06.02.2018 tarihinde açıldığı, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiği, yargılama sırasında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nca verilen 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı karar ile haksız fiilin işlendiği tarihin, paranın alındığı tarih olduğu ve zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı kararlaştırıldığından davalıların yaptığı yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılması ve davalılar lehine vekâlet ücreti takdir edilmemesine karar verildiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin 14.11.2018 tarihli, 2018/122 E. ve 2018/758 K. sayılı kararı ile Dairenin 17.01.2020 tarihli, 2019/196 E. ve 2020/65 K. sayılı kararlarının kaldırılmasına, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A.Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı şirkete ortak olmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemine ilişkindir. B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Temyiz sebeplerinin incelenmesinden önce eldeki dosya ve aynı mahiyetteki davaların sebeplerinden ve yıllar içinde yaşanan yasal ve yargısal süreçlerden bahsetmek gerekmektedir. 1990’lı yıllarda özellikle yurt dışında yerleşik ve faizden imtina eden küçük yatırımcıların yoğun teveccühüyle yüksek kâr vaat eden davalı şirket ve benzeri holdinglere ciddi bir sermaye akışı olmuştur. Ne var ki bir takım nedenlerden dolayı yeni para girişinin sekteye uğramasıyla birlikte bu tür şirketler kâr payı dağıtamaz duruma gelmiştir. Bunun üzerine hissedar niteliğindeki yatırımcılar gerek Türkiye’de gerekse sair ülkelerde davalı şirket ile benzer şirketler ve holdingler aleyhine açtıkları davalarla ödedikleri paranın geri verilmesini talep etmişlerdir. Bu davalar yerel mahkemelerde hükme bağlandıktan sonra temyiz denetimi için Dairemize intikal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin, ... (B. No:2020/21022, ...) kararında kısmen değindiği “çelişkili yargı kararları” ise aşağıdaki sebeplerle meydana gelmiştir. Davaların ilk açıldıkları ve şirketlere paraların yatırıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince şirkete sermaye olarak verilen paralar geri istenemeyeceği gerekçesiyle davalar retle sonuçlanıyordu. Ancak yabancı ülkelerde mukim yatırımcıların, bulundukları ülke mahkemelerinde açtıkları davalarda tahsil hükmü almaları ve bu hükümlerin tanıma ve tenfiz yoluyla ülkemizde uygulanmasıyla birlikte yerli yatırımcıyla yabancı ülkelerdeki yatırımcı arasında ciddi eşitsizlik meydana gelmekteydi. Dairemiz ise gerek bu adaletsizliğe son vermek gerekse şirket yetkililerinin izinsiz sermaye toplamak ve dolandırıcılık suçlarından mahkum olmalarını dikkate alarak “para verenlerle şirket arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığını ve bu nedenle iradesi fesada uğratılan yatırımcıların haksız fiil hükümleri çerçevesinde paralarını geri alabileceklerine dair” uygulamayı benimseme yoluna gitmişti. Bu arada benzer mahiyetteki birçok ... benzer mahiyette seri davalara muhatap olmuş, para yatıranların paralarını geri istemeleri ve bu yöndeki mahkeme kararlarının infazı neticesinde bu şirketlerin tamamen battıkları gözlemlenmiştir. Dava açmakta erken davrananlar, paralarını tamamen tahsil ederken, bilahare dava açanlar, haczi kabil mal bulamadıklarından hiçbir şey elde edememe gibi bir sonuçla karşılaşmışlardır. Neticede, tüm bu karmaşanın ortasında, halen faal olan şirketlerin yaşatılması ve gerek ortaklarının, gerekse bu şirketlere bağlı işletme ve fabrikalarda istihdam edilen iş gücünün mağduriyetlerinin önüne geçilmesi maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi duruma el koyarak, hukuken meşru bir zemine çektiği şirketlere karşı açılan davalarla ilgili yürürlüğe koyduğu 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41. maddesi ile sermaye koyan tüm ilgilileri ortak kabul eden anlayışı benimsemiştir. Şüphesiz bu yasal düzenleme bir tasfiye düzenlemesiydi. Tasfiye düzenlemeleri, tabiatı gereği ideal çözüm getiremezler. Bir şekilde meydana gelmiş vakıayı, en az hasarla atlatmayı, kanayan yarayı durdurup ihtilafları en aza indirgemeyi amaçlar. Anayasa Mahkemesi 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 18.05.2023 tarih, 2020/11 E. ve 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile gerek bu düzenlemeye ilişkin iptal başvurusunu kabul ederken gerekse bireysel başvuru kapsamında mülkiyet hakkının ihlaline karar verirken menfaat dengesinin yeterince gözetilmediğini, düzenlemenin küçük yatırımcının aleyhine sonuçlar doğurduğu tespitinden hareketle iptal ve ihlal kararları vermiştir. Hakimler ve dolayısıyla mahkemeler, laboratuvar ortamında hukukçuluk yapma lüksüne sahip değildir. Verecekleri kararların sahaya yansımasını, ekonomik ve sosyal sonuçlarını da hesaba katarak hareket etmelidirler. Daha da önemlisi hüküm şeklinde tezahür eden çözümleriyle müteakip uyuşmazlıkları çoğaltmayı değil en aza indirgemeyi amaçlamalıdırlar. Aksi halde somut örnekte görüldüğü üzere, bazen kaş yapayım derken göz çıkarma sonucuyla karşı karşıya kalınması mukadder hale gelebilmektedir. Ortada “menfaat dengesizliğinden” söz edebilmek için içeride hakim ortakların, dışarıda ise küçük yatırımcıların bulunduğu bir vasatın bulunması gerekir. Birbirleriyle benzer konumdaki binlerce küçük yatırımcıdan müteşekkil çok ortaklı bir şirkette “dileyen parasını geri çekebilir” mealindeki bir anlayışın, davalı şirketin de yok olan emsal şirketler gibi hayatiyetini devam ettirmesine imkan ve ihtimal bırakmayacağının idraki gerekirdi. Başvuran birkaç kişinin ferilere ilişkin mülkiyet haklarını koruyalım derken sair binlerce ortağın mülkiyet hakkının buharlaşmasına vesile olmak hukukun amaçladığı sonuçlardan biri olamaz. Kaldı ki hali hazırda sermaye koyma makbuzunu ibraz eden herkese değeri oranında hisse senedi verildiği ve şirketin borsaya kote olması hasebiyle ortak kalmak istemeyen kişilerin dilediği anda rayiç değer üzerinden hisselerini satarak nakde dönüştürebildiği bir ortamda hangi mülkiyet hakkının ihlal edildiği anlaşılamamıştır. Bu iptal kararının ardından hukuken gerçekleşecek olan şey, 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin devreye girecek olmasıdır. Paraların yatırıldığı tarih ile davaların açıldığı tarihler nazara alındığında, somut vakıada gözlemlendiği üzere davalı tarafın zamanaşımı defi ile karşılaşan küçük yatırımcıların bu kez mülkiyet hakkının ihlali değil yatırdıkları paraların tamamen buharlaşması mevzu bahis olacaktır. Bunun başlıca müsebbibinin, özel hukuk alanının diğer kurum ve düzenlemelerinden bihaber anlayışın olacağı izahtan varestedir. 2.Açıklanan gerekçeler doğrultusunda somut temyiz sebeplerinin incelenmesine gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. VI. SONUÇ: Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 26.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Somut olayda zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi çelişkili davranış yasağı kapsamında hakkın kötüye kullanılmasıdır. O nedenle kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmamaktayım.