4. Ceza Dairesi 2025/11111 E. , 2026/1932 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/343 E., 2023/425 K. SUÇ : Hakaret İNCELEME KONUSU KARAR: Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanık ...'nün, basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle yapılan yargılama sonunda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/3-a, 125/4, 62, 52/2 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 251/3. maddele…
4. Ceza Dairesi 2025/11111 E. , 2026/1932 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/343 E., 2023/425 K. SUÇ : Hakaret İNCELEME KONUSU KARAR: Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanık ...'nün, basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle yapılan yargılama sonunda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/3-a, 125/4, 62, 52/2 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 251/3. maddeleri gereğince 5.300,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Kanun’un 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Çorum 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.05.2023 tarihli ve 2023/343 Esas, 2023/425 Karar sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.11.2025 gün ve 2025/126365 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin; “Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 tarihli ve 2013/14-102 esas, 2014/128 sayılı kararında belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartları oluşmadığı halde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda, kanun yararına bozma yoluna başvurulabileceği ve bozma kararının aleyhe sonuç doğuracağı gözetilerek yapılan incelemede, 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde yer alan, "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." şeklindeki düzenleme nazara alındığında, Dosya kapsamına göre, sanığın 22.03.2023 tarihinde Cumhurbaşkanına hakaret ettiğinin görülmesi üzerine sanık hakkında adli işlem yapmak isteyen polis memuru olan müştekiye de hakaret ettiği, bu sebeple başlatılan soruşturma neticesinde kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan kamu davası açılması üzerine yapılan yargılama sonunda, sanığın Çorum 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.05.2023 tarihli ve 2023/343 esas, 2023/425 sayılı kararı ile anılan suçtan mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin 13.06.2023 tarihinde kesinleştiği, Diğer yandan, sanığın 22.03.2023 tarihinde işlediği Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kamu davası açılması üzerine yapılan yargılama sonunda, Çorum 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.03.2024 tarihli ve 2023/616 esas, 2024/248 sayılı kararı ile sanığın mahkûmiyetine karar verildiği, anılan kararın istinaf edilmesi üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 23.09.2024 tarihli ve 2024/1119 esas, 2024/1497 sayılı kararı ile sanığın eyleminin hem Cumhurbaşkanına hakaret hem de kamu görevlisine hakaret suçuna vücut verme ihtimali bulunduğu, 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesi gereğince en ağır cezayı gerektiren suçtan sanığın mahkumiyetine karar verilmesi amacıyla dosyaların birlikte değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle anılan kararın bozulmasına karar verilmesi üzerine, dosyanın Çorum 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2024/656 esasına kayden derdest olduğu anlaşılmakla, Somut olayda, sanığın aynı eylemi ile Cumhurbaşkanına hakaret ile birlikte kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçunu işlediği, bu nedenle sadece en ağır cezayı gerektiren Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı ceza verilmesi gerektiği, Cumhurbaşkanına hakaret suçuna ilişkin dosyanın bozma üzerine derdest olduğu gözetilerek inceleme konusu dosya ile anılan dosyanın birleştirilerek sanığın hukukî durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Ceza Genel Kurulu'nun 04.07.2022 tarihli ve 2021/4-202 Esas, 2022/512 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisine göre; "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Adalet Komisyonu Raporu’nda da bu husus; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnaları ise TCK’nın “Suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde hâlinde ve aynı Kanun’un 79. maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima ve zincirleme suçun düzenlendiği, 43. maddenin ikinci fıkrasında, “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” şeklinde; Farklı neviden fikri içtima TCK’nın 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş olup bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Buna göre farklı neviden fikri içtima ile aynı neviden fikri içtima arasındaki ortak unsur, failin gerçekleştirdiği eylemin tek olmasıdır. Ancak farklı neviden fikri içtimada tek eylemle gerçekleştirilen farklı suçlar söz konusu iken aynı neviden fikri içtimada tek eylemle aynı suç birden fazla kez işlenmektedir. Yine farklı neviden fikri içtimada tek eylemle aynı kişiye karşı suçun işlenmesi mümkün iken (örneğin yüze atılan yumrukla mağdura karşı hem kasten yaralama hem de mala zarar verme suçunun işlenmesi gibi), aynı neviden fikri içtimada suç teorisi ve yasal düzenleme gereği suçların farklı kişilere karşı işlenmesi gerekir. İçtima öğretisinin özünde, bir taraftan failin gereksiz ve kusurunu aşan şekilde cezalandırılmaması; diğer taraftan haksız bir yarar sağlamaması esasına dayanan adil ve rasyonel bir ceza yaptırımının uygulanması düşüncesi yatar. İşte bu nedenle, birden fazla suç tipinin ihlali hâlinde adil cezanın belirlenebilmesi, içtima öğretisinin ceza hukuku sisteminde doğru bir biçimde düzenlenmesini gerekli kılar. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “Non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “Erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir. 5237 sayılı Kanun'a esas alınan teoriye göre; fiilin tekliğinden anlaşılması gereken netice değildir. Suçun yasal tanımında yer verilmiş olması neticeyi fiilin bir unsuru hâline getirmez; suçun yasal tanımında yer verilen netice suçun unsuru olup, fiilin bir unsuru değildir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından "suç tekliği-suç çokluğu" ayrımına değinmekte yarar vardır. "Suç tekliği-suç çokluğu" ayrımı içtima konusundaki temel ayrım olup, suçların içtimai, bu ayrım üzerine temellenir. "Suç tekliği-suç çokluğu" ayrımında fiil sayasını değil ihlal edilen normların sayısı esas alınmaktadır. Tek bir fiille birden fazla suça sebebiyet verilebilir. Yargıtayın uygulaması da bu doğrultudadır. 5237 sayılı Kanun'un genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim 5237 sayılı Kanun'un 212 nci maddesinde, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir. Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir. Görüldüğü gibi, istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereğidir. 5271 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinde, " (1) Kovuşturma evresinin her aşamasında, bağlantılı ceza davalarının birleştirilmesine veya ayrılmasına yüksek görevli mahkemece karar verilebilir. (2) Birleştirilen davalarda, bu davaları gören mahkemenin tâbi olduğu yargılama usulü uygulanır. (3) İşin esasına girdikten sonra ayrılan davalara aynı mahkemede devam olunur." şeklinde düzenleme mevcuttur. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; sanığın Cumhurbaşkanına hakaret edip müdahale eden polis memuruna "şerefsizlik yapma" demek şeklinde gerçekleşin hakaret eyleminin tek eylem olması nedeniyle, sanığın hukukî durumunun 5237 sayılı Kanunu'nun 44. maddesi uyarınca farklı nevi'den fikri içtima hükümleri kapsamında değerlendirilmesi ve fikri içtima hükümleri uyarınca da sanığın daha ağır hüküm içeren Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan cezalandırılması gerektiği, Cumhurbaşkanı'na hakaret suçunda Çorum 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2024/656 Esas sayılı dosyasında yargılama yapıldığı, dosyanın derdest olduğu, incelemeye konu dosyada sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 125/3-a maddesi uyarınca verilen mahkumiyet kararının itiraz edilmeksizin kesinleştiği anlaşıldığından Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.03.2016 tarihli ve 2014/10-847 Esas, 2016/128 Karar sayılı ilâmında vurgulandığı üzere Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yargılama devam eden Çorum 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2024/656 Esas sayılı dosyasında 5237 sayılı Kanun'un 299. maddesi uyarınca hüküm kurulması kesinleşen hükümdeki ceza sonuç cezadan indirilmesi, böylece yargılaması devam eden suça ilişkin cezanın belirlenmesi gerektiği anlaşıldığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.01.2026 tarihinde karar verildi.