İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 10/12/2025 Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2023/741 Esas 2025/580 Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı banka tarafından 655.353,03 TL Bedelli kredi borcundan kaynaklı olarak asıl borçlular ...…
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2025/2118 KARAR NO : 2025/2375 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 18/06/2025 NUMARASI : 2023/741Esas - 2025/580Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 10/12/2025 Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2023/741 Esas 2025/580 Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı banka tarafından 655.353,03 TL Bedelli kredi borcundan kaynaklı olarak asıl borçlular ..., ... Limited Şirketi, ... ... Ticaret, ... Ltd.Şti. hakkında, Kayseri Banka Alacakları İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyası üzerinden 11/02/2021 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış olduğunu, akabinde davalı bankaca mezkur borçtan kaynaklı olarak davacıya karşı Kayseri Gayrimenkul Satış İcra Dairesi ... İcra sayılı dosya kapsamında 08/02/2021 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, yapılan bu icra takibi ile birçok hukuksuzluk ortaya koyulmuş ve neticede davacının haksız bir şekilde ciddi bir maddi zarara uğratılmış olduğunu, huzurdaki yargılamaya konu borcun doğuşunun; esas borçlu ... kredi kullanabilmesi için davalı bankanın kendisinden ipotek istediğini belirterek davacıdan... Mh. ... Cd. No:... .../KAYSERİ adresinde kain ve davacıya ait olan dükkan niteliğindeki taşınmazını ipotek göstermek istemiş olduğunu, davacı da ... ile olan geçmiş dönemdeki dostluk ilişkisine güvenerek taşınmazını ipotek vermiş olduğunu, nitekim ... davacının hatırladığı kadarıyla 2015 yılında 800.000,00-TL Bedelli kredi kullanmış ve bu kredi ödemesini de tamamlamış olduğunu, dolayısıyla davacının bu kredi için verdiği ipotek de esasında hükümsüz hale gelmiş olduğunu, kredi ödemesinin tamamlanması akabinde davacı, ...'e ipoteği kaldırmak için bankayla görüşme teklifinde bulunmuş fakat ... davacıyı aldatarak oyalamış olduğunu, en sonunda da davacıya ipotek konusunu hallettiğini, ipoteğin kaldırıldığını beyan etmiş ve bu konuda davacıya güvence vermiş olduğunu, davacı, kredinin Genel Kredi Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde kullanıldığından haberdar olmamakla birlikte ... tarafından adeta manipüle edilmiş; bu şahıs davacı ile olan dostluk ilişkilerini kullanarak, sıradan bir vatandaş olan ve prosedürü bilmeyen davacıyı hile ile aldatmış olduğunu, bu esnada davalı banka da davacının ipoteğini uhdesinde tutmaya devam etmiş ve bu durumdan sıradan bir vatandaş olan davacı haberdar edilmemiş olduğunu, neticede aradan geçen yaklaşık 7 yıl sonrasında ..., davacının bilgisi ve rızası dışında eski ipoteğini kullanarak yeni bir kredi çekmiş ve bu krediyi ödememesi nedeniyle davalı bankaca icra takibi başlatılmış olduğunu, davalı yanca bu icra takibinde hile ile; haricen tahsilatları dosyaya bildirmemek, kefilin sorumluluğunu ağırlaştırmak gibi birçok hukuka aykırı eylemde bulunulmuş olduğunu, GKS ile ilk çekilen krediden uzun yıllar geçmesinin üzerine ...eşrafta birçok borç edinmeye ve ödememeye başlamış, üstelik mal kaçırma girişimlerinde de bulunmuş olduğunu, ...'in bir yandan piyasaya borçlanmaya ve mal kaçırmaya devam ederken bir yandan da davalı bankadan 655.353,03 TL bedelli kredi çekmiş ve ... makinaları satın almış olduğunu, davalı banka ise bu kredi için davacı yukarıda bahsettiği dükkan niteliğine haiz taşınmazında davacının bilgisi ve rızası olmadan ipotek işlemi tesis etmiş olduğunu, zaten hiçbir kişiye ve kuruma borcunu ödemeyen ..., davalı bankaya da borcunu ödememiş olduğunu, bu esnada ..., aldığı cam kesme makinalarını önce... (... Vergi Dairesi T.C....) adi şirketine daha sonra ise ... Anonim Şirketine kısa süreler içerisinde mal kaçırma niyetiyle aşamalı bir şekilde devretmiş olduğunu, yine ..., 08/12/2014 tarihinde ... Ltd. Şti. Şirketini kurmuş olduğunu, bu şirket bahsettiği icra dosyasında da borçlu konumunda olduğunu, fakat halihazırda ... şirketin içini boşaltmış ve kendisinin kurduğu başka şirketlere aktarmış olduğunu, örneğin 21/08/2019 tarihinde kardeşi ...adına ... Ltd. Şti. Şirketini kurmuş ve taşınır/taşınmaz mallarını bu ve bunun gibi başka şirketlere aktarmaya devam ettiğini, hiçbir şirketi kendi adına kurmamış, hiçbir malı kendi adına edinmemiş, yakınlarını kullanarak mal kaçırmış olduğunu, öyle ki; ekte sundukları ... tarihli ticaret sicil gazetesi ilanında da görüleceği üzere ... Ltd. Şirketini, ... Ltd. Şirketinin bulunduğu ...Mh. ... Cd. No:... .../KAYSERİ adresine taşımış olduğunu, iki şirket arasında organik bağ olduğu hususu izahtan vareste olduğunu, mevcut durumda davalı banka, kredinin ipotek vereni davacı hakkında 655.353,03 TL bedelli krediden kaynaklanan alacak için 08/02/2021 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatmış olduğunu, davalı bankanın aynı tarih ve bedelli kredi borcu için asıl borçlular ..., ... Limited Şirketi, ... Ticaret, ... Ltd.Şti. Hakkında da Kayseri Banka Alacakları İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi yaptığı görülmekte olduğunu, davalı bankanın davacıya karşı başlatmış olduğu icra takibi hukuka aykırı olduğunu, zira 4822 Sayılı Kanunun 15. maddesiyle değişik 4077 Sayılı Kanunun 10. maddesinin 3. fıkrasında "Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez.” hükmü yer almakta olduğunu, bu yasal düzenleme doğrultusunda, alacaklı banka, asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıp, takip semeresiz kalmadıkça kefilden borcun ifasını isteyemeyeceğini, meri mevzuat gereğince, davalı banka ancak, asıl borçlular hakkındaki takibin kusuru olmaksızın semeresiz kalması veya kefalet sözleşmesinden sonra borçluların iflas etmesi yahut borçlular aleyhinde Türkiye’de takibat icrasının imkansız olması halinde kefilden talepte bulunabileceğini, fakat davalı tarafça anılan yasa hükmüne aykırı davranılmış olduğunu, esas borçlular ile ilgili tüm haciz yolları tüketilmediğini, esas borçluların mal varlığı sorguları dahi usulüne uygun gerçekleştirilmemiş, yalnızca ... Ltd.Şti.'ye ait ... plakalı araç ile ...'e ait ...araçlarına haciz eklenmiş olduğunu ve fakat yine herhangi bir yakalama/satış talebinde bulunulmadığını, davalı bankaca Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı bir şekilde kefilin sorumluluğunu ağırlaştıracak şekilde işlemler tesis edilmiş olduğunu, olağan koşulda bankacılık sektöründeki yerleşik ticari norm vc teamülde ilk önce asıl borçluya gidilmekte olduğunu, bu uygulamaya aykırı olarak mantıklı hiçbir açıklama yokken davalı banka esas borçlu ile iş ve eylem birliği içerisinde hareket ederek kefil olan davacının mal varlığına gitmiş olduğunu, davalı bankaca esas borçlu ...'in taşınır taşınmaz mallarına, borçlunun şirketleri arasındaki illiyet bağına, mal kaçırma durumuna bakılması gerekirken ... ile anlaşarak iş ve eylem birliği içerisinde hukuka aykırı şekilde davacının taşınmazı üzerinden tahsilat yolunu seçilmiş olduğunu, oysa ki esas borçlunun mal kaçırdığı kısa bir ticaret sicil gazetesi incelemesiyle dahi anlaşılmakta olduğunu, buna rağmen davalı banka esas borçluyla ilgili tüm haciz yollarını tüketmeden, üstelik davacının ipotek işleminden bilgisi ve rızası dahi olmamasına rağmen adeta yasaları kötüye kullanarak davacıyı mağdur etmiş olduğunu, ne hikmetse davalı banka cam kesme makinalarının akıbetini sorgulayıp takip etmemiş, borçlunun şirketleri arasındaki organik bağı araştırmamış, esas borçlulara yönelik hiçbir menkul haczi gerçekleştirmemiş olduğunu, sıradan bir vatandaş olan davacı ise süreçten hiçbir şekilde haberdar edilmeksizin ve ...'in kendisini hile ile aldatması ve oyalaması neticesinde bir anda dükkanın satılmasına maruz kalmış olduğunu, doğrudan davacıya karşı icra takibi başlatılmış olup Kayseri Gayrimenkul Satış İcra Dairesi ... İcra sayılı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinde ipotek maliki olan davacıya ait; Kayseri İli ...İlçesi ...Parsel... Mahallesi 198,47 m2 Yüzölçümlü...sahife nolu ... imalathane 11/01/2022 tarihinde yapılan açık artırma ile satılmış olduğunu, satış gününe kadar davacının satıştan haberdar edilmesi ... tarafından engellenmiş olduğunu ayrıca bankaca davacıya karşı da menkul haczi gerçekleştirilmeden taşınmaz satışı yoluna gidilmiş olduğunu, yapılan bu işlemler usul ve yasaya aykırı olmakla hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, en mühim husus ise mezkur kredi sözleşmesinden kaynaklı olarak Kayseri Gayrimenkul Satış İcra Dairesinin ... Es. Nolu dosyası üzerinden esas borçlu ...'in ... Mah. ... Bulv. No .../... .../KAYSERİ adresinde kain taşınmaz ile Kayseri İli ...İlçesi ...Mah. ... Pafta ...Ada ... Parsel ... Cilt... Kat ... Numaralı ... Bölüm üzerine 09/02/2021 tarihinde haciz koyulmuş olduğunu fakat her ne olduysa esas borçluya ait bu satış düşürülmüş ve davacının taşınmazı ihaleye çıkartılmış olduğunu, bu satışın düşürülmesi davalı yanın hukuka aykırı hileli eylemleri sayesinde gerçekleşmiş olduğunu, 3. şahıs olan ve tarafları tanıyan ...isimli şahıs davacıya, "...'in davalı tarafla arka planda birtakım mali anlaşmalar kurguladıklarını, bu sayede davalı yanın ...'in satışlarını düşürüp müvekkilin dükkanını sattıracağını, yine davalı yanın bugüne dek birçok haricen tahsilat yaptığını" bildirmiş olduğunu, (Müvekkil bu konuyu kendi dükkanı satıldıktan sonra öğrenmiştir.) bunun üzerine davacı, davacının ... isimli yeğeni, ... ve ...ile birlikte davalı banka vekili Av....ile görüşmeye gitmiş ve bu hususlara bizzat şahitlik etmiş olduklarını, bu görüşmeden sonra davalı banka vekili davacı tarafından ... Başkanlığına şikayet edilmiş olup mevcut disiplin soruşturması ... Sor. No ile halen derdest olduğunu, bu süreç içerisinde davalı tarafça; 16.03.2021 tarihinde 15.000,00-TL, 02.04.2021 tarihinde 20.000,00-TL, 09.04.2021 tarihinde 10.000,00-TL, 29.04.2021 tarihinde 20.000,00-TL, 06.09.2021 tarihinde 300.000,00-TL ve bila tarihli 50.000,00-TL olmak üzere toplam 415.000,00-TL haricen tahsilat yapılmış ve bu tahsilatların hiçbiri icra dosyasına bildirilmediğini ancak davacının davalı banka vekilini .... Başkanlığına şikayet etmesi üzerine 25/01/2022 tarihinde davalı tarafça tüm tahsilatlar dosyaya bildirilmiş fakat ne var ki davacının taşınmazı satılmış olduğunu, davalı yanın yaptıkları tahsilatları bildirmemeleri nedeniyle davacının dükkan niteliğindeki taşınmazı icra dosyasındaki borç tutarı üzerinden satışa çıktığını, tahsilatlar bildirilmeyerek davacının kalan bakiye borcu ödeyip taşınmazını kurtarabilme ihtimali elinden alınmış olduğunu, şayet bu haricen tahsilatlar bildirilseydi davacının kalan borcu ödeyip taşınmazını satılmaktan kurtarabilirdi zira davacının o dönemde birçok alacağı mevcut olduğunu, bu hususa ilişkin tüm bu işlemlerin gerçekleştirildiği dönemde davacının yaptığı ticareti sonucu;...Ltd. Şti. (V.D....) şirketinden 198.000,00-TL, ... Mobilya (V.D....) şirketinden 77.000,00-TL,...Mobilya (V.D....) şirketinden41.325,00-TL, ...Ltd. Şti. (V.D....) şirketinden 6.000,00-TL, ...Mobilya (V.D....) şirketinden 13.875,00-TL, ... Ltd. Şti. (V.D....) şirketinden 15.000,00-TL,... Ltd. Şti. (V.D....) şirketinden 20.500,00-TL ve bunun gibi başka firmalardan olmak üzere birçok gelir elde etmiş olduğunu, kaldı ki davacının şirketi ...Limited Şirketi (V.D. ...) üzerine kayıtlı 550.000,00-tL değerinde ... Model ... plakalı ..., 250.000,00-TL değerinde ... model ... plakalı ..., 190.000,00-TL değerinde ... model ... plakalı... araçları da mevcut olduğunu, binaenaleyh hiçbir şekilde borcu kabul manasına gelmemekle birlikte şayet bu haricen tahsilatlar dosyaya zamanında bildirilseydi davacının kalan bakiyeyi ödeyip dükkanının satılmasını engelleme seçeneği mevcut olduğunu, nitekim davacının taşınmazı satıldıktan sonra davalı banka tarafından dosyaya haricen tahsilat bildiriminde bulunulmuş olup mezkur taşınmaz yok yere satılmış konuma düşmüş olduğunu, esas borçlunun taşınmazı hile ile hukuk dışı bir şekilde, yasaları kötü niyetle aracı yaparak icra edilmiş bir kurguyla korunmuş, davacının taşınmazı satışa çıkartılmış olduğunu, iyi niyet kurallarına aykırı davranılmış, tbk hükümleri halefine kefilin sorumluluğunu ağırlaştırıcı işlemler tesis edilmiş olduğunu, somut olayda tazminata neden olan temel ilişki ticari nitelikteki banka kredi sözleşmesi olduğunu, davalı banka ticari banka kredi sözleşmesiyle ilgili olağan ve rutin davranışların dışına çıkarak hile ile asıl borçluyu korumuş ve borçtan kurtarmış, asıl borçlunun taşınmazına ilişkin satışı düşürerek kefili olan davacının sorumluluğunu ağırlaştırmış olduğunu, tüm bu hususlarla ilgili olarak Kayseri 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2022/34 E.-2022/55K. (Birleşen Dosya Kayseri 1. İcra Hukuk Mahkemesi 2022/40 E.-2022/26 K.) nolu dosyası üzerinden ihalenin feshi istenmiş ve tüm kanun yolları tüketilmiş olduğunu, davalı yanın hile ile tesis ettiği hukuk dışı eylemlerine karşı davacının mağduriyetini giderebilmek için tek yolun huzurda ikame ettikleri dava olduğunu, son olarak, davacının usule ve yasaya aykırı şekilde hakkın kötüye kullanılarak satılan taşınmazından yıllık 120.000,00-TL tutarında ciddi bir kira geliri bulunmakta olduğunu, tüm bu izahat uyarınca; gelinen aşamada taşınmazın hukuka aykırı olarak adeta gasp edilmesi neticesinde davacının hem kira gelirinden yoksun kalmış hem de taşınmazın şu anki piyasa değerinin fazlasıyla altında satılması nedeniyle yüklü bir maddi zarara uğramış olduğunu, işbu menfi, müspet ve munzam zararların giderilmesi amacıyla huzurdaki davayı ikame etme zaruriyeti hasıl olduğunu belirterek, davanın kabulüyle, Menfi zararlara yönelik 20.000,00-TL (belirsiz alacak), müspet zararlara yönelik 20.000,00-TL (belirsiz alacak), munzam zararımıza yönelik 10.000,00-TL(belirsiz alacak) olmak üzere toplam 50.000,00-TL (belirsiz alacak) maddi tazminatın bilirkişi marifetiyle hesaplattırılarak, haksız fiil tarihlerinden itibaren işletilecek reeskont avans faizleri ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından kötü niyetli olarak ikame edilen haksız ve hukuki mesnetten yoksun işbu davanın reddi gerekmekte olduğunu, borçlunun dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususların tamamı mahkemeyi aldatmaya yönelik söylenmiş gerçeğe aykırı beyanlar olduğunu, Davacı aleyhinde davacının da kabulünde olduğu üzere Kayseri Gayrimenkul Satış İcra Müdürlüğü' nün ... E. Sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatıldığını, yine tahsilde tekerrüre esas olmamak üzere Kayseri Banka Alacakları İcra Müdürlüğü' nün ... E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış olduğunu, söz konusu ipotek takibinde örnek 6 icra emri davacıya 15.02.2021 tarihinde tebliğ edildiğini, takipten ve taşınmazının ipotek olarak verildiğinden haberi olan, tebligatları tarafına yapılan davacının iddia ettiği gibi sonradan çekilen kredinin teminatı olarak taşınmazının ipotek olarak verildiğini bilmediği savunmasının dikkate alınmaması gerekmekte olduğunu, zira ipotek takibi başlatılarak davacıya örnek 6 icra emri tebliğ edilmiş, taşınmazın kıymet takdiri yapılmış ve buna ilişkin rapor kendisine tebliğ edilmiş, satış ilanı da usulüne uygun olarak kendisine tebliğ edilmiş ve satış gerçekleşmiş olduğunu, kaldı ki taşınmazı ihalesine ilişkin ihalenin feshi de açmış ve satış ihalesinde herhangi usulsüzlük olmadığından davası reddedilmiş olduğunu, tüm bunlar gerçekleşirken davacının '' ...' in kendisini aldatarak ipoteği kaldırmadığını, kredinin GKS hükümleri çerçevesinde kullanıldığından haberdar olmadığını, yine ...' in kendisinin dostluk ilişkilerini kullanarak sıradan vatandaş olan kendilerinin aldatıldığını ve müvekkil bankanın ipoteği uhdesinde tutmaya devam ettiğini ve bunun kendilerine bildirilmediğini, bu ipotekle ... tarafından yeniden kredi kullanıldığını ve kredinin ödenmemesi üzerine takip başlatıldığını ve bu takipte müvekkilin hile ile, haricen tahsilatları dosyaya bildirmemesi ve kefilin sorumluğunu ağırlaştırıldığı gerekçeleri ile hukuka aykırı eylemlerde bulunulduğu iddia edilerek zarara uğratıldığı '' iddiasının mahkemeyi yanıltma gayesi içerisinde olduğunun aşikar olduğunu, bununla beraber davacı ve asıl borçlu ... ile 06.09.2021 tarihinde ekte sunulan protokol yapılmış olduğunu, Protokolde davacının dilekçesinde belirtmiş olduğu 3 icra dosyasının tasfiyesinin amaçlandığı belirtilmekte olduğunu, bu protokol de esasen davacının dilekçesinde iddia etmiş olduğu ''ipoteğin hile ile kaldırılmadığı, önceki GKS' den kaynaklanan borçtan dolayı ipoteğin verildiği, yeni borçtan dolayı taşınmazın hile ile ipotek verildiği ve taşınmazının aniden satılarak zarara uğradığı'' iddiasını da çürütmekte olduğunu, Davacı protokoldeki maddeler incelendiğinde takip konusu borçtan haberdar olduğunu, borcun muaccel olduğunu zaten kabul etmekte olduğunu, davacı en başından beridir takiplerden ve borçtan haberdar, taşınmazının iş bu takip konusu borçtan dolayı ipotekli olduğunu da bilmekte olduğunu, davacı taşınmazın satılacağından haberdar olmuş olsaydı takip konusu borcu ödeyecek gücü olduğunu belirtmiş ve ödeyerek taşınmazın satışını engelleyebileceğini belirtmiş olduğunu ancak iş bu iddiasının da gerçeklik payı bulunmadığını, davacının imzaladığı protokolde dosya alacağımız 3 taksite bölünmüş, 06.09.2021 tarihinde 300.000,00 TL, 30.09.2021 tarihinde 100.000,00 TL, 25.10.2021 tarihinde 277.303,39 TL ödenerek dosya borcu kapanacağı belirlenmiş olduğunu, davacının madem ödeme gücü var protokol ile belirlenen tarihlerde ödeme yaparak dosya borcunu neden kapatmamıştır? Ya da asıl borçluya ödeme planı çerçevesinde ödeme yaptırmamış olduğunu, ödeme tarihleri belli olan protokol gereği taşınmazın satışı ile karşı karşıya olan davacının ödemelerin yapılıp yapılmadığının takibini yapması, iddia ettiği gibi ödeme gücü de varsa ödeme yaparak taşınmaz satışını engellemesi mümkün iken ödeme yapmayarak taşınmazının satılmasından davalı bankayı sorumlu tutmaya çalışması abesle iştigal olduğunu, davacı ile yapılan protokol gereği protokolün son taksiti olan 25.10.2021 tarihine kadar davacının ipotekli taşınmazına işlem yapılmamış son taksit tarihi geçmesine rağmen ödeme yapılmaması üzerine davacının taşınmazının 26.10.2021 tarihinde satışı istenilmiş ve 11.01.2022 tarihli ihalede taşınmaz satılmış olduğunu, davacının asıl borçlu tarafından satıştan haberdar edilmesi engellendiği iddiasının da tarafları ile bir ilgisi olmamakla birlikte satış ilanının Kayseri Gayrimenkul Satış İcra M. ... E. Sayılı dosyanın celbinde görüleceği üzere usulüne uygun olarak tebliğ edildiğinin görülecek olduğunu, yani davacıya usulüne uygun satış ilanı tebliğ edilmesine rağmen satıştan haberdar olmadığı iddiasının huzurda dinlenilmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki iddia ettiği gibi kabul anlamına gelmemekle birlikte satıştan haberdar edildiği engellenmişse de bundan doğacak zararın taraflarından değil, kendisinin haberdar olmasını engellediğini iddia ettiği ...' den talep etmesi gerekecek olduğunu, davacı haricen tahsilatların dosyaya bildirilmediğini iddia etmekte ise bu durum gerçeği yansıtmamakta olduğunu, Kayseri Banka Alacakları İcra M. ... E. Sayılı dosyaya haricen tahsilatlar bildirilmiş ve bu hususta vekil olarak ...na yapılan şikayetleri de, dosyanın celbi ile görüleceği üzere sonuçsuz kalmış yani vekil olarak taraflarına herhangi bir kusur yüklenmediği için idari bir ceza yaptırımı uygulanmamış olduğunu, kaldı ki haricen tahsilat tutarı olan bedel icra dosya hesabını karşılamamakta olduğunu, alacağın tamamının tahsilatının satış öncesi yapılması gibi bir durum söz konusu olmadığını, davalı bankanın 1 lira bile alacağı olsa ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile taşınmazın satışı gerçekleşebilecek olduğunu, buna engel bir yasa hükmü ya da içtihat bulunmadığını, yine davacı baroya yapmış olduğu şikayetinde tahsilatın dosyaya bildirilmediğini ve kapama için icra dairesine müracaat ettiğini ve tahsilatın bildirilmediği gerekçesi ile müracaatının imkansız hale geldiğini belirtmiş olduğunu, davacının satış öncesi icra müdürlüğüne giderek kapak hesabı talep edildiği anlaşılmakta olduğunu, öncelikle icra dosyası incelendiğinde dosyada herhangi bir dosya hesabı talebi olmadığı gibi dosya hesabı raporu da bulunmamakta olduğunu, davacının şikayet dilekçesi hem kendi içerisinde hem de huzurdaki davadaki dilekçesi ile çelişmekte olduğunu, davacı borçlu olmadığını beyan etmekte ancak borcun ödenmesi için icra müdürlüğüne başvurduğunu dile getirmekte ve tahsilatlar bildirilmediği için mağdur olduğunu beyan etmekte olduğunu, davacı kötüniyetle hareket etmekte asıl borçlu ...' den ve şirketinden talep etse de alamayacağını düşündüğü zararını davalı bankadan gerçeğe aykırı beyanlarla talep etmekte olduğunu, davacı dava dilekçesinde kendisini sıradan bir vatandaş olarak tanımlamış olduğunu, davacı dilekçesinin 4. Sayfasında da açıkça belirttiği üzere sıradan bir vatandaş değil ticaretle uğraşan bir tacir olduğunu, basiretli tacir, tacirin sahip olması beklenen bazı özellikleri ifade edeceğini, öncelikle basiretli bir tacirin işiyle ilgili alanın gerektirdiği teknik bilgilere sahip olması bekleneceğini, yaptığı işlerde işin gerektirdiği riskleri biliyor, bu risklere uygun önlemler alabiliyor olması gerekeceğini, bu nedenle kredi sözleşmesinin GKS kapsamında olduğunu bilmediğini iddia etmesi, izah edildiği üzere protokol olmasına rağmen ödeme yapmayarak ve ödemelerin yapılıp yapılmadığını takip etmeyerek taşınmazının satışına bil hassa razı olan davacının tutumu, basiretli olması gerekliliğine de aykırılık teşkil etmekte olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen hususlarla ilgili olarak husumet itirazları bulunduğunu da belirtmek istediklerini, davacı yan dava dilekçesinde dava dışı ...' in kendisini aldattığını, hile ile taşınmazındaki ipoteği kaldırmadığını, sonradan çekilen kredinin teminatı olarak taşınmazının gösterildiğini ama davacı huzurdaki davada husumeti davalı bankaya yöneltmekte olduğunu, İpotek, davacının kendi rızası ile GKS kapsamında davalı bankaya teminat olarak verilmiş, asıl borçlu ile davacı arasında gerçekleşen davacının dilekçesinde ileri sürmüş olduğu hiçbir hususun davalı banka ile alakası bulunmadığını, davacı söz konusu zarara uğradığını düşünüyorsa TBK' nın ilgili hükümleri ve rücuen tazminat hükümleri çerçevesinde asıl borçludan talep etme hakkına sahipken davalıya husumet yöneltmesi usule aykırı olduğunu, zira davalı alacağına kavuşmak için tamamen yasal tüm haklarını kullanarak hareket etmiş, bankacılık prosedürleri ve yasal mevzuat çerçevesinde usule aykırı hiçbir eylemi bulunmamakta olduğunu, davacı borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemeyeceğini iddia etmekte olduğunu, davacının iş bu iddiasının geçerli olabilmesi için öncelikle adi kefaletin olması ve de asıl borca ilişkin ipotek vermemiş olması gerekmekte olduğunu, davacı mevcut dosyada kefil olarak değil ipotek veren konumundadır. davacının kefalete ilişkin yapmış olduğu hukuki iddiaların hiçbirinin geçerliği ipotek veren kişi olduğu için geçerli olmayacağını, davacı asıl borç için taşınmazını ipotek vermiş ve doğrudan ipotekli taşınmazların paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılabileceğinden söz konusu işlemde hukuka ve usule aykırılık bulunmamakta olduğunu, davacı asıl borçlunun hiçbir malvarlığına işlem yapılmadığını, pasif sorgulamalar yapılmadığını iddia etmekte ise bu durum gerçeği yansıtmadığı gibi davacıyı ilgilendiren bir husus da olmadığını, ortada rehinle teminat altına alınmış bir alacak söz konusu olduğundan davacının öncelikle rehini paraya çevirerek alacağını tahsil etmesinden doğal bir çözüm yolu olmadığını, İpotekle davalının alacağına kavuşamamış olsa idi zaten bahsi geçen işlemler doğal olarak yapılacak olduğunu, yine asıl borçlunun ipotekli taşınmazları varken kendi taşınmazının satıldığı iddiasının da geçerli bir yanı bulunmadığını, Kanunumuzda ve içtihatlarda öncelikli olarak asıl borçlunun taşınmazlarının paraya çevrilmesi gibi bir hüküm ve içtihat bulunmamakta olduğunu, davalının dilediği taşınmazı seçerek takibe devam etme hakkı bulunmakta olduğunu, kaldı ki iddia edildiği gibi borçlunun adına kayıtlı alacağımızın teminatı olan ipotekli taşınmazı bulunmamakta olduğunu, belirtilen Kayseri Gayrimenkul Satış İcra M. ... E. Sayılı dosyasındaki taşınmazlar ... adına kayıtlı yine davacının kendisi gibi asıl borçlunun dışında ipotek veren bir başka 3. Şahıs adına kayıtlı taşınmazlar olduğunu, davacı dilekçesinde Kayseri Gayrimenkul Satış İcra M. ...E. Sayılı dosyasında '' her ne olduysa esas borçluya ait taşınmazın satışının düşürülerek kendisinin taşınmazının satışa çıkarıldığını, bu taşınmaz satışının düşürülmesinin müvekkil bankanın hileli eylemleri sayesinde gerçekleştiğini'' iddia etmekte olduğunu, davacının iddiası tamamen yalan ve mahkemeye yanıltmaya yönelik beyanlar olduğunu, söz konusu icra dosyasındaki taşınmaz satışı 06.09.2021 tarihinde yapılacakken, davacının da imzasını taşıyan protokol yapılarak borç taksitlendirilmiş ve taşınmaz satışı da bu protokole istinaden aynı gün düşürülmüş olduğunu, iş bu satışı yapılan taşınmaz da asıl borçluya ait olan taşınmaz değil diğer ipotek veren ... adına kayıtlı taşınmaz olduğunu, yine iddia ettiği gibi davacının kendi taşınmazı satış düşürüldükten hemen sonra satışa çıkarılmamış, yukarıda da izah edildiği üzere protokol hükümlerine uyulmadığından son taksit tarihi 25.10.2021 tarihi geçtikten sonra satışı istenilmiş ve 11.01.2022 tarihinde de taşınmazın satışı yapılmış olduğunu, Davacının iddia ettiği gibi bir hile veya asıl borçlu ile anlaşması gibi bir durum söz konusu olduğunu, davacı izah ettiği gibi tamamen mahkemeyi yanıltmaya çalışmakta ve kötüniyetli olarak hareket ederek asıl borçluya verdiği ipotekten dolayı, asıl borçludan alacağını alamayacağı endişesi ile davalı bankaya kusur atfetmeye çalışmakta mesnetsiz iddialarla huzurdaki davayı ikame ederek nemalanmaya çalışmakta olduğunu, davacının iddia ettiği gibi kanunları aracı kılarak taşınmazının satılması gibi bir durum söz konusu olmadığını, davalı banka tamamen hakkı olan alacağına kavuşmak için tüm bankacılık ve hukuki mevzuatlara uygun hareket ederek alacağını tahsil etmiş olduğunu belirterek, davacının davasının reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;" Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, her ne kadar davacı tarafça, davacının dava dışı kredi borçlularının çekmiş olduğu kredi nedeni ile vermiş olduğu ipoteğe konu taşınmazın satılmasından kaynaklı menfi, müspet ve munzam zararları olduğu iddia edilerek dava açılmış ise de, öncelikle davaya esas taşınmazın değerinin tespiti için emlakçı bilirkişiden 23/05/2024 tarihli rapor ve rapora itiraz edilmesi üzerine 30/09/2024 tarihli ek raporlar alınmış ve sonra davacının iddia ettiği şekilde zararlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi için bilirkişi heyetinden 02/01/2025 tarihli rapor alınmıştır. Mahkemelerce alınan kararlar, davacı, davalı ve borçlu arasında yapılan 06/09/2021 tarihli protokol dikkate alındığında davacının yapması gereken ödemelerden haberi olmasına rağmen eksik ödeme yapması, davacının hileli işlemler ve benzeri iddialarına ilişkin savcılık tarafından açılan bir soruşturma ve verilen bir ceza kararı olmaması, davalı vekili hakkında disiplin kovuşturması açılmasına yer olmadığına karar verilmesi ve kararın kesinleşmesi, davacının, dava dışı ...’in borca ilişkin işlemlerden kendisini haberdar etmediği savunmasının davalı açısından dava sonucunu etkileyecek ve davalıyı borçlu hale getirecek etkisinin olmaması, açılan davada tanıkla ispat edilecek bir durumun olmaması, ihalenin feshedilmiş olmaması ve bilirkişi heyet raporu hep birlikte dikkate alınarak davacının dava konusu zarar taleplerinden davalının sorumlu olduğunu ve davasını ispat edemediği anlaşılmış ..." gerekçesiyle Davanın REDDİNE karar verilmiştir. İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Yerel mahkeme gerekçeli kararında; davalı vekili hakkında disiplin kovuşturması açılmasına yer olmadığına ilişkin kararı ve bu kararın kesinleşmesini, ihalenin feshedilmemiş olmasını, davacının hileli işlemler ve benzeri iddialarına ilişkin savcılık tarafından açılan bir soruşturma ve verilen bir ceza kararı olmamasını ve bilirkişi heyet raporunu gerekçe alarak, davalı bankanın dava konusu zarardan sorumlu olmadığı ve davacının iddialarını ispat edemediği sonucuna vardığını, oysa bu gerekçelerin somut olayın esasına etki edecek nitelikte olmayıp mahkemece yapılan değerlendirmeler eksik, hatalı ve usul ile yasaya aykırı olduğunu, dolayısıyla, yerel mahkemenin yanılgılı değerlendirmeleri sonucu kurduğu hükmün kaldırılması ve davanın esasına uygun şekilde yeniden incelenmesi zorunlu hale geldiğini, bu nedenlerle işbu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu hasıl olduğunu, davalı vekili hakkında, disiplin kovuşturmasına yer olmadığına dair verilen karar yalnızca avukatın mesleki tutum ve davranışlarının meslek kuralları çerçevesinde incelenmesi sonucunda verilecek bir karar olup işbu davanın esasına ve davalı bankanın hukuki sorumluluğuna etki etmeyeceğini, işbu sebeple yerel mahkemenin bu gerekçeye dayanması yerinde olmadığını, mahkemece, davalı banka vekili hakkında baro nezdinde yürütülen disiplin soruşturmasında “kovuşturma açılmasına yer olmadığına” dair verilen karar, davanın reddine gerekçe yapılmıştır. Ancak bu değerlendirme açık bir yanılgı olduğunu, disiplin soruşturması, yalnızca avukatın mesleki tutum ve davranışlarının meslek kuralları çerçevesinde incelenmesine ilişkin olduğunu, davanın esasına ve bankanın sorumluluğuna dair herhangi bir bağlayıcılığı bulunmadığını, somut uyuşmazlığın temelini, davalı bankanın haricen tahsil ettiği ödemeleri icra dosyasına bildirmemesi ve bu sebeple müvekkilin taşınmazının satılmasına yol açması oluşturduğunu, müvekkil, davalı bankanın haricen tahsil ettiği ödemeleri icra dosyasına bildirmemesi şeklindeki kusurlu davranışları sonucu zarara uğradığını, bankanın bu ihmali, dosyada borç miktarının olduğundan fazla görünmesine, icra işlemlerinin haksız şekilde sürdürülmesine ve nihayetinde müvekkilin taşınmazının satışına yol açtığını, bu husus, alacaklının icra dosyası karşısındaki sadakat ve dürüstlük yükümlülüğüne açıkça aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilin uğradığı zarar ile davalı bankanın kusurlu eylemi arasındaki illiyet bağı açık olduğunu, dolayısıyla disiplin soruşturmasının sonucu, bankanın doğmuş sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, mahkemenin bu hususu davanın reddine gerekçe yapması hukuka aykırı olup bozma sebebi olduğunu, ihalenin feshedilmemiş olması, bankanın kusuru ve müvekkilin zararı üzerinde belirleyici olmadığını, ihalenin feshi ile tazminat davası arasında hukuken doğrudan bir bağlantı bulunmadığını, ihalenin feshi, İcra ve İflas Kanunu'nun 134. maddesi uyarınca, belirli şartlar altında alacaklı, borçlu veya diğer ilgililer tarafından talep edilebildiğini, fesih talebinin kabulü için, şikayetçinin hukuki yararının bulunması ve fesih nedeninin ispatlanması gerektiğini, tazminat davası ise, haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık gibi sebeplerle uğranılan zararın tazmini amacıyla açıldığını, bu dava, hukuka aykırı eylemler nedeniyle doğan zararların giderilmesini hedeflediğini, dolayısıyla, ihalenin feshi davasının sonucu, tazminat davasının sonucunu etkilemeyeceğini ve her iki dava bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini, yerel mahkeme, ihalenin feshedilmemiş olmasını davanın reddine gerekçe yaptığını, oysa ihalenin bozulma nedenleri gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamasında; ihaleye fesat karıştırılmış olması, artırmaya hazırlık aşamasındaki hatalı işlemler, ihalenin yapılması sırasındaki hatalı işlemler, alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmüş olması şeklinde sıralandığını, eldeki dava ise, ihalenin geçerliliğinin tartışılması amacıyla açılmış bir fesih davası değil; davalı bankanın, haricen tahsil ettiği ödemeleri icra dosyasına bildirmemesi suretiyle kusurlu davranışı sonucu müvekkilin uğradığı zararın tazminine ilişkin olduğunu, bu nedenle, ihalenin feshedilmemiş olması eldeki davanın esasını etkilemez; zira bankanın kusurlu eylemi ve bu eylemle doğan zarar, ihalenin feshi sebeplerinden bağımsız olarak mevcut bulunduğunu, davalının hileli işlemlerine karşı bir ceza yargılamasının yokluğu bankanın kusurunu bertaraf etmeyeceğini, hukukî sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını, yerel mahkemece davalı bankanın gerçekleştirdiği işlemlerin mevzuata aykırı olup olmadığına dair bir tespit yapılmamış bilirkişi raporu aldırılmadığını, bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu , her ne kadar yerel mahkeme gerekçesinde müvekkilin şirketinin önceki yıllarda zarar ettiği belirtilmiş olsa da müvekkilin o dönemde birçok şirketten alacağı mevcut ve şirket üzerine araçlar kayıtlı olduğunu, davalı yanın yaptıkları tahsilatları bildirmemeleri nedeniyle müvekkilin dükkan niteliğindeki taşınmazı icra dosyasındaki borç tutarı üzerinden satışa çıktığını, tahsilatlar bildirilmeyerek müvekkilin kalan bakiye borcu ödeyip taşınmazını kurtarabilme ihtimali elinden alındığını, şayet bu haricen tahsilatlar bildirilseydi müvekkilin kalan borcu ödeyip taşınmazını satılmaktan kurtarabilirdi zira müvekkilin o dönemde birçok alacağı mevcut olduğunu, bu hususa ilişkin tüm bu işlemlerin gerçekleştirildiği dönemde müvekkil yaptığı ticareti sonucu;...Ltd. Şti. (V.D....) şirketinden 198.000,00-TL, ... Mobilya (V.D....) şirketinden 77.000,00-TL,...Mobilya (V.D....) şirketinden41.325,00-TL, ...Ltd. Şti. (V.D....) şirketinden 6.000,00-TL, ...Mobilya (V.D....) şirketinden 13.875,00-TL, ... Ltd. Şti. (V.D....) şirketinden 15.000,00-TL,... Ltd. Şti. (V.D....) şirketinden 20.500,00-TL ve bunun gibi başka firmalardan olmak üzere birçok gelir elde ettiğini, taşınmazın satıldığı tarihte yapılacak doğru bir kapak hesabı neticesinde taşınmazın satışına gerek olmadığı açıkça ortaya çıkacak olup yerel mahkemece verilen karar eksik ve hatalı değerlendirmelere dayandığını, yerel mahkemenin tanık dinletme talebimizi reddetmiş olması hukuka ve hakkaniyete aykırı olup adil yargılanma ilkesinin ihlali olduğunu, hükme esas alınan 02/01/2025 tarihli bilirkişi heyet raporu, dosya kapsamı ile somut olay açısından eksik ve hatalı hususlar içerdiğini, bu nedenle, söz konusu rapora dayanılarak kurulan hükmün kaldırılması ve davanın esasının yeniden incelenmesi gerektiğini, davalı bankanın müvekkile karşı başlatmış olduğu icra takibi kanunun emredici hükümlerine aykırı olduğunu, bilirkişi heyet raporunda bu husus üzerinde durulmadığını, davalı bankaca esas borçlu ...'in taşınır taşınmaz mallarına, borçlunun şirketleri arasındaki illiyet bağına, mal kaçırma durumuna bakılması gerekirken ... ile anlaşarak iş ve eylem birliği içerisinde hukuka aykırı şekilde müvekkilin taşınmazı üzerinden tahsilat yolunu seçildiğini, oysa ki esas borçlunun mal kaçırdığı kısa bir ticaret sicil gazetesi incelemesiyle dahi anlaşıldığını, buna rağmen davalı banka esas borçluyla ilgili tüm haciz yollarını tüketmeden, üstelik müvekkilin ipotek işleminden bilgisi ve rızası dahi olmamasına rağmen adeta yasaları kötüye kullanarak müvekkili mağdur ettiğini, ne hikmetse davalı banka cam kesme makinalarının akıbetini sorgulayıp takip etmediğini, borçlunun şirketleri arasındaki organik bağı araştırmadığını, esas borçlulara yönelik hiçbir menkul haczi gerçekleştirmediğini, sıradan bir vatandaş olan müvekkil ise süreçten hiçbir şekilde haberdar edilmeksizin ve ...'in kendisini hile ile aldatması ve oyalaması neticesinde bir anda dükkanın satılmasına maruz kaldığını, bilirkişi heyeti, raporda hukuki değerlendirmelere yer verdiğini, bu durum hukuka aykırılık teşkil etmekte olup kabulü mümkün olmadığını, bilirkişi raporunda ipoteğin niteliği ve geçerliliği bakımından yapılan değerlendirmeler haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davalı banka tarafından, müvekkil aleyhine başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinin yanında diğer borçlular aleyhine de Kayseri Banka Alacakları İcra Dairesi ... E. sayılı dosyası üzerinden devam eden icra takipleri mevcut olup bu dosyalarda yapılan haricen tahsilatlar icra müdürlüğüne bildirilmediğini, müvekkilin yapılan haricen tahsilatlardan haberi olsaydı bakiye borcu derhal nakit olarak ödeme imkanı doğacakken bu bilgi icra dosyasına girmeyerek müvekkilin de haberi olmamasına yol açmış, müvekkil bu sebeple taşınmazını kaybettiğini, sadece bu durum bile davalı banka ile işbu dava bakımından üçüncü kişi konumunda bulunan ...'in kötü niyetle hareket ettiğini gösterir nitelikte olup söz konusu hileler ile müvekkilin taşınmazının elinden alınması hakkaniyete aykırı olduğunu, yerel mahkemece bu hususların hiçbiri değerlendirilmemiş ayrıca bilirkişi raporunda bu hususlara yer verilmediğini, işbu sebeplerle yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, bilirkişi raporunda menfi zarar yönünden yapılan hesaplamada esas alınan değerler taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığını, bilirkişi raporunda müspet ve munzam zarar hesaplaması yapılmamış olması yerel mahkemenin eksik yargılama yaptığının kanıtı niteliğinde olduğunu, işbu sebeple de kararın kaldırılması gerektiğini, istinaf başvurusunun kabulü ile; Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.06.2025 tarihli 2023/741 E. - 2025/580 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde tüm yönüyle ortadan kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Dava, dava dışı asıl borçlu lehine verilen ipotek nedeniyle satılan taşınmazı nedeniyle kredi alacaklısı bankadan menfi , müspet ve munzam zararının tazmini istemine ilişkindir. Davacı, dava dışı asıl borçlunun davalı banka ile imzaladığı kredi Sözleşmesinde taşınmazını ipotek verdiği, banka tarafından başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte ipotek konusu taşınmazın satıldığı anlaşılmaktadır. Asıl borçlunun borcu için taşınmazını ipotek veren davacının taşınmazının satılarak davalı asıl borçlunun borcunu ödediği anlaşılmıştır. Davacı ipotek verenin lehine ipotek verdiği kişinin borcu nedeniyle taşınmazın satılmasından davalının sorumlu olduğunu, borcun haricen ödenmesine rağmen satışın gerçekleştiğini, davalının mevzuata aykırı işlemler tesis ettiğini, esas borçlunun taşınmazlarının satılması yerine kendi taşınmazının satıldığını iddia etmişse de haricen ödemeye dair yazılı bir belge ibraz etmediği, savunması itibariyle icra mahkemesine bir şikayette bulunduğuna dair bir karar, ilam sunmadığı, ihalenin feshi davasının red ile neticelendiği, kararın istinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, bilirkişi heyeti tarafından yapılan incelemede borcun davacı ve dava dışı borçlu tarafından yapılandırıldığı ama ödenmediğinin bildirildiği görülmüş, davacının iddialarını ispat edemediği anlaşılmakla davanın reddi kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı vekilinin yukarıda yazılı söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ; Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2023/741 Esas 2025/580 Karar sayılı kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı davacıdan peşin olarak alındığından harçla ilgili yeniden karar verilmesine yer olmadığına, Davacı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına , İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde , 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi. 10/12/2025