11. Hukuk Dairesi 2013/780 E. , 2013/17701 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/10/2012 tarih ve 2011/197-2012/517 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tü
**11. Hukuk Dairesi 2013/780 E. , 2013/17701 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/10/2012 tarih ve 2011/197-2012/517 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin 1.800 adet hisse senedine sahip olduğu davalı şirket hakkında mahkemece şirketin feshine karar verildiğini, mahkemenin bu kararı üzerine 25.04.2002 tarihinde toplanan şirket genel kurulunun şirketin tasfiyesini kararlaştırarak tasfiyeyi gerçekleştirmek üzere müvekkilinin de aralarında bulunduğu üç kişilik bir tasfiye kurulunun oluşturulduğunu, tasfiye kurulunun yapmış olduğu duyurular üzerine müvekkillerine ait hisse senedi ve diğer belgelerin dökümü çıkarılarak vekil sıfatıyla tarafınca tasfiye kuruluna beyan edildiğini ve beyan edilen senetlerin tespitinin yaptırıldığını, tasfiyenin başlamasından bir süre sonra diğer iki tasfiye memurunun müvekkilini saf dışı bırakarak şirkete ait gayrimenkullerin alım ve satımı konusunda iki tasfiye memurunun yetkili olduğuna ilişkin Ticaret Sicil Müdürlüğünden aldıkları yetki belgesine dayanarak şirketin toplam sekiz gayrimenkulünden yedisini hisse senedi ve para karşılığında kendi kurdukları şirketlere ve üçüncü şahıslara satıp devrettiklerini ve hakkında açılan dava devam ettiği için şirketin bir tek Konya’daki gayrimenkulünün kaldığını, müvekkilinin diğer iki tasfiye memuru tarafından yapılan bu usulsüz işlemleri Cumhuriyet Savcılığına şikayet etmesi üzerine, tasfiye memurlarının yargılanarak birer yıl mahkumiyet cezası aldıklarını, bu karar üzerine müvekkilinin tasfiye memurluğundan ayrıldığını, mevcut tasfiye kurulunun tasfiyenin başlamasından bu yana geçen 8 yıllık süreye karşılık tasfiyeyi tamamlamadığını, son ve kati bilançoyu hazırlayarak genel kurulun onayına sunmadığını ve tasfiye bakiyesini çıkararak müvekkili dahil diğer hisse sahiplerinin alacaklarını ödemediğini, yalnızca 02.02.2006 tarihinde almış oldukları karar gereğince bir kısım hisse senedi sahiplerine birim hisse başına 150 TL avans ödemesi yaptığını, müvekkilinin, şikayet etmiş olması nedeniyle sahip olduğu hisse senetlerinin karşılıklarını ne pahasına olursa olsun ödenmeyeceğini öğrendiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 180.000 TL alacağın tahsilini talep ve dava etmiş, 24.10.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile toplam 270.000 TL nin tahsilini istemiştir. Davalı vekili, davacının işbu davayı açmakta aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, davacı tarafın, ellerinde bulunduğunu iddia ettiği hisse senetlerini tasfiye memurlarına teslim etmediğini, sadece beyan ettiğini, tasfiye henüz sonuçlanmadığından, şirket genel kurulunca kabul edilip onaylanan ve kesinleşen tasfiye işlemlerinden dolayı artık davacının dava açma hakkı ve dolayısıyla aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, tasfiye memurlarının şirkete ait bir kısım taşınmazları satarak paraya çevirerek şirkette küçük pay sahibi olan bir kısım ortaklara da avans mahiyetinde geçici ödemelerin yapıldığını, henüz tasfiye işlemlerinin sonuçlanmadığını, bir kısım aktiflerin paraya çevrilmediğini, tasfiye payının hesabının yapılmadığını ve son ve kesin bilançonun da henüz düzenlenmediğini, davacı tarafın şirkette olan alacağını tasfiye memurlarına beyan etmiş olup bu durumda tasfiye sonucunu beklemek zorunda olduğunu, pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceğini, bu nedenle bu aşamada dava açamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın, davalı şirketin ortağı olduğunu iddia eden davacının avans niteliğinde tasfiye payı istemine ilişkin olduğu, anonim şirketler yönünden tasfiye neticesi dağıtmaya ilişkin 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 447. maddesine göre tasfiye halindeki davalı anonim şirkette tasfiye payının ortaklara dağıtılması için gerekli ilk şartın, alacaklılara alacaklarının ödenmiş olması olduğu, alacaklıların alacakları ödenmeden kalan mevcut bilinemeyeceğinden ortaklara avans niteliğinde dahi ödeme yapılmasının mümkün olmadığı, somut olayda davalı şirket yönetim kurulunun dağıtıma karar verdiği 30.05.2006 tarihinde halen şirket alacaklılarına 122.000,99 TL borcu bulunması nedeniyle avans dağıtma kararının usulüne uygun bir dağıtma olmadığı, dava tarihi itibariyle dahi davalı şirketin vergi borçları ile şirket ortağına olan borçlarının henüz ödenmemiş olması nedeniyle T.T.K.'nın 447. maddesi kapsamında şirket ortaklarına tasfiye payından bir ödeme yapılmasının bu aşamada mümkün olmadığı, dayanağı bulunmayan ödemeler yapılmış olmasının davacıya tek başına talep hakkı vermeyeceği, bu şartların oluşması ve davacının hissedar olduğunu kanıtlaması halinde böyle bir davanın görülebileceği, gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyizine gelince, dava 180.000 TL üzerinden açılmış ise de, 24.10.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile toplam 270.000 TL'nin tahsili istenmiş olup harcı yatırılarak usulüne uygun ıslah talebinde bulunulduğu anlaşıldığından, vekalet ücretinin bu tutar üzerinden nispi olarak hesaplanması gerekirken yazılı şekilde eksik vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmayıp kararın bu nedenle bozulması gerekirse de, yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK'nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün, aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda (1) nolu bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının kabülü ile, 4. bendin hükümden çıkarılarak yerine " 20.650 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine " cümlesinin konulmasına, hükmün düzeltilmiş bu haliyle ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,15 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 07.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.