T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/274 - 2026/534 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/274 KARAR NO : 2026/534 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/11/2023 NUMARASI : 2023/100 E. - 2023/472 K. DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali), Hükümsüzlük Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/274 - 2026/534 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/274 KARAR NO : 2026/534 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/11/2023 NUMARASI : 2023/100 E. - 2023/472 K. DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali), Hükümsüzlük Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 10/11/2023 Tarih ve 2023/100 Esas - 2023/472 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin “...” ibareli 2021/118274 sayılı marka başvurusuna karşı, davalının 2020/132239, 2020/132241, 2021/035563 sayılı “...”, “... ...”, “... ...” ibareli markaları mesnet göstererek 6769 sayılı SMK’nın m.6/1 hükmü kapsamında itirazda bulunduğunu, yapılan itirazın kurum tarafından kısmen kabul edildiğini, bu karara karşı müvekkilinin itirazının 2022-M-18416 sayılı YİDK kararı ile reddedildiğini, oysa müvekkilinin başvurusunun, arkasındaki renkler, yazım şekli ve kelimenin tamamı itibariyle benzer olarak gösterilen diğer markalardan ayrıldığını, kısmi itiraza gerekçe olarak gösterilen “...” ve “... ...” ibarelerinin gerek yazı karakteri, gerek görünüş, gerekse anlam olarak müvekkili tarafından kullanılan “...” ibaresinden tamamen farklı olup, markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerliğin söz konusu olmadığını, genel bir ifade olan ... kavramının herkesçe bilinen idari, coğrafi ve yer belirtici bir kavram olduğunu, müvekkiline ait başvuruda yer alan markada ... kelimesinin sonuna “-...” eki getirilerek markaya ayırt edici özellik kazandırılmış bulunduğunu, “...” markasının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 5/1-c maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, dava konusu 2022-M-18416 sayılı YİDK kararının iptaline, davalı şirket adına kayıtlı olan "..." markasının hükümsüzlüğüne ve marka sicilinden terkinine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, "...” ibareli başvuru markası ile diğer davalı şirkete ait “...”, “... ...”, “... ...” ibareli kısmi ret gerekçesi markaların görsel, işitsel ve bütün olarak ortaya çıkan izlenim bakımlarından benzer markalar olduğunu, başvuru markasının kapsadığı mal ve hizmetler ile diğer davalı şirkete ait kısmi ret gerekçesi markaların, kısmi ret kararı kapsamındaki hizmetlerin aynı/aynı tür bulunduğunu, markalar arasında redde konu hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Davalı şirket vekili, başvuruya konu markada yer alan işarette baskın ve esas unsurun, diğer kelimeden daha kalın ve belirgin olarak yazılan "..." ibaresi olduğunu, davaya konu marka ile müvekkilinin markası arasındaki benzerlik düzeyinin yüksek olduğundan, karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, itiraza konu markanın müvekkilinin seri markası olarak anlaşılma ihtimalinin olduğunu. itiraza konu 35 / 41 / 43. sınıftaki hizmetlerin aynısının itiraza mesnet markanın da kapsamında bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davacının redde mesnet markalarda da kullanılan "..." ibareli yer adını, farklı bir ek ve şekil unsuru ile marka olarak tescil ettirmek istediğini, daha önce davalının "...", "... ..." ve "... ..." markalarını gören, işiten, bu markalı hizmetlerden yararlanan makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesiminin, daha sonra davacıya ait "Şekil+..." markasını aynı, aynı tür hizmetler üzerinde gördüğünde veya işittiğinde, salt "..." kelimesinin ortaklığından kaynaklı olarak, markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi altında bulunmayacağı, zira "..." ibaresinin tek başına kimsenin tekeline verilemeyecek, ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan idarî bir birim adı olduğu, dava konusu markada "..." ibaresinin üstüne "Şekil" ibaresi ve sonuna "-..." harfleri eklenerek, redde mesnet markaların oluşturduğu genel görünümden uzaklaşıldığı, dolayısıyla SMK m.6/1 hükmü koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, ancak hükümsüzlüğü istenen 2020/132239 sayılı markanın salt kelime markası olduğu, "..." ibaresinden oluştuğu, 41. sınıf bakımından tescilli bulunduğu, markaya ayırt edicilik katan başkaca bir unsurun bulunmadığı, bu nedene salt "..." sözcüğünün SMK m.5 hükmü uyarınca marka olarak tescilinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 2022-M-18416 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2020/132239 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dava konusu markanın, redde gerekçe markaların esas unsurunu aynen içerdiğini, marka ibaresine ek getirilerek marka oluşturulmasının başvuru markasının redde mesnet markadan işitsel, görsel ve kavramsal olarak farklılaştırmaya yetmediğini, başvuru markasının kapsadığı hizmetlerin redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığını, dikkat, bilgi ve özen düzeyi yüksek olan tüketici grubu tarafından bile başvuruya konu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, bu nedenle YİDK’nın 2022-M-18416 sayılı kararının 6769 sayılı SMK’nın 6/1. maddesine uygun olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde; mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesi "..." ibaresinin tescil edilebilir bir marka olduğunun belirtildiğini, bilirkişi raporunda da gösterilen gerekçeler ve karıştırılma ihtimali ve benzerlikler nedeniyle davacının markasının tescil edilmemesinin gerektiğini, markaların koruma tarihlerine ve tescil tarihlerine bakıldığında, birbirini takip eder biçimde tescilinin talep edilmesinin de dürüstlük ve iyi niyet ilkeleri ile davacının talebinin örtüşmediğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili kurum kararlarının iptali ve redde mesnet 202/132239 numaralı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İşlem dosyasının tetkikinden; davacı tarafça “...” ibareli markanın 9, 35, 36, 37, 38, 41, 42, 43. sınıf mal ve hizmetlerde tescili amacıyla 2021/118274 sayısı ile tescil başvurusuna konu edildiği, yapılan ilana karşı davalı şirketin 2020/132239, 2020/132241, 2021/035563 sayılı “...”, “... ...”, “... ...” ibareli önceki tarihli markalarına dayalı olarak itirazda bulunduğu, davalının itirazlarının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından 35, 41 ve 43. sınıf hizmetler yönünden kabul edilip, başvuru kapsamından anılan hizmetlerin çıkarıldığı, bu kez davacı başvuranın bu karara itirazlarının da nihai olarak Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun 2022-M-18416 sayılı kararı ile reddedildiği, kararın ilgililere tebliğ edildiği ve davacı tarafça yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı, davada ayrıca redde mesnet 202/132239 numaralı "..." ibareli markanın, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 5/1-c maddesine dayanılarak hükümsüzlüğü isteminde de bulunulduğu anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince yazılı gerekçeler ile davanın kabulü ile 2022-M-18416 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2020/132239 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiş olup, taraflar arasındaki ilk uyuşmazlık, davacının “...” ibareli marka tescil başvurusu ile davalının 2020/132239, 2020/132241, 2021/035563 sayılı “...”, “... ...”, “... ...” ibareli önceki tarihli markaları arasında, başvuru kapsamından çıkarılan 35, 41 ve 43. sınıf hizmetler yönünden, 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca iltibas koşullarının oluşup oluşmadığı, ikinci uyuşmazlık ise davalının 202/132239 numaralı "..." ibareli markasının, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 5/1-c maddesi uyarınca hükümsüz kılınmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Bu durumda önemli olan, halkın işaretler arasında herhangi bir şekilde herhangi bir nedenle bağlantı kurma ihtimali olup, buradaki "ihtimal" kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelimedir ve şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ile bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir (Yargıtay HGK, 15/11/2013 Tarih, 2013/11-202, 2013/1587). Açıklananlar çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; dava konusu başvurunun kapsamından çıkarılan 35, 41 ve 43. sınıf hizmetlerin, davalı şirketin işbu davada dayandığı markalarının kapsamlarında aynen yer aldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta emtia benzerliğine ilişkin koşul gerçekleşmiştir. Marka işaretlerinin karşılaştırmasına gelince; dava konusu başvuru “...” ibaresinden oluşmaktadır. Davalı yanın itiraza dayanak markalarının asıl unsurları ise “...”, “... ...”, “... ...” ibareleri tarafından temsil olunmaktadır. Görüldüğü üzere hem davacının başvurusunun, hem de davalının itiraza mesnet markalarının asli unsurunu oluşturan ibareler, "..." kelimesinden türetilmiştir. Davacının “...” asıl unsurlu markası ile davalının “...” ibareli redde mesnet markalarının ilk yedi harfi, yani "..." ibareleri aynıdır. Başvuru markasında sadece ibarenin sonunda yer alan "..." harfleri davalı markalarından farklı olup, bu harflerin de "..." ibaresine eklenen çekim eki olduğu ve taraf markalarının gerek yazılış gerekse de okunuş itibariyle birbirine çok benzer bulunduğu açıktır. Tarafların markalarını kullanmak istedikleri emteaların yararlanıcılarının dikkat seviyesi de düşünüldüğünde, anılan ibarelerin benzer olmadığının söylenebilmesi Dairemizce mümkün görülmemiştir. Aynı gerekçeler mahkemece görüşüne başvurulan ve aralarında üniversitelerin pazarlama bölümünden öğretim üyesinin ve sektör bilirkişisinin bulunduğu heyet raporunda da belirtilmiştir. Dolayısıyla Dairemizce de tarafların markalarının asıl unsurlarını oluşturan ibarelerin birçok harfinin ortak olmasından kaynaklı olarak, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal bir benzerliğin bulunduğu kabul edilmiştir. Sonuç olarak dava konusu başvuru ile davalının itirazına mesnet markaları arasında, başvurunun kapsamından çıkarılan 35, 41 ve 43. sınıf hizmetler yönünden, SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde işitsel, görsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılmaya yol açacak düzeyde bir benzerlik bulunduğu açıktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmiştir. Taraflar arasındaki ikinci uyuşmazlık, davalının 202/132239 numaralı "..." ibareli markasının, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 5/1-c maddesi uyarınca hükümsüz kılınmasının gerekip gerekmediğine ilişkindir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 5/1-(c) hükmünde ise ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin mutlak ret yaptırımına maruz kalacağına işaret edilmiştir. Buna göre, coğrafi kaynak bildiren işaretlerin, markada münhasır unsur olarak kullanılması mümkün değildir. Bu madde ile markanın tescilinin talep edildiği mal veya hizmetlerin kalitesiyle veya diğer özellikleri ile ilişkilendirilebilen belirli bir coğrafi yer belirten ad veya işaretlerin, tüketicilerin tercihlerini etkilemesi nedeniyle herkese açık olması ve kamu yararının bulunması gerekçeleriyle tesciline cevaz verilmemektedir. Coğrafi yer adlarının toplumca yüksek bilinirlik düzeyi nedeniyle tek başına marka tesciline konu edilememeleri yönünde pek çok içtihat bulunmakta olup, Yargıtay kararlarında bilinen şehir, semt, coğrafi yer adlarının bir kişinin tekelinde bırakılamayacağı vurgulanmıştır. Ancak “...” ibaresinin “1. Bir şehrin bir kasabanın, büyükçe bir köyün en az beş yüz nüfusa sahip parçalarından her biri. 2. Bu parçalarda oturan insanların tamamı.” anlamlarına geldiği bilinmektedir. Ayrıca "..." ibaresi, 5393 sayılı Belediye Kanunu’na göre de “Belediye sınırları içinde, ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan idarî birim” olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla "..." ibaresinin, Yargıtay ilamlarında geçen bilinen şehir, semt vb. gibi bir coğrafi yer adı olmadığı, bu anlamda SMK 5/1-(c) bendi kapsamında değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı açıktır. Her ne kadar ilk derece mahkemesince Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.11.1999 tarih, 1999/5790 E.- 9590 K. sayılı ve 04.06.2018 tarih, 2016/11850 E.- 2018/4241 K. sayılı ilamlarında, "... ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin" münhasır esas unsur olarak tescil edilmelerinin mümkün olmadığının ve kötü niyetli yapılmadığı sürece başkalarının da aynı coğrafi yer adını farklı bir takım eklerle marka olarak tescil ettirmesinin mümkün olduğunun kabul edildiği bildirilmiş ve anılan Yargıtay ilamlarındaki gerekçelere dayanılmış ise de somut uyuşmazlıktaki "..." ibaresinin, yukarıda açıklandığı üzere idari bir birim adı olduğu, diğer bir deyişle "ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimi" olmadığı düşünüldüğünden, Dairemizce ilk derece mahkemesinin anılan gerekçesinin aksine, anılan Yargıtay ilamlarının sonut uyuşmazlıkta uygulanma yerinin bulunmadığı kabul edilmiştir. Yine her ne kadar dava dilekçesinde bir hükümsüzlük nedeni olarak dayanılmasa da ilk derece mahkemesince karar yerinde, somut uyuşmazlıkta 6769 sayılı Kanun m.5/1-b bendi uyarınca da davalı markasının hükümsüz kılınması gerektiği bildirilmiştir. Ancak söz konusu maddenin uygulanabilmesi için ilgili halkın, anılan işareti mal veya hizmetlerin kaynağını belirtir şekilde algılaması gerekmekte, aksi halde işaretin ayırt edici niteliği haiz olmadığı kabul edilmektedir. Somut uyuşmazlıktaki "..." ibaresinin ise anılan hükümde belirtilen "Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretlerden", diğer bir deyişle "somut ayırt edici güçten yoksun işaretlerden" olmadığı düşünüldüğünden, Dairemizce ilk derece mahkemesinin anılan gerekçesine de itibar edilmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince tüm talepler yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeler ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 10/11/2023 gün ve 2023/100 Esas - 2023/472 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması YİDK iptali davası için alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcı ile hükümsüzlük davası için alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcı toplamı 1.464-TL'ndan, peşin olarak alınan 179,90-TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.284,10-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-YİDK kararının iptali istemi bakımından; davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 55.000,00-TL maktu vekalet ücretinin, davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından; davalı şirket kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 55.000,00-TL maktu vekalet ücretinin, davacıdan alınarak davalı ... Pazarlama ve Dağıtım Ticaret A.Ş.'ne verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 165,00-TL tebligat ve posta gideri ile 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 903,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine, 8-Davalı şirket tarafından istinaf aşamasında yapılan 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 10-Davalılar tarafından ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 269,85'er-TL istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talep halinde ayrı ayrı davalılara iadesine, 11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 06/03/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 06/03/2026 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.