11. Hukuk Dairesi 2009/10722 E. , 2011/3348 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/06/2009 tarih ve 2008/526-2009/278 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanak…
**11. Hukuk Dairesi 2009/10722 E. , 2011/3348 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/06/2009 tarih ve 2008/526-2009/278 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin dava tarihi itibariyle hissedarlarının ...ve... olduğunu, davacı ve faaliyet gösterdiği otelin 27.04.2005 tarihinde önceki hissedarları olan ... ve ...'tan devralındığını, davacı ortağı... ve davalı ... arasındaki 07.03.2005 tarihli protokolün 6. maddesine göre, “bedelin tamamı alındıktan sonra şirket aktif ve pasifi ile devredilecektir”, 8. maddesine göre ise "şirketin devir tarihine kadar alacak ve borçları satıcı ...'a, devir tarihinden sonraki borç ve alacakları alıcı...'e aittir" hükümlerinin yer aldığını, müvekkilinin hisselerinin ...ve... tarafından devralınmasından sonra, 2004 yılı içerisinde kullanılan sahte faturalar nedeniyle Suburcu Vergi Dairesince (KDV gerçek+gecikme faizi+vergi ziyaı cezası) kesilen 148.259,57 TL müvekkilinin ödediğini ileri sürerek, anılan meblağın temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin şirket hisselerini... ve Ramazan Geçer'e devrettiğini, devir senedinde "tüm hak ve yükümlülükleri, bütün aktif ve pasifi ile birlikte 27.04.2005 tarihinde devretmişlerdir” hükmünün yer aldığını, dava dilekçesinin dayanağı olan 07.03.2005 tarihli protokolün TTK'nun 520. maddesi anlamında geçerliliğinin bulunmadığını, protokolün daha sonradan geçersiz kılınarak şekle uygun hisse devir senedi düzenlendiğini, vergi soruşturmasından haberdar edilmediklerini, davalının yasadan kaynaklanan itiraz, düzeltme, uzlaşma ve yargıya başvuru haklarının kullanılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının ödediği meblağın 38.874,34 TL'nın KDV aslı ve 51.073,70 TL gecikme faizi ve 58.311,53 TL vergi ziyaı cezası olduğu, uzlaşma istenmesi halinde tahakkuk edebilecek vergi ziyaı cezasının 12.000,00 TL olabileceği, bu hali ile 101.948,04 TL'den davalı ...'un sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 101.948,04 TL'nin ödeme tarihi olan 19.09.2008 tarihinden itibaren Merkez Bankasının avans faiz oranına uygulanan faiz üzerinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava, hisse ve işletme devri sözleşmelerinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporuna davacı vekilince yapılan itirazda, vergi ziyaına neden olan olayın sahteciliğe dayanması halinde uzlaşmanın olamayacağı belirtilmiş, Suburcu Vergi Dairesinin 20.05.2009 tarihli yazısına göre ise, davaya konu olay nedeniyle kesilen cezanın uzlaşma kapsamında olmadığı belirtilmiştir. Bu durumda, mahkemece, uzlaşmaya ilişkin davacı taraf itirazının Vergi Usul Yasasının 344, 359, Ek-7 ve devamı maddeleri çerçevesinde incelenmesi amacıyla dosyanın bilirkişilere veya yeniden oluşturulacak bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, düzenlenecek rapor sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bilirkişi raporuna karşı yapılan bu ciddi itiraz incelenmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. 2-Kabule göre, HUMK’nun 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Anılan Yasa’nın 388. maddesinde hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, infazı kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir. Somut olayda, mahkemece verilen kısa kararla, “davacının davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine, davacı tarafın istemiş olduğu alacaktan bilirkişilerin raporlarında hesaplamış olduğu 101.948,04 TL'nin ödeme tarihi olan 19.09.2008 tarihinden itibaren merkez bankasının avans faiz oranına uygulanan faiz üzerinden işleyecek faiz ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine” şeklinde, gerekçeli kararda ise, “davacının davasının kısmen kabulü kısmen reddi ile, davacı tarafın istemiş olduğu alacaktan bilirkişilerin raporlarında hesaplamış olduğu 101.948,04 TL'nin ödeme tarihi olan 19.09.2008 tarihinden itibaren Merkez Bankasının avans faiz oranına uygulanan faiz üzerinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine” şeklinde hüküm kurulmuştur. Bu hüküm kısa kararla çeliştiği gibi, infazda tereddüt yaratacak mahiyette olduğu da sabittir. Bu durumda, mahkemece, kısa kararla çelişmeyen ve infazı kabil olan bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle, kararın taraflar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 24.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.