4. Ceza Dairesi 2010/19936 E. , 2011/822 K. "İçtihat Metni" Şantaj, özel belgede sahtecilik suçlarından şüpheliler ... ve ... haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Kadıköy C.Başsavcılığınca düzenlenen 25.01.2008 tarihli ve 2007/54850 soruşturma 2008/2975 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Üsküdar 2.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 04.04.2008 tarihli ve 2008/480 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 16.06.2010 gün
**4. Ceza Dairesi 2010/19936 E. , 2011/822 K.** **"İçtihat Metni"** Şantaj, özel belgede sahtecilik suçlarından şüpheliler ... ve ... haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Kadıköy C.Başsavcılığınca düzenlenen 25.01.2008 tarihli ve 2007/54850 soruşturma 2008/2975 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Üsküdar 2.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 04.04.2008 tarihli ve 2008/480 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 16.06.2010 gün ve 39051 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 5.7.2010 gün ve 160779 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi: Tebliğnamede “Dosya kapsamına göre, müştekinin babasının emekli maaşını aldığını gösteren Halk Bankası Küçükyalı şubesine ait belge oluşturulup müştekiye gönderildiği, bu durumun müştekinin kızı ile şüphelilerden ... arasındaki boşanma davasını etkilemeyi amaçladığı iddiası karşısında, ibraz edilen delillerin şüpheliler hakkında kamu davasının açılması gerektirir nitelikte bulunduğu gibi bu delillerin mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, itirazın kabulü ile kamu davasının açılmasına karar verilmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir. Gereği görüşüldü: 5271 sayılı CYY’nın 170/2. maddesinde; “soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler”, hükmü ile dava açma görevi ‘yeterli şüphe’ ölçütüne bağlanmış ve aynı yasanın 172. maddesinde de; “Cumhuriyet savcısı soruşturma evresi sonunda, kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.” hükmüne yer verilerek, yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilemediğinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesinin zorunlu bulunduğu ifade edilmiştir. Dairemizin 14.10.2009 tarihli ve 22283/16336 sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; sözü edilen hükümler dolayısıyla yasa tarafından Cumhuriyet savcısına, soruşturma evresinde toplanan delilleri takdir ve değerlendirme yetkisi verilmiş ve objektif olarak yapılacak değerlendirme sonucunda eylemin suç oluşturduğu ve fail tarafından işlendiği yönünde yeterli şüphenin oluştuğu kanısına ulaşılması durumunda kamu davasının açılması zorunlu görülmüş, yeterli şüphenin oluşmadığı hallerde ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi gerektiği emredilmiştir. Görüldüğü üzere Ceza Yargılama Yasamız, kovuşturma mecburiyeti ilkesini benimsemiş ise de, bu ilke Cumhuriyet savcısının delilleri değerlendirme yetkisini ortadan kaldırmamaktadır. İncelenen dosyada, şüpheliler hakkında şantaj ve özel belgede sahtecilik suçlarından dolayı soruşturma açıldığı, soruşturmaya dayanak olan yakınanın dilekçe ve anlatımlarında; damadı olan ...’nun diğer şüpheli ile birlikte hazırladıkları sahte “Halkbank” antetli dekont fotokopisini kendisine göndererek, gerçek olmadığı halde kendisinin ölen babasının emekli maaşını aldığını ima etmeye ve bu şekilde, kızı aleyhine açtığı boşanma davasında zorluk çıkartılmaması için şantaj yapmaya çalıştığı ileri sürülmüş, ancak bu olaydan başka yakınanın iddialarında şüphelilerin bu sahte belgeyi kullanarak kendisine zarar verebileceklerini söyledikleri, yazdıkları veya başka bir hareketle amaçlarını açıkladıklarına ilişkin (iradeyi zorlayan bir davranış veya açıklama tehdidi gibi) bir hareketten söz edilmemiş bulunulmakla olayda TCY’nın 107. maddesinde düzenlenen şantaj suçunun maddi ve manevi öğelerinin bulunduğuna yönelik yeterli şüphenin oluşmadığına, Özel belgede sahtecilik suçu yönünden ise, TCY.nın 207. maddesinde düzenlenen suçun oluşması için sahte belgenin bulunması (Örneğin; “onaysız fotokopi sunulması halinde aldatma yeteneğinin oluşmayacağı”; Yargıtay 11.CD. 27.11.2008 tarihli ve 6761/12512 sayılı kararı) ve bu belgenin kullanılmış olması zorunlu olduğu gibi, bu kullanmanın da fiili bir kullanım olmayıp, hukuki sonuç doğuracak nitelikte bir kullanma olması gerektiği doktrin ve uygulamada (örneğin; “özel belgede sahtecilik suçunun oluşması için belgede sahtecilik yapılması yeterli olmayıp, bu belgenin hukuki sonuç doğuracak biçimde kullanılması gerekir”; Yargıtay 11. CD. 26.4.2007, 6222/2854) tereddütsüz bir biçimde kabul edilmesi karşısında, suçun maddi öğelerinin gerçekleştiğine ilişkin yeterli şüphenin oluşmadığına, Yönelik olarak verilen Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığı kararı ve merci Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesinin itirazın reddine ilişkin karar ve gerekçelerinde yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, 5271 sayılı CYY’nın 309. maddesine uygun bulunmayan YASA YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 2.2.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.