11. Hukuk Dairesi 2023/1023 E. , 2024/5055 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1455 Esas, 2022/1885 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/763 E., 2019/1231 K. Taraflar arasındaki davalının hukuka aykırı işlemlerinin tespiti, men'i ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tar
**11. Hukuk Dairesi 2023/1023 E. , 2024/5055 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1455 Esas, 2022/1885 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/763 E., 2019/1231 K. Taraflar arasındaki davalının hukuka aykırı işlemlerinin tespiti, men'i ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin bağlı bulunduğu ... Holding AG unvanlı şirketler grubunun sağlık sektöründe faaliyet gösterdiğini, müvekkili şirketin % 95 hissesinin ... Holding AG olduğunu, davalının davacı şirkete %5 oranında hissedar olduğunu ve davacı şirkette müdür olarak görev yaptığını, ancak görev yaptığı sürede kendisine duyulan güveni suiistimal ederek şirket olanaklarının şahsi menfaati için kullandığını, şirket müdürü olan ve görevine ilişkin her hususta müvekkili sürekli bilgilendirmek ve yapılan işleri şirket kayıtlarına geçirmekle yükümlü olan ve müvekkil şirketin tüm AR-GE stratejisinin sorumlusu olan davalının müvekkili şirketten ayrılmasından sonra davalının talimatıyla ve şirketin hakim ortağına bu AR-GE çalışmalarının niteliği ile ilgili bilgi verilmeden müvekkil şirkette gizlice bazı AR-GE çalışmalarının yapıldığını, müvekkili şirket kaynaklarının bu gizli projeler için kullandığını, bu AR-GE çalışmalarına ilişkin bilgi, doküman, çizim, numune/ürün ve kalıpların müvekkilinden gizlendiği ve gizlice fabrikadan çıkarıldığını, davalının bilgi, doküman, çizim, numune/ürün ve kalıpları kendi menfaati için kullandığı ve bu ürünleri geliştirmek için üçüncü kişilerle gizlice sözleşme yaptığını ve bunu yaparken de müvekkille olan ilişkisini gerçekte olduğundan farklı bir şekilde gösterdiğini, yürütmek ve tamamlamakla yükümlü olduğu FDD, MVSD ve PDA projelerini süresinde tamamlamadığı ve geç sertifikalandırdığı, bu projeler için kullanılması gereken kaynakları kendi menfaati için gizlice yürüttüğü projelerde kullandığının öğrenildiğini, bu hususta müvekkili şirket çalışanlarının beyanlarının bulunduğunu, söz konusu beyanların Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015-96 D. İş sayılı dosyasında mevcut olduğunu, müvekkili şirketin bilgisayarlarından bu verilerin silindiğini, silinen verilerin daha sonra davalı tarafından kullanıldığını ve kendi adına patent başvurusunda bulunduğunu, davalının söz konusu eylemleri ile haksız rekabet hükümlerini ihlal ettiğini, şirket ortağı olan davalının şirket sırlarını korumadığını, aksine bunları kendi menfaatine kullandığını, davalının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 613 üncü maddesindeki bağlılık yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiğini, bu nedenle davalının hukuka aykırı eylemleri nedeniyle tazminat ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek davalının hukuka aykırı işlemlerinin tespiti ile men'ine, müvekkili şirketin zararlarının tazmini için 150.000,00 TL manevi, 1.450.000,00 TL maddi tazminat olmak üzere şimdilik toplam 1.600.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı asıl 25.01.2017 tarihli beyan dilekçesinde; medical ürünler sektöründe 20 yıldır çalışmalar yaptığını, bu sürede tıbbi cihaz tasarımı ve üretiminde uzmanlaştığını, takriben 2010 yılı başında ... Holding AG ile birlikte davacı şirketi kurarak müdürlüğünü üstlendiğini, görevini yürüttüğü sıra davacı şirkete yeni ürünler üretmesini ve ihraç ederek tüm dünyaya pazarlamasını sağlayacak çalışmalar gerçekleştirdiğini, davacı şirketin iddia ettiği gibi şirket aleyhine herhangi bir çalışma yapmadığını, şahsi menfaat sağlamadığını, patent başvurularının bir kısmının davacı şirkette çalışmasından önce yapıldığını, davacı şirket ortağı ve profesyoneli olduğu dönemde herhangi bir patent başvurusunun olmadığını, dolayısı ile davacı şirketi zarara uğrattığının söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirket tarafından, davalının davacı şirketi zarara uğrattığı iddiasına ilişkin olarak bahse konu faturaların dava dışı üçüncü şirketler tarafından, davacı şirket namına keşide edildiği, mezkur faturaların içeriklerinin (uçak bileti faturası hariç) ticari iş niteliğinde olduğu, incelenen fatura içeriklerinde, davalı adına ve davalının şahsi harcama yaptığına ilişkin herhangi bir veriye rastlanılmadığı, dava dilekçesinde belirttiği gizlice yapılmış AR-GE çalışmalarına ilişkin herhangi bir veri olmamakla birlikte, incelenen faturalar içerisinde yüklü miktarda (102.018,00 USD) tutarında AR-GE faturasının bulunduğu, ancak şirket ticari defterlerine kayıt edilen bir faturanın gizlilik niteliğinin olmasının kaydi anlamda mümkün görülmediği, davacı şirketin şirket kayıtlarını tetkik imkânının her zaman mümkün olduğu, bu açıdan bakıldığında, davacının gizlilik iddiasını ispat edemediği, davacı tarafın, davalının haksız yere patent başvurusunda bulunduğu iddiasıyla ilgili olarak ise, davalının, davacı şirkette yönetici ve ortak olduğu dönemde sadece bir adet patent başvurusu bulunduğu, TR 2012/15093 sayılı patente ilişkin belgelerin incelenmesinde, davalının söz konusu patentin başvuru sahipleri arasında bulunmadığı, sadece buluş sahipleri arasında yer aldığı, Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan gelen patent dosyası incelendiğinde, söz konusu patent başvurusunun ligaman ve tendon tamir sistemi ile ilgili olduğu, www.....com alan adlı sitenin incelenmesi sonucunda, davacı şirketin iştigal alanının ve ürünlerinin bütünüyle oklüder ürünlerden ibaret olduğu, davalının buluş sahipleri arasında yer aldığı 2012/15093 sayılı patentin davacı şirketin iştigal alanı veya ürünleriyle bağlantılı olmadığı sonucuna varıldığı, davalı tarafın davacı şirkette ortak olarak yer aldığı dönemde tek bir patent başvurusunun bulunduğu, bu başvurunun davacı şirket iştigal alanı ve ürünleriyle bağlantılı olmadığı, bu sebeple davalının buluş sahipleri arasında yer aldığı patent başvurusunun davacı şirkete haksız rekabet teşkil etmediği sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının müdür olarak görev yaptığı süre zarfında birtakım arge çalışmaları yaptırdığını bu çalışmalara ilişkin başta müvekkili şirket çalışanları olmak üzere şirketin her türlü imkânını kullandığını; bu ürünlerden birinin de davaya konu "delikli occluder" adıyla bilinen ve kalp hastalıklarının tedavi sürecinde kullanılan bir ürün olduğunun ve davalının "delikli occluder" isimli bu ürünü bilgisayarından sildirdiğinin ve üretilen tüm kalıpları yok ettiğinin delil tespiti dosyasında ve tanık beyanlarıyla ortaya çıktığını bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 613 üncü madde hükmünde de belirtilen bağlılık ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranış olmasının yanı sıra aynı zamanda şirketin kullanımına bırakılması gereken bu ürünün müvekkili şirketten kaçırılması/verilerin delil tespit dosyasında belirtildiği üzere davalının işten ayrılış süresinde davalı tarafından yok edilmesi sebebiyle bu ürünün tasarlanmasında şirket personeli ve olanaklarının kullanılması sebebiyle müvekkilinin zarara uğraması ve beklenen kârı zamanında elde edememesi gibi nedeniyle zarara yönelik bir tespitin yapılmamasının da hatalı olduğunu, "Delikli Occluder" isimli ürünün kalıplarının ve çizimlerinin davacı müvekkilde bırakılması gerekirken davalı tarafından götürüldüğünü, bu kalıpların davalının elinde olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını ve her an bu malların piyasaya sürülmesi ve üretime geçilmesi tehlikesinin bulunduğunu, bu tehlikenin dahi rekabete aykırılık ve haksız rekabetin varlığının kanıtı olduğunu, arge faturalarına ilişkin olarak şirketin herhangi bir ürün piyasaya sürmediğine göre bu ürünlerin davalının kişisel menfaati için kullanılmış olduğunun kendiliğinden ortaya çıktığını, müvekkili şirketin bu araştırma ve geliştirmelerden hiçbir şekilde fayda göremediğini, dolayısıyla bu arge faturaları ile ilgili dosya kapsamının gerektirdiği incelemenin yapılmadan müvekkili şirketin zararının oluşmadığı yolunda bir hüküm tesis edilmesinin bozmayı gerektirdiğini, öte yandan aynı kapsamda bordrosu dava dosyasında mevcut işçilerin başta dava konusu delikli occluder olmak üzere diğer ürünler için de çalıştırıldığı göz önünde bulundurularak bu hususta bir hüküm tesis edilmemesinin hatalı olduğunu, inceleme konusu yapılan patent konusu ürün ile müvekkili şirketin iştigal alanı aynı olmamakla beraber davanın sırf bu ürün üzerinden ele alınmasının ve dilekçelerinde ve delil listelerinde belirtilen hususlar ele alınmadan davalının haksız ve hukuka aykırı davranışlarının var olmadığı yönünde bir tespitte bulunulması, gerek bilirkişi heyetinin gerekse İlk Derece Mahkemesinin bu dosyayı ve içerisindeki delilleri tam olarak kavrayamadan delilleri incelemeden eksik ve hatalı bir hüküm tesis ettiklerinin göstergesi olduğunu, davalının şirketin imkanlarını şirkette görev yapması gereken zaman diliminde böyle bir eser tasarlayarak meydana getirmesinin özen yükümlülüğüne aykırı olduğunu, davalının, davacının yazılı muvafakati olmaksızın başka bir şirkette müdür görevi yapmasının ve müvekkili şirket ile iş ilişkisinde bulunmasının ve yukarıda anılı tüm eylemleri ile birlikte değerlendirildiğinde tüm vazifelerini savsaklayarak ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek eksik ve hatalı ürünlerin ürettirilerek şirketin zararıına sebebiyet vermesinin de ayrıca eksik ve hatalı incelmelerin birer tezahürü olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulünü istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından ön incelemenin duruşmasının icrasından sonra sunulan 30.05.2017 tarihli delil dilekçesinde, bir takım yeni iddialarda bulunarak davalının davacıyı zarara uğrattığı ve bu iddialara ilişkin bir takım delilleri ileri sürmüş ise de 6102 sayılı Kanun'un 1521 inci maddesi uyarınca basit usule tabi davada iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı davanın açılması ile başlayacağından, davalının açık muvafakatı bulunmadığından ve dava da ıslah edilmediğinden, anılan iddiaların davada dinlenilmesi mümkün olmadığı, delil tespiti dosyası kapsamında, davacının mahkemeden şirket bilgisayar, harici bellek ve serverlarında, "delikli occulter" isimli ürüne ilişkin çizim, bilgi veya herhangi bir başkaca veri olup olmadığına dair bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiği, bilirkişi tarafından yapılan inceleme sonucu tanzim edilen raporda, tespiti istenen bilgilere rastlanmadığı, bunun üzerine laboratuvar ortamında data kurtarma işlemi yapılmışsa da her hangi bir bilgi, çizim veya her hangi bir başka dosya bulunamadığı, büyük ihtimalle silinen dosyalar üzerine bir ya da bir kaç sefer yeni veri girişi yapıldığı sonuç ve kanaatinin bildirildiği, bilirkişi tarafından silinen dosyaların davacının iddia ettiği "delikli occulter" ürününe ilişkin bilgiler olup olmadığı tespit edilmediği, dinlendikleri sırada halen davacı çalışanı olan davacı tanıklarının da, davacının tasarlanmış olarak getirdiği bir ürünün çiziminin yapıldığı, kalıbının çıkarıldığı ve bir numunesinin üretildiği, ancak daha sonra ürünün seri üretiminin yapılmadığı yönünde beyan verdikleri, öncelikle silinmesi istenilen bilgilerin davacının iddia ettiği ürüne ilişkin olup olmadığının tanık beyanları ile ispatlanamadığı, silme talimatını davalının verdiğinin de ispatlanamadığı, tanık beyanlarında geçen ürünün şirketin normal ar-ge faaliyetleri kapsamındaki bir çalışmaya ilişkin olup olmadığının da belirsiz olduğu, davacı kayıtlarında yer alan ar-ge giderlerine ilişkin faturaların, davalının gizli ar-ge çalışmaları için yapılan giderlere ilişkin olduğunu ispat yükünün de davacı üzerinde olduğu, sonuç olarak, davacının, davalı tarafından şirket kaynakları kullanılarak gizli ar-ge çalışmaları yapıldığı, bu çalışma sonucunda elde edilen "delikli occulter" ürününe ilişkin çizim ve bilgilerin bilgileri kalıcı olarak silindiği, kalıp ve numunenin de gizlice fabrikadan çıkarıldığı yönündeki iddialarını ispat edemediği, patent dosyasından, 2012 yılında yapılan başvurunun konusu buluşun davacının iddia ettiği ürüne ilişkin olmadığı, davacı şirketin iştigal alanı ile de ilgilisinin bulunmadığı, ayrıca davalının başvurucu olmayıp, buluş sahipleri arasında yer aldığı, davalının şirketten ayrıldıktan sonraki dönemde başka bir patent başvurusunun da bulunmadığı, davacı tarafından, davalının davacı şirkette yürüttüğü iddia edilen gizli ar-ge çalışmalarının çıktıları ile ilgili yurt dışında patent başvurusu yaptığına, yahut üçüncü kişi şirketlerle görüştüğüne ilişkin ispata yarar herhangi bir delil de sunulmadığı, davalının yürütmek ve tamamlamakla yükümlü olduğu PDD, MVSD ve PDA projelerini süresinde tamamlayıp geç sertifikalandırarak davacı şirketi zarara uğrattığı iddiası bakımından da, ne anılan proje süreçlerine, ne de alınan sertifikalara ilişkin dosyaya bir delil sunulmadığı, davacının iddialarını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; davalının aynı zamanda %5 ortağı olduğu davacı şirkette genel müdür olarak çalıştığı dönem içerisinde rekabet ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı şekilde eylemlerde bulunduğu iddialarına dayalı, bu eylemlerin tespiti ile men'i, maddi ve manevi zararın tahsili istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.06.20224 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.