11. Hukuk Dairesi 2023/193 E. , 2024/3648 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1233 Esas, 2022/1541 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/386 E., 2018/368 K. Taraflar arasındaki markaya tecavüzün durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması ve maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne k…
**11. Hukuk Dairesi 2023/193 E. , 2024/3648 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1233 Esas, 2022/1541 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/386 E., 2018/368 K. Taraflar arasındaki markaya tecavüzün durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması ve maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 2004/24515 sayılı "... şekil", 2004/24514 sayılı "... özel şekil" ve 95/003266 sayılı "... k" markalarının Ankara 2. İcra Dairesi'nin 2014/50 Tal. sayılı dosyası ile 23.02.2015 tarihinde yapılan ihalede davacı tarafından satın alındığını, borçlu ...’ın ihalenin feshi davası açması sebebiyle bu markaların ancak 29.03.2016’da davacı adına tescil edilebildiğini, davacının halihazırda profesyonel bir yapılanma ile bu markalara ilişkin franchise vermeye başladığını, İcra İflas Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre ihale bedelinin ödenmesi ve ihalenin kesinleşmesi şartı ile alıcının mülkiyeti ihale anında iktisap ettiği halde, davalının markayı haksız yere kullanarak davacının marka hakkına tecavüzde bulunduğunu, davacı tarafından 16.03.2015 tarihli ihtarname ile tecavüzün sonlandırılmasının ihtar edildiğini, buna rağmen davalının tecavüzü sonlandırmadığını ve markanın itibarını zedeleyici uygulamalarını arttırdığını; bu konuda İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2016/41 D. İş sayılı dosyası kapsamında tespit yapıldığını ve ihtiyati tedbir kararı verildiğini; tedbirin teknik ekip ve güvenlik temin edilemediğinden infaz edilemediğini, davalının iki ayrı adreste marka hakkına tecavüzü sürdürmek suretiyle davacının aylık cirosunun en az %3’üne tekabül eden franchise gelirinden mahrum kalmasına yol açtığını, bu sebeple davalıya ihtar tarihinden dava tarihine kadar markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olsaydı ödemesi gereken lisans bedeli karşılığı kadar davacının kazanç kaybı zararının oluştuğunu ileri sürerek davalının davacının markasına tecavüz teşkil eden fiillerinin durdurulmasına, tecavüz oluşturan her türlü emtia, ambalaj, broşür, evrak ve sair vasıtalara görüldüğü her yerde el konulmasına, tecavüz oluşturan markayı taşıyan tabelaların kaldırılmasına, internet üzerinden yapılan yayınların durdurulmasına, belirsiz olan maddi tazminat alacağının şimdilik 10.000,00 TL asgari tutarının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve hükmün ilanına karar verilmesini talep etmiş, 11.07.2018 tarihli talep artırım dilekçesiyle, maddi tazminat talebini 168.052,12 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde;...,..., ve... arasında önce bir ortaklık ilişkisi kurulduğunu, sonra 01.08.2009 tarihli protokol imzalanarak ortaklığın sona erdirildiğini, protokol kapsamında ...’ın "... Turizm İşletmeleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti." (,,,, şubesi) ile "... Gıda Turizm Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti." (Kadıköy şubesi)'ndeki hisselerini Alime Manav ile...'ya 04.08.2009 tarihinde devrettiğini, adı geçen şirketlerin birleştiği ve "... Turizm İşletmeleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti." olarak ticari faaliyete devam ettiğini, bu süreçte .... Şubesi'nin kapatıldığını ve Feneryolu'na "... Turizm İşletmeleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti." adına ikinci şube açılışı yapıldığını, böylece davalı şirketin halihazırda biri Üsküdar, diğeri Feneryolu’nda olmak üzere iki şubesi bulunduğunu, davalının markanın eski sahibi olan ...ile yaptığı Marka Lisans Sözleşmesi uyarınca 04.08.2009 tarihinden itibaren 30 yıl süre ile "..." markasını bilâ bedel kullanma yetkisine sahip olduğunu, dolayısıyla sözleşme dahilinde hukuka uygun olarak iki şubesinde markayı kullandığını ancak halihazırda her iki şubede de "..." markası ile hizmete devam edildiğini, "..." logolu markanın hukuka uygun olarak davalı adına tescil ettirildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yanca, davaya konu markaların, markaların önceki sahibiyle yapılan lisans sözleşmesi kapsamında hukuka uygun olarak kullanıldığı savunulmuş ise de marka sicil kaydına tescil edilmeyen lisans sözleşmeleri iyi niyetli üçüncü kişiler için hüküm ifade etmeyeceğinden ve davacının lisans sözleşmesinden markaları satın almadan önce haberdar olduğu veya kötü niyetli olduğu ispat edilemediğinden, markaların davacı adına tescil edilmesiyle cebri satışın aleniyet kazandığı anlaşıldığından, bu tarihten sonraki davalı kullanımlarının haksız kullanım olarak nitelendirilmesi gerektiği, buna göre, markaların davacı adına tescil tarihi olan 29.03.2016 tarihinden dava tarihi olan 14.06.2016 tarihine kadar 78 gün davalı tarafından davacı markalarının haksız olarak kullanıldığı, bu süre için bilirkişiler tarafından davalının cirosunun %15'i dikkate alınarak 168.052,12 TL tazminat hesaplanmışsa da, lisans bedeli hesaplanırken sadece davalının ihlalin yapıldığı yıldaki cirosunun göz önüne alındığı, buna göre davalının ödemesi gereken lisans bedelinin belirlendiği, oysa lisans bedeli hesaplanırken sadece davalının cirosu, elde ettiği kazancın değil, marka sahibin cirosu, üretim ve satış kapasitesi, satabileceği ürün miktarı da nazara alınarak, davalının ticari iş ve işlem hacmine uygun bir bedelin belirlenmesi gerektiği, bu itibarla, somut olayın özelliklerine, davalının ve davacının cirosuna, üretim ve satış kapasitesine, elde ettiği gelire göre, hakkaniyete ve menfaatler dengesine uygun, makul bir miktarın lisans bedeli olarak tespiti ile hüküm altına alınması gerektiği, davacının satın aldığı markaları lisans sözleşmeleri ile kullandırmak dışında bir ticari faaliyetinin bulunmadığı, markalara ilişkin davacının taraf olduğu lisans sözleşmelerinin de dosyaya sunulmadığı, bu nedenle her iki tarafın ticari faaliyeti, kar ve satış oranları, ciroları karşılaştırılarak bir hesaplama yapılamayacağı, bu durumda lisans bedelinin hesaplanması mümkün olamayacağından, tespit edilen haksız kullanım süresinin 78 gün olduğu da dikkate alınarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 ve 51 inci maddeleri uyarınca tazminat tutarının hakkaniyete göre hakim tarafından belirlenmesi gerektiği, buna göre 10.000,00 TL maddi tazminat takdir edilmesinin hakkaniyete uygun olacağı, davalının www.....com ve www.....com.tr alan adlarının sahibi olduğu tespit edilmişse de, alan adlarının 2004 yılında ilk kez davalı adına tahsis edilmesi nedeniyle, alan adları üzerindeki öncelik hakkının davalıya ait olduğu, alan adı ile marka haklarının birbirinden bağımsız haklar olup, davacıya yalnızca marka haklarının devredildiği, alan adlarının devrinin söz konusu olmadığı, alan adının tahsisinden itibaren davalı tarafından kullanıldıkları anlaşıldığından, alan adının iptaline karar verilemeyeceği, ancak davacıya ait markaların internet ortamında marka olarak kullanılmasının marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğundan, davalının alan adı dışında, davacıya ait markaları internet ortamında kullanımının önlenmesine karar vermek gerektiği, davacı ticaret unvanından kaynaklanan haklarına tecavüzün de önlenmesini talep etmişse de, ticaret unvanı tacirin, ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken ve bu işlemlerle ilgili senet ve diğer evrakları imzalarken kullandığı ad olup, ticaret unvanının işlevi, ticari işletmenin sahibi olan tacirin diğer tacirlerden ayırt edilmesini sağlamak olduğu, markanın ise, taciri ya da ticari işletmeyi değil, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmek için kullanıldığı, markanın fonksiyonu, tümüyle ticari işletmenin ürettiği, pazarladığı mal veya hizmetleri ayırt etmek olduğu, mevcut dosya kapsamına ve delillere göre davacının ticaret unvanının mevcut olmadığı, davalının ticaret unvanının ise 03.11.2004 tarihinde, davaya konu olan 2004 24515 ve 2004 24514 numaralı markaların tescil tarihinden önce tescil edildiği, o tarihten bu yana kullanıldığı, tescilli ticaret unvanının kullanımın davacının marka haklarına tecavüz teşkil etmediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davalının davacıya ait 2004 24515 numaralı "... Şekil", 2004 24514 numaralı "... özel şekil" ve 95 003266 numaralı "... K" markalarının esas unsuru olan "..." ibaresini marka olarak kullanmak suretiyle davacının marka haklarına yaptığın tecavüzün durdurulmasına, davalıya ait tescilli ticaret unvanı ile ilgili kullanımları dışında davacının markasına tecavüz teşkil eden markanın yazılı olduğu her türlü emtia, tabela, basılı ambalaj, kutu, broşür, sair yazılı evrak ve münhasıran bu ürünlerin üretiminde kullanılan vasıtalara el konulmasına, davacının markasına tecavüz oluşturan tabelaların kaldırılmasına, davalının davacıya ait markaları internet üzerinde kullanmasının önlenmesine, 10.000 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve hükmün ilanına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tazminata esas tarihin "tespit tarihi" olarak baz alması nedeniyle maddi zararın karşılanmadığını, davalının "iyiniyetli" olduğuna dayanılamayacağını, markayı iyiniyetli olarak kullanabilmek için marka sahibi ile geçerli bir sözleşmenin varlığının şart olduğunu, ancak sözleşme olmadığını, davalının markaları kullandığını ikrar ettiğini ancak 'tam kullanmadım, az kullandım, zaten şirket sahibinin eski marka sahibi ile sözleşmesi var, uzunca zamandır kullanıyorum, markayı ben var ettim ben iyiniyetliyim, eski maliğe para ödedim, lisans devri sözleşmesini eski malikle aramızda yaptık, TPE'ye tescil ettirmemiş olsak bile iyiniyetimiz korunmalıdır şeklindeki' beyanlarının aksinin dosyada ispatlanması nedeni ile korunamayacağını, davalı şirket sahibinin davaya konu markanın ihale yolu ile satın alındığını, icra takibi sürecini, markanın haczi ve satış sürecini, açılan ihalenin feshi sürecini yakından takip ettiğini, ihaleye kendisinin de katılmak istediğini beyan etmesine rağmen ihaleye katılmadığını, davalının markanın icra kanalı ile satışından önce kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine vermiş olduğu cevapta inkar yoluna gittiğini, ne lisans sözleşmesinden ne de borçluya ödeme yapıldığından bahsetmediğini, davalının lisans sözleşmesi olarak dosyaya sunduğu belgenin her zaman düzenlenmesi kabil bir belge olduğunu, adi yazılı bir kağıt olduğunu, davaları açısından geçerli ve kabul görür bir belge olmadığını, markayı icradan "takyidatsız" olarak satın alan müvekkilini hiçbir şekilde bağlamayacağını, aksinin icra hukukundaki ihale hükümlerine ve ihalenin maksadına aykırı olduğunu, davalının bu sözleşme nedeniyle herhangi bir bedel de ödemediklerini ikrarla hukuksuz kullanımlarını itiraf ettiğini, davalı şirket sahibinin bütün ihale sürecini ve sonrasını yakından takip etmesi nedeniyle ve de takip alacaklısı oldukları dönemde borcun ödenmesi görüşmelerinde bulundukları halde kendilerinin markayı almayı düşündüklerini ancak borçlu eski marka sahibi ile problem yaşadıklarını beyan ettiklerini, zaten davalı şirket ortağı ...'ın eski borçlu- marka sahibinin kardeşi olduğunu, davalı ile anlaşma yolunda gösterdikleri iyi niyetli yaklaşımlarına rağmen davalının markaları bedavaya kullanmaktan vazgeçmediğini, her ne kadar dava sürecinde "..." tabelasını tedbir kararı gereği kaldırıp, benzerlik oluşturacak şekilde "..." olarak değiştirmiş iseler de hem bu "bey" ekinin hem de 24514 numaralı markayı kullanmaya devam etmesinin davacının haksız tecavüzünün devamı niteliğinde olduğunu, "..." tabelasını indirip "..." e geçiş yaparken davalının sosyal medya hesaplarında ve internet sayfasında yaptığı açıklamalarda müvekkiline ait markayı aşağılayıcı, küçültücü ve değersiz kılmaya çalışan bir uslupla yazı yayınladıklarının, bunun müşteri çekme ve yönlendirme amacı taşıdığını, bu durumun açıkça haksız kazanç ve tecavüzün devamı olduğunu ve kötü niyetli olduklarını gösterdiğini, davalının kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin icra hukuku gereğince menkul hükmündeki markanın ihalenin kesinleşmesi şartı ile ihale tarihi olan 23.02.2015 tarihi ile itibarı ile mülkiyeti iktisap etmiş olması karşısında bu tarihin baz alınarak yapılan hesaplamanın hükme esas alınması gerektiğini, tecavüzün mahkemece tespiti tarihinin baz alınmasının hukuka aykırı olduğunu, cironun tamamının zarar olarak hesaplanıp karar altına alınması gerekirken sadece iyiniyetli mütecavizler için uygulanan emsal lisans bedelleri oranında tazminata hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, davalının kazancının tamamının davacının gerçek zararı olduğunu bu nedenle hükme esas alınması gerektiğini, buna göre hesaplama olması gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin öncelikle kullanma hakkı ve gerçek hak sahipliği dikkate alınmadan karar verildiğini, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde belirttikleri üzere müvekkilinin öncelikle kullanma hakkı ile markanın ilk sahibinin açık rızasının bulunduğunu, 12 yıl fiili kullanımlarının olduğunu, zımnen sessiz kalındığını, tescil edilen ticari unvanın varlığının dikkate alınmadığını, davacının iddia ettiği şekilde tabela, broşür, paket servis kutuları gibi materyallerde hukuka aykırı marka tecavüzü ve haksız rekabet gibi bir durumun bulunmadığını, imzalanan 01.08.2009 tarihli protokole göre şirket hisse devirleri 04.08.2009 tarihinde yapıldıktan sonra yine aynı tarihte (04.08.2009) ... markasının lisans sahibi olan ...ile 30 yıl bila bedel süresi dahilinde ve 2 adet işletme hakkına uygun olarak Marka Lisans Sözleşmesi imzalandığını, müvekkilinin bu sözleşme dahilinde markayı kullandığını, ancak şu an için faaliyetlerine "..." markası ile devam ettiklerini, bu markanın davalı müvekkili adına tescil ettirildiğini, marka ihlali bulunmadığını, dava konusu markaya ait tabela vs. malzemenin kullanıldığının tespit edilmesinin kullanımın haksız olduğu anlamına gelmediğini, davacının eski çalışan olup kötü niyetli olduğunu, tescil ile sağlanan korumanın amacına aykırı kullanılması yoluyla haksız olarak yarar sağlanmak istendiğini, savunmalarına emsal yargı kararları bulunduğunu, davacı tarafından unvan terkininin talep edilmemesi nedeniyle davanın usulden reddinin gerektiğini, marka ve unvan kullanımının üzerinden 22 yılın geçmesi nedeniyle davanın hukuka aykırı olduğunu, hatalı hesaplama yapılan bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, davacıya ait markaların internet ortamında kullanılmasının marka hakkına tecavüz olarak kabul edilemeyeceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili katılma yoluyla sunduğu temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, markaya tecavüzün durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması ve maddi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 9 uncu ve 61 inci maddeleri. 3. 6098 sayılı Kanun'un 50 ve 51 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.