T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/140 KARAR NO : 2026/141 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 28/10/2021 NUMARASI : 2017/8 Esas - 2021/973 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 28/01/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi ; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/140 KARAR NO : 2026/141 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 28/10/2021 NUMARASI : 2017/8 Esas - 2021/973 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 28/01/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi ; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; Müvekkil ile davalı sigorta arasında yangın, terör, hırsızlık vb. zararlar ve ek teminatlarını da kapsayan ... Numaralı “işyerim Paket Poliçesi” akdedildiği, müvekkile ait İstanbul İli, Esenyurt İlçesi, ... Mahallesi ...sokak no:... adresinde ... isimli işyerinde 13/10/2016 ve 19/10/2016 tarihlerinde 2 adet maddi hasarlı yangın meydana geldiği, yangın neticesinde oluşan maddi zararın uzman mütalaası ve bilirkişi incelemesi neticesinde belirlendiği ancak davalı sigorta tarafından haksız olarak ödenmediği nedenleri ile; fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla sigorta poliçe bedeli olan 1.000.000TL'nin davalıdan faizi ile birlikte tahsili ve müvekkile ödenmesi, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılması talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ; Davaya konu yangın olayına ilişkin tüm bilgi ve belgeler, yangının haksız sigorta tazminatı almak amacıyla davacı şirketin yetkililerinin de aralarında bulunduğu kişi/kişilerce kasten organize edilerek çıkartıldığını ortaya koyduğunu, yargılamaya konu yangın olaylarının İstanbul Organize Şube Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından derinlemesine soruşturma yapıldığı bilgisi alındığından bu soruşturma sonucunun mahkemece bekletici mesele yapılmasına, yangın olayı sigortalı tarafından kasten çıkartıldığından dolayı TTK ve Sigorta Genel ve Özel Şartları gereği müvekkil sigorta şirketinin tazminat ödeme mükellefiyeti bulunmadığından haksız ve hukuka aykırı şekilde açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraftan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, "...Bu tespitler ışığında somut olayda, davaya konu yangın rizikosu neticesi doğan zararın sigortalı tarafından talep edilememesine gerekçe yaratacak şekilde davacı sigortalının zarara kasten ve bizzat neden olduğu ve/veya hasarın taraflar arasında münakit poliçe genel ve özel şartlan uyarınca teminat dışında kalan hallerden birinin meydana gelmesi suretiyle oluştuğu davalı sigorta şirketi tarafından ihtilaf konusu mezkur olayda hiç bir şüpheye yer vermeyecek delillerle ispat edilememiştir. Dolayısıyla riziko dolayısıyla meydana gelen zarardan davalı sigorta şirketi poliçe kapsamında sorumludur. Ancak davacı şirket ortağı ..., basiretli bir iş adamı gibi davranmamış, kafenin 2.kez yanmasında önlem anlamında ve hasarın azaltılması anlamında tedbirleri sıklaştırmadığından müterafik kusurlu kabul edilmiş ve belirlenen tazminat miktarı üzerinden %20 oranında indirim yapılmıştır. Söz konusu yangın dolayısıyla uğranılan zarara ilişkin dosyada mübrez;Büyükçekmece 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/128D.İş numaralı, 31/10/2016 tarihli bilirkişi raporuna özetle; hasar tutarının toplam126.350,00TL olarak belirlendiği görülmüştür. Raporda sigorta uzmanı bilirkişi olmadığı, hasarların poliçe kapsamına dahil olup olmadığının irdelenmediği görülmüştür.Büyükçekmece 3.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/138D.İş numaralı, 23/12/2016 tarihli bilirkişi raporuna özetle; Yangından kaynaklı hasar tutarının kdv dahil toplam 897.825,00TL olarak belirlendiği görülmüştür. Raporda sigorta uzmanı bilirkişi olmadığı, hasarların poliçe kapsamına dahil olup olmadığının irdelenmediği görülmüştür. Mahkememizce alınan 23/12/2018 tarihli Bilirkişi Heyet raporunda özetle; İnşaat bedelinin:168.000TL, elektrik bedelinin:106.650TL, Mekanik bedelinin:60.000TL, demirbaş bedelinin: 226.175TL, Stor perde bedelinin:5.000TL, Tabela bedelinin:15.000TL, elektronik raylı tente, cam sistemleri bedelinin 90.000TL, emtia bedelinin:15.000TL ve iş kaybının:140.000TL toplam hasar bedelinin ise 825.825TL olarak belirlendiği görülmüştür. Mahkememizce alınan mevcut 04/11/2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle;- Sigorta poliçesi kapsamında toplam hasar bedelinin 770.825TL olduğu, keşfen yapılan inceleme sonrasında tanzim olunan 23/12/2016 tarihli bilirkişi rapor kapsamında takdire dayalı belirlenen 226.175,00TL tutarında demirbaş zararına ilişkin takdirin sayın mahkemeye ait bulunduğu belirtilmiştir.08/12/2016 tarihli ekspertiz raporunda tente sistemi, camlar, alüminyum doğramalar ve zemin seramik kaplamalarının bedelinin kiradan düşüldüğü, mal sahibi ... Hotel hasarı ile ilgili ... A.Ş.’den onarım için asistan firmaya onay verilmesi nedeni ile bilgi için bu hasar bedelinin 104.000,00TL olarak hesaplandığı görülmüştür. 26/12/2018 tarihli Bilirkişi Heyet raporunda ve 04/11/2019 tarihli bilirkişi raporunda bu konuyu ilişkin bir bilgiye rastlanılmamıştır.04/10.2021 tarihli Bilirkişi Heyet raporunda ise;dosyada mübrez tüm raporların tartışıldığı, bu raporlarda hasar bedelinin 23/12/2018 tarihli Bilirkişi Heyet raporundan alındığı, 23/12/2018 tarihli Bilirkişi Heyet raporundaki hasar bedelinin ise ... isteği üzerine düzenlenen 01/12/2016 tarihli özel rapordaki tespitlere tenzilat uygulanarak hesaplandığı görülmüştür. Demirbaş hasar bedelinin de gene bu raporlardan geldiği görülmüştür. Ekspertiz raporunda ise poliçe düzenlenirken hazırlanan muhteviyat listesine göre hesaplama yapılmıştır. Poliçede iş durması klozu sigortalıya ödenecek hasar bedelinin %10’u ve 50.000,00TL’yi aşamayacağı belirlenmişine karşın bilirkişi raporlarında kloz dikkate alınmadan hesap yapıldığı tespit edilmiştir. Görüldüğü üzere raporlar arasındaki çelişkilerin gerekçelendirildiği ve bu çelişkiler giderilerek 5684 sayılı Sigortacılık Kanunun 22.17 maddesi kapsamında delil niteliğinde olan eksper raporunda tespit edilen hasarlarla miktarları, poliçe şartlarına uygun olarak yapılan hasar hesaplamasına göre tespit ve takdir edilen ödenebilir tazminat tutarının 308.243,65TL olduğu hesaplandığı anlaşılmıştır. Mahkememizce dosya kapsamına uygun olan bu rapor hükme esas alınmıştır. Bu açıklamalar ışığında; davacı tarafın davasının kısmen kabulü ile, davacının müterafik kusuru göz önünde bulundurularak 04.10.2021 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen miktar üzerinden %20 oranında hakkaniyet indirimi uygulanarak hesaplanan 246.594,92TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Hakkaniyet indirimi neden uygulandığı ve hakkaniyet indirim oranı olan %20 neye göre belirlendiği kararda belirtilmediğini, mahkeme 04.10.2021 tarihli bilirkişi raporunu kabul ederek hüküm tesis ettiğini ancak mahkeme ilgili bilirkişi raporunun dosyada mevcut diğer bilirkişi raporlarından oldukça farklı olmasına rağmen neden bu raporu hükme esas tuttuğunu açıklamadığını, bilirkişi raporunda imza eksikliği bulunduğunu, bilirkişi raporunda E-imza ile imzalanan raporda geçersiz imza söz konusu olup bilirkişilerden ... isimli bilirkişinin imzası geçersiz uyarısı verdiğini dair ekran görüntülerini paylaşıldığını, usulü eksiklik giderilmeden karar verildiğini, mahkeme tarafından hükme esas tutulan 04.10.2021 tarihli bilirkişi raporunda hesaplamaya dair hiç bir veri olmadığını, bilirkişi raporu hiç bir matematiksel veri sunmadan eksper raporunu kabul ederek sonuca vardığını, 1 yıl gibi bir süre boyunca rapor hazırlayan bilirkişilerin hiç bir hesaplama yapmamış olmasıda oldukça manidar olduğunu, 04.10.2021 tarihli raporun neden kabul edildiği açıklanmamış, hasar bedelinin ne kadar iş durma klozunun ne kadarlık kısmının kabul edildiği belirtilmediğini, mahkemece 04.10.2021 tarihli raporun neden kabul edildiği açıklanmamış sadece 04.10.2021 tarihli raporun çelişkiyi giderdiği söylendiğini hangi çelişkiyi nasıl giderdiği ise gerekçeli kararı okuyanlar için mahkemece açıklanmadığını, mahkeme eksper raporunu aynen kabul eden ve bugüne kadar dosyada en düşük bedele kanaat getiren bilirkişi raporunu kabul ettiğini, mahkeme bilirkişi raporu üzerinden hukuka aykırı şekilde hakkaniyet indirimine gittiğini ve hakkaniyet indirimi uygulanmaması gereken maddi zararın giderilmesi talepli bu davada yetkisini aştığını ileri sürmüştür.Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Dava konusu taleplerin sigorta teminatı kapsamı dışında olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yerel mahkeme tarafından dava konusu yangın, kundaklama olayları nedeniyle meydana gelen zararlardan müvekkil sigorta şirketinin sorumlu olduğu kabulüyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, davaya konu yangın olaylarına ilişkin itfaiye yangın raporunda “her iki yangın olayının kasıtlı olarak çıkartıldığı” tereddütte mahal verilmeyecek şekilde tespit olunduğunu,Dava konusu taleplerin sigorta teminat kapsamında olduğunu kabul anlamında olmamak üzere ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 04.10.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda belirlenen toplam hasar miktarına ilişkin görüşlere karşı yapmış olduğumuz esaslı itirazlar ve sigorta genel ve özel şartları ile amir kanun hükümleri uyarınca yapmış olduğumuz hesaplamalar nazara alınmadan ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu olayın sigorta teminatı kapsamında olduğunu kabul anlamında olmamak üzere ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 04.10.2021 tarihli son bilirkişi heyet raporunda ödenebilir sigorta tazminatı hesabına esas aldıkları hesaplama aşağıdaki kalemlerden ibaret olup, bu kalemlerden; A bendindeki dekorasyon hasarı olarak belirlenen 111.500,00.-TL'nin bina hasarına ilişkin olduğundan ve bina malikinin ... A.Ş.' den bina poliçesinin olduğundan bu şirkete dava konusu olay nedeniyle bu zarar kalemlerinin tazmini için ihbarda bulunularak bu zararlar için ... A.Ş.'nin ... no’lu sigorta poliçesi kapsamında *********** no'lu hasar dosyasından bina hasarına ilişkin olarak 07.04.2017 tarihinde 7.488,00.-TL ve 14.04.2017 tarihinde 218.774,55.-TL olmak üzere toplam 226.262,55.-TL'nin ... A.Ş. tarafından ödenmiş olduğundan, B ve D bentlerindeki demirbaş ve tabela zararları olarak belirlenen 155.000,00.-TL + 9.500,00.-TL = 164.500,00.-TL'nin poliçe özel şartı gereği demirbaş tanımı içerisinde yer aldığından ve davacının resmi defterlerinde buna ilişkin de bir kayıt bulunmadığından yerel mahkemece hükmolunan sigorta tazminatı hesabı dışında bırakılarak dava konusu olayın sigorta teminatı kapsamında olduğunu kabul anlamında olmamak üzere yukarıdaki hesaplamadan açıklamalarımız doğrultusunda A, B ve D bentlerindeki kalemler çıkarılarak müvekkil sigorta şirketi ancak (A+B+C+D+E=) 4.643,10.-TL'den sorumlu tutulabilecekken yerel mahkemece hatalı olarak 246.594,92.-TL'nin dava tarihinden itibaren isleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi usul yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, “İşyeri Sigorta Poliçesi“ kapsamında sigortalanan işyerinde meydana gelen yangın nedeniyle hasar bedelinin tahsili istemine ilişkindir.Dosya kapsamına göre; Davacı şirkete ait Esenyurt/İstanbul adresindeki cafe/restaurant olarak işletilen işyeri, 03/08/2016-2017 tarihlerini kapsayan İşyerim Sigorta Poliçesi ile davalı şirket nezdinde sigortalandığı, %8 enflasyon koruma klozu kapsamında hasar anında Dekorasyon için 352.506,00 TL, ... için 503.580,00 TL, Emtea için 50.358,00 TL, Yangın Mali Sorumluluk için 503.580,00 TL teminat altına alındığı, sigortalanan işyerinde poliçe dönemi içinde 13/10/2016 ve 19/10/2016 tarihlerinde 2 adet kundaklama şeklinde maddi hasarlı yangın meydana geldiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/47714 Soruşturma sayılı dosyası ile mala zarar verme ve kasten yangın çıkarma suçlarından soruşturma başlatılmış, ancak yangını çıkartan şüpheliler tespit edilemediğinden dosya faili meçhule kaydedilip daimi arama kararı verilmiştir. Esenyurt İlçe Emniyet Amirliği 10/12/2016 tarihli olay yeri inceleme raporu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Avrupa Yakası İtfaiye Müdürlüğünün 18/10/2016 tarihli Yangın İtfaiye Raporunda yangının çıkış sebebi olarak, yangının kimliği tespit edilemeyen kişilerce kasten çıkarıldığı ve olayın bir kundaklama olduğu tespit edilmiştir. Somut olayda; sigortalanan işyerinde 13/10/2016 ve 19/10/2016 tarihlerinde çıkan yargının kundaklama şeklinde meydana geldiği görülmüştür. TTK 1477 maddesinde, sigortacı, sigortalının, sorumluluk konusu olayı kasten gerçekleştirmesinden doğan zararlardan sorumlu tutulmayacağı düzenlenmiştir. Diğer yandan 4721 sayılı TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü amirdir. 6100 sayılı HMK hükümlerine göre, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altındadır (HMK 190). Davalı sigortacı, söz konusu yangınların davacı şirketin yetkililerinin de aralarında bulunduğu kişi/kişilerce kasten organize edilerek çıkartıldığı iddia edilmiş ise de bu hususta dosyaya sunulmuş somut bilgi ve belge bulunmadığı ve yangının davacı şirket yetkilerince kasten çıkarıldığı ispata elverişli yasal delillerle kanıtlamadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Tazminat talebi yönünden; dava dilekçesinde, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere meydana gelen yangın nedeniyle davacı iş yerinde oluşan zarar daha fazla olsa da sigorta poliçe bedeli olan 1.000.000,00 TL üzerinden tazminat talep edilmiştir. Dava konusu sigorta poliçesinde sigortalı iş yerindeki başta dekorasyon, demirbaş/makine, emtea hasarları, iş durmasından kaynaklanan kayıplar olmak üzere ayrı ayrı teminatlar verilmiştir. Ancak davacının zararları hangi alacak kalemlerinde oluştuğu, hangi teminat bedelinin ne kadarı dava konusu edildiği dava dilekçesinde anlaşılamamıştır. 6100 sayılı HMK'nın 297/2 bendinde "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." düzenlemesi yer almaktadır. Yasa maddesinin bu açık hükmüne göre, mahkemelerce taleplerden her biri hakkında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hüküm kurulması gerekmekte olup bu husus kamu düzenine ilişkindir.O halde kısmi talep edilen 1.000.000,00 TL tazminatın hangi alacak kalemlerinden ve ne kadarından oluştuğu davacı vekilinden açıklattırılmadan ve talepler ayrıştırılmadan ve her bir alacak kalemi yönünden değerlendirme yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.Kabule göre de; zararın belirlenmesi noktasında ikisi tespit dosyasından alınmış olmak üzere toplam beş bilirkişi raporu bulunmaktadır. Mahkemece, 04/10.2021 tarihli bilirkişi heyeti raporu, dosyadaki mübrez raporları tartışarak raporlar arasındaki çelişkiyi giderdiğinden bahisle hükme esas alınmış ise de her bir alacak kalemi yönünden raporlardaki tespitler açıklanmadan ve içeriği tartışılmadan sadece sonuç kısmı alıntılanarak raporlar arasındaki çelişkinin nasıl giderildiği, en son rapora hangi gerekçeyle üstünlük tanındığı ve hükme esas alındığı anlaşılamamıştır. Bu yönüyle karar dairemizce denetim yapılabilmesi imkanını da ortadan kaldırıcı mahiyette olup, Anayasanın 141'nci maddesine de aykırılık teşkil etmektedir. Anayasanın 141. maddesinde ise mahkemelerin verdiği her türlü kararların gerekçeli olması gerektiğine işaret edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28/02/2018 tarihli 2017/21-1721 E. 2018/345 K. sayılı ilamında; "...01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27'nci maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 73'üncü maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. ...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27'nci maddesi hükmüne göre: "(I) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.(2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir"....Bu hakkın üçüncü unsuru, tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (bkz. 6100 sayılı HMK'nın Hükümet Gerekçesi madde 32)....Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 297’inci maddesi bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır...Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hâkimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru B./ Arslan R./ Yılmaz E.; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 472). Anayasa’nın 141’inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. ...Nitekim, 07.06.1976 gün ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3’üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297’inci maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir..."Açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun sair hususlar incelenmeksizin kabulü ile 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a.6 ve 355/1 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK'nın 297 ile 298/2 maddelerine uygun ve dosya kapsamı ile uyumlu şekilde yargısal denetime elverişli şekilde yukarıda belirtilen hususlara riayet edilmek suretiyle yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Tarafların istinaf başvurularının sair hususlar incelenmeksizin KABULÜ ile, BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 28/10/2021 tarihli ve 2017/8 Esas 2021/973 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE, 3-Taraflarca yatırılan başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, karar harcının istemi halinde taraflara iadesine, 4-Tarafların yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.28/01/2026