T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/7 KARAR NO : 2026/108 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/160 KARAR NO : 2021/413 KARAR TARİHİ: 23/06/2021 DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 28/01/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekil…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/7 KARAR NO : 2026/108 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/160 KARAR NO : 2021/413 KARAR TARİHİ: 23/06/2021 DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 28/01/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 06/10/2017 tarihinde İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Sözleşmesi akdedildiğini, davalının 990+KDV bedel ve gecikme halinde aylık %2 gecikme zammı ödemeyi kabul ettiğini, müvekkilinin sözleşme şartlarını yerine getirdiğini ve davalı adına düzenli olarak fatura tanzim ettiğini, davalının Mart 2018'den itibaren fatura bedelleri ödemediğini, 02/11/2018 tarihinde sözleşme süresi dolması nedeniyle sözleşmeyi feshettiğini, tarafların e-fatura mükellefiyetlerinin bulunduğunu, faturaların elektronik ortamda düzenlendiğini, bu faturalara itiraz edilmediğini iade edilmediğini, faturalardan kaynaklanan alacağın tahsili için İstanbul 8. İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı icra dosyası ile takip başlatıklarını, davalı şirket tarafından haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini beyan ederek; itirazın iptaline karar verilmesini ve icra inkar tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı tarafından yasal sürede cevap dilekçesi sunulmamıştır. Davalı vekili beyan dilekçesinde; davacının kötü niyetli ve haksız olarak takip başlattığını, sözleşme süresince yüklendiği edimleri tam ve eksiksiz olarak yerine getirmediğini, hizmet ifasında bulunduğu aylara ait ücretlerin ödendiğini, edimleri tam ve eksiksiz olarak yerine getirdiğini davacının ispat etmesi gerektiğini, faturaların iade edildiğini, defter kayıtları incelendiğinde durumun ortaya çıkacağını beyan ederek; davanın reddini ve %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; "...Somut dosya değerlendirildiğinde, davacı vekilinin dava dilekçesinde deliller kısmında, İş Sağlığı ve Güvenlik Hizmetleri Sözleşmesi, fesih beyanı, işletme defteri, personel görevlendirme raporu, faturalar, takip dosyası, ticari defter ve kayıtları, bilirkişi incelemesi delillerine dayanmış olduğu, dosyaya 06/11/2020 tarihinde bilirkişi raporuna ilişkin beyanlarını içeren dilekçesi ekinde sunduğu kayıtlara, dava dilekçesinde delil olarak dayanmadığı, sunulan kayıtların yukarıda açıklanan HMK hükümleri gereğince süresinden sonra ibraz edildiği, bu nedenle her ne kadar bilirkişi heyeti tarafından sunulan 26/03/2021 tarihli bilirkişi raporu sonradan sunulan kayıtlar dikkate alınarak hazırlanmış ise de, süresinden sonra davacı vekilince sunulan kayıtların dikkate alınmaması gerekeceğinden, mahkememizce, 26/03/2021 tarihli bilirkişi raporunda yer alan iş sağlığı ve güvenliği hizmetine ilişkin tespitler kabul edilmeyerek hükme esas alınmamış, mahkememizce, 10/02/2020 tarihli bilirkişi raporu ve 03/09/2020 tarihli bilirkişi raporlarında yer alan inceleme ve tespitler hükme esas alınmış, davacı şirketin iş sağlığı ve güvenliği hizmeti sözleşmesine ilişkin edimlerini yerine getirdiğini dosya kapsamında ispat edemediği, salt fatura düzenlenmiş olmasının, fatura düzenleneni borçlu hale getirmeyeceği, davalı şirketinde faturayı kabul etmeyerek, "Yapılmayan Hizmetler Hakkında Kesilen İade Faturası" kesmiş olduğu, davalının münkir olduğu da dikkate alınarak, davacı şirketin davalı şirketten alacağının mevcut olmadığı anlaşılmakla, davanın reddine..." karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin kesin delil vasfındaki ticari defterlerini, tarafların kabulünde olan sözleşme ve fesih beyanlarını, hesap bilirkişine ait raporu, ispat külfetine ilişkin taraf yükümlülüklerini nazara almaksızın HMK'ya aykırı hüküm tesis ettiğini, mahkemece ön inceleme duruşmasında sözleşmeye dayalı edimlerin yerine getirilip getirilmediğine dair bir uyuşmazlık tespit etmediğini, bu hususun uyuşmazlık konusu olmadığına kanaat getirdiğini, sadece hesap yönünden inceleme yapılmasına karar verdiğini, davalı yan faturalara itiraz etmediğinden artık faturaya konu hizmeti almadığını davalının ispat etmesi gerekeceğini, davalı hizmet ifasına ilişkin ne sözleşmeyi feshederken, ne icra itirazı dilekçesinde ne de davaya cevap aşamasında herhangi bir itiraz ileri sürmediğinden bu hususun ihtilaf olmaktan çıktığını, ilk derece mahkemesinin ön inceleme aşamasında yürürlükte bulunan HMK 140/5 maddesi gereğinc delilleri sunmak üzere kesin bir süre vermediğini salt ticari defterlerin ibrazına dair ara karar tahsis ettiğini, sundukları belgelerin hiçbir suretle yargılamayı geciktirmediği gibi bizzat mahkemenin uyuşmazlık konusuna ilişkin yargılama esnasında verdiği kararlardan kaynaklandığını, mahkemenin davalının süresinde sunulmayan cevap dilekçesindeki hizmetin ifa edilmediği iddiasını nazara aldığını, yargılama esnasında resen uyuşmazlık konusu yaptığı bir hususta ek rapor talebi ile dosyaya sunulan belgeleri inceletip rapor aldırdığını, süresinde sunulmayan cevaba itibar eden, delil ibrazı için süre vermeyen, uyuşmazlık konusunda tespit yapmayan mahkemenin süresinde delil sunulmadığı gerekçesiyle bizzat kendi kararı ile alınan rapora itibar etmeyerek davayı reddetmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul 8. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı takip dosyası ile; davacı tarafından davalı aleyhine 9 ayrı fatura nedeniyle 9.398,27 fatura bedeli, 1.336,72 TL (%2 aylık) işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.734,99 TL üzerinden 18/02/2019 tarihinde takip başlatılmış, ödeme emrinin 26/02/2019 tarihinde tebliği üzerine davalı tarafından aynı tarihte borca itiraz edilmiş, dava İİK'nın 67.maddesi uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır.Taraflar arasında 06/10/2017 tarihinde İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede davacı "Hizmet Veren (...), davalı "Hizmet Alan (...)" olarak anılmaktadır. Sözleşmede çalışan sayısı 26 olup, sözleşme 06/10/2017 tarihinden itibaren 1 yıl geçerlidir. Ücret ise aylık 990,00 TL + KDV belirlenmiştir. Sözleşmenin konusu 2.maddesinde; "İşbu sözleşmenin konusu, tehlike sınıfı, faaliyet konusu ve çalışan sayısı 1. madde de belirtilen işverenin belirtilen adres(ler)indeki çalışanlarına ...'nin işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve/veya diğer sağlık personeli tarafından sözleşme süresince iş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunulması, bu hizmet karşılığında da ... tarafından ...'ye sözleşme ile belirlenen bedelin ödenmesine dair usul ve esasların belirlenmesidir."Sözleşmenin "ücret" başlıklı 4.maddesinde; "4.1. İşbu sözleşmeye göre ... tarafından ...'ye ödenecek ücret aylık olup, iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimliği ve varsa diğer sağlık personeli ücreti Madde 1.3.3.'de belirtildiği şekildedir. Sözleşme bedelini etkileyen yasal mevzuat değişikliklerinin olması durumunda birim fiyatlar taraflarca karşılıklı olarak gözden geçirilecektir.4.2. ..., sözleşme konusu hizmete ilişkin faturaları, hizmet verdiği ayın sonunda, ... adına düzenleyerek teslim edecektir. Ödeme her ayın 11. günü akşamına kadar ...'ye ait ... ... Şubesi'nin (Şube Kodu: 1226) TR... IBAN numaralı hesabına ödenecektir. Ödeme gününün haftasonu ya da herhangi bir tatil gününe rastlaması halinde ödeme tatili takip eden ilk ödeme gününde yapılacaktır. Belirlenen tarihi geçen ödemelere aylık %2 gecikme zammı uygulanacaktır..."Sözleşmenin 5.maddesinde tarafların hak ve yükümlülüklerine yer verilmiş, davacı tarafından hangi konularda hizmet verileceği, edimleri yükümlülükleri, yine hizmetin verilmesi sırasında davalının yükümlülükleri açıklanmıştır.İspat; dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur ve dava konusu hak ile buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları yönünde mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda 187/1.maddesinde "İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir." şeklinde düzenlenmiştir. Vakıa (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Hakim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK'nın "İspat Yükü" başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Yani ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer. Kendisine ispat yükü düşen taraf için bu bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Zira taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; mesela, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. b., 2.c., s.1972).6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamı; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 26/12/2024 tarihli 2023/1909 E. 2024/5226 K. sayılı ilamı uyarınca; "Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir..." şeklinde karar verilmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda taraflara ait defterlerin incelenmesi neticesinde oluşturulan tablo incelendiğinde; davacı tarafından takibe konu edilen, aylık olarak düzenlenen 16/03/2018 ila 25/10/2018 tarihli 9 adet faturanın her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Davalı tarafından 22/02/2019 tarihinde ... no.lu 9.398,00 TL bedelli "yapılmayan hizmetler hakkında kesilen iade farkı" açıklamalı fatura düzenlenerek defterlerine kaydedilmiş ise de bu faturanın davacı tarafın defterlerinde yer almadığı anlaşılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar ve emsal kararlar uyarında dava ve takip konusu edilen faturalar, davalı tarafından ticari defterlerine kaydedilerek 8 günlük süre içerisinde iade edilmediğinden, faturalar nedeniyle alacaklı olduğu hususu davacı tarafından ispat edilmiştir. Davalı tarafından her ne kadar 22/02/2019 tarihinde iade faturası düzenlenmiş ise de bu faturanın yasal 8 günlük sürede düzenlenmemesi ve davacı tarafından kayıtlarına alınmaması karşısında iade faturasına itibar edilerek hüküm tesis edilemeyecektir. İspat yükü üzerinde olan davalının, faturalar nedeniyle borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekmektedir ancak dosya kapsamına bu yönde sunulan bir delil bulunmamaktadır. Mahkemece ispat yükünün ters çevrilmesi suretiyle davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. Bilirkişi rapor içeriği incelendiğinde; takibe konu edilen faturaların davalı tarafından fatura tarihlerinde defterlerine kaydedildiği, yevmiye defterine göre süreç içerisinde davacıya kısmi ödemelerin yapıldığı, 31/12/2018 tarihi itibariyle davalının davacıya 8.260,07 TL borcunun olduğu, davacı tarafın defterlerine göre ise davalıdan 31/12/2018 tarihi itibariyle 9.398,27 TL alacaklı olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda 31/12/2018 tarihi itibariyle taraf defterleri arasında 1.138,20 TL fark bulunmaktadır. Bilirkişi raporunda tarafların ticari defterleri arasındaki bu farkın nedeni açıklanmamış ise de yapılan incelemede davalının defterlerinde 01/01/2018 tarihli açılış kaydında davacıya 2.276,40 TL borçlu olduğu, davacının defterlerinde ise 01/01/2018 tarihli açılış kaydına göre davalıdan 3.414,60 TL alacaklı olduğu yani 2018 yılı açılış kayıtlarında 3.414,60 TL - 2.276,40 TL = 1.138,20 TL fark bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak 2018 yılı öncesine dair inceleme yapılmadığından, bu farkın hangi işlem yada işlemlerden kaynaklandığı tespit edilememiştir. Davalı tarafından yapılan ödemelerin belli bir faturaya dayalı olarak mı yapıldığı yoksa fatura bilgisi verilmeksizin cari hesaba dayalı olarak mı yapıldığı ise dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Her ne kadar icra takibi cari hesap alacağına dayalı değil bir kısım faturalara dayanıyor ise de, faturaların düzenlendiği tarihten sonra davalı tarafından yapılan ödemeler yönünden şayet hangi faturaya dayalı olarak ödeme yapıldığı açıklanmamış ise bu durumda TBK'nın 102.maddesinin tartışılması gerekecektir. 6098 sayılı TBK'nın 101.maddesine uyarınca; "Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir. Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır."TBK'nın 102.maddesine uyarınca; "Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur.Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır."Bu nedenle mahkemece davalı tarafından yapılan ödemelere dair kayıtların incelettirilmesi, eğer ödeme belgelerinde hangi faturaya dayalı olarak ödeme yapıldığına dair bir kayıt yok ise tarafların cari hesap kaydına istinaden önceki tarihte muaccel hale gelen borç nedeniyle ödeme yapıldığı kabul edilmesi, 31/12/2018 tarihi itibariyle taraf defterleri arasında görünen 1.138,20 TL farkın hangi nedenden kaynaklandığının tespit ettirilmesi, kayıtlar arasında çelişkinin giderilmesi ve davacının hangi aylara ilişkin verilen hizmetler nedeniyle, hangi faturalardan kaynaklı olarak alacaklı olduğu tespit edilerek, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 4.2.maddesinde yer alan "..., sözleşme konusu hizmete ilişkin faturaları, hizmet verdiği ayın sonunda, ... adına düzenleyerek teslim edecektir. Ödeme her ayın 11. günü akşamına kadar ...'ye ait ... ... Şubesi'nin (Şube Kodu: 1226) TR... IBAN numaralı hesabına ödenecektir. Ödeme gününün haftasonu ya da herhangi bir tatil gününe rastlaması halinde ödeme tatili takip eden ilk ödeme gününde yapılacaktır. Belirlenen tarihi geçen ödemelere aylık %2 gecikme zammı uygulanacaktır..." hükmü gereği faturaların hangi aya yönelik hizmet nedeniyle düzenlendiği ve son ödeme günleri ayrı ayrı tespit edilerek hesaplama yapılması, eğer ödeme belgelerinde hangi faturaya dayalı olarak ödeme yapıldığına dair bir açıklama bulunuyorsa bu takdirde ise ödemenin o fatura borcundan düşülmesi suretiyle hesaplama yapılması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, ispat yükü ters çevrilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/160 E. 2021/413 K. Sayılı 23/06/2021 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine, 5-Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 28/01/2026