T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 10/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 29/05/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACILAR : 1- ...... 2- ...... 3- ...... 4- ...... 5- ...... 6- ..…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 10/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 29/05/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACILAR : 1- ...... 2- ...... 3- ...... 4- ...... 5- ...... 6- ...... 7- ...... VEKİLİ: Av.... DAVALI: 1- ...... VEKİLLERİ: Av... DAVALI : 2- ...... VEKİLİ: Av... DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 10/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 10/12/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacılar vekili sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle;15/10/2023 tarihinde saat 19.20 sularında Konya ili Meram ilçesi ... Caddesi üzerinde ...... Düğün Salonu karşısında karşıdan karşıya geçmeye çalışan müteveffaya, davalı ...... sevk ve idaresindeki ...... plaka sayılı Ford markalı aracın çarpması sonucu trafik kazası meydana geldiğini, kazada müteveffanın vefat ettiğini, olay neticesinde polis ekipleri tarafından tutulan kaza tespit tutanağında davalı ......'ın 2918 sayılı K.T.K.'nın 52/1-b maddesini ihlal ettiğini tespit ettiğini, dava konusu trafik kazası meydana gelirken her ne kadar aydınlatmanın olduğu ve görüşe engel bir cisim bulunmadığı tespit edilse de davalı ......'ın, müteveffaya çarpana kadar fark etmediğini ve fren yapmadığını, kazanın yolun en sağ kısmında meydana geldiği, 175 cm uzunluğa ve 80 kg ağırlığa sahip müteveffanın çarpma şiddeti sonucu 19,5 metre uzağa düştüğü ve aracın ağır hasar aldığı hususları da dikkate alındığında davalının iddia ettiği gibi aracının hızının 65 km civarında olmadığının, davalı ......'ın tam kusurlu olduğunu, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ... Soruşturma numaralı dosyası kapsamında alınan 11.12.2023 tarihli bilirkişi raporunda da; davalı sürücünün yola ve trafiğe gereken dikkat ve özeni göstermediği ve uygun hızla seyir seyretmediği eklenerek ''...... plakalı kamyonet sürücüsü ......'ın ise aynı kanunda yer alan ve diğer kusurlardan sayılan 52. maddesinin a bendinde belirtilen “Sürücüler, hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak zorundadırlar.” kuralı ihlal ettiği, Görüş ve kanaatine varılmıştır.'' diye belirtildiğini, tarafımızca sunulan veraset ilamından da anlaşılacağı üzere davacılar murisin mirasçılarının; Eşi ......, oğlu ......, oğlu ......, kızı ...... ..., kızı ......, kızı ...... ve kızı ...... olduğunu, müvekkili ......'nin müteveffanın eşi olduğunu, müvekkili ......'nin çalışmadığını, geçimini eşi müteveffanın sağladığını, murisin vefatıyla birlikte müvekkili ......'nin murisin kendisine sağladığı maddi destekten de mahrum kaldığını, ZMMS uyarınca sigortacı, sigortalısının 3.kişilere vermiş olduğu maddi ve bedeni zararlara karşı teminat limitleri dahilinde kalmak kaydıyla, müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunduğunu, ZMM Poliçesi kapsamında 28.11.2023 tarihinde kendilerince davalı Sigorta şirketine müvekkiline destekten yoksun kalma tazminatı ve cenaze giderlerinin ödenmesi hususunda başvurulduğunu, ancak anlaşma sağlanamadığını, kaza sonucu müvekkili ......'nin eşini, diğer müvekkillerinin babalarını kaybetmeleri nedeniyle çektiği acıların ve ızdırabın bir nebze de olsa giderilmesi için manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'dan tahsilini talep ettiğini, daha sonra alınacak bilirkişi raporu ile artırılmak kaydı ile müteveffanın eşi ...... için şimdilik 100,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının poliçe limiti kadar olan kısmının sigorta şirketince, limit dışında kalan tutarın ...... tarafından kaza tarihinden itibaren işletilecek mevduata uygun en yüksek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, müteveffanın eşi ...... için 100.000,00 TL, müteveffanın oğlu ...... için 30.000,00 TL, müteveffanın oğlu ...... için 30.000,00 TL, müteveffanın kızı ...... ... için 30.000,00 TL, müteveffanın kızı ...... için 30.000,00 TL, müteveffanın kızı ...... için 30.000,00 TL, müteveffanın kızı ...... için 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile davalı ......'dan tahsiline, davalı ...... hakkında öncelikle adına kayıtı araç ve taşınmazlar üzerine ihtiyati haciz /tedbir kararı verilerek adlarına kayıtlı bulunan araç ve taşınmaz var ise üzerine “teminatsız ihtiyati haciz “ bu talebimizin kabul görmemesi halinde cebri satışlara da engel olacak nitelikte “teminatsız ihtiyati tedbir”şerhinin konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ...... A.Ş. vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacıların zamanaşımı süreleri geçtikten sonra işbu davayı açtıklarını, davacılar tarafından müvekkiline eksik belgeler ile başvuruda bulunulduğunu, tarafların kusur oranlarının tespiti için dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini, destekten yoksun kalma tazminatı talep eden davacının müteveffanın ölmeden önceki desteği ispat etmesi gerektiğini, müvekkili tarafından yapılan ödemelerin uygunluğunun tespiti için, aktüerya bilirkişiden rapor alınmasını, işbu davanın ikame edilmesine sebep olunmadığından harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; 15.10.2023 tarihinde saat 19:20 sıralarında müteveffa yaya ......,No:... ...... düğün salonu istikametinden orta refüj ile bölünmüş ... Caddesinin ilk yol bölümünü geçip orta refüj üzerinden ikinci yol bölümünü No:... önündeki 236 numaralı otobüs durağı istikametine giderken sağından gelen trafik akımını kontrol etmeden yolu kontrolsüz olarak yürüyerek karşıdan karşıya geçtiği esnada sağından ... istikametinden ... Caddesini takiben seyreden müvekkili ......'ın sevk ve idaresindeki ...... plakalı kamyonetin ön tampon kısmı ile çarpıldığı, çarpma neticesinde çift taraflı, ölümlü, maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, müvekkilinin sevk ve idaresindeki ...... plakalı aracın karıştığı davaya konu bu trafik kazasında müvekkilin tali dahi olsa kusurlu olduğu kabul etmediklerini, kazanın oluşumunda müteveffanın karşıdan karşıya dikkatsiz ve tedbirsiz geçmesi nedeniyle asli kusurlu olduğunu, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı ... soruşturma numaralı dosyasında alınan 11.12.2023 tarihli bilirkişi raporunda da müteveffa ......'nin kural ihlalinde bulunduğunun tespit edildiğini, davacıların maddi tazminat taleplerinde kusur oranlarının dikkate alınmasını, manevi tazminat yönünden ise müvekkilinin herhangi bir kural ihlali olmadığını, müteveffanın vefatından dolayı kendisinin de çok üzgün olduğunu, ihtiyati haciz şartlarının oluşmadığını, müvekkilinin herhangi hileli davranışının olmadığını, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını, bu nedenlerle haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın müvekkili açısından reddine, dava açılmasına müvekkili sebep olmadığından yargılama gideri ve vekalet ücreti talebinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücreti davacı üzerinde bırakılarak karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesinin kararı ile; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur ve aktüerya raporları ile birlikte davacı vekilinin 08/05/2025 tarihli değer artırım dilekçesi de nazara alınarak; 594.270,78 TL destekten yoksun kalma tazminatının poliçe limiti kadar kısmının davalı sigorta şirketinden 14/12/2023 temerrüt tarihinden; bakiye miktarın davalı ......'den kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir. TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zenginleşmesine, diğer tarafın yıkımına neden olmamalıdır. Müteveffanın kusur durumu dikkate alınarak belirtilen bu çerçeve ile müteveffanın eşi ve çocuklarının yaşanan elim kaza neticesindeki ölümden dolayı yaşadıkları ve yaşayacakları elem ve üzüntüler birlikte değerlendirilerek tüm davacıların manevi tazminat taleplerinin kabulü ile; Müteveffanın eşi ...... için; 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın oğlu ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın oğlu ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın kızı ...... ... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın kızı ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın kızı ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın kızı ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Her ne kadar kısa kararın 2. Maddesinde davacı ...... için eşi yerine annesi yazılmış ise de, bu hususun maddi hatadan kaynaklı olduğu aşikar olup, ilgili durum işbu gerekçeli karar ile düzeltilmiştir. Her ne kadar manevi tazminata ilişkin kurulan kısa karar hükmünde hükmedilen bedelin hangi davalıdan tahsili yazılmamış ise de, bu durum hükmün icrasını zorlaştıracağından işbu gerekçeli karar ile tavzih edilerek manevi tazminat bedellerinin davalı ......'tan tahsiline karar verilmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davanın KABULÜ İLE; 594.270,78 TL destekten yoksun kalma tazminatının poliçe limiti kadar kısmının davalı sigorta şirketinden 14/12/2023 temerrüt tarihinden; bakiye miktarın davalı ......'den kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın eşi ...... için; 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın oğlu ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın oğlu ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın kızı ...... ... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın kızı ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın kızı ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın kızı ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ...... A.Ş. vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin zorunlu mali mesuliyet sigortasından doğan sorumluluğu araç sürücüsünün kusuru oranında olup tüm kusur oranında müvekkili şirketin sorumlu tutulup hesaplama gerçekleştirilmesinin kabul edilemeyeceğini, davanın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla; zararın tespiti için; davacılar tarafından elde edilen kazanımların belirlenmesi ve aleyhe hüküm kurulacak olması halinde bu kazanımların belirlenecek tazminattan indirilmesi gerektiğini, davaya konu trafik kazası iş kazası niteliğinde olup peşin sermaye değeri dosyaya celp edilmiş olmasına karşın zarardan indirilmediğini, ödemelerin belirlenmesi ve akabinde işbu kazanımlar düşülerek tazminat hesabının gerçekleştirilmesi gerektiğini, ispat külfetinin davacılarda bulunduğunu, bu kapsamda müteveffanın başvuranlara "destek" olduğu hususunun ispatlanmasının zaruri olduğunu, %10 artırım ve %10 iskonto yönteminin kullanılmasının hatalı olup şirket aleyhine haksız ve fahiş sonuç doğurduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, müvekkili şirketin sorumluluğu açısından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından hükmedilen manevi tazminatın oldukça yüksek olup kabul edilemez bir bedel olduğunu, davaya konu haksız fiilin meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun oldukça az olduğunu, kusur oranı oldukça az olan müvekkili ......'in toplamda 280.000,00 TL manevi tazminat ödemesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle maddi tazminat açısından aşamalarda öne sürdükleri itirazlar ve kusur oranlarına dair itirazları göz önüne alınarak kararın kaldırılmasına, manevi tazminat açısından istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme tarafından hükmedilen manevi tazminatın tümden reddi yönünde karar verilmesini, aksi kanaat durumunda ise manevi tazminatın hakkaniyete uygun, makul ve kabul edilebilir bir rakama indirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kusur dağılımın dosya kapsamındaki somut ve tartışmasız delillerle açıkça çeliştiğini ve kabulünün mümkün olmadığını, kusur oranının maddi gerçeğe ve olayın meydana geliş şekline uygun biçimde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini, olayda kusurun tamamen davalı sürücüye ait olduğunu, müteveffa yaya, düğün salonu karşısında yolun karşısına geçmekteyken, davalı tarafından kullanılan aracın kontrolsüz ve dikkatsiz şekilde sevk ve idare edildiğini, gerekli dikkat ve özen gösterilmeyerek kazanın meydana geldiğini, davalı sürücüye atfedilen bu ağır kusura rağmen, yerel mahkemece kusur oranı yönünden soyut ve hatalı değerlendirme yapıldığını, neticesinde tazminatın tam olarak hüküm altına alınmasının engellendiğini, bilirkişi tarafından usulüne uygun biçimde hesaplanan 594.270,78 TL tutarındaki tazminatın, davalının tam kusurlu olduğu kabul edilerek, tamamı üzerinden hüküm altına alınması gerektiğini, yerel mahkemenin kusur oranına dair hatalı değerlendirme ile bu miktarı indirime tabi tuttuğunu ve hukuka aykırı olarak eksik tazminata hükmettiğini, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının talepleri doğrultusunda kaldırılmasına ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda; Dava trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Yazılı şekilde verilen karar, taraflarca istinaf edilmiştir. 1-Davacının kusura itirazında; 15/10/2023 tarihinde, davacıların murisi ......, yolun karşına geçmek isterken, davalı ......'ın sürücü olduğu ...... plakalı aracı çarpması sonucu vefat etmiştir. Düzenlenen kaza tespit tutanağında yaya ......'nin 2918 sayılı KTK'nın 68/b-3 maddesini, davalı sürücünün aynı yasanın 52/1-b maddesini ihlal ettiğinin bildirildiği, Savcılık aşamasında adli trafik bilirkişinden alınan 11.12.2023 tarihli raporda, yaya müteveffa ......'nin, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 68-b Maddesi'nde belirtilen ve yaya kusurlarında gösterilen, “Taşıt yolunun karşı tarafına geçmek isteyen yayaların taşıt yolunu, yaya ve okul geçidi ile kavşak giriş ve çıkışları dışında herhangi bir yerden geçmeleri yasaktır. Ancak, yüz metre kadar mesafede yaya geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayalar, taşıt trafiği için bir engel teşkil etmemek şartı ile ve yolu kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra en kısa doğrultuda ve en kısa zamanda taşıt yolunu geçebilirler.” kuralını ihlal ettiği, ...... plakalı kamyonet sürücüsü ......'ın ise aynı kanunda yer alan ve diğer kusurlardan sayılan 52. Maddesi'nin (a) bendinde belirtilen “Sürücüler, hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak zorundadırlar.” kuralını ihlal ettiği, görüşünün bildirildiği, Mahkemece, adli trafik bilirkişinden alınan 24/06/2024 tarihli raporda, yaya ......’nin meydana gelen kazada %70 (yüzde yetmiş) oranında asli kusurlu olduğu, ...... plakalı araç sürücüsü ......’ın ise %30 (yüzde otuz) oranında tali kusurlu olduğu görüş ve kanaati belirtilmiş, Mahkemece ATK Trafik İhtisas Dairesinden alınan 22/07/2024 tarihli raporda, kazanın oluşumunda davalı sürücünün %15 oranında, müteveffa yaya ......'nin %85 oranında kusurlu olduğu kanaati bildirilmiştir. ATK rapor ile 24/06/2024 tarihli rapor arasında oluşan çelişkinin giderilmesi mahkemece, İTÜ Trafik Kürsününde görevli öğretim üyelerinden alınan 12/02/2025 tarihli raporda, kazayı gösterir kamera görüntüsü de incelenmek suretiyle, yaklaşan trafiğe dikkat de etmeden yola girdiği ve kendi can güvenliğini tehlikeye attığı değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, yaya ......'nin olayda %55 oranında birinci (asli) derecede kusurlu, düşük hızla aracını yönetmediği, mezkur olayın gerçekleşmesinden açık olan ...... plaka sayılı kamyonetin sürücüsü ......'ın, dolayısıyla, olayda %30 oranında ikinci (tali) derecede kusurlu, olayın gerçekleştiği kesimde, yaya-yoğun olan bir yerdeki platform kenarından, diğer yön platform kenarındaki otobüs durağına (ve tam tersi yönde de) yaya trafiğinin (yaya geçiş talepleri, .. vs) ve olay yerinin trafik güvenliği bakımından durumunun (gerçekleşen kazalar, .. vs) dikkate alınarak, olay gerçekleştiği yerde kaplama üzere işaretleme ile yaya geçiti, trafik ışıkları ile yönetilen yaya-araç trafiği ve benzeri gibi güvenlik önlemlerini almadığı, dosyadaki bilgilere göre anlaşılan, ilgili yoldaki trafiğin yönetiminden sorumlu idarenin de olayda %15 oranında ikinci (tali) derecede kusurlu sayılması gerektiği görüş ve kanaatinin bildirildiği, 12/02/2025 tarihli İTÜ öğretim görevlilerince hazırlanan raporun, ATK rapor ile önceki rapor arasındaki çelişkiyi giderir mahiyette, açıklayıcı, denetime elverişli şekilde hazırlandığı anlaşılmış olup, itirazın reddi gerekmiştir. 2-Kamu düzenine ve Davalı sigortanın aktüeryaya itirazında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Öte yandan icra ve iflas kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 7327 sy nın 18. madde ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kanun” ibareleri “Kanunda” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere cümle ve maddeye fıkra eklenmiştir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” düzenlemesi 19/06/2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2918 sy da yapılan Bu düzenleme sonrası 04/12/2021 tarihli resmi gazetede düzenlenen düzenleme ile yasaya uygun yeni genel şartlarda değişikliğe gidilmiştir. Bu bakımdan 04-12-2021 tarihinden sonra düzenlenecek poliçelerde bu genel şartlara uygun ve dayanak 2918 sy ya uygun hesaplama yapılması gerekecek ve yasal düzenleme bu ise de 2918 sy nın 90, maddesine eklenen 1. Fıkradan sonra gelen hüküm Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Karayolları Trafik Kanunu’nun 90’ıncı maddesinde yer alan trafik sigortası kapsamında ödenen değer kaybı tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı ve sürekli sakatlık tazminatlarına ilişkin hesaplamada dikkate alınacak kriterler ile maddenin uygulanmasına ilişkin SEDDK’ya düzenleme yapma yetkisi verilen hüküm Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. 2918 sy nın 90. Maddesinin son haline göre Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.) Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır. (3) (Ek fıkra:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) şeklindedir. Görüldüğü üzere;son iptal kararı ile ; Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak hesaplanacağı, Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplanacağı, Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplanacağı, Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirleneceği, Hükümleri Anayasaya aykırı bulunmuş olup,iptal kararı sonrası yine TBK nın haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesi gerekecektir.2. İptal kararı ile yine 1. İptal kararı öncesi mevcut düzenlemeler dikkate alınarak karar verilecektir. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. ÖTE YANDAN DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/772 ESAS 2025/4513 SAYILI KARARI İLE; Davacı tarafında dilekçesinde belirttiği üzere Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, E:2019/40, K: 2020/40 sayılı kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinin "...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda..." ibaresi ile "...ve genel şartlarda..." ibaresinin iptali sonrasında 90. madde; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun (…) öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun (…) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şekline gelmiş, böylece tazminat hesaplamalarına dair usul ve esasların Genel Şartlar ile düzenlenmesine temel dayanak olan ibareler, iptal edilmiştir. Bu itibarla; kanuni dayanağı ortadan kalkmış Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda değişiklik yapılmasına ilişkin dava konusu 04/12/2021 tarih ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğin dava konusu düzenlemelerinin iptali gerekmektedir. GEREKÇESİYLE Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın; 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in; 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 1'inde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Değer Kaybı Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 1'in, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 2'sinde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Sakatlık Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 2'nin, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 3'ünde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 3'ün İPTALİNE, KARAR VERİLİDİĞİ; YİNE DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/786 ESAS 2025/6004 SAYILI KARARI İLE; Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in 16. maddesinin ve Genel Şartlar'ın dava konusu Tebliğ'in 15. maddesi ile değişik "Ek 2:Sakatlık Tazminatları Hesaplaması" başlıklı kısmının 6. maddesinin İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ VE GENEL ŞARTLARIN BU İPTAL KARARLARI İLE BİRLİKTE UYGULANABİLİRLİĞİ İMKANI KALMAMIŞTIR. Bu halde Aym'ce verilen HER İKİ iptal kararları sonrası VE DANIŞTAYIN İPTAL KARARI GEREĞİ düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları. Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de; Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere; 11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir. Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir. Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre ve usule uygun heyet teşkili suretiyle rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli bulunmamıştır. Keza AYM 'ce verilen HER İKİ iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece, kaza tarihi dikkate alınarak, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre, aktüer bilirkişi tarafından PMF yaşam tablosu ve Progresif Rant esas alınarak yapılan hesaba göre karar verilmesi gerekirken, yanlış yönetmelik ve yaşam tablosuna göre karar verilmesi hatalı olup, yeniden hüküm tesisi gerekmekte olup, istinaf talebinde bulunan davalıların istinafının kabulüne karar verilerek kararın kaldırılarak aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmuştur. 3-Davalı sigortanın peşim sermaye gelirin mahsup edilmediği itirazında; SGK İl müdürlüğü'nün 11/03/2024 tarihli yazı cevabında, müteveffa ......'nin vefatı nedeniyle, eşi ......'ye ölüm aylığı bağlandığı, aylık rücuya tabi olmadığından peşin sermaye değeri bulunmadığı bildirilmiştir. TBK’nun 55. maddesi gereğince rücuya tabi olmayan ödemelerin tazminattan indirilmesi söz konusu olmayıp, ÖLÜM AYLIĞI rücuya tabi olmadığı için tazminattan indiriminin gerekmediğinin SGK tarafından verilen cevap ve dosya kapsamından anlaşıldığından davalı şirket vekilinin istinafının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. 4-Davalı sigortanın, müteveffanın desteği olduğunun davacı tarafça ispatlanması gerektiği itirazında; Destek kavramı, gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi umulan bir bakım ilişkisini gösterir. Eylemli ve düzenli olarak bir kimsenin geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak biçimde ona yardım eden veya olayların olağan akışına göre eğer ölüm gerçek1eşmeseydi az veya çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. Bu manada, bir başka kişiye fiilen bakan, onu geçindiren veya ileride bakma, geçindirme ihtimali bulunan kişi, destektir. İlk durumda eylemli destek, ikinci durumda ise varsayımsal (farazi) destek kavramı söz konusudur. İfade olunan bu hususlar, gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamalarında kabul edilmiş olup, destek kavramının sadece mali olarak yardımı ifade etmediği, bakım ve hizmet etmek suretiyle sağlanacak katkıyı da kapsadığı genel olarak kabul edilmektedir. Ölen (eş) kocası yaşamış olsaydı, davacı eşine destek olacağı karine olarak kabul edildiğine göre, müteveffanın eşi davacı ...... için destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesinde bir yanlışlık yoktur. İtirazın reddi gerekmiştir. 5-Davalı sigortanın, sigortalının kusuru oranında sorumlu olduğu itirazında; Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür. Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir. Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile "Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir. Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir" şeklinde kabul edilmiştir. Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır. Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan doğabilir. Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir. Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde "Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir. Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır. Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K ) Bu bilgiler ışığında somut olayı incelediğimizde; Davacı taraf, dava dilekçesinde açıkça sürücünün kusuruna düşen kısma değil müteselsil sorumluluğa dayandığından, müteveffa ......'nin %55 kusuru dışındaki %45 kusur oranı yönünden, TBK'nın 56.maddesi uyarınca oluşan zararın tamamını müteselsil sorumluların her birinden isteyebileceği, ...... plakalı araç sürücüsünün %30 oranı ve yolun bakımından sorumlu idarenin %15 kusur oranının davacı yönünden önem arz etmediği açıktır. Müteselsil sorumluların iç ilişkide birbirinin kusuru ve ödeme miktarı üzerinden rücu imkanı bulunduğu, kuşkusuzdur. Bu nedenle itirazın reddi gerekmiştir. 6-Davalı ......'ın manevi tazminatın miktarına itirazında; Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre,Manevi zarar; mutlak hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370) Somut olaya gelince, tarafların kusur durumu, tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumlarına ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, müteveffanın Eşi ...... ve çocukları için takdir olunan manevi tazminatların fazla olamadığı, bu itibarla davalının istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı ...... vekilinin ve davalı ...... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak mahkemece yapılan yanlışlık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HMK 353/1/b.2 maddesi gereğince esas hakkında yeniden hüküm kurularak, karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davacı vekilinin istinaf başvurusunun REDDİNE, Davalı ...... vekilinin ve davalı ...... vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; ilk derece mahkemesi kararın KALDIRILMASINA, HMK.nın 353/1-b-2.maddesi gereğince YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA, (İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle) Davanın KISMEN KABULÜ İLE; 1-Davacı ...... için; 486.178,94 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, (davalılardan ...... Anonim Şirketinin 1.200.000,00 TL teminat limiti ile sorumlu olması ve faiz yönünden sorumluluğunun da 14/12/2023 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile sınırlı olması kaydıyla) 2- Müteveffanın eşi ...... için; 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, 3-Müteveffanın oğlu ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, 4- Müteveffanın oğlu ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, 5- Müteveffanın kızı ...... ... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, 6- Müteveffanın kızı ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, 7- Müteveffanın kızı ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, 8- Müteveffanın kızı ...... için; 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/10/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......'tan tahsili ile davacıya ödenmesine, İlk Derece Yargılaması Yönünden; 9-Alınması gereken 52.337,68 TL karar ve ilam harcına karşılık peşin alınan 956,69 TL harç ve 2.029,40 TL tamamlama harcının mahsubu ile eksik olan 49.351,59 TL karar ve ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak (sigorta şirketinin poliçe limitleri dahilinde 31.316,05 TL'den sorumlu tutularak) tahsili ile hazineye gelir kaydına, 10-Davacı tarafından yatırılan 2.993,20 TL başvurma harcı, 2.029,40 TL tamamlama harcı, 956,69 TL peşin harç olmak üzere toplam 5.979,29 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi poliçe limitleri dahilinde ve 3.794,16 TL'den sorumlu tutularak) alınarak davacıya verilmesine, 11-Davacılar tarafından yatırılan 15.000,00 TL bilirkişi ücreti, 3.900,00 TL ATK rapor ücreti, 1.171,00 TL posta tebligat gideri olmak üzere toplam 20.071,00 TL'nin davanın kabul ret oranına göre hesap edilen 17.589,49 TL'sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketinin 11.161,41 TL'den sorumlu tutularak) alınarak davacılara verilmesine, 12-Davalı ...... tarafından yapılan 4.025,00 TL yargılama giderinin davanın kabul ret oranına göre hesap edilen 497,64 TL'sinin davacılardan alınarak bu davalıya verilmesine, kalan kısmının davalı üzerinde bırakılmasına, 13-Maddi tazminat yönünden; Davacı ...... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 77.788,63 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak bu davacıya verilmesine, 14-Manevi tazminat yönünden; a)Davacı ...... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ......'tan alınarak davacıya verilmesine, b)Davacı ...... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ......'tan alınarak davacıya verilmesine, c)Davacı ...... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ......'tan alınarak davacıya verilmesine, d)Davacı ...... ... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ......'tan alınarak davacıya verilmesine, e)Davacı ...... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ......'tan alınarak davacıya verilmesine, f)Davacı ...... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ......'tan alınarak davacıya verilmesine, g)Davacı ...... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ......'tan alınarak davacıya verilmesine, 15-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından buna göre 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine’ye gelir kaydına (harç tahsil müzekkeresi yazılmasına). 16-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talebi halinde yatıran tarafa iadesine, İstinaf Yargılaması Yönünden; 17-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harçlarının talep halinde davalı ...... ve davalı ......'ne ayrı ayrı iadesine, 18-Davacılar tarafından yatırılan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 19-Davalı ...... tarafından yapılan 11.781,70 TL istinaf başvuru gideri ve 150,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 11.931,70 TL yargılama giderinin davacılardan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, 20-Davalı ...... A.Ş. tarafından istinaf başvuru gideri olmak üzere yapılan 13.464,80 TL yargılama giderinin davacılardan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, 21-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan masrafların davacılar üzerinde bırakılmasına, 22-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, HMK'nun 361 maddesi gereğince; davacı ...... ve davalı ...... yönünden TEMYİZ YOLU AÇIK, diğer davacılar ve davalı sigorta şirketi yönünden ise HMK'nun 362. maddesi gereğince; (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.10/12/2025 ... Başkan ... e-imzalı ... Üye ... e-imzalı ... Üye ... e-imzalı ... Katip ... e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.