4. Ceza Dairesi 2014/10019 E. , 2014/32255 K. Hakaret suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama sonunda, sanığın mahkumiyetine dair Bakırköy 5. Sulh Ceza Mahkemesi'nce verilen 14.07.2009 tarih ve 2009/259 Esas 2009/1146 Karar sayılı hükmün sanık tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 24.12.2013 gün ve 2012/34727 Esas 2013/33480 Karar sayılı kararıyla; "Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşül…
**4. Ceza Dairesi 2014/10019 E. , 2014/32255 K.** **"İçtihat Metni"** Hakaret suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama sonunda, sanığın mahkumiyetine dair Bakırköy 5. Sulh Ceza Mahkemesi'nce verilen 14.07.2009 tarih ve 2009/259 Esas 2009/1146 Karar sayılı hükmün sanık tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 24.12.2013 gün ve 2012/34727 Esas 2013/33480 Karar sayılı kararıyla; "Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı üzerindeki hakları olup, bu suçun oluşabilmesi için fiilin, gerçek bir kişinin belirtilen kişilik haklarını rencide edecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. Hakaret suçu, Anayasanın 24 ila 30. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ve 10. maddelerinde düzenlenen ifade hürriyetinin sınırlarını oluşturmaktadır. Suçu oluşturan eylem bakımından failin ifade hürriyeti, mağdur yönünden ise onur, şeref ve saygınlığı ile din, vicdan ve kanaat hürriyetine ilişkin temel kişilik hakları çatışmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü, sözü edilen karşılıklı hakların dengelenmesini gerektirmektedir. Ancak, ileri sürülen bir düşünceyle bağlantısı bulunmayan, esasında düşünce açıklaması vasfında da görülemeyen sövme niteliğindeki fiillerin ifade özgürlüğünden yararlanamayacağı açıktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ifade hürriyetini düzenleyen 10/2. maddesinde, bu hakkın sınırlanmasında gözetilebilecek meşru nedenler arasında yargı erkinin üstünlüğünün (otoritesinin) ya da tarafsızlığının sağlanması da sayılmış, hükmün uygulanması ve kapsamı mahkeme içtihatlarıyla belirlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), içtihatlarında Sözleşme bağlamında ulusalüstü insan hakları hukukunu yorumlarken, kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmalarının zorunlu olduğunu (AİHM Busuioç-Moldova kararı, 2004, prg. 64), bununla birlikte görevlerini yerine getirirken icra ettikleri eylem ve sözlerine yönelik eleştirilere karşı daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiğini (bkz; AİHM Steuı-Hollanda kararı, 2003, prg. 39) belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ayrıca, fiil isnadına dayanmayan ve ispat gerektirmeyen değer yargılarından ibaret sözlerin sarsıcı olsa bile eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmektedir (bkz; AİHM Hriko- Slovakya kararı, 2004, prg. 40, 45; Jeruselam-Avıısturya kararı, 2001, prg. 44; Sokolowski-Polonya kararı, 2005, prg. 47; Patuı el-Fransa kararı, 2005, prg. 37; Harris/Boyle/Bates/Buckley, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku, Ankara 2013, sy.518-520), İncelenen dosyada, sanığın oğlunun memurluk için başvurusu üzerine mülakat sonrası elenmesi sonucunda Adalet Bakanlığı'na hitaben yazdığı ağır eleştiri içerir dilekçesindeki sözler nezaket dışı sözler olmakla beraber, görevlilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, hakaret kastını içermediğinin ve eleştiri niteliğinde bulunduğunun anlaşılması karşısında, hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, beraat yerine hükümlülük kararı verilmesi, Kanuna aykırı ve sanık ...'un temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle, HÜKMÜN BOZULMASINA" oy birliği ile karar verilmiştir. I- İTİRAZ NEDENLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24/02/2014 tarih ve 2012/231209 sayılı yazısı ile; “Hakaret suçunda korunan hukuki değer kişilerin, şeref haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı ve diğer kişiler nezdinde varolan saygınlığıdır. Hakaret suçunun düzenlendiği bölümün başlığı "şerefe karşı işlenen suçlar" dır. Bu bölümde yer alan suçlar bireylerin toplum nezdindeki değerlerini ve kendi iç dünyasında varolan değerleri korumayı amaçlamaktadır. Hukuk düzeni her insanın ve diğer varlıkların, saygın ve onur sahibi olduğunu kabul etmektedir. Şeref kavramı sözü edilen kişinin hem iç dünyasında hemde toplumda varolan değerlerine herkesin saygı göstermesi şeklinde tanımlanmaktadır. Hakaret suçunun suçun oluşabilmesi için fiilin, gerçek bir kişinin belirtilen kişilik haklarını rencide edecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. Hakaret suçu, Anayasanın 24 ila 30. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ve 10. maddelerinde düzenlenen ifade hürriyetinin sınırlarını oluşturmaktadır. Hakaret suçunu oluşturan eylem, sanık açısından ifade hürriyetinin sınırlarının sona erdiği, mağdur yönünden ise onur, şeref ve saygınlığı ile din, vicdan ve kanaat hürriyetine ilişkin temel kişilik hakları ihlal edici nitelikte olduğu durumlarda suç teşkil ettiği gözönüne alınarak, eleştiriye katlanabilirlik ve hoşgörü sınırının, belirlenmesi sanık ile mağdurun karşılıklı haklarının dengelenmesini gerektirmektedir. Maddi olayda, sanığın, Bakırköy Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığına göndermiş olduğu dilekçesinde, "mülakat imtihanında yapılan haksızlığı yapanın Allah belasını versin, çoluk çocuğu hayır görmesin, ömür boyu sürünsün,..." adalet bu ise adalet olmaz olsun, adaleti böyle kullananın Allah belasını versin, haksızlık yapanı kahretsin, ömür boyu sürüm sürüm sürünsün, mazlumların haklarını ondan alsın,...Çocuğumun hakkını yiyenlerin en büyük musibetler başlarına gelsin,..." şeklinde yer alan açıklamaların amaç ve talep konusu aşarak Komisyon başkan ve üyelerinin saygınlığını rencide edici nitelikte şeref ve haysiyetlerini incitici nitelikte olduğu ve hakaret suçunu oluşturduğu ve her işi olmayan kişinin görevlilere karşı ağır bedduada bulunma haklarının söz konusu olmadığı kabul edilmelidir. Adalet Komisyonu'na yönelik sarf edilen sözlerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta olduğu ve hakaret suçunun yasal öğelerinin oluştuğu nedenle, sanık hakkında hakaret suçundan mahkumiyet kararı verilmelidir. Bu itibarla, Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 24/12/2014 gün ve 2012/34727 Esas, 2013/33480 Karar sayılı kararının onanması gerekmektedir ve bu nedenle anılan karara itiraz edilmiştir. SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya kapsamına göre, 1- İtirazımızın KABULÜNE, 2-Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 24/12/2014 gün ve 2012/34727 Esas, 2013/33480 Karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3-Bakırköy 5.Sulh Ceza Mahkemesinin 15/12/2009 tarih ve 2009/259 E -2009/1146 K sayılı ilamıyla sanık ...'un Adalet Bakanlığı kanalıyla göndermiş olduğu dilekçesinde, Bakırköy Adalet Komisyonu başkan ve üyelerinin saygınlığını rencide edici, şeref ve haysiyetlerini incitici nitelikte sözler sarf ederek hakarette bulunduğu kabul edilerek TCK'nın 125/1, 43/2, 62. maddelerinden 380 gün adli para cezası ve TCK'nın 52/2 maddesi uyarınca 7600 TL adli para cezasına mahkumiyetine ilişkin kararın ONANMASINA karar verilmesi, ./.. .3. 4-İtirazımız yerinde görülmediği takdirde, dosyanın incelenmek üzere, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi, itirazen arz ve talep olunur." isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü: II- İTİRAZIN KAPSAMI İtiraz, hakaret suçundan, sanık ... hakkında verilen mahkumiyet kararının bozulmasına dair, Dairemizin 24/12/2013 tarihli kararına ilişkindir. III- KARAR 5237 sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “ Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmüne yer verilmiştir. Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. İnceleme konusu somut olayda; infaz koruma memurluğu için yapılan mülakatta oğlunun elenmesi nedeniyle, sanığın Bakırköy Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı üyelerini kastederek Adalet Bakanlığı'na hitaben yazmış olduğu dilekçesinde, "mülakat imtihanında yapılan haksızlığı yapanın Allah belasını versin, çoluk çocuğu hayır görmesin, ömür boyu sürünsün, adalet bu ise böyle adalet olmaz olsun, Allah adaleti böyle kullananın belasını versin, haksızlık yapanları kahretsin, ömür boyu süründürsün, mazlumların haklarını onlardan alsın, çocuğumun hakkını yiyenlerin en büyük musibetler başına ve çocuklarına gelsin, Allah'ın bu işe sebep olanları cezalandırması için beddua ediyoruz, adam olan eğer adamsa bu kadar yazmak yeter, adı geçenlere büyük belalar dilerim" şeklindeki sözlerinin rahatsız edici, nezaket dışı ve ağır eleştiri niteliğinde beddua olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak söylenen bu sözlerin somut bir fiil ya da olgu isnat etmek şeklinde olmadığı gibi, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta sövme fiili olarak kabulü de suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum olacaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de ifade özgürlüğüne ilişkin Sözleşmenin 10. maddesini yorumlarken, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin demokratik toplumunun karakteristik özelliklerinden olduğunu, bu değerlere sahip olmayan sistemin demokratik toplum olarak adlandırılmasının mümkün olmadığını, bu nedenle ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların bu değerlere aykırı düşmemesi ve meşru amaçla orantılı olması gerektiğini, sadece zararsız ve lehte olan düşünceler değil, devlet veya toplumun bir bölümü için rahatsız edici, saldırgan veya şok edici düşüncelerin de maddenin korumasına gireceğini belirtmektedir. (Handyside v Birleşik Krallık A 24 (1976); 1 EHRR 737 para: 49 PC.) Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri, yargı kararı ve açıklamalar ışığında, hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilerek; Dairemizin 24.12.2013 tarih ve 2012/34727 Esas 2013/33480 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, 6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanunun 308. maddesinin 3. fıkrası gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 06.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.