İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili Tasfiye Halinde ...Limited Şirketinin ik…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/805 KARAR NO : 2026/47 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/10/2023 NUMARASI : 2014/2145 Esas - 2023/827 Karar DAVA: Alacak İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili Tasfiye Halinde ...Limited Şirketinin iki ortaklı bir Limited Şirket olduğunu, davalı şirket ortağının müvekkil şirketin yurt dışında elde ettiği gelirlerin şahsi hesabına gönderilmesini sağladığını ve bilahare şirket adına tahsil ettiğini bu paraları da şirket hesaplarına intikal ettirildiğini, şirket ortağının mevcut yetkisini kötüye kullanarak şirkete ait paraları kendi şahsi hesabını alması ve şirkete intikal ettirilmesi sebebiyle şirket tamamen parasız duruma düştüğünü, müvekkil şirketin 31.12.2013 tarihli mizan kayıtlarına göre davalı ortağın borçlu durumda bulunduğu ve dava konusu müddeabihi oluşturan 2.075.375,25 TL tamamen davalı ortağın kendi yetkisini kullanarak kendi hesabına geçirdiği parayı ifade ettiğini, müvekkili şirkette söz konusu bu paranın da havale hesabına geçmesi için davalı ortağa borç verilmesi gibi Ortaklar Kurulunca alınmış bir karar bulunmadığını, davada ortak şirket parasını almadığından ve herhangi bir dayanak olmak için kendi hesabına geçirmiş olduğundan davalı ortağın hiçbir şekilde şirket parasını kendi hesabına geçirmesinin hukuki bir dayanağı bulunmadığını, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkili şirkete ait olup da davalı yanın şahsi hesabına geçirdiği 2.075.375,25 TL'nin hesaba giriş tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkili şirkette ödenmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı yana yükseltilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin 03 Şubat 2009 tarihli Türkiye Ticaret Sicili gazetesinde ilan olunan ana sözleşmesinin 9. maddesi uyarınca müvekkili ... ve diğer ortak ... şirket müdürleri olarak şirketi müşteri imzaları ile temsil ve ilzama yetkili kılındığını, bu itibarla şirketin yönetim ve temsili müdür sıfatını taşıyan ortaklarının müşterek iradeleri ile mümkün olacağını, ne var ki diğer ortak ...'ın zaman içerisinde müvekkili şirketten uzaklaştırarak şirketin fiili yönetimini ele alma teşebbüslerine giriştiğini, şirketin eşit hisseli ortağı müvekkilini bertaraf ederek şirket yönetimi ele almaya çalışan ...'ın müvekkilince çok sonra öğrenildiği üzere müvekkilinin imzasını taklit etmek/ettirmek suretiyle tanzim ettiği ve tescil ettirdiği davaya konu sahte Genel Kurul/Ortaklar Kurulu kararı ile müvekkilinin müdürlük sıfatını ve imza yetkisini kaldırdığını, şahsını şirketi münferit imzası ile temsil eden tek müdür konumuna getirdiğini, bu metinde müvekkiline atfedilen imzanın hiçbir surette müvekkiline ait olmadığını, keza durumun öğrenilmesi üzerine taraflarınca işbu sahte Ortaklar Kurulu kararının hükümsüzlüğünün tespiti talebi ile açtıkları davada İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2012/1435 Esas 2013/282 Karar sayılı ilamı ile davalarının kabul edildiğini ve 31.01.2012 tarihli Genel Kurul kararı altında müvekkile atfen atılan imzanın sahteliğinin tespitiyle Ortaklar Kurulu kararının hükümsüz olduğunun tespitine karar verdiğini, ortak ... yok hükmündeki sahte bir kararla ele geçirdiği şirketi yönetim ve temsil yetkisini kötüye kullanarak şirketin faaliyetini eşi olan ... adına kurduğu paravan niteliğindeki ... Limited Şirketine kaydırdığını, böylece ...'ın gerçekleştirmesi gereken sipariş ve işleri bu şirkete kaydırarak ... şirketini zarara uğrattıklarını, davacının yetkisiz kişilerce gerçekleştirilmiş gerçek dışı ve afaki bir defter kaydına dayanarak müvekkilinin davacı şirkete 2.075.375,25 TL borçlu olduğu şeklinde bir dava açmış ise de bu rakamın vekilimizin hesabına ne şekilde ve hangi tarihlerde geçtiğini hiçbir şekilde belirtmediğini ve açıklanmadığını, maalesef böyle belirsiz ve kapalı bir dilekçeye istinaden müvekkili hakkında mahkemece tedbir kararı verilebildiğini, bu kayıt şirketin yönetiminin Anadolu 1. Ticaret Mahkemesinin kararı uyarınca tedbiren Kayyum ...'a bırakıldığı dönemde şirket yönetim kayyumunun dahi bilgisi ve muvafakati dışında şirketin ... döneminden beri mali müşavirini yapan ... tarafından ...'un bilgisi dışında ve yine ...'ın talimatı ile ve hem de şirket defterinin kapanış tasdikleri yaptırıldıktan sonra suç teşkil eden usulsüz işlemlerle deftere düşürdüğünü, bu kayıtların yok hükmünde olduğunu, tüm bunlar dışında müvekkili ... şahsi hesabından ... ve eşi ...'a 65.000 Euro, ...'e 70.000 Euro ve ... şirketinin iş yaptığı şirketlerin sahiplerine toplam 492.800 Euro göndermiş olup ... şirketinin müvekkilinden hiçbir hak ve alacağı kalmadığını, bilakis müvekkili ... şirketi hesabına gerçekleştirdiği ödemelerden ötürü şirketten alacaklı olduğunu, fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla zaman aşımına uğramış haksız ve usulsüz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Teknik bilirkişi heyeti tarafından yapılan inceleme ile davacı tarafın 2012-2013 ve 2014 yılı ticari defter ve kayıtları incelenmiş, açılış ve kapanış tasdiklerinin yerinde olduğu tespit edilmiştir. Davalı aleyhine kayıtlarda yer alan ve borç olarak kaydedilen 100.000,00 Euro bedelli 20/04/2012 tarihli ..., 520.000,00 Euro bedelli 06/07/2012 tarihli ..., 223.500,00 Euro bedelli 06/07/2012 tarihli ..., 39.000,00 Euro bedelli 09/07/2012 tarihli ... toplamı 882.500,00 Euro'ya tekabül ettiği ve davalı ...'nın borcu olacak şekilde Vergi Usul Kanunu'nun 215.maddesi uyarınca Türk Para Birimi uyarınca 2.075.375,25-TL karşılığında pay edilmiştir. Dosyada yer alan davalı ...'nın ... Bankası'ndaki hesabına gönderdiği para transferindeki tüm ... incelenmesi sonucu toplam 1.441.300,00 Euro'nun gönderildiği tespit edilmiştir. Yani dosyadaki ... nüshalarının incelenmesi neticesinde davalı ...'nın hesabına üçüncü kişilerden toplam yapılan ödeme teknik heyet tarafından yapılan inceleme sonucu davacı bankanın hesabına girmesi gereken 1.441.300,00 Euro davalının hesabına üçüncü kişiler tarafından yatırılmıştır. Bu ödemelerin 882.500,00 Euro'luk kısmı ise VUK'nun 215.maddesi uyarınca Türk Para Birimi karşılığı TL üzerinden borç olarak kaydedilmiştir. Davalı ... tarafından dava dışı kişilere yapılan ödemeler tek tek belirlenmiştir. Ve sonuç olarak davalının sunduğu şirketle ilgili ödemelerin 330.000,00 Euro olduğu kanaatine varılmıştır. Her ne kadar bilirkişi heyeti tarafından şirket işleri için 558.800,00 Euro değil kayıtlı olarak 330.000,00 Euro harcandığı tespit edilmekle birlikte davalının kendi hesabına gelen 1.441.300,00 Euro'dan şirket adına yapılan kayıtlı 330.000,00 Euro'nun mahsubu sonucu her halükarda 1.111.300,00 Euro'nun şirket hesabına aktarılması gerekirken kendi uhdesinde kaldığı tespit edilmiştir. Ancak bilirkişi heyeti davalı şirket müdürünün şirket hesabına yaptığı harcamaları 330.000,00 Euro tespit etmesine rağmen sonuç kısmında davalı şirket müdürünün hesabına yatırılan 1.441.300,00 Euro'dan 558.800,00 Euro'yu mahsup ederek davalı şirket zararını 882.500,00 Euro olarak tespit etmişlerdir. Sonuç olarak davalının 20/04/2012 ile 01/08/2012 tarihleri arasında dava dışı firmalardan hesabına 1.441.300,00 Euro'nun aktarıldığı ve kayıtlı olarak bunun 330.000,00 Euro'luk kısmını şirket işleri için belgeli olarak kaydettiği anlaşılmakla, bunun dışında kalan 1.111.300,00 Euro'nun şirket hesabı uhdesinde olması gerekirken buna ilişkin bir harcama yaptığını ispat edemediği ve kendi şahsi hesabında olduğu anlaşılmıştır. Yani davalı 20/04/2012 ile 09/07/2012 tarihleri arasında kendi hesabına gelen ve kendi adına borç kaydedilen dört adet ... bedelini şirket hesabına aktarmadığı tespit edilmiştir. Bu haliyle TTK'nın 644/1-a atıf maddesi uyarınca TTK'nın 553.maddesi gereği şirket müdürü sıfatıyla işlem yapan davalının şirketin meydana gelen zararından sorumlu olduğu tespit edilmiştir. Dava dilekçesinin incelenmesi sonucu harca esas değerin 2.075.375,25 TL olarak belirlendiği anlaşılmakla davanın kabulüne" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki istinaf incelemesine konu haksız ve mesnetsiz davanın öncelikle zamanaşımı nedeni ile reddi gerektiğini, davacının davasına dayanak olarak gösterdiği 2.075,375,25 TL tutarlı tek taraflı borç kaydının, 2012 defterlerinin 29.03.2013 tarihli kapanış tasdikinden sonra kapanış fişi iptal edilerek kanunsuz olarak düzenlendiğinin ortada olduğunu, ilk derece mahkemesi'nce eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeler neticesinde karar verildiğini, müvekkilinin davacı şirkete 1.441.300 Euro tutarında borçlu olduğu yönündeki iddianın, haksız, gerçek dışı ve ispatlanamadığını, müvekkili tarafından yapılan ve dekontlarını ibraz ettikleri tüm ödemelerin, davacı şirketin nam ve hesabına sarf edildiğinin davacının ikrarı ile sabit olduğunu, davacının tüm bu ödemelerin varlığını ikrar etmekte, ancak 558.800 Euro'luk kısmının mahsubunu kabul ettiğini, ancak mahkemece davacının ikrarının dahi yok sayıldığını, mahkemece yeterli inceleme ve araştırma yapılmaksızın ve maddi delillerle ispatlanmayan dava sonucunda hukuka aykırı bir biçimde hüküm kurulduğunu, zira hükme esas alınan bilirkişi raporu bu yönde ayrıntılı incelemeyi içermediği gibi Yargıtay denetimine de elverişli olmadığını, huzurdaki istinaf incelemesine konu dava, dürüstlük kuralının uzantısı olan çelişik davranış yasağının (TMK 2) açıkça ihlali ve kötü niyetli olduğunu, salt bu nedenle reddi gerektiğini, açıklanan nedenlerle İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 25.10.2023 tarih ve 2014/2145 E.- 2023/827 K. sayılı kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve davanın tümden reddine, vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :Dava, yöneticinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, talep edilen tazminatın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, davanın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır.Dosya kapsamından davacı şirketin eşit hisseli iki ortağı bulunduğu, 03.02.2009 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan olunan ana sözleşmesinin 9. Maddesi uyarınca davalı ile diğer ortak ...'ın şirket müdürleri olarak şirketi müşterek imzaları ile temsil ve ilzama yetkili kılındıkları, İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/1443 Esas ve 2013/5641 Karar sayılı 25.11.2013 tarihli kararı ile davacı ... tarafından açılan davada, davalı ... Ltd. Şti.'nin fesih ve tasfiyesine, tasfiye memuru olarak resen ...'ün atanmasına, karar kesinleştiğinde tasfiye memurunun göreve başlamasına karar verildiği, kararın 25.12.2013 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın tasfiye memuru tarafından şirket adına açıldığı anlaşılmaktadır. Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu, Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. TTK'nın 644/1-a hükmü açıkça anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını hüküm altına almıştır. Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ila 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır.Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. Böylece, TTK m. 555 ila 561 de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir.Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır.Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur.Somut olayda davacı tarafça, şirketin iş yaptığı ve hakediş kazandığı alacakların şirket hesabı yerine davalı şahsi hesabına yatırıldığı, davalı hesabına yatırılan miktarın, şirket işleri için harcanmadığı ve şirketin zarara uğradığı iddia edilmekte olup, davalı tarafça zamanaşımı definde bulunulmuştur. TTK'nın 560/1. Maddesine göre, sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır. Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız eylem faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkûmiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Dosya kapsamında davalı hakkında verilen bir ceza mahkemesi kararına rastlanılmamış ise de hukuk hakiminin suçun unsurlarının bulunup bulunmadığını her somut olayda kendi başına değerlendirebilecek olup, ilk derece mahkemesince davalının, davacı şirkete yönelik eyleminin 5237 Türk Ceza Kanunu'nun 257. Maddesi kapsamında hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu kapsamında olduğu değerlendirilerek ceza zaman aşımı süresinin 8 yıl olması nedeniyle davalının zamanaşımı definin reddine karar verilmesi isabetli olmuştur.Eldeki uyuşmazlıkta davacı, davalının şahsi hesabından şirket için 558.800 Euro harcama yaptığını, bu nedenle davalıya üçüncü kişiler tarafından gönderilen 1.441.300 Euro'dan 558.800 Euro düşüldüğünde 882.500 Euro'nun davalı aleyhine borç olarak davacı ticari defterlerine kaydedildiğini beyan ederek bu miktarın TL karşılığı olan 2.075.375,25 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiş; davalı ise davacı şirketin üçüncü kişilerle yaptığı işler nedeniyle kendisine 400.000 Euro geldiğini, bunun iş avansı peşinatı olduğunu, bu paranın da yine malzeme ve hizmet satın alınan firmalara ve diğer ortak ...'a gönderildiğini savunmuştur.Davalının ... Bankası'ndaki hesabına gönderilen paralara ilişkin ... incelenmesinde, ...Ltd. tarafından 20.04.2012 tarihinde 100.000 Euro, ... ... tarafından 25.04.2012 tarihinde 400.000 Euro, 06.07.2012 tarihinde 520.000 Euro, 06.07.2012 tarihinde 223.500 Euro, 09.07.2012 tarihinde 39.000 Euro, 01.08.2012 tarihinde 158.800 Euro olmak üzere toplam 1.441.300 Euro'nun davalıya gönderildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte davacı şirketin tasfiye memuru ... tarafından hazırlanan 18.04.2014 tarihli raporda, davalının 2012 yılında 492.800 Euro tutarında ödeme yaptığı, davalının 23.08.2010 ila 07.05.2012 tarihleri arasında ... ve ...'a yaptığı para transferlerinin toplamının 144.930 Euro olduğu, ...'e yapıldığı belirtilen ödemelerin 70.000 Euro olduğu, davalının 25.09.2012, 11.09.2012 ve 08.07.2011 tarihli ödemelerinin kendisine yaptığı ödemeler olduğu, mükerrer olan 40.000 Euro'luk ve davalının kendisine yaptığı 110.000 Euro'luk tutar hariç tutulduğunda davalının 144.930 Euro + 70.000 Euro + 492.800 Euro + 500.500 Euro olmak üzere toplamda 1.208.230 Euro ödeme yaptığına dair dekont bulunduğu, davalının 20.04.2012 tarihinden sonra yaptığı ödemelerin ise 771.800 Euro tutarında olduğu belirtilmiştir.Hükme esas alınan 09.08.2022 tarihli bilirkişi raporunda, davacı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davalı aleyhine borç olarak kaydedilen 2.075.375,25 TL'lik kaydın kapanış tasdikinden sonra kapanış fişi iptal edilerek eklendiği, bu düzeltmenin Vergi Usul Kanunu m. 217 hükmü uyarınca mümkün olduğu, bu nedenle düzeltme kaydı nedeniyle ticari defterlerin delil niteliğini kaybetmediği, dosyaya sunulan ... nüshalarından davalının hesabına üçüncü kişilerden toplamda 1.441.300 Euro ödeme yapıldığının tespit edildiği, bu ödemelerin 882.500 Euro'sunun davalının şirketteki hesaplarına borç olarak kaydedildiği, borca dayanak olarak gösterilen ... 100.000 Euro bedelli 20.04.2012 tarihli ..., 520.000 Euro bedelli 06.07.2012 tarihli ..., 223.500 Euro bedelli 06.07.2012 tarihli ..., 39.000 Euro bedelli 09.07.2012 tarihli ... olduğu, 882.500 Euro'ya tekabül eden ... davalının borcu olacak şekilde ve Vergi Usul Kanunu m. 215 hükmündeki “kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır” düzenlemesi gereği 2.075.375,25 TL karşılığı üzerinden kaydedildiği, davalının kabul ettiği 400.000 Euro'luk iş avansı peşinatının 25.04.2012 tarihinde gönderildiği, davalının bu peşinattan ödemeler yaptığını belirtmesi nedeniyle davalının üçüncü kişilere yaptığı ödemelerin de bu tarihten sonra olması gerektiği, buna göre 25.04.2012 tarihinden sonra ..., ... ...'a yapılan toplam 93.800 Euro ödemelerin şirket işleriyle ilgili olduğuna yönelik herhangi bir ilişki kurulamadığı, 25.04.2012 tarihinden sonrasına ait olan ...'a yapılan toplam 348.000 Euro ödemelerin de hangi iş için ödeme yapıldığının belirsiz olduğu ve anılan ödemelerin şirketin ticari ilişkisi kapsamında yapıldığına dair bir bulguya rastlanılmadığı, bu durumda şirket işleriyle ilgili olduğu anlaşılan ..., ..., ... ve ...'ya yapılan ödemeler toplamının 330.000 Euro'ya tekabül ettiği, davacı tarafça 882.500 Euro'nun borç olarak kaydedildiğinin beyan edilmesine göre davalının her halükarda 882.500 Euro'yu şirket işleri için harcamadığı, bu nedenle davalının 882.500 Euro'yu şirket hesaplarına aktarması gerekirken bunu yapmayarak davacı şirketin bu tutarda zarara uğramasına neden olduğu belirtilmiştir. Somut olayda davalının banka hesabına gelen paraların, şirket için harcandığını veya şirket kasasına girdiğini ispat yükü davalı üzerindedir. Taraf iddia ve savunmalarına ilişkin belgelerin usulünce incelendiği, denetime elverişli 09.08.2022 tarihli bilirkişi raporunda, davalı tarafça yapılan ödemelerden, ..., ..., ... ve ...'ya yapılan 330.000 Euro tutarındaki ödemelerin şirket işleriyle ilgili olduğu, geriye kalan 1.111.300 Euro'nun şirket için kullanıldığının ispat edilmediği belirtilmekle birlikte davalı hesabına gönderilen 1.441.300 Euro'nun, davacı tarafça şirket işleri için harcandığı kabul edilen ve davalı aleyhine borç kaydedilmeyen 558.800 Euro'luk kısmı dava edilmemiştir. Ancak dava konusu 882.500 Euro tutarındaki paranın davalı tarafça şirket için kullanıldığı ispatlanmadığı gibi davacı şirket kayıtlarında bu miktarın iade edildiğine dair bir kayıt da bulunmamaktadır. Bu durumda davalının, kusurlu eylemiyle davacı şirketin zararına sebep olduğu ve TTK’nun 553. Maddesi uyarınca davacı şirketin zararını tazmin ile yükümlü olduğu anlaşılmakla mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Ayrıca davalı aleyhine borç olarak kaydedilen 882.500 Euro'nun TL karşılığı olan 2.075.375,25 TL tutarındaki kayıt, kapanış tasdikinden sonra kapanış fişi iptal edilerek davacı şirket ticari defterlerine eklenmiş ise de mahkemece sadece davacı şirkete ait defter kayıtlarından hareket edilmeyerek, banka kayıtları ve ödemelere ilişkin sunulan belgeler üzerinden de inceleme yapılarak sonuca gidilmesi yerinde olmuştur.Diğer yandan davalı tarafça, davalının hesabına yatırılan 400.000 Euro'nun, davacı şirketin diğer ortağı olan ...'ın 23.04.2012 tarihli yazılı talimatıyla gerçekleştirilmesi nedeniyle bu duruma şirket tarafından muvafakat edildiğinin gözardı edilerek davanın yalnızca davalıya yöneltilmesinin çelişkili davranma yasağının ihlali olduğu yönünde istinaf isteminde bulunulmuş ise de dava dışı ortak tarafından verilen talimat doğrultusunda davalı hesabına para gönderilmesi, şirket ortağı ve aynı zamanda şirketin yöneticisi olan davalıya, gönderilen paranın şirket ihtiyaçları dışında kullanılabileceği konusunda bir hak vermez. Davalı, tedbirli bir yönetici özeniyle görevini yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmekle yükümlü olup, davalının, uhdesinde bulunan ve dava konusu edilen parayı şirket için kullandığını ispatlayamadığı ve bu suretle şirketin zarara uğramasına neden olduğu gözetildiğinde çelişkili davranış yasağından söz edilemez. Bu nedenlerle davalının bu yöne ilişen istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 35.442,22 TL harcın, alınması gerekli olan 141.768,88 TL harçtan mahsubu ile bakiye 106.326,66 istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 20/01/2026