11. Hukuk Dairesi 2009/455 E. , 2010/8990 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 2.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.06.2008 tarih ve 2007/206-2008/372 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 21.09.2010 gününde taraflar ve avukatları tebligata rağmen duruşmaya gelmediklerinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dava dosyası için Tetkik H
**11. Hukuk Dairesi 2009/455 E. , 2010/8990 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 2.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.06.2008 tarih ve 2007/206-2008/372 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 21.09.2010 gününde taraflar ve avukatları tebligata rağmen duruşmaya gelmediklerinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı ...’in diğer davalı şirketteki 1/2 hissesinin tamamının müvekkiline devre amacıyla noterden 16.10.2000 tarihli sözleşme düzenlendiğini, diğer ortak ...’ın devri kabul etmemesi nedeniyle anılan sözleşmenin uygulanamadığını ve tarafların mecburen devirden vazgeçtiklerini, ancak müvekkilinin 24.06.2005 tarihli ticaret sicil gazetesinde anılan devir sözleşmesinin 16.06.2005 tarihli ortaklar kurulu kararıyla kabul edilip tescil ve ilan edildiğini gördüğünü, bunun davalı ...’in vergi borçlarından kurtulması amacıyla yapıldığını, gerçekte ...’in 2000-2005 yılları arasında şirketteki faaliyetine devam ettiğini ileri sürerek, anılan devir sözleşmesinin geçersiz olduğunun tespitin, 5 yıl sonra devre onay veren ortaklar kurulu kararının iptalini ve müvekkilinin davalı şirket ortağı olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, dava konusu hisse devir sözleşmesinin geçerli olduğunu ve bizzat davacının oyalaması nedeniyle tescil ve ilan edilmediğini, 2005 yılı Haziran ayında şirketin vergi borcu dolayısıyla pasaportuna el konulunca Müvekkilinin de durumu öğrendiğini ve devir hususunun tescil ve ilan edildiğini, davacının devir tarihinden sonra şirket faaliyetlerine katıldığını, davanın hak düşürücü süresi içinde açılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ..., 16.10.2000 tarihindeki devir işlemine muvafakatinin bulunduğunu, davacının da anılan tarih itibariyle ortak sıfatıyla hareket ettiğini, davanın haksız olduğunu bildirmiştir. Davalı şirket temsilcisi savunmada bulunmamıştır. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava konusu devir sözleşmesinin TTK’nun 520. maddesinde düzenlenen şekle uygun yapıldığı, bu hususun şirkete karşı hüküm ifade edilmesi için pay defterine kaydedilip ortakların 3/4’ünün devre muvafakatinin gerektiği, hisse devir tarihi itibariyle bu şartın tamamlanmadığı, dolayısıyla sadece noterden devir sözleşmesi yapılmasının geçersiz olduğu, sözleşme tarihinden beş yılsonra diğer ortaklarca devrin pay defterine kaydedilip tescil ve ilan edilmesinin MK’nun 2. maddesi uyarınca geçerli olmayacağı, ancak devir hususu tescil ve ilan edildiğinden davacının ticaret sicil memurluğunu da hasım göstermesi gerektiği, yine davacının ticaret siciline davalı şirket ortağı olarak kaydedilmiş bulunması nedeniyle geriye dönülerek hisse devrinin ve ortaklar kurulu kararının iptaline karar verilmesine imkan bulunmadığı gerekçesiyle davacının ticaret sicili kaydının iptali istemiyle ticaret sicil memurluğunu hasım göstermek suretiyle dava açmak hakkı saklı kalmak üzere davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, limited şirket hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğunun tespiti ile bu devre beş yıl sonra onay veren ortaklar kurulu kararının iptali istemlerine ilişkindir. TTK.’nun 520. maddesinde pay devrinin limited şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartı ile hüküm ifade edeceği, devir hususun pay defterine kaydedilebilmesi için de ortaklardan en az dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayenin en az dörtte üçüne sahip olması gerektiği kabul edilmiştir. Dava konusu olayda her ne kadar hisse devir sözleşmesi noterde düzenlenmiş ise de, devir tarihi itibariyle gerekli çoğunlukta ortakların devre muvafakatleri sağlanmamış ve devir pay defterine işlenmemiştir. Bu durumda yasanın açık ve emredici nitelikteki hükmü karşısında, TTK.’nun 520. maddesine uygun ve geçerli bir devrin varlığından söz edilemez. Devralan davacı da noterden yaptığı devir sözleşmesi dışında, yasanın aradığı diğer şartların yerine getirilmediğini görünce devrin gerçekleşmediğini düşünmekte haklıdır. Şirketin vergi borçlarının artmasından ve aradan beş yıl geçmesinden sonra devir için gerekli olan ortaklar kurulu kararının alınmasının ve devrin pay defterine kaydedilmesinin, MK.’nun 2. maddesinde belirtilen iyi niyet kuralına uygun bulunduğu kabul edilemez. Nitekim mahkeme de aynı gerekçelerle yapılan işlemleri geçersiz saymış ve davalı tarafça hüküm gerekçe yönünden temyiz edilmediğinden, gerekçenin anılan kısmı davacı yararına kesinleşmiştir. Esasen mahkemenin yapılan işlemlerin iyi niyet kuralına aykırı ve bu nedenle de geçersiz olduğuna dair saptamasında bir usulsüzlük de yoktur. Ancak devir hususunun tescil ve ilan edilmesinin gerekmesi nedeniyle ticaret sicil memurluğunun da davada hasım gösterilmesi ve bu yapılmadan açılan davanın reddinin gerektiği yönündeki mahkeme gerekçesi doğru değildir. Zira davacı tarafından işbu dava sonucunda alınacak kesinleşmiş ilamın ibrazı ile ticaret sicil memurluğu nezdinde infazı sağlanabilir. Bunun için ticaret sicil memurluğunun davada taraf olması gerekmez. Kaldı ki davacının ticaret sicil kayıtlarının düzeltilmesi yönünde bir talebi bulunmayıp, işin bu kısmına yönelik olarak infaz aşamasında çıkabilecek bir uyuşmazlığın ayrıca dava konusu yapılabileceği de tabiidir. Bu durum karşısında mahkemece, davanın yukarıda açıklanan gerekçelerle kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulmasını gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, taraf vekilleri duruşmaya gelmediğinden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.09.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.