11. Hukuk Dairesi 2012/2218 E. , 2013/18616 K. MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ...2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24.11.2011 tarih ve 2010/468-2011/611 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 22.10.2013 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. …
**11. Hukuk Dairesi 2012/2218 E. , 2013/18616 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ...2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24.11.2011 tarih ve 2010/468-2011/611 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 22.10.2013 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi...'ın Garanti Bankası A.Ş....Şubesi'nden kullandığı araç kredisi sebebiyle davalı şirket tarafından 20/03/2009 başlangıç tarihli hayat sigortası ile sigortalandığını, sigortanın 19/03/2010 tarihinde davalı tarafça yenilendiğini, müvekkillerinin murisi ...'ın 25/04/2010 tarihinde öldüğünü, davalıya vefat tazminatının ödenmesi için yaptıkları müracaatın TTK'nın 1290. maddesi uyarınca beyan yükümlüğünün kasıtlı ihlali nedeniyle reddedildiğini, tazminat bedelinin ödenmemesi üzerine müvekkilleri hakkında kredi borcu nedeni ile icra takibi yapıldığını, müvekkillerinin icra tehdidi altında borcu ödemek zorunda kaldıklarını, muris...'ın hayat sigortasını yaptırırken okuma yazmasının olmadığı gibi kendisine herhangi bir açıklama dahi yapılmadığını ileri sürerek, 64.000,00 TL.'nin ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı temsilcisi, duruşmalara katılmamış ve davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yenilenen 19/03/2010 tarihli hayat sertifikası için davalı tarafça sağlık beyan formunun alınmadığı, olmayan sağlık beyan formuna dayanılarak muris tarafından hastalıklarının gizlendiğinin söylenemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 64.000,00 TL'nin 23.08.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara hisseleri oranında ödenmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, hayat sigortası sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda, davacıların murisinin kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle muris ile davalı arasında 19.03.2009-19.03.2010 tarihleri arası için bir yıl süreli hayat sigorta sözleşmesi düzenlemiş, bu poliçe düzenlenirken sigortalı tarafından imzalanan 20.03.2009 tarihli formda hiçbir hastalığının bulunmadığı belirtilmiş, 19.03.2010-19.03.2011 dönemini kapsayan ikinci yıl poliçesi düzenlenirken sigortalıdan yeni bir form alınmamış, davacıların murisi 25.04.2010 tarihinde ölmüş, davalı sigortacı tarafından ise murisin koah hastası olduğunun gizlendiği gerekçesiyle sigorta tazminatı ödenmemiştir. Taraflar arasında iki noktada uyuşmazlık bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, davalı sigortacı tarafından ikinci yıl poliçesi düzenlenirken sigortalıdan yeni bir form doldurmasının istenmemesinin, sigortalının sağlığı ile ilgili doğru beyan yükümlülüğü açısından bir etkisinin olup olmadığı, ikincisi ise bir etkisi yok ise poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalının koah hastalığının bulunup bulunmadığı, varsa bu hastalığını kasten gizleyip gizlemediği, dolayısı ile ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığıdır. Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen TTK'nın 1290. maddesi her ne kadar mal sigortalarını düzenlemekte ise de, Dairemizin yerleşik kararları uyarınca hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Hatta anılan bu düzenleme, Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C-2.2. maddesi ile sözleşme hükmü halini de almıştır. Gerek TTK’nın 1290. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C-2.2. maddesi düzenlemesine göre, sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, formun doldurulmamış olması sigortalının sağlığına ilişkin konularda sigortacıya doğru bildirimde bulunma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu nedenle mahkemenin, ikinci yıla ait sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında sigortalıdan form doldurmasının istenmediği, dolayısı ile sigortalının sağlığına ilişkin bir beyanda bulunmadığı, bu nedenle doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket etmediği gerekçesi yerinde değildir. Taraflar arasındaki ikinci soruna gelince; eğer sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı söz konusu olup, Dairemiz yerleşik uygulamasına göre, bu durumda dahi TTK’nın 1290/1. maddesindeki ihbar yükümlülüğüne aykırı davranışın gerçekleşebilmesi için bildirilmeyen rahatsızlık ile riziko arasında illiyet bağının mevcut olması gerekmektedir. Mahkemece görüşüne başvurulan avukat bilirkişinin ise bu konularda görüş bildirmek için yeterli uzmanlığa sahip olmadığı açıktır. Bu itibarla mahkemece, sigortalıya ait tüm tedavi kayıtları dosya içine getirtilerek, aralarında konunun uzmanı olan bir hekimin de bulunduğu bilirkişi kurulu vasıtasıyla inceleme yaptırılmak suretiyle, sözleşme anında sigortalının koah hastalığının bulunup bulunmadığı, mevcut olduğunun tespiti halinde kasten gizlenip gizlenmediği ve ölüm rizikosu ile bildirilmeyen bu hastalık arasında illiyet bağının olup olmadığı değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.