T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/298 - 2026/445 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/298 KARAR NO : 2026/445 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 30/11/2023 NUMARASI : 2023/120 E. - 2023/475 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/298 - 2026/445 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/298 KARAR NO : 2026/445 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 30/11/2023 NUMARASI : 2023/120 E. - 2023/475 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 30/11/2023 tarih ve 2023/120 Esas - 2023/475 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, davalı şahsın 2020/141544 başvuru sayısı ile 30. sınıfa giren bir takım mallarda tescil ettirmek istediği "..." markasının tesciline SMK m. 6/1, m. 6/3 ve m. 6/5 hükümlerine ve “.../...” esas unsurlu markalarına dayalı olarak davacının yaptığı itirazın, diğer davalı ... tarafından reddedildiğini, bu kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira davacının 2008 yılından beri “.../...”lı tescilli markalarını ticari faaliyetlerinde fasılasız ve ciddi bir biçimde kullandığını, bu markalara yoğun emek ve harcamalar ile bilinirlik kazandırdığını, hal bu iken davalı ...’in davacının bu markalarını, “bir tatlı çeşidi” olarak ele alarak herkesin kullanımına açık hale getirmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu ibarelerin aslen Latince kökenli olmakla birlikte İngilizce ve Fransızca’da bir süs çiçeğinin adı bulunduğunu ve Türkçe’ye de “...” şeklinde geçtiğini, bu ibareleri bir tatlının markası olarak Türkiye’de ilk olarak davacının ... isimli işletmelerinde kullandığını, davacının kullanımlarından önce “.../ ...” adıyla anılan puding/muhallebi cinsi bir tatlının piyasada ve literatürde mevcut olmadığını, bu ibarelere 29, 30, 35 ve 43. sınıflarda markasal hüviyette ayırt edicilik katanın ve ilk önce marka olarak tescil ettirenin davacı olduğunu, davacının bu markaları hükümsüz kılınmadığı sürece korunmasının zorunlu bulunduğunu, dava konusu edilen markada kullanılmış olan “...” kelimesinin “..., ... üreticisi” anlamlarına geldiğini, bu markayı gören tüketicilerin ilk anda zihninde davacının “...” markalı tatlılarının algılanmasının kaçınılmaz olduğunu, zira bu ibarelerin yoğun ve fasılasız kullanım ile davacıya ait ticari işletmeler olan ...’lar ile özdeşleştiğini, ortalama tüketicinin davacının markaları ile dava konusu markayı seri marka olarak algılayacağını, müvekkilinin “..., ..., ...” markalarının 2008 yılından bu yana 30. sınıf bakımından sektörel tanınmış birer marka haline geldiğini, dava konusu markanın bu tanınmışlıktan haksız biçimde faydalanacağını ileri sürerek, YİDK’in 2022-M-18282 sayılı kararının iptaline ve 2020/141544 sayılı markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında, başvuru kapsamında kalan mallar yönünden görsel, işitsel ve bütün olarak ortaya çıkan izlenim bakımından karıştırılabilecek derecede benzerlik bulunmadığını, SMK m. 6/5 hükmü koşullarının oluştuğunun ve “...” ibaresi üzerinde davacının gerçek hak sahibi olduğunun ispat edilemediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... ... vekili, davacı markalarında geçen ".../.../ ...” ibarelerinin, ülkemizde kremalı ve meyveli bir puding türü tatlının cins ismi olduğunu, dolayısıyla uyuşmazlık konusu olan “...” kelimesinin tek başına bir kişi ya da kuruluşun tekeline bırakılabilecek bir marka olmaktan çıktığını, nitekim ülke çapında pek çok pastahanede, kafede ve işletme raflarında görülen bu ürünün kamuya mal olduğunu ve herkes tarafından bilinen bir tatlı türü haline geldiğini, bu şekilde, malın cinsini ifade eden ve herkesin kullanıma açık olan ibarelerin ticari dürüstlük kuralları içerisinde kullanımının engellenemeyeceğini, ayrıca taraf markalarının birbirlerinden çok farklı unsurlar da ihtiva ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraf markalarında “...”, “...”, “...” ve “...” ibarelerinin kullanılmış olmasının, bu ibarelerin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin zayıf olması nedeniyle, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yetmediği, taraf markalarının kapsamına giren malların benzer olduğu, davalının markasının kapsamında kalmış gıda ürünlerinin hitap ettiği tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen/bilgi seviyesinin düşük bulunduğu, bununla birlikte açıklanan nedenlerle karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, davacının “gerçek hak sahipliği” ve “tanınmışlık” iddialarının dava konusu edilen markanın tesciline bir etkisinin olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili, "..." kelimesinin markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığı yönünde sonuca varılmasının temel sebebinin, "..." isminin, puding, krema, bisküvi ve muzla yapılan hafif bir tatlının adı olarak kabul edilmesi olduğunu, fakat ... mal ve hizmet sınıf listesinde, hiçbir şekilde "...-...-..." isminde tatlı çeşidi bulunmadığını, "..." ibaresinin marka olarak ilk kez 2008 yılında müvekkili tarafından kullanıldığını, müvekkilinin tarifi tamamen kendisine ait olan bir tatlı türü icat ettiğini ve bu tatlı türüne "..." ismini vererek marka olarak tescil ettirdiğini, bu ibarenin bir tatlı türü olarak bilinmesinin, müvekkiline ait markanın tanınmışlığını gösterdiğini, mahkemece her ne kadar dosya içerisinde müvekkiline ait markaların tanınmış marka olduğunu gösteren yeterli delil bulunmadığı belirtilmişse de bu hususun gerçeği yansıtmadığını, davalı markası ile müvekkili markaları arasında işitsel, görsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenim itibariyle ilişkilendirme ihtimalini içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğunu, müvekkili markasının jenerik hale geldiğinden bahisle hükümsüzlüğüne karar verilmediği sürece hukuki korumanın devam edeceğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, dava konusu “... ...'ın elinden” ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..., ..., ..." asıl unsurlu markalar arasında, başvuru kapsamında kalan mallar yönünden 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin olmadığı, zira davacının itirazına mesnet markalarının asli unsurunu oluşturan ".../..." ibaresinin, Türkiye'de bilinen ve yaygın olarak kullanılan bir tatlı çeşidinin adı olduğundan ayırt ediciliğinin düşük bulunduğu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/4332-2024/6058 E/K, 2023/6588-2024/7797 E/K, 2022/4182-2024-469 E/K sayılı ilamlarının da aynı yönde olduğu, bu duruma göre dava konusu başvuruya bir bütün olarak yeterli ayırt ediciliğin sağlandığının kabulü gerektiği, tanınmışlık veya eskiye dayalı kullanım iddiası yönünden de bir tescil engelinin bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile kalan 304,40-TL bakiye harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 26/02/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 26/02/2026 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.