11. Hukuk Dairesi 2010/5559 E. , 2012/5966 K. MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.05.2009 tarih ve 2005/520-2009/294 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ve davalılardan .... ..., ... vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10.04.2012 günü duruşmaya gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp 11.04.2012 havale tarihli ... vekilinin durumadan vazgeçme dilekçesi de gö…
**11. Hukuk Dairesi 2010/5559 E. , 2012/5966 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.05.2009 tarih ve 2005/520-2009/294 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ve davalılardan .... ..., ... vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10.04.2012 günü duruşmaya gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp 11.04.2012 havale tarihli ... vekilinin durumadan vazgeçme dilekçesi de gözönüne alınarak dosyanın duruşma yapılmaksızın incelenmesine karar verildikten ve temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, ....'nun kararlan ile aralannda davacı şirketin de bulunduğu Uzan Grubuna ait şirketlerin ortaklannın temettü hariç ortaklık haklan ile yönetim ve denetimine ... tarafından el konulduğunu, fon kurulu tarafından yönetime getirilen yeni yönetimin muhasebe kayıtlannda yaptığı inceleme sonucu kasada olması gereken nakit ve çek tutarları ile mevcutlar arasında fahiş fark bulunduğunu tespit ettiğini, denetim kurulu raporu ile şirket kasasındaki açığın fiili olarak şirket kasasına ödenmediği halde fîktif olarak ödenmiş gibi gösterilen apel ödemelerinden kaynaklandığının, kayıtlarda şirket ortağı olarak gözükmemelerine rağmen şirket yönetiminin belirli bir grup hakim ortak tarafından yürütüldüğünün, resmi kayıtlarda yer alan şirket ortaklarının ise göstermelik ve muvazaalı bir şekilde ortak sıfatını taşıdıklarının belirlendiğini, şirketi temsil ve ilzama yetkili kişiler tarafından hakim ortaklar lehine düzenlenen vekaletnamelerin, yönetici konumunda olan kişilerin göstermelik ortaklar olmakla birlikte şirketin hakim ortaklan ile birlikte hareket ettiklerini ve şirket zararından sorumlu olduklarını gösterdiğini ileri sürerek, 20.09.2002 ve 31.12.2002 tarihinden beri ödenmeyen toplam 280.000,00-TL apel ödemesinden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 5.560,00-TL kısmının 20.09.2002 ve 31.12.2002 tarihinden itibaren işleyecek kademeli ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, 21.09.2006 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 280.000,00-TL na çıkarılmıştır. Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacı şirkette davalılar ... ile ...'nun 13.02.2002-13.02.2004 tarihleri arasında, ......'ın 13.02.2002-18.07.2003 tarihleri arasında ...'ın 13.02.2002-07.02.2003 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi, ...'m 13.02.2002-23.07.2003 tarihleri arasında denetim kurulu üyesi olarak davacı şirkette görev aldıklan, diğer davalılann kayıtlarda şirket ortağı olarak gözükmemelerine rağmen şirket yönetiminin belirli bir grup hakim ortak tarafından yürütüldüğü, resmi kayıtlarda yer alan şirket ortaklarının ise göstermelik ve muvazaalı bir şekilde ortak sıfatını taşıdıkları, şirketi temsil ve ilzama yetkili kişiler tarafından hakim ortaklar lehine düzenlenen vekaletnamelerin, yönetici konumunda olan kişilerin göstermelik ortaklar olmakla birlikte şirketin hakim ortakları ile birlikte hareket ettikleri ve şirket zaranndan sorumlu oldukları kanıtlanamadığı, 13.02.2004 tarihi itibariyle ya da önceki yıl sonu 31.12.2003 tarihi itibariyle şirket kasası ile ilgili fiziki sayım ve tespit sonuçlannı içeren, dolayısıyla davacı şirketin kasa hesabının gerçek durumunu objektif olarak ortaya koyacak özellikte, yetkililer tarafından imzalanmış bir envanter kaydının listesinin ya da sayım tutanağının dosyaya sunulmadığı, sadece kaydi verilere dayanılarak çıkarılan ve kasa açığı olduğu ileri sürülen dava konusu bedele ilişkin olarak davacı şirketin muhasebe içi ve dışı envanterinin TTK. ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığı kanıtlanamadığı, dosyada kasa açığını ispatlayan yeterli evrak bulunmadığından TTK.'nun 336 ve 359. maddelere aykırılık ve davacı şirket zararı kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkındaki davanın HUMK.'nun 409/son maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına, diğer tüm davalılar hakkında ki davanın ise reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili ile davalılardan ... vekili,... vekili, ... vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, karar başlığında vekil isimlerinde yapılan maddi hatanın mahalinde düzeltilmesinin mümkün görülmesine, davaya konu alacağın Fon alacağı niteliğinde bulunması nedeniyle zamanaşımı süresinin 20 yıl olmasına, davacı şirketin ortağı, yönetim ve denetim kurulu üyesi olmayanlar hakkında açılan davanın haksız eylem hükümleri uyarınca (Borçlar Kanunu 60. maddesi) 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olmasına göre, davalılardan ... vekili,... vekili, ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davacı vekilinin temyizine gelince;Dava, fiilen ödenmediği halde kayıtlarda ödenmiş gibi gösterilen sermaye borçlarının davalılardan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece,yukarıdaki özettenden de anlaşılacağı üzere benimsenen bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, davacı taraf, davalıların ödenmeyen sermaye borcunu talep ve dava yönünden herhangi bir girişimde bulunmadıklarını, tam tersine fiilen ödenmeyen apel ödemelerini fiktif olarak ödenmiş gibi göstermiş olmaları nedeni ile oluşan şirket zararından davalıların sorumlu olduklarını iddia etmiştir. Davacı şirket bir anonim şirket olup, TTK’nun 269. maddesi uyarınca borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle sorumlu bulunup, ortakların sorumluluğu ise taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.Yine anılan Kanun’un 140. maddesinde her ortağın usulüne uygun tanzim ve imza edilmiş şirket mukavelesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu düzenlenmiştir.Anılan maddeler ile ortakların sermaye borçlarını yerine getirme zorunluluğuna ve sermaye borçlarının ortaklardan tahsili usulüne ilişkin olarak çeşitli maddelerdeki (TTK’nun 405 ve devamı maddeleri gibi) düzenlemeler göz önüne alındığında ortaklar şirkete karşı sermaye borcunu ödemekle yükümlü olup, bu yükümlülüklerine uymamaları halinde şirkete tazminat isteme hakkı da tanınmıştır.Borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğu malvarlığı ile sınırlı bulunan anonim şirketlerin bu nedenle de sermayelerinin 3. kişiler için bir teminat ve şirketin mali gücünün ölçüsü yönünden de önemli bir gösterge niteliğinde olması nedeniyle şirket sermayesinin ödenmiş olması 3. kişilerin haklarını da etkileyen bir husustur.Öte yandan, bir şirketin devamını sürdürebilmesi ve ticari faaliyette bulunabilmesi için paraya ihtiyacı olduğundan ortakların şirkete karşı olan sermaye borçlarını yerine getirmemelerinin şirketi mutlak şekilde zarara uğrattığının kabulü gerekir.Bu itibarla, ortaklar yönünden şirkete karşı sermaye borcunu ödeme yükümlülüğü mevcut olduğu gibi bu tutarların tahsil edilmemesine rağmen tahsil edilmiş gibi gösterilmesinden dolayı kusursuz olduklarını kanıtlayamamaları halinde yönetim ve denetim kurulu üyeleri de bundan dolayı sorumlu bulunmaktadır.Başka bir deyişle, apel borçları tahsil edilmediği halde tahsil edilmiş gibi gösterilmiş olması veya geç tahsil edilmesi davacı şirket için bir zarardır.Davalılar arasında gösterilen şirket çalışanları ise şirket ortaklarının ödemekle, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de tahsilini sağlamakla yükümlü oldukları sermaye borçlarının yasaya aykırı şekilde kayıtlara geçirilmesinden dolayı haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olduklarından meydana gelen olayda kusurlu olmaları halinde sorumlu tutulmaları mümkündür.Davalılar arasında gösterilen şirket ortağı olarak resmi kayıtlarda görünmemelerine rağmen şirketi fiilen yönettiği iddia edilen kişiler yönünden de davacının bu husustaki iddialarının incelenerek bu kişilerin ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönettiklerinin tespiti halinde bunların da somut olayla ilgili olarak haksız eylem hükümleri uyarınca sorumlu olup olmadıklarının tartışılması gerekmektedir. O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davacının ortak, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ortak olmamalarına rağmen şirketi fiilen yönetenler ve şirket çalışanları olan davalılara yönelik iddialarının yukarıda açıklanan yasal hükümler uyarınca incelenerek davalıların meydana gelen zarardaki sorumluluklarının tayin ve tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yasal olmayan yazılı şekildeki gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. 3-Bozma neden ve şekline göre de davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle,davalılardan ... vekili,... vekili, ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine,(2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin vekalet ücretine ilişen temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, aşağıda yazılı bakiye 4,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan ayrı ayrı alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 12.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.