11. Hukuk Dairesi 2024/5750 E. , 2025/3682 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/340 Esas, 2024/865 Karar HÜKÜM : Davanın reddi (Yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle) İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/346 E., 2023/1217 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön incel
**11. Hukuk Dairesi 2024/5750 E. , 2025/3682 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/340 Esas, 2024/865 Karar HÜKÜM : Davanın reddi (Yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle) İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/346 E., 2023/1217 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369/2 hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin hissedarı bulunduğu A.F.E. Elektrik Üretim Ltd. Şti’ndeki (A.F.E) hisselerinin bir kısmını 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile dava dışı ..., ... ve ... 'e devrettiğini, hisse devrinden önce şirketin nev'i limited şirket iken ilgili mevzuat gereğince şirket nev'i değişikliği yapılması gerektiği ve şirket nev'inin anonim olarak değiştirildiğini, nev'i değişikliği işlemi için de dava konusu 07.03.2011 tarihli şirket ortaklar kurulu kararı alındığını, ancak bu dava konusu toplantının fiilen yapılmamasına rağmen toplantı yapılmış gibi gösterilerek karar alındığını, müvekkilinin toplantıya davet edilmediği ve katılmadığı halde yerine karara sahte imza atılmak suretiyle katılmış gibi gösterildiğini, bu arada şirket ortakları tarafından anonim şirket ana sözleşmesi hazırlandığını, ancak ana sözleşmenin taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesi hükümlerine aykırı hükümler içerdiği gibi müvekkili yerine sahte imza atılmak suretiyle tanzim edildiğini, bu şekilde hazırlanan anonim şirket ana sözleşmesi, limited şirket ortaklar kurulu onayına sunulmadan öz varlık tespit bilirkişi raporu ile nevi değişikliği yapılarak şirketin limited şirketten anonim şirkete dönüştüğünden ve noter tasdikli yönetim kurulu kararı bulunduğundan ticaret siciline tescil ve ilân edildiğini, tescil edilen ana sözleşmenin hisse devir sözleşmesi hükümlerine uygun ... getirilmesi için dava dışı ortaklara keşide edilen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını ileri sürerek davalı şirketin 07.03.2011 tarih ve 2011/3 sayılı ortaklar kurulu kararının ve ana sözleşmesinin hükümsüzlüğünün, geçersizliğinin veyahut yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu ortaklar kurulundaki imzanın sahte olmadığını, davacının toplantıya usulüne uygun olarak çağrıldığını, dava dilekçesinde ana sözleşmenin son sayfasının imzalandığının ikrar edildiğini, yasada aranan nisapla karar alındığını, davacının payının nisabının etkilemediğini, davanın karardan 6 yıl sonra açıldığını, davacı iddialarının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun(TMK) 2. maddesine aykırı olduğunu, davacının sonradan yönetim kurulu toplantılarına katıldığını ve imzalar attığını, ortaklar kurulu kararından başından beri haberi bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile işbu davayla birleştirilen davalı noter hakkındaki davanın tefrik edildiği, taraflar arasında görülen Bursa 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/13, 2017/15, 2017/1685 E. sayılı dosyalarında alınan ve gerekse işbu dosyada alınan bilirkişi raporlarından, dava konusu 07.03.2011 tarihli ortaklar kurulu toplantısındaki imzanın davacının eli ürünü olmadığının belirlendiği, yine dava konusu davalı şirketin ana sözleşmesinin 1, 2, 3 sayfalarındaki kurucu ortak davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı, sözleşmenin son (4.) sayfasındaki imzanın ise davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, dava konusu olmayan 23.08.2011, 28.08.2012 ve 24.10.2016 tarihli genel kurul toplantı tutanaklarındaki davacı adına atılı imzaların davacıya ait olduğu, davalı şirket enerji sektöründe faaliyet göstermekte olup, şirketin anonim şirkete dönüştürülmesi yasal zorunluluktan kaynaklandığından ve şirketin anonim şirkete dönüştürülmesi davacının aleyhine sonuçlar doğurmadığından bu kararın davacı aleyhine etkilerinin bulunmadığı, kaldı ki iptali istenen nevi değişikliği kararının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 189/1-c maddesi uyarınca 3/4 oy nisabıyla alınabileceğinden ve davacının hissesinin %20 olduğu dikkate alındığında yasanın öngördüğü oy oranıyla alındığından davacı toplantıya katılmamış olsaydı bile oyunun karara tesirinin bulunmadığı, davacının dava konusu ortaklar kararının sicilde ilanından yaklaşık 6 yıl sonra dava açtığı, ayrıca davacının nevi değişikliğine ilişkin genel kurul kararından sonra yapılan 23.08.2011, 28.08.2012 ve 24.10.2016 tarihli genel kurul toplantılarına da katıldığı, davacının katıldığı 3 genel kurul toplantısına ve nevi değişikliğine ilişkin kararın üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen hissedarı olduğu şirketin nevi değiştirdiğini bu süre içerisinde öğrenememesinin hayatın olağan akışına uygun görülmediği, bu durumda nevi değişikliğine ilişkin sözleşme ve genel kurul kararındaki imzalar davacıya ait olmasa dahi eldeki davanın hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirketteki hisselerinin bir bölümünü aralarında imzalanan adi yazılı 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile dava dışı ..., ... ve ... 'e devrettiği ve akabinde noterde hisse devir sözleşmesi düzenlendiği, hisse devrinin şirket ortaklar kurulunda onaylanarak sicile tescil edildiği, dava konusu davalı şirketin 07.03.2011 tarihli ortaklar kurulu tarihi itibariyle şirket ortaklık yapısının ise ..., ... , ... , ..., ... , ... ve davacı ... ’den oluştuğu, dava konusu 07.03.2011 tarihli ortaklar kurulu toplantısının tüm ortakların katılımıyla yapıldığı ve şirket nev'inin anonim şirket olarak değiştirilmesine ilişkin kararda, davacıya atfen atılı imzanın sahteliğinin sabit olduğu, hem 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) hem de 6102 sayılı TTK'da anonim ve limited şirketlerde çağrısız genel kurul toplantısının yapılmasının belli şartlara bağlandığı, buna göre bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması gerektiği, her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısının bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlendiği, 6102 sayılı TTK’nın bu konu bakımından 6762 TTK’dan farklı olarak çağrısız genel kurulda geçerli bir karar alınabilmesinin söz konusu toplantı yeter sayısının devamlılığına bağlı olduğu, söz konusu iki şartın çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsuru olduğu, dolayısıyla herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıyı terk etmesi veyahut toplantıya itiraz etmesi halinde çağrısız genel kurulda artık karar alınamayacağı, şayet söz konusu şartların eksikliğine rağmen karar alınırsa bu kararın yoklukla malul olacağı, dava konusu limited şirket nevi’nin anonim şirket olarak değiştirilmesine ilişkin kararın çağrısız genel kurulda ortaklardan davacının katılımı ve olumlu oyu olmaksızın, bir başka ifade ile somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 370. maddesinde öngörülen toplantı ve karar nisaplarına uyulmaksızın alındığı ve yok hükmünde olduğu, bu aşamada tartışılması gereken asıl meselenin hakkın kötüye kullanılması yasağının burada yoklukla malûl genel kurul kararlarının tespitinin talep edilmesi açısından uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplandığı; şeklen dahi var olmayan yoklukla malûl kararların tespitinin talep edildiği hallerde hakkın kötüye kullanıldığı savunmasının yapılması mümkün değilse de; hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkesinin her bir somut olay özelinde, istinai durumlarda ve somut olay adaletinin tecellisi bakımından titizlikle uygulanması gerektiği, bu durumda dava konusu ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olmasına neden olan ortakların hakkın kötüye kullanılması yasağı aracılığı ile menfaat temin etmiş olduğundan söz edilemeyeceği, zira somut olayda Şirket EPDK lisanlı enerji şirketi olup kanun değişikliği sebebiyle bu tür enerji şirketlerinin anonim şirkete dönüştürülmesi zorunluğu doğduğundan anılan kararda şirket türünün anonim şirkete dönüştürülmesinin kararlaştırıldığı, tür değiştirmenin bir ticaret şirketinin bir türden diğer bir türe ekonomik ayniyetini ve bağımsızlığını koruyarak ve malvarlığını tasfiye etmeksizin dönüşmesi olduğu, bununla birlikte davacı ortağın dava konusu ortaklar kurulu kararından sonra şirketin 23.08.2011, 28.08.2012 ve 24.10.2016 tarihli kararlarına iştirak ettiği gibi uzun süre sessiz kalarak dava açmayacağı yönünde inanç oluşturduktan sonra aradan geçen 6 yıldan sonra dava konusu ortaklar kurulu kararının yokluğunun tespitini istemesinin çelişkili davranış yasağını ihlâl mahiyetinde olduğu, hal böyle olunca dava konusu ortaklar kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespiti isteminin hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında yerinde görülmediği, bir diğer dava konusunun şirketin nev'i değişikliği dolayısıyla ortaklarca imzalanan ana sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespitine ilişkin olduğu, hükümsüzlüğü istenen ana sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın limited şirketler hakkında da uygulanması gereken 279. maddesine göre esas mukavelenin yazılı şekilde yapılması ve bütün kurucuların imzalarının noterce tasdik edilmiş bulunmasının şart olduğu, somut olayda davacı tarafça, nevi değişikliğine esas hazırlanan ana sözleşmenin ortaklar arasında adi yazılı şekilde düzenlenen 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi hükümlerine aykırı hükümler içerdiği ve bu sözleşme hükümleri doğrultusunda düzenlenmediğinin ileri sürüldüğü, davalının ise davacının imzasının bulunduğu ana sözleşmenin son sayfasında “özel hükümler” başlığı altında anılan sözleşmeye atıf yapıldığını belirttiği, dava konusu ana sözleşmesinin 1, 2. ve 3. sayfalarındaki kurucu ortak davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı anlaşılmışsa da son (4.) sayfasındaki imzanın ise davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, davacı ortağın şirket ana sözleşmesinin son sayfasındaki, imzasını inkar etmediği gibi imzanın da kendisine ait olduğunun tespit edildiği ve dolayısıyla ana sözleşmeden haberdar olmadığının ileri sürülemeyeceği, ayrıca dava konusu ana sözleşmenin tescil ve ilânından sonra davalı şirketin bir kısım kararlarına iştirak eden davacının bu şekilde örtülü olarak ana sözleşmeye icazet verdiğinin de kabulünün gerektiği, nev'i değiştiren şirketin tüm ortakların pay ve hukuki durumlarının ana sözleşmede aynen korunduğu, salt ana sözleşmenin ilk 3 sayfasındaki imzasının kendisine ait olmadığından bahisle sonradan sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında bulunduğu, ana sözleşme hükümlerinin 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi hükümlerine uygun düzenlenmediğine yönelik iddianın davalı şirkete değil, sözleşmenin nisbiliği ilkesi gereğince 10.06.2010 tarihli sözleşmenin tarafları olan diğer ortaklara karşı yöneltilebileceği, bununla birlikte dava konusu ana sözleşmenin 6762 sayılı TTK döneminde düzenlendiği ve dava tarihi itibariyle 6102 sayılı TTK'nın yürürlükte olduğu, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 22. maddesi gereğince anonim şirketlerin esas sözleşmelerini ve limited şirketlerin şirket sözleşmelerini yürürlük tarihinden itibaren 12 ay içinde (en geç 01.07.2013 tarihinde) yeni Türk Ticaret Kanunuyla uyumlu hâle getirmeleri gerektiği, dolayısıyla şirketlerin 6102 sayılı TTK’ya göre sözleşmelerini 01.07.2013 tarihine kadar değiştirmemeleri halinde sözleşmelerinin tüm hükümleri otomatik olarak 6102 sayılı TTK’nın hükümlerine tabi olacağından Kanundaki düzenlemelerin dışında hiçbir ayrıcalığa zaten tabi olamayacağı, buna göre davalı şirketin 6102 sayılı TTK hükümlerine uyumlu olarak ana sözleşmesinin değiştirildiği de ileri sürülmediği gibi buna dair dosyada herhangi bir bilgi ve belgeye de rastlanmadığı göz önüne alındığında davacının bu yöndeki tespit talebinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla yeniden esas hakkında hüküm tesis edilerek davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, limited şirketin anonim şirkete tür değiştirme suretiyle dönüşmesine ilişkin ortaklar kurulu kararının ve sonrasında imzalanan esas sözleşmenin hükümsüzlüğü, geçersizliği veyahut yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 26.05.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.