11. Hukuk Dairesi 2024/368 E. , 2025/1350 K. MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2153 Esas, 2023/1975 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Vakfıkebir Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/425 E., 2023/968 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararıYargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar ve…
**11. Hukuk Dairesi 2024/368 E. , 2025/1350 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2153 Esas, 2023/1975 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Vakfıkebir Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/425 E., 2023/968 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararıYargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 25.02.2025 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalının kardeş olduklarını, dava dışı limited şirket hisselerinin tamamının müvekkiline devrine ilişkin olarak taraflar arasında ön sözleşme imzalandığını, bu sözleşme uyarınca şirket hisselerinin müvekkiline devredildiğini, sözleşmede yer alan diğer yükümlülüklerinin de yerine getirildiğini, ne var ki sözleşmede % 50 hissesinin müvekkiline devri öngörülen taşınmazların davalı tarafından müvekkiline devredilmediğini ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapusunun iptali ile 1/2 hisse oranında müvekkili adına tapu kayıt ve tesciline karar verilmesini, bunun kabul edilmemesi halinde müvekkiline devri öngörülen payın rayiç bedelinin bilirkişi marifetiyle tespit edilerek müvekkiline ödenmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin inançlı işleme ilişkin devir taahhüdü içerdiğini belirtmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın devrine ilişkin sözleşmelerin resmi şekilde yapılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde; inançlı işlemin varlığının davacı tarafından ispat edilemediğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile inançlı işlemin varlığının davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri uyarınca ilk derece yargılaması dilekçeler teatisi, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm olmak üzere beş aşamadan oluşur. Dava dilekçesinin verilmesiyle bahsi geçen ilk aşama başlamış olur. 2.Dava dilekçesinde hangi hususların yer alacağı HMK'nın 119. maddesinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Buna göre dava dilekçesinde; mahkemenin adını, dava konusu ve mal varlığı haklarına ilişkin davalarda dava konusunun değeri, iddianın dayanağı olan tüm vakıaların sıra numarası altında açık özetleri ve iddia edilen her bir vakıanın hangi delille ispat edileceği ve dayanılan hukuki sebeplerin (maddi vakıaları) açıklanması zorunludur. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; birinci fıkrada az önce açıklanan (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkimin davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vereceği, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde davanın açılmamış sayılacağı düzenlenmiştir. Öte yandan davalı da, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde cevap dilekçesini sunmalı ( HMK 127/1. madde); yine cevap dilekçesinde, savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini, her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini göstermeli ve taleplerini belirtmelidir (HMK 129. madde). Dava ve cevap dilekçelerinin kapsamına ilişkin ilkelerin tamamlayıcısı niteliğinde olan aynı Kanun'un 136/2 hükmü gereğince; davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler, niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanacaktır. Davalının süresi içerisinde cevap dilekçesi vermemesi sonucunda davacının da artık 136/1 hükmüne göre cevaba cevap dilekçesi veremeyeceğinin tâbi bulunması karşısında, davalının hiç cevap dilekçesi vermemiş olması hâlinde hâkim, 136 ve devamı maddelerine göre dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının tamamlanması nedeniyle ön inceleme aşamasına geçecek ve kanundan kaynaklı istisnai hâller dışında görülmekte olan davaya ilişkin taraflar açısından iddia ve savunmayı değiştirme veya genişletme yasağı başlamış olacaktır. 3. İddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi ile kastedilen vakıaların, talep sonucunun ya da savunma sebeplerinin değiştirilmesi veya yeni vakıalar, talepler ya da savunma sebepler ilâve edilerek genişletilmesidir. 4. Yine HMK'nın 33. maddesi uyarınca; hâkim Türk hukukunu resen uygular. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hâkime aittir. Anılan yasal düzenlemeye göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hâkimine ait olması karşısında uyuşmazlığın çözümüne dair hukuki nitelendirmeyi de yine hâkim yapacaktır. Bu nedenle maddi vakıayı etkilememek kaydıyla salt hukuki sebebin değiştirilmesi de bu yasak kapsamında değerlendirilemez. 5. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme aşamasına geçilir. Kanun’un 140. maddesi ile düzenleme altına alınan ön inceleme duruşması; ön inceleme aşamasının yargılamanın başında bazı hususların çözümlenmesine imkân tanıması nedeniyle özel bir öneme sahiptir. Bu aşamanın başarısı, oturuma doğru şekilde hazırlanılarak, yapılması gereken işlemlerin mahkeme ve taraflarca doğru bir şekilde yerine getirilmesine bağlıdır. Mahkeme ön inceleme aşamasında; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler ve uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir ve üçüncü fıkranın son cümlesinde de düzenlendiği üzere “…Tahkikat (m. 143) bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür,…” O hâlde, uyuşmazlık çözümlenmişse bu tutanak bir sulh belgesiyken, uyuşmazlığın devam etmesi hâlinde ise, bu belge adeta yargılamanın yolunu gösteren bir yol haritası niteliğindedir. Mahkeme, Kanun’un bu cümlesiyle davanın taraflarına; tutanakta yer almayan hususların tahkikatın konusu olamayacağı ve tahkikat aşamasında tereddüt edilen bir hâl oluştuğu takdirde neyin incelenip neyin incelenemeyeceği hususunun bu tutanak uyarınca belirleneceği yönünde söz vermiştir. Ön inceleme tutanağının bu önemi ve tarafları bağlaması sebebiyle, altının oturumda hazır bulunanlarca imzalanması gerekmektedir. 6. Somut olayda, davacı dava dilekçesinde, davalı ile kardeş olduklarını, aralarında 30.04.2020 tarihli sözleşmenin imzalandığını, sözleşme gereğince üstlendiği edimleri yerine getirdiğini ancak davalının sözleşmenin 3.3. maddesinde ''satıcı ve alıcının %50-%50 paya sahip olacağı'' kararlaştırılan iki adet taşınmazın %50 hissesini kendisine devretmediğini iddia etmiş; cevaba cevap dilekçesinde ise bu sözleşmenin inançlı işleme ilişkin devir taahhüdü içermekte olduğunu, sözleşmede sıralanan tüm mal varlığının aslında kendisine ait olduğunu ancak üçüncü kişiler tarafından aleyhine başlatılan icra takibi ve açılan davalar sebebiyle olası haciz riskinden kaçınmak amacıyla güven duyduğu davalı kardeşine devrettiğini, haciz tehdidi ortadan kalkınca da bir araya gelerek devre ilişkin hususları düzenleyen işbu sözleşmeyi yaptıklarını, nitekim davalının da davaya konu taşınmazların devri dışındaki tüm edimleri yerine getirdiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptalini ve taşınmazların %50 hissesinin müvekkili adına tescilini talep etmiştir. 7. İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince HMK'nın 141. maddesi gereğince davacının cevaba cevap dilekçesi ile iddialarını genişlettiği, hukuken buna engel de bulunmadığı, inançlı işlemin ispatına ilişkin ispat yükünün davacıda olduğu, davacının bu hususu yazılı delillerle ispat etmesi gerektiği, ''şirket devri ön sözleşme'' başlıklı belgenin içerik itibariyle taraflar arasındaki inançlı işlemi ispata yarayacak yazılı delil niteliğinde bulunmadığı, esasen yazılı delil başlangıcı olarak da kabul edilemeyeceği ancak davacının yemin deliline dayandığı, yemin delilinin kendisine hatırlatılmadığı gerekçesiyle dosya İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmiş, yemin hakkı hatırlatılmış, davalının yemin etmesi üzerine ise davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise esastan reddedilmiştir. 8. Ancak, ön inceleme duruşmasında davacı taraf dava dilekçesini, davalı ise cevap dilekçesini tekrar ettiğini belirtmiş; tarafların anlaşamadıkları hususların; dava konusu taşınmazda, davacının haricen taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak ivazların yerine getirilip getirilmediği, davacı tarafça ödenen bedelin neye ilişkin ve tescil ve tazminat taleplerinin yerinde olup olmadığına ilişkin olduğu tespit edilmiş, ön inceleme tutanağı taraflarca imzalanmıştır. Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri gereğince taraflar arasındaki uyuşmazlığın bu çerçevede ele alınması ve çözümlenmesi gerektiği açıktır. Esasen davacı, cevaba cevap dilekçesinde de iddiasını değiştirmiş olmayıp davaya konu sözleşmenin yapılmasının arkasındaki nedeni, bir başka deyişle tarafları bu sözleşme yapmaya iten saiki açıklamıştır. 9. Kabule göre, Mahkemenin inançlı işleme ilişkin gerekçesine de itibar edilmez. Bilindiği üzere Türk Hukukunda inançlı işlemleri doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Ancak uygulama ve öğretide, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 26 . (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 19 . ) maddesinde yer alan “sözleşme özgürlüğü” ilkesi kapsamında inançlı sözleşmelerin düzenlenebileceği ve geçerliliği kabul edilmektedir. İnançlı işlemlerde inanan ve inanılan taraf, inanç sözleşmesinin konusunun mülkiyetinin önce inanılana geçmesi; ardından inanana geri dönmesi hususunda anlaşırlar. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, tarafların hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. Mahkemece davaya konu belgenin inançlı işlemi ispata yarar belge niteliğinde olmadığı gerekçesine yer verilmiş ise de, davacı zaten bu belgenin inançlı işlem mahiyetinde olduğunu değil, inançlı işleme ilişkin devir taahhüdünü içermekte olduğunu beyan etmektedir. Bir başka ifade ile davacı, bu sözleşmenin imzalanmasından önceki süreçte tarafların inançlı işlem konusunda iradelerinin uyuştuğunu, tarafları inançlı işlem yapmaya iten sebeplerin ortadan kalması üzerine ise bir araya gelerek hisse ve taşınmazların devrine ilişkin esasları düzenleyen bu sözleşmeyi imzaladıklarını iddia etmektedir. 10. HMK'nın 33. maddesi uyarınca; hâkim Türk hukukunu resen uygular. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hâkime aittir . Anılan yasal düzenlemeye göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hâkimine ait olması karşısında uyuşmazlığın çözümüne dair hukuki nitelendirmeyi de yine hâkim yapacaktır. 11. Dairemizin emsal nitelikteki (2000/5430 Esas, 2000/6618 Karar ve 11.09.2000 Tarih) kararında da belirtildiği üzere, her ne kadar tapulu bir taşınmazın haricen yapılan devri sonucunu doğuran sözleşmeler geçersiz ise de, dava konusu olayda olduğu gibi durumlarda, yanı davacının üzerine düşen edimini yerine getirmesi ve davalının da edimlerin büyük bölümünü yerine getirmesinden sonra şekle aykırılığa bağlanan geçersizlik müeyyidesi adalet duygularını ağır şekilde örseler. Kanunda özel bir hüküm bulunmadıkça şekilsizlik nedeniyle geçersiz bir sözleşmenin ifasının da geçersiz kalması genel kural ise de, bu kural, MK'nun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralına aykırı düşecek tarzda uygulanamaz. Yukarıda da belirtildiği üzere davacı sözleşmede üstlendiği edimini yerine getirmiş, davalı şirkette bir kısım tapulu taşınmazları devrettiği gibi, dava dışı şirketin hisselerini davalıya devretmiş, dava konusu edilen taşınmazlar dışında diğer edimler yerine getirilmiş olup davalının şekle aykırılık savunmasına itibar edilemeyeceği açıktır. 12. Açıklanan tüm bu nedenlerle Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.