11. Hukuk Dairesi 2010/4406 E. , 2010/5379 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14.11.2007 gün ve 2006/413 sayılı kararı bozan Daire’nin 26.01.2010 gün ve 2008/4135-2010/806 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rap
**11. Hukuk Dairesi 2010/4406 E. , 2010/5379 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 14.11.2007 gün ve 2006/413 sayılı kararı bozan Daire’nin 26.01.2010 gün ve 2008/4135-2010/806 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi ...ile davalı arasında eski tarihli neşir mukaveleleri mevcut olup, bu sözleşmelerin FSEK 52 nci maddesine uygun olmayıp aynı zamanda zamanaşımına uğramış olmaları nedeniyle davalının halen mali hakları kullanamayacağını, ortada FSEK hükümlerine göre geçerli bir sözleşme olmamakla birlikte geçerli addedilse dahi sözleşmelerde basım sayısı belirtilmediğinden davalının ancak bir basım hakkı olduğunu bildirerek mali hak ihlali nedeniyle FSEK 68 nci maddesi gereğince 57.000 YTL mali hak bedelinin tahsili ile ihlalin sürmesi nedeniyle tecavüzün men' ini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce davacı yararına bozulmuştur. Bu kez, davalı vekili karar düzeltme talep etmiştir. Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve davacı tarafın BK 375. maddesine de dayanmasına ve neşir sözleşmelerinde kitapların bası adedinin yoruma meydan vermeyecek biçimde belirtilmesi gerekmesine, sözleşmeler yoluyla davalı yayıncıya dava konusu kitaplar ve 5846 sayılı FSEK 48/2. maddesi anlamında ve tam ruhsat niteliğinde mali hakları sadece kullanma yetkisi devredilerek söz konusu mali haklar bizzat eser sahibinin malvarlığında kalmaya devam ettiğinden, eser sahibi ya da mirasçıların esasen kendilerine ait hak ve yetkilerine dayalı olarak 5846 FSEK 69. maddesine dayalı tecavüzün önlenmesini isteme yetkisini eserin koruma süresi içerisinde diledikleri zaman kullanabilecek olmalarına, öte yandan karar düzeltme dilekçesi ekinde sunulan Dairemizin 29.01.1999 tarih 10031/250 sayılı kararında da yine Dairemize ait 04.12.1975 gün 4967/7001 sayılı kararda açıklanan sıhhat vasfının "zımni rıza" veya "zımni izin" ile ortadan kaldırılamayacağı görüşünün benimsendiği ve uygulamanın bu yönde devam ettiği vurgulandıktan sonra; söz konusu karara konu somut uyuşmazlık koşulları çerçevesinde MK 2/2. maddesinin değerlendirilmiş bulunmasına, nitekim Dairemizin iş bu davadaki karar düzeltmeye konu 26.01.2010 tarih 4135/806 sayılı kararın (1) bendinde de davacı tarafın FSEK 68. maddesine dayalı telif tazminatı talebinin birinci basıdan sonra neşir sözleşmesi sona ermesine rağmen devam eden sonraki basılar yönünden uzun süre sessiz kalınmak suretiyle davacıların sonraki basılara muvafakat etmiş sayılacağı kabul edilerek bu yöne ilişkin davacı temyizleri reddedilmek suretiyle somut uyuşmazlığın koşulları kapsamında MK 2/2. maddesinin de gözönüne alınmış bulunmasına göre, davalı vekilinin HUMK'nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK'nun 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 35,50 TL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK'nun 442/3. maddesi hükmü uyarınca, takdiren 172,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 14.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dava, eser sahibinin mirasçıları tarafından açılan FSEK 68 nci maddesi uyarınca hesaplanan telif tazminatının tahsili ile aynı yasanın 69 ncu maddesi uyarınca tecavüzün önlenmesine ilişkin olup, davacılar, murisleri ile davalı arasında yapılan sözleşmelerin FSEK'nun 52 nci maddesine göre geçerli bulunmadığını, geçerli addedilse dahi bu sözleşmelere göre davalının ancak bir bası yapma hakkı olduğu iddiasıyla dava açmışlar ve mahkemece de davalının 52 nci maddeye uygun olarak hak devralmadığı, sözleşmelerin geçersiz bulunduğu fakat 25 yıl sessiz kaldıktan sonra bu davayı açmanın MK'nun 2 nci maddesine aykırılık oluşturduğu kabul edilmiştir. Mahkemenin bu kararının temyizi üzerine, Dairemizce sözleşmelerin FSEK'nun 52 nci maddesindeki geçerlilik koşulunu taşıdığı kabul edilmesine rağmen davacılar karar düzeltme talep etmemişler ve bu suretle sözleşmelerin geçerli olduğu hususu kesinleşmiştir. Dairemizin çoğunluk görüşü, geçerli olan bu sözleşmelerde bası adedi açıkça gösterilmediğinden BK'nun 375 nci maddesi uyarınca sözleşmenin bir bası ile sınırlı olduğunun ve her ne kadar telif ödeme makbuzlarında "bütün baskılar için" ifadesi mevcut ise de bu ifadenin, ancak ödemenin yapıldığı tarihe kadar olan baskıları içerdiğinin kabulü gerektiği yönündedir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmeler ve telif ücretinin ödenmesine dair makbuzlar ve diğer deliller gözetildiğinde sayın çoğunluğun bu görüşüne iştirak edilmemiştir. BK nun 18. maddesine göre, akitlerin yorumunda tarafların gerçek ve ortak maksatları aranmalı, lafızlardan fazla uzaklaşmadan halin icaplarına göre ve dürüstlük kurallarına göre muhatabın beyana vereceği anlam esas alınmalıdır. Somut olayda, 28.03.1978 tarihinden önce yapılan neşir sözleşmelerine konu olan eserleri de kapsar şekilde 28.03.1978 ve bu tarihten sonra yapılan tüm sözleşmelerde yazar, eserlerinin "tam ruhsat (kullanma hakkı, intifa hakkının devri) niteliğinde olmak üzere her türlü baskı haklarını" belli bir ücret mukabilinde bütün hukuk ve vecaibiyle birlikte devir ve temlik etmiş, sözleşmelerle aynı gün veya çok yakın bir tarihte düzenlenen makbuzlarda da telif ücretini, eserin "bütün baskı hakları" için tahsil ettiğini beyan etmiştir. Sözleşme ve aynı tarihte düzenlenen makbuzlardaki bu ifadeler, koruma süresi içinde yapılacak tüm baskı (tab) haklarının devredildiğini yoruma ihtiyaç olmaksızın çok açık bir şekilde göstermekte olduğundan BK.nun 375/1 nci maddesinin somut olayda uygulanması mümkün görülmemektedir. Eser sahibi, sözleşmelerin düzenlendiği tarihten (1978-1983) ölüm tarihi olan 1996 tarihine kadar da eserlerinin birçok baskısı yapılmasına rağmen bu konuda hiç bir ihtilaf çıkarmamış, yapılan her baskı için yeni bir telif ücreti talep etmemiş, mirasçıları olan davacılarda 07.03.2005 tarihli ihtarnameye kadar sessiz kalmışlardır. Buna rağmen, sözleşmelerin açık olmaması nedeniyle BK.'nun 18 nci maddesi gereğince yorumlanması yoluna gidildiğinde, BK'nun 375 nci maddesine göre bası adedinin gösterilmemesi halinde sözleşmelerin bir basıya ilişkin olduğu kabul edilir ise de, FSEK'nun 48 nci maddesine göre eser üzerindeki mali hakların kullanımının süresiz olarak dahi bir başkasına devri ve ruhsat tanınması mümkün olabildiğinden sözleşme ve makbuzlardaki lafızlar, yazarın yaklaşık 18 yıl boyunca yapılan müteaddit basılar için yeniden ücret talep etmemesi, yazarın ölümünden sonra mirasçıları olan davacıların 9 yıl sessiz kalmaları ve 1978 tarihinden önce yapılan sözleşmelerde bir bası için kararlaştırılan ücret ile bu tarihten sonra yapılan sözleşmelerdeki ücret arasındaki izah edilmeyen artış gözönüne alındığında yazarın "her türlü baskı hakları", "bütün baskı hakları" ifadelerini kullanmaktaki amacının eserinin yapılabilecek tüm baskıları (tab'ları) için davalıyı yetkilendirmek olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece alınan bilirkişi kurulu raporunda da tarafların iradelerinin "tüm basılara" ilişkin olduğu, bu nedenle davacıların sözleşmelerin yalnızca bir basıya ilişkin olduğuna dair iddialarının isabetli olmadığı kabul edilmiştir. Karar düzeltme aşamasında, Sayın Çoğunluk tarafından benimsenen temyiz bozma ilamında makbuzlardaki "bütün baskı hakları" ibaresinin ancak eserin o tarihe kadar yapılan baskılarını içerdiği kabul edilmiş ise de yazar ile davalı yayınevi arasında yapılan neşir sözleşmesi ile aynı tarihte veya çok yakın bir tarihte makbuzların düzenlenmiş olması ve bu nedenle makbuz tarihi itibariyle birden fazla baskı yapılmış olması değil, bir bası yapılmış olması dahi fiilen mümkün görülmediğinden bu görüşe iştirak edilememiştir. Diğer yandan, yazar ile davalı arasındaki sözleşmeler davalı tarafından yapılacak tüm basıları içerip FSEK'nun 48 nci maddesine göre de bunun mümkün olmasının yanısıra sözleşmelerin sadece bir bası ile sınırlı olduğunun kabulü halinde dahi, muris ile mirasçıları olan davacıların toplam 25 yıl boyunca sözleşmeyi bu şekilde yorumlayıp yapılan tüm basılara rıza gösterdikten sonra dosya içinde bir örneği bulunan Dairemizin 1998/10031 E, 1999/250 K sayılı 29.01.1999 tarihli kararında da gerekçelendirilerek vurgulandığı üzere şekle aykırılığı ileri sürmeleri hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olup, bu davranışı hukuk düzeninin korumaması gerekmektedir. Zira, hukukun her alanında kullanılmakta olan hakkın kötüye kullanılması yasağı şekle aykırılığı ileri sürme hakkı içinde bir sınır teşkil etmekte olup, bu husus kamu düzeninden olduğundan resen gözetilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının sözleşmelerin FSEK 52 nci maddesine uygun olduğu kabul edilip gerekçesinin düzeltilerek onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.