Hukuk Genel Kurulu 2025/165 E. , 2025/940 K. "" MAHKEMESİ : Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2024/5 E., 2024/11 K. 1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı Yargıtay 2. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne ilişkin verilen karar davalı ... fer'î müdahil vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunca yapılan inceleme sonunda bozulmasına karar verilmiş ve Özel Da…
Hukuk Genel Kurulu 2025/165 E. , 2025/940 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2024/5 E., 2024/11 K. 1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı Yargıtay 2. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne ilişkin verilen karar davalı ... fer'î müdahil vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunca yapılan inceleme sonunda bozulmasına karar verilmiş ve Özel Dairece, Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Karar davalı ... fer'î müdahil vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, eşi ... aleyhine boşanma davası açtığını, boşanma davası devam ederken mahkemece 20.10.2017 tarihli ara karar ile baba ...'nun ortak çocuk ile kişisel görüşme talebinin kabul edildiğini, baba ile ortak çocuk arasında her ayın birinci ve üçüncü hafta sonu Cumartesi günü kişisel ilişki kurulduğunu, müvekkili tarafından mahkemeye verilen dava dilekçesinde babanın ortak çocuğu öldürmeye teşebbüs ettiğinin bildirilerek koruma talep edildiğini, buna rağmen davaya bakan hâkimin anılan kararı verdiğini, babanın ortak çocuğu bu karara istinaden 04.11.2017 tarihinde ilk Cumartesi günü aldığını ve 05.11.2017 tarihinde çocuğu öldürdüğünü, hâkimin ağır ihmâlle açıkça kanuna aykırı karar verdiğini, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 3 23... . maddelerinin ihlâl edildiğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı hüküm kurulduğunu, hâkimin ağır ihmâli ile verdiği karar sonucunda müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, eylem ile zarar arasında illiyet bağının bulunduğunu, müvekkilinin maddi zararının destekten yoksun kalma tazminatı şeklinde tezahür ettiğini ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminatın 20.10.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 29.05.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 809.928,44 TL olarak artırmıştır. Davalı Cevabı 5. Davalı ... Hazinesi vekili cevap dilekçesinde; davanın Hazine aleyhine açılması gerekirken dava dilekçesinde ihbar olunan hâkimin davalı olarak gösterildiğini, müvekkili aleyhine açılan bir davanın bulunmadığını, bu nedenle müvekkiline husumet düşmediğini, ayrıca davanın zamanaşımına uğradığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46. maddesinde yer alan koşulların oluşmadığını, talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 6. Fer'î müdahil 14.06.2021 tarihli dilekçesinde; dava dilekçesinin okunmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının dava dilekçesinde yazdığı hususları teyit eden ve araştırma yapılmasını gerektirecek herhangi bir bilgiye ve delile dilekçe ekinde yer verilmediğini, hukuk yargılamasında taraflarca getirilme ilkesinin bulunduğunu, davacının iddiasını somutlaştırmadığını, çocuk lehine tedbir kararı verilmiş olsa bile bu durumun ortak çocukla baba arasında şahsi ilişki tesisine engel olmayacağını, şahsi ilişki tesisine ilişkin karara karşı davacı annenin bir itirazda bulunmadığını, HSK tarafından yapılan soruşturma sonucunda ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, somut olayda ihmâlinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Özel Daire Kararı 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 06.06.2023 tarihli ve 2021/4 Esas, 2023/9 Karar sayılı kararı ile; “…Hukukumuzda, hâkimin hukuki sorumluluğu kabul edilmiştir. Bu sorumluluk haksız fiilden, hâkimin yargısal faaliyetinden veya idari faaliyetinden kaynaklanabilir. Tazmin sorumluluğu hangi sebepten kaynaklanırsa kaynaklansın sorumluluğun genel koşullarına tabiidir. Buna göre öncelikle sorumluluğu gerektiren hukuka aykırı bir halin varlığı, kusur, zarar ve illiyet bağı bulunmalıdır. Somut davadaki sorumluluk, hâkimin yargısal faaliyetinden kaynaklanmaktadır. Hukuka aykırı fiiller ...nın 46.maddesinde 6 bent halinde sayılmıştır. Bu maddede sayılan hallerden birinin gerçekleşmesi halinde hukuka aykırı eylemin varlığından söz edilir. Dava dilekçesi verilip çocuğun ve davacının esenliğinin tehlike altında olduğu bildirilerek koruma talep edilmesine rağmen hâkimin sadece davacı kadın yönünden koruma kararı verip çocuk için herhangi bir karar vermediği; çocuğu şiddet yanlısı olan babadan koruması gerekmesine ve böyle bir talep geldiğinde öncelikle sosyal inceleme raporu alması gerekmesine rağmen, rapor dahi almaksızın babası ile yatılı olarak kişisel ilişki kurmasına karar verdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, hâkimin delil ve belge aramaksızın tedbir kararı vermek, bu kararı geciktirmemek, gerekirse uygun barınma yeri sağlamak, kişisel ilişki kurmanın çocuğun üstün yararı ile sınırlı olduğu ve gerekirse reddedilebileceğini gözönüne almak ve geçici önlemleri talep olmasa dahi re'sen almakla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmediği ve bu suretle ...46/1-c maddesini ihlal ettiği belirlenmiştir. Hukuka aykırı halin varlığı açıktır. Kanunun açık ve amir hükümlerine aykırı davranıldığı için kusur mevcuttur. Hâkimin hukuka aykırı fiili ile daha evvel öldürülmesine teşebbüs edilen ve acilen korunması gereken çocuk şiddet yanlısı babaya teslim edilmiş ve bunun sonucu olarak da zarar doğmuştur. TBK.nın 49.maddesinde gösterilen illiyet bağı da mevcuttur. Bu nedenle ...46/1 maddesi gereğince Devletin tazminatla sorumlu olduğu kabul edilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1- Davanın kabulüyle; a)809.928,44 TL. maddi tazminatın 05.11.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, b)Takdiren 30.000 TL. manevi tazminatın 05.11.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, 2-Davalı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 3-Dosya Adli Yardımlı olduğundan re'sen yapılan 2.947,75 TL. yargılama giderinin davalı ... üzerinde bırakılmasına, 4-Davacı vekil ile temsil edildiğinden kabul edilen maddi tazminat için karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/1 maddesine göre nispi olarak hesaplanan 107.092 TL.nispi vekalet ücretinin davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı vekil ile temsil edildiğinden kabul edilen manevi tazminat için karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10... /1 maddesine göre takdiren 17.800,00 TL.maktu vekâlet ücretinin davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine…” oy birliği ile karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı 8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... fer'î müdahil vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 9. Hukuk Genel Kurulunun 27.12.2023 tarihli ve 2023/2-858 Esas, 2023/1399 Karar sayılı kararı ile; “…33. Zararın ispatı davacıya düşmekte ise de, hâkim gerçek zararın miktarının ispat edilip edilemediğini gözeterek, ispat edilememişse bu zararı kendisi yasada belirtilen koşullarla tespit edecek; ardından da bu zararın giderilebilmesi için tazminat miktarını yine kanunda aranan usul ve esaslar çerçevesinde belirleyecektir. Ancak hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz (Turgut Uygur, Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, Birinci Cilt, 1990 Bası, s. 549). 34. Gerçek zararın ve miktarının ispat edilemediği durumlarda 6098 sayılı Kanun’un 50/2 nci maddesi gereğince hâkim bu zararı, hâlin olağan gelişimini ve zarar gören tarafın aldığı tedbirleri gözeterek takdir yetkisini kullanmak suretiyle belirler. Bu hüküm zararın gerek miktarını ve gerekse varlığını kesinlikle ispat edecek deliller getirilemediği takdirde uygulanacaktır. Böyle hâllerde, dosyada mevcut deliller, olayların normal gidişine göre bir zararın vukuunu kabule elverişli görünüyorsa, zarar ispatlanmış sayılır. Buna karşı 6098 sayılı Kanun’un 50/2 nci maddesi hükmünün uygulanabilmesi için bir zarar vukuunun sadece “muhtemel” görülmesi yeterli değildir. 35. Diğer taraftan, zarar miktarının 6098 sayılı Kanun’un 50/2 nci maddesi çerçevesinde hâkim tarafından takdir edilebilmesi, davacının bir zarar doğduğunu somut delillerle ispat edememiş de olsa böyle bir zararın doğumunu kabule esas olan ve miktarının tespitini kolaylaştıran olayları ispat etmesine ihtiyaç gösterir (Tekinay, Akman/Burcuoğlu, Altop:Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 579). 36. Hâkim takdir yetkisini kullanacağı olaylarda, hâlin mutad cereyanını ve mağdurun aldığı tedbirleri dikkate alacaktır. Hâlin mutad cereyanının dikkate alınmasından maksat davacının ortaya koyduğu delillere göre haksız fiilin işlendiği şartlarda, hayatın normal akışına göre meydana gelebilecek zararların hesaba katılmasıdır. Zarar görenin aldığı tedbirlerin dikkate alınmasından maksat, mahrum kalınacağı ileri sürülen kazançların elde edilmesini kuvvetli ihtimal dahiline sokan unsurlardır (Oğuzman, M. Kemal/ Öz, M. Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2009, 6. Bası, s. 552). 37. Zararı böylece belirleyen hâkim, hâl ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın şeklini ve kapsamını tayin ve tespit eder. Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukukî ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her somut olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir. 38. Dava konusu olayın çözümü için “Destekten yoksun kalma zararı” ile “Destekten yoksun kalma tazminatı” kavramalarının da kısaca incelenmesinde yarar vardır. 39. Ölenin destek ve yardımından yoksun kalanlarının uğradıkları bu zarara, destek kaybından doğan zarar denir. Destekten yoksun kalma zararı 6098 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinde yer almaktadır. Anılan madde aynen; “Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.” şeklinde düzenlenmiştir. 40. Türk Borçlar Kanunu’nun 53 üncü maddesinin öngörmüş olduğu hâl, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun kalma tazminatı” denir. 41. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse 6098 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için destekten yoksun kalma zararı yanında zarar ile haksız fiil arasında uygun illiyet bağının da bulunması gerekir. 42. Davacının ileri sürdüğü destekten yoksun kalmaya ilişkin tazminat talebinden hâkimin hukuki sorumluluğundan davalı Hazinenin sorumlu olup olmadığı hususu Özel Daire tarafından kabul edilmiş ise de şu hususu açıklığa kavuşturmakta fayda vardır. Elbette ki burada Hazinenin sorumluluğu bizatihi davacının çocuğunun vefatıyla sonuçlanan eylemden doğmaz ve davalı ... 6100 sayılı Kanun’un 46 ve devam eden maddeleri anlamında ölüme bağlı tazminatın doğrudan muhatabı değildir. Destekten yoksun kalma tazminatı, kural olarak doğrudan haksız fiil failinden (veya haksız fiili birlikte gerçekleştirenlerden) talep edilebilir. 43. Bu durumda, Hazinenin hâkimin hukuki sorumluluğu kapsamında destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu tutulması doğru değildir. 44. Bu çerçevede yapılacak değerlendirmede; 6098 sayılı Kanun’un 50/2 nci maddesinde yer alan “…Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.” hükmü uyarınca durumun gereği, hâkimin kusurlu olduğu, özellikle davacı annenin de olayda babanın şiddete meyilli olduğunu bilmesine rağmen kişisel ilişki kurma kararı henüz kendisine tebliğ edilmeden Whatsapp uygulaması ile öğrendiği karara binaen çocuğu babaya teslim ettiği ve bu karara itiraz etmediği hususları da dikkate alınarak davacı yararına (destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmeden) uygun bir maddi ve manevi tazminata hükmedilmelidir. 45. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayda hâkimin takdir hakkını kullanarak itiraz yolu açık olan bir ara karar kurduğu, davacı annenin bu kişisel ilişki kararına, 15.09.2017 tarihli olayla ilgili elinde olan bilgi, belge, tutanak, mesaj veya fotoğraf gibi delilleri mahkemeye sunmak suretiyle itiraz etmediği, annenin kişisel ilişki kararının hukuken icra edilmesi zorunluluğundan değil de kendi özgür iradesi ile çocuğu babasına teslim ettiği, bu nedenle zarar gören ile üçüncü kişinin kusurlu davranışının illiyet bağını kesecek yoğunlukta olduğu kabul edilerek hâkimin sorumluluktan kurtulması gerektiği, 6100 sayılı Kanun’un 46/1-c maddesinde yazılı sebep nedeniyle hâkimin sorumlu tutulabilmesi için ağır kusur ya da kastın varlığının şart olduğunu, kanunun açık hükmüne aykırılığın yoğun olması gerektiği, aksi takdirde takdir hakkı hatalı kullanılan tüm olaylarda hâkimin hukuki sorumluluğunun söz konusu olabileceği, bu durumun yargının hiç işlememesine sebep olacağı, devletin asli görevi olan çocuğu koruma görevini yerine getiremediğinin tartışmasız olduğu, ancak bu sonuca ulaşılmasında tek suçlunun açılan boşanma davasına bakmakla görevli olan hâkim olduğu kanaatiyle, 6100 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesi uyarınca sorumlu tutulması ve ancak çocuğu öldüren kişinin sorumlu tutulabileceği “destekten yoksun kalma tazminatı” kapsamında ödeme ile cezalandırılmasının kabul edilemeyeceği, hâl böyle olunca somut olayda hâkimin yapmış olduğu yargılama faaliyetinden dolayı hukuken sorumlu tutulmasının usul ve yasaya uygun olmadığı, açıklanan nedenlerle Özel Daire kararının davanın reddi gerektiği şeklinde kesin olarak bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 46. Hâl böyle olunca, Özel Daire kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle Özel Dairenin kararı oy çokluğuyla bozulmuştur. Özel Dairenin Direnme Kararı 10. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.09.2024 tarihli ve 2024/5 Esas, 2024/11 Karar sayılı kararı ile; “…GEREKÇE : …Davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından da Devletin tazminatla sorumlu olduğunun kabul edilmesinin doğru olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak hakimin hukuki sorumluluğunun kabulü doğru olmakla birlikte somut olayda destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesinin isabetli olmadığı zira ...nın 46-49.maddeleri arasında tazminat kapsamının ne şekilde tayin edileceği belirtilmediğinden tazminatın genel hükümlere göre belirlenmesi gerektiği, Hazinenin ölüme bağlı tazminatın doğrudan muhatabı olmadığını, bu zararın ancak haksız fiil failinden ve fiili birlikte gerçekleştirenlerden talep edilebileceğini belirtmiş ve bu nedenle 6098 sayılı kanunun 50/2 maddesi gereğince davacı yararına uygun bir maddi ve manevi bir tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Dairemizce, yeniden yapılan yargılamada Hukuk Genel Kurulu'nun davacıya destekten yoksun kalma tazminatı verilemeyeceğine ve TBK.nın 50/2 maddesi gereğince takdir edilecek bir tazminatın verilmesi gerektiğine yönelik bozma kararına direnilmiştir. Zira; Anayasanın 129/5 maddesi ile bununla örtüşen ...nın 46.maddesine göre Devlet aleyhine tazminat davası açılabilecek ise de Hukuk Genel Kurulu Kararında da isabetle belirtildiği gibi bu tazminatın ne şekilde belirleneceği hususunda özel bir hüküm bulunmadığından tazminatın belirlenmesi için TBK.nın genel hükümlerine gitmek gerekmektedir. Ancak TBK'nın genel hükümlerinde maktu tazminat ödeneceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Türk Borçlar Kanununun 50/2 maddesi gereğince uğranılan zararın miktarı tam olarak tespit edilemiyorsa hakim zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirlemelidir. Bu madde ancak zarar miktarının belirlenememesi halinde uygulanabilecek bir maddedir. Genel hükümlerin tamamında haksız fiil nedeniyle uğranılan zararın neye dair olduğu belirlenip bu zararın giderilmesi amaçlanır. Bu nedenle; öncelikle bu davada davacının zararının ne olduğu belirlenmelidir. Davacı, çocuğunun ölümü nedeniyle zarara uğradığını iddia etmektedir. Hukuk Genel Kurulu'da bu konuda Devletin sorumlu olduğuna karar vermiş; ancak davacının zararının neye dair olduğunu belirlemeden maktu tazminata hükmedilmesi gerektiğini kabul ederek Daire kararını bozmuştur. Ölüm halinde tazminatın ne şekilde belirleneceği Türk Borçlar Kanununun 53.maddesinde sayılmıştır. Bunlardan biri de ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplardır. Davacı da bu kaybının telafisini istemektedir. TBK.nın haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin kapsamının (A) bendinde sorumluluk halleri; (B) bendinde ise kusursuz sorumluluk halleri gösterilmiştir. Burada yer alan 66.maddeye göre adam çalıştıranın sorumluluğu, hayvan bulunduranın sorumluluğu, yapı malikinin sorumluluğu kusursuz sorumluluk sebepleri olduğu gibi tehlike sorumluluğu da (Örneğin araç işletenin sorumluluğu) kusursuz sorumluluk hallerinden biridir. Bu nedenle ölüm halinde destekten yoksun kalma tazminatının sadece haksız fiil failinden istenebileceği söylenemeyecektir. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin kapsamında yer alan TBK.nın 61.maddesine göre birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır. TBK.nın 62.maddesine göre de tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında bütün durum ve koşullar özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Yani 61.maddeye göre zarar gören kişiye karşı müteselsil sorumluların her biri kendi kusuruna bakmaksızın zararın tamamından sorumlu oldukları halde; zarar üçüncü kişiye ödendikten sonra söz konusu olabilecek iç ilişkide her birinin kusuru, durum ve koşullar birbirlerine rücularında değerlendirilecektir. Destekten yoksun kalma tazminatı ölüm halinde verilebilecek tazminat kalemlerinden biridir. Zarar görene karşı bu hükümlere göre kusursuz sorumlu olan, tehlike sorumluluğu bulunan, haksız fiili ika eden ezcümle hepsi tazminatın tamamından sorumludur. Bu nedenle Dairemizce Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına karşı direnme kararı verilmiş ve aşağıda gösterildiği şekilde davanın kabulüne karar verilerek tazminatların davalıdan tahsiline hükmedilmiştir. H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davanın KABULÜNE, a) 809.928,44 TL maddi tazminatın 05/11/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı hazineden alınarak davacıya verilmesine, b) Takdiren 30.000,00 TL manevi tazminatın 05/11/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı hazinden alınarak davacıya verilmesine, Davalı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosya Adli Yardımlı olduğundan re'sen bozmadan önce yapılan 2.947,75 TL. yargılama gideri ile bozmadan sonra yapılan 335.00 TL. posta gideri olmak üzere toplam 3.282,75 TL yargılama giderinin davalı ... üzerinde bırakılmasına, Davacı vekil ile temsil edildiğinden kabul edilen maddi tazminat için karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/1 maddesine göre nispi olarak hesaplanan 125.480,92TL. nispi vekalet ücretinin davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, Davacı vekil ile temsil edildiğinden kabul edilen manevi tazminat için karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10... /1 maddesine göre takdiren 30.000 TL. maktu vekalet ücretinin davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine…” gerekçesiyle oy çokluğuyla direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 11. Direnme kararı süresi içinde davalı ... fer'î müdahil vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. ÖN SORUN 12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılamada, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin kararının Hukuk Genel Kurulunca bozulması üzerine Özel Daire tarafından direnme kararı verilip verilemeyeceği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır. III. GEREKÇE 13. Dava, HMK’nın 46 ve devamı maddeleri uyarınca, hâkimin hukuki sorumluluğu kapsamında açılmış olan tazminat istemine ilişkindir. 14. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca, maddede sayılan sebeplere dayalı, Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir. HMK’nın 46. maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. 15. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 47. maddesinde “Davaların açılacağı mahkeme” düzenleme altına alınmıştır. Bu maddede; “Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Dava, bu dairenin Başkan ve üyelerinin fiil ve kararlarından dolayı ise yargılama Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinde yapılır. Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Temyiz incelemesine, kararı veren başkan ile üyeler katılamaz. (2) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.” hükmü getirilmiştir. 16. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesinde ise “İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.” düzenlemesi mevcuttur. 17. Anılan mevzuat hükümlerinde, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Devlet aleyhine açılan tazminat davalarının Yargıtay ilgili hukuk dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görüleceği ve verilen kararların temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı düzenlenmiştir. 18. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa), mahkemelerin kuruluşu başlıklı 142. maddesine göre mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri ancak kanunla düzenlenebilir. Aynı doğrultuda HMK’nın 1. maddesine göre mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenebilir. Kanuna dayanmayan ve kuruluşunu kanundan almayan hiçbir kimse veya organ yargı görevi yapamaz. 19. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 1. maddesine göre; Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup 3. maddede belirtilen karar organlarından; Hukuk Genel Kurulunun görevleri 15. maddede, Yargıtay Büyük Genel Kurulunun görevleri ise 16. maddede sayılmıştır. Bu hükümlere göre Hukuk Genel Kurulu, ilk derece mahkemesi olarak ilgili dairelerce verilen hükümlerin temyiz yoluyla incelemesini de yapmakla görevlidir. 20. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 47. maddesinde, 6644 sayılı kanunla yapılan değişiklikle, bu tür davaların açılacağı mahkemeler ile verilen kararların temyizi hâlinde temyiz incelemesini yapacak merci belirtilmiş ise de Hukuk Genel Kurulunun temyiz incelemesi sonucu verdiği kararlara karşı yasa yolu belirtilmemiştir. 21. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesinin 7. fıkrası gereğince ilk derece mahkemesi, Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara uymak zorundadır. Açıklanan nedenlerle yasa yolu incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca nihayete erdirileceğinin kabulü gerekmektedir. 22. Bu aşamada üç dereceli yargılanma hakkına karşı, iki dereceli yargılamanın adil yargılanma hakkına aykırı olduğu savunulabilir. Anayasanın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesine göre herkes davasını, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklarda, yasa ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun görülmesini isteme hakkına sahiptir. Bunun yanında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 7 No.lu protokolün 2. maddesine göre, bir mahkeme tarafından verilen kararın daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkı gerekmekte ise de ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı hâllerde bu husus istisnaya tâbi tutulmuştur. AİHS'in 6. maddesi mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkını güvence altına almaktadır. Ancak bir devlet, kendi takdirine bağlı olarak kanun yolu başvuru yöntemleri belirleyebilir. 23. Somut olayda, davacı tarafından açılan tazminat davası, ilk derece mahkemesi sıfatıyla yüksek mahkemenin bir dairesi tarafından karara bağlanmıştır. Bu kararın temyizi üzerine Yargıtayın bir başka organı tarafından temyiz incelemesi yapılmış olduğundan, iki dereceli yargılama ile adil yargılanma hakkı sağlanmıştır. 24. Yukarıda açıklandığı üzere, kanun koyucu, Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı yapılan yargılamaların temyiz incelemesini HMK’da 6644 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle Hukuk Genel Kurulunun vereceği karar ile sonlandırmıştır. 25. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesine göre sadece ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, Yargıtayın bozma kararına direnebileceğinden ilk derece mahkemesiyle yargılama yapan Özel Daire tarafından Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına direnilmesi mümkün değildir. 26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, hâkimlerin hukuki sorumluluğunu düzenleyen HMK’nın 46 ve devamı maddelerinde ayrı bir yargılama usulü öngörülmediğinden hâkimlerin fiillerinden dolayı tazminat istemlerine ilişkin yargılamalar HMK’daki usule göre yapılacağı, HMK’nın 373. maddesine göre ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi Yargıtayın bozma kararına direnebileceğinden ilk derece mahkemesiyle yargılama yapan Özel Daire de Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına direnebileceği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 27. Hâl böyle olunca, direnme kararının usulden bozulmasına karar vermek gerekmiştir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı usulden BOZULMASINA, Bozma nedenine göre davalı ... fer'î müdahil vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 25.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y" 1. Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. 2. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılamada, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararının Hukuk Genel Kurulunca bozulması üzerine Özel Daire tarafından direnme kararı verilip verilemeyeceği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır. 3. Sayın Çoğunluk, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararının Hukuk Genel Kurulunca bozulması üzerine Özel Daire tarafından direnme kararı verilemeyeceğine karar vermiştir. 4. Çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenlerle katılınmamıştır. 5. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. 6. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Davaların açılacağı mahkeme” başlıklı 47. maddesinde de “Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Dava, bu dairenin Başkan ve üyelerinin fiil ve kararlarından dolayı ise yargılama Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinde yapılır. Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Temyiz incelemesine, kararı veren başkan ile üyeler katılamaz. (2) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.” hükmü getirilmiştir. 7. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesinde ise “İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.” düzenlemesi mevcuttur. 8. Anılan mevzuat hükümlerinde, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Devlet aleyhine açılan tazminat davalarının Yargıtay ilgili hukuk dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görüleceği ve verilen kararların temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre Hukuk Genel Kurulunun yapacağı temyiz incelemesi sonucunda Özel Daire kararı bozulduğu takdirde Özel Daire kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verecektir. 9. Hâkimlerin hukuki sorumluluğunu düzenleyen HMK’nın 46 ve devamı maddelerinde ayrı bir yargılama usulü öngörülmediğinden hâkimlerin fiillerinden dolayı tazminat istemlerine ilişkin yargılamalar HMK’daki usule göre yapılacaktır. HMK’nın 373. maddesine göre ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi Yargıtayın bozma kararına direnebileceğinden ilk derece mahkemesiyle yargılama yapan Özel Daire de Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına direnebilecektir. 10. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2020 tarihli ve 2020/11-228 Esas, 2020/444 Karar; 18.05.2022 tarihli ve 2022/11-397 Esas, 2022/701 Karar; 12.04.2023 tarihli ve 2023/4-120 Esas, 2023/331 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir. 11. Hâl böyle olunca, ön sorun bulunmadığından Özel Daire direnme kararının yerinde olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. 12. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılamada, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararının Hukuk Genel Kurulunca bozulması üzerine Özel Daire tarafından direnme kararı verilebileceği görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyoruz.