12. Hukuk Dairesi 2014/22019 E. , 2014/22670 K. "" MAHKEMESİ : Ordu 1. Sulh Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 06/02/2014 NUMARASI : 2013/409-2014/110 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşü…
**12. Hukuk Dairesi 2014/22019 E. , 2014/22670 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ordu 1. Sulh Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 06/02/2014 NUMARASI : 2013/409-2014/110 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Şikayetçi vasisi tarafından 10.05.2013 tarihinde ihalesi yapılan 1765 ve 1787 sayılı parsellerin paydaşı Zehra Sağlam'ın temyiz kudretini haiz olmadığı ileri sürülerek ihalenin feshi isteminde bulunulduğu görülmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, HMK'nun 114/1-d maddesi uyarınca ''kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması'' dava şartlarındandır. Bu itibarla, vasi ancak vasi tayini kararı ile vesayeti altındaki kişiyi davada temsil edebilir. Davanın açıldığı anda dava şartı noksan olmasına rağmen dava şartı noksanlığı giderilmiş ise; dava şartının başlangıçta eksik olduğu gerekçesiyle dava usulden reddedilemez. Bu durumda, her ne kadar, ihalenin feshine ilişkin şikayetin yapıldığı 16.05.2013 tarihinde şikayetçi A.. Ç.. ihale konusu taşınmazların paydaşı Zehra Sağlam'ın vasisi değil ise de; Ordu 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 17.06.2013 tarih ve 2013/406-603 sayılı vesayet ilamı ile Zehra Sağlam'a vasi olarak atandığı ve bu suretle dava şartı noksanlığının ortadan kalktığı anlaşıldığından davanın esası hakkında karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Öte yandan, fiil ehliyeti Türk Medeni Kanunu'nun 9. ve devam eden maddelerinde düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunu “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiili ile hak elde edebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmeyi ve borç altına girmeyi fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırtım etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “Yaşının küçüklüğü yönünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da buna benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden olmayan herkes bu kanuna göre ayırtım etme gücüne sahiptir” denmek suretiyle açıklanmıştır. Türk Medeni Kanunu'nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesi bulunmaması nedeniyle kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz. 11/06/1941 gün ve 1941/4-21 sayılı içtihadı birleştirme kararının sonuç bölümünde ayırtım gücünden yoksun olan kişilerin tasarruf ehliyetlerinin geçersiz olduğu açıkça vurgulanmıştır.