11. Hukuk Dairesi 2009/5134 E. , 2010/11350 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11.02.2009 tarih ve 2007/744-2009/25 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tü
**11. Hukuk Dairesi 2009/5134 E. , 2010/11350 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11.02.2009 tarih ve 2007/744-2009/25 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin Rusya Federasyonu’nda kurulu bulunan “Time Travel”in tek sahibi ve ortağı olduğunu, davalının müvekkili şirket tarafından “Time Travel”in genel müdürü olarak atandığını, ancak görevi ile ilgili imkan ve şartları kötüye kullanarak şirketin kasasından haksız olarak paralar çektiğini, davalının aldığı paraları ödemediği gibi hakkında başlatılan icra takibine karşı da itirazda bulunduğunu ileri sürerek, itiraza uğrayan 32.369.-USD alacağın faiziyle birlikte fiili ödeme günündeki kur üzerinden TL karşılığının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin hiçbir zaman davacının çalışanı olmadığını, ancak davacının iddiasının bu yönde olmasına göre davanın İş Mahkemesi’nde görülmesi gerektiğini, ayrıca davacının yurt dışında bulunan ve tüzel kişiliğe haiz olan bir şirket adına talepte bulunmasının hukuki dayanağı olmadığını, bu itibarla davacılık sıfatının da bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davacının Rusya Federasyonu’nda işlerini takip etmek ve burada ticaretini geliştirmek amacıyla ‘000 Tıme Travel’ adlı şirketi kurduğu, bu şirkete davalının genel müdür olarak atandığı, taraflar arasındaki ilişkinin ticari nitelikte bulunduğu, davalının, davacının kurduğu dava dışı şirketin ihtiyaçları için davacıdan makbuzlar karşılığı para çektiğinin ve zimmetine geçirdiğinin iddia edildiği, davacı kayıtlarında paranın nasıl çekildiği bilgileri tahsilat ve ödeme makbuzlarına rastlandığı, bu makbuzlar ile davacı kayıtlarının usulüne uygun tutulmadığı birlikte değerlendirildiğinde davalının çekmiş olduğu paraların şirket adına harcanıp harcanmadığı ve onun kayıtlarına girip girmediğinin kayıtlarda görünmediği, davacının, kurduğu şirketin defter ve kayıtlarını ibraz edemediği, anılan şirketin tek ortağı olduğunu, ayrı kayıt tutmadığını ve davacı kayıtları üzerinden takip edildiğini iddia ettiği, bu hususları kanıtlayamadığı, defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, şirket müdürü aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi temel alınan bilirkişi raporu da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Davacı anonim şirketin, Rusya Federasyonu’nda faaliyet göstermek üzere bu yer hukukuna göre kurulan ‘000 Time Travel’ unvanlı şirketin tek ortağı bulunduğu, davalının da bu şirketin müdürü olarak tayin edildiği hususları uyuşmazlık konusu değildir. Davacı vekili, davalı müdürün kendisine verilen yetkileri kötüye kullanarak müvekkili şirketten dosyada fotokopileri bulunan ‘tahsilat makbuzu’ açıklamalı beş ayrı belge ile paralar çektiğini ve zimmetine geçirdiğini iddia etmiştir. Ayrıca, faturalar düzenleme dahil olmak üzere anılan şirketin tüm ticari faaliyetlerinin müvekkili tarafından yerine getirildiğini, tüm kayıtların yine müvekkilince tutulduğunu ve davalıya yapılan ödemelerin de müvekkilince yapıldığını açıklamıştır. Ancak, davacı dayanağı belgelerin tamamı dava dışı firmanın kaşesi ile davalıya ait olduğu iddia edilen imzaları içermekte olup, davacı şirkete dair bir açıklamaya yer vermemiştir. Davalı taraf bu belgelerin sıhhati konusunda asılları ibraz edildiğinde beyanda bulunacağını belirtmiş, ancak, mahkemece kasaya alınan belge asılları davalıya gösterilerek imzaların kendisine ait olup olmadığı hususu sorulmamıştır. Öte yandan, uyuşmazlık, Rusya Federasyonu Hukukuna göre kurulmuş, orada faaliyet gösteren ve tek ortaklı yapıya sahip dava dışı şirket ile ilgilidir. Davacı taraf, bu şirketin tek ortağı olup, davalı anılan şirketin müdürü konumundadır. Türk Hukukunda tek ortaklı ticaret şirketi düzenlemesi bulunmamaktadır. Bu bakımdan dava konusu olaya uygulanacak hukuk bakımından MÖHUK hükümlerine göre bir değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca, Türk Hukukunda zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya kötüleştiren yasa ve anasözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak TTK. nun 309 ve 340 ncı maddeleri uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması, sermaye artırımında yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya üçüncü kişinin ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir. TTK.nun 336/5 nci maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise ortaklar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini ister. O halde, davanın açılış biçimi ve açıklanan yasal düzenlemeler ile MÖHUK hükümleri de dikkate alınarak davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı, davanın yerinde olup olmadığının değerlendirilmemesi de yanlış olmuştur. Bu durum karşısında, davacının dayandığı belgelerin aslının davalı asile gösterilip imzaların ona ait olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, yukarıda açıklanan hususları da kapsar şekilde bilirkişi kurulundan denetime uygun ek rapor alınması veya yeniden uzman bilirkişi incelemesi yaptırılması ve tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.