İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 29/12/2025 KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 11/09/2025 tarih ve 2024/434 E - 2025/759 sayılı kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; " Müvekkilin dava dışı ... A.Ş'nin 01.10.2022 - 01.01.2023 tarihleri arasında bayiliğini yaptığını…
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2025/2266 KARAR NO : 2025/2511 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 11/09/2025 ESAS NO: 2024/434 KARAR NO : 2025/759 DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satım) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 29/12/2025 KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 11/09/2025 tarih ve 2024/434 E - 2025/759 sayılı kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; " Müvekkilin dava dışı ... A.Ş'nin 01.10.2022 - 01.01.2023 tarihleri arasında bayiliğini yaptığını, bu firmanın bayilik için müvekkile vermiş olduğu... marka süt ürünlerinin enflasyon karşısında fahiş derecede fiyatlarının artması nedeniyle müvekkilin firmaya vermiş olduğu teminatın yetersiz kalması nedeniyle ... Müdürü ...'in önerisiyle müvekkil davalı ... A.Ş. İle 2023 yılı başından beri Nevşehir ili ... bayisi olarak ticari iş yaptığını, müvekkil davalı şirketten... marka süt ürünleri almakta bu ürünleri ise ticari faaliyetlerinde kullandığını, davalı şirkete bu bayilik teminatı olarak müvekkilin annesi adına kayıtlı ileride tapu bilgilerini ve dava dosya bilgilerini de sunacağımız taşınmaz 3.000.000,00 TL bedelle ipotek olarak veridiğini, bu ticaretten müvekkilin bir kazancının kalmadığını düşünerek davalı şirket ile karşılıklı görüşülerek tali bayilik sözleşmesi 01.07.2023 tarihinden itibaren feshettiğini, bu tarihten itibaren... süt ürünleri ... bayiliğini kendi yaptığını, sözleşmesinin karşılıklı feshinden sonra müvekkilinde bulunan ...Gıda'ya ait ürünlerin karşılıklı mutabakat sağlanarak fiyat ve adet bazında kendilerine iade ettiğini, bu iadeye istinaden ekte muavin defter kayıtlarından da anlaşılacağı üzere son olarak 04.11.2023 tarihinde iade faturaları kesilerek müvekkili ...'nin 498.826,76 TL alacaklı konumuna geçtiğini, bu tarihten sonra ise davalı ile başkaca herhangi bir ticari alışverişi söz konusu olmadığını, bu alacağın tahsili için Nevşehir İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından ilamsız icra dosyası başlatıldığını, ancak karşı tarafın borca ve yetki itirazı sunması nedeniyle dosya Kayseri Genel İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyasına kaydı yapıldığını, davalı taraf süresinde icra takibine itirazda bulunduğunu ve takibin durduğunu, arabuluculuk aşamasının anlaşamama ile sonuçlandığını, borçlu davalı itirazında haksız olup kötü niyetli olduğunu, icra takibini uzatmak maksadıyla borca itiraz ettiğini, bu nedenle borçlunun itirazının iptali, takibin devamı, borçlunun haksız itirazı sonucu alacağa icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin de davalı üzerine bırakılmasını " talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; " taraflar arasındaki uyuşmazlığın kaynağının davacı tarafından 04/11/2023 tarihinde düzenlenen faturalarla başladığını, davacının alacaklı hale geldiğini iddia ettiği faturalarla ilgili hiçbir mal iadesinin olmadığını, söz konusu tarihlerde davalının stokuna davacıdan gelen bir mal bulunmadığını, faturaların hayal ürünü olduğunu, iade faturalarında adet ve fiyat bilgisi olmadığını, neyin iade edildiğinin belli olmadığını, davacı tarafından düzenlenen faturaların vergi dairesinin sisteminden temel fatura niteliğinde düzenlendiği için sistemin yapısı gereği davalının itiraz etmediğini, faturaların davalı defterine otomatik olarak kaydedildiğini, davalının düzenlediği faturaların davacı tarafça itiraz olmadan kaydedildiğini, davacının müvekkiline borçlu olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, karar verilmesi " talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; " Somut olayda, taraf defterleri incelenmiştir. Anılan bilirkişi raporları uyarınca davalının davacıya düzenlendiği ve taraf defterlerinde kayıtlı fatura toplamının 10.811.740,81 TL olduğu bunun dışında davalı tarafça düzenlenen 10/04/2023 tarihli 100.733,81 TL tutarlı faturanın davacının ticari defterlerinde düzeltme ile iade edildiği ve söz konusu faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı ve yine defter kayıtlarına göre davacının düzenlenlediği faturalar ve yaptığı ödemelerin 11.306.800,17 TL olduğu, buna göre her iki taraf ticari defter kayıtlarına ve ispat durumuna göre davacının davalıdan 495.059,36 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği ancak davacı tarafından 498.826,76 TL asıl alacak üzerinden takip başlatılmış olması dikkate alınarak bakiye alacağı yönünden davacı tarafın, borçlu olmadığı yönünden davalı tarafın ispat yükü altında olduğu anlaşılmakla taraf vekillerine mahkememizce yemin delilinin hatırlatıldığı davalı tarafın yemin deliline başvurmadığı, davacı tarafın yemin deliline başvurmakla birlikte alacağın tamamı yönünden yemin metni hazırlanmış olduğu anlaşılmış, mahkememizce ispat yüküne göre yeminin hangi hususta yaptırılacağı açıklanmakla davacı tarafça bu hususun kabul edildiği, davalı tarafça dosya kapsamı itibari ile ispatlanmış hususları da kapsayacak şekilde yemin eda edilmiş ise de yalnızca mahkememizce yemin edası istenen hususta dikkate alınacağı bakiye kısmın bilirkişi raporu ile açıkça tespit edildiği dikkate alınarak davanın bilirkişi raporu doğrultusunda kısmen kabulüne karar verilmiş, takipten önce davacı tarafın davalı tarafı usulüne uygun temerrüde düşürmediği dikkate alınarak işlemiş faize hükmedilmemiş, alacak likit olduğundan davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilerek " gerekçesiyle Davanın kısmen kabulü ile; davalı borçlunun Kayseri Genel İcra Dairesinin ...esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın 495.059,36-TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine,-Alacak likiti olduğundan kabul edilen asıl alacak tutarının %20'si oranında (99.011,87-TL) icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. İşbu kararı davacı ve davalı vekili süresinde istinaf etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi tarafından dosyanın içeriğine uygun olmayan bir şekilde dava klasik bir alacak verecek davası olarak nitelendirildiğini, bu kapsamda işlemlerin yapıldığını, davanın en başından beri davacının düzenlemiş olduğu faturaların müvekkilin defterine işlendiğini ancak bu faturalarla ilgili usulsüzlükleri, gerçeklerin daha farklı olduğunu ve davacının kötü niyeti hakkında açıklamalarda bulunmasına rağmen sanki bu beyanlar yokmuşçasına dava süreci devam ettirildiğini, dosya klasik bir alacak sebebi ile itirazın iptali davası olmadığını, hem cevap dilekçesinde hem de devam eden beyanlarda davacının 04.11.2023 tarihli faturalarının usulsüz olduğu, bu faturaların mevzuat gereği asgari özelliklere haiz olmadığı dolayısı ile aslında fatura olarak değerlendirilemeyeceği ve bir sonuç doğurmayacağı savunulduğunu, ilk derece mahkemesince savunmalara yönelik gereği gibi inceleme yapılmadığını, delillerin değerlendirilmediğini, taraflar arasındaki uyuşmazlığın kaynağı davacı tarafından 04.11.2023 tarihinde düzenlenen faturalar ile başladığını, bu gerçeğe aykırı ve kötü niyetli fatura tanziminden öncesi için taraflar arasında bir anlaşmazlık da bulunmadığını, davacı tarafından davaya konu, davacının alacaklı hale geldiğini iddia ettiği iade faturaları ile alakalı olarak hiçbir tarihte iade yapılmamış olup iade faturasını düzenleyen neyi ne kadar ve nasıl iade ettiğini kanıtlamak zorunda olduğunu, bahsedilen tarihlerde müvekkilin stoğuna davacıdan gelen hiçbir mal girmediğini, müvekkil bahse konu iadeleri almamış olup faturalar tamamen hayal ürünü olduğunu, bu konuda tarafların envanter defterlerinin incelenmesi gerekirken alınan bilirkişi raporlarında bu konuda hiçbir inceleme yapılmadığını, talepler incelense ve ilk derece mahkemesi tarafından gereği yapılsa idi davacının müvekkilin bayisi olarak o güne kadar müvekkilden ne kadar mal aldığı, piyasaya ne kadar sattığı, elinde ne kadar mal kaldığı, bahse konu tarihlerde müvekkil şirkete dava konusu boyutta malların girip girmediği tespit edilerek bile müvekkile bahse konu iadelerin gerçekleştirilmediği çok kolay şekilde tespit edilebildiğini, dava dilekçesi incelendiğinde, davacı tarafından bayilik sözleşmesinin 01.07.2023 tarihinde fesih edildiği ve dava dilekçesinin üçüncü maddesinde bu fesihten sonra fiyat ve adet bazında iade yapıldığı iddia edildiğini, bahsedilen iade iddiasına istinaden ise 4 ay sonra yani 04.11.2023 tarihinde müvekkile iade faturaları düzenlendiği iddia edildiğini, Oysa 04.11.2023 tarihli davacı tarafından düzenlenen iade faturaları incelendiğinde çoğunun açıklama kısımlarında 7. Aydan önceki tarihlerde yapıldığı iddia edilen iadelere istinaden düzenlendiği yazdığını, davacının kendi beyanı ile çelişmesi iddialarını dinlenemez kıldığını ve kötü niyetini kanıtladığını, davacının iddiası sözleşmenin feshi ile iade yapıldığına ilişkin iken sunduğu delil ile çelişmesi onun beyanlarında samimi olmadığını açık şekilde gösterdiğini, yapıldığı iddia edilen iadelerin tarihleri ile gerçeğe aykırı düzenlenen iade faturaları arasındaki 4 ila 7 aylık süre farkları hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, davanın esasını ve dayanağını oluşturan davacı tarafından düzenlenen iade faturalarında ne adet ne fiyat ne malın cinsi ne de nasıl iade edildiğine ilişkin bir bilgi bulunmadığını, davaya konu iade faturaları, mevzuat gereğince olması gerektiği gibi olmadığını, kendi doğasına aykırı olduğunu, iade faturasının bir anlam ifade edebilmesi için en azından neyin iade edildiği belirli olması gerektiğini , davacı tarafından düzenlenen iade faturaları hem düzenlendikleri tarihlerden çok daha önceki tarihlere atıf yapmakta, hem ne hakkında olduğu belirli olmadığını, dolayısı ile bahse konu iade faturalarının hiçbir geçerliliği olmadığı gibi maddi anlamda da bir sonuç doğurabilecek nitelikte olmadığını, bu konudaki ısrarlı savunmaları yerel mahkeme tarafından incelenmediğini, bilirkişi raporlarına defalarca itirazda bulunmasına rağmen hiçbir bilirkişi raporunda iade faturalarının usulüne uygun olup olmadığı konusunda bir inceleme yapılmadığını, davacının düzenlediği faturalara yönelik olarak müvekkil şirketin muhasebe birimi ile davacının iletişim kurması ve düzenlenen iade faturalarının hatalı olduğu hususunda mutabık kalınmasını müteakip müvekkil tarafından davaya konu iade faturalarına bire bir karşılık denk gelecek şekilde faturalar düzenlendiğini , böyle yapılmasının sebebi davacı ile konuşulup mutabık kalınması gerektiğini , davacı en baştan beri kötü niyetli davranmış olup müvekkil veya personelleri tarafından bu durumun bilinebilmesi mümkün olmadığını, netice itibari ile davacı müvekkil tarafından düzenlenen ve aslında kendisinin yanlış faturaları düzeltmek için talep ettiği kendisine elektronik olarak tebliğ edilen karşılık faturalara itiraz etmediğini , tanık dinletme talebi bu paragrafta bahsettiği husus için de geçerli olmasına rağmen maddi vakalar hususunda dahi tanık dinlenmemesi yerel mahkeme tarafından dosyanın gereği gibi incelenmediğini açıkça gösterdiğini , ayrıca müvekkil tarafından karşılık niteliğinde düzenlenen faturalara davacının itiraz edip etmediğinin ilgili vergi dairesine sorulmasını talep etmesine rağmen yerel mahkemece bu delilin toplanmadığını, oysa bu delil aslında maddi vakaların anlattığı gibi olduğunu kanıtlayabilecek nitelikte olduğunu, yerel mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarındaki büyük eksikliklere ve bu raporların dava konusunu incelemekten ziyade üstünkörü bir göz gezdirmeden ibaret olduğunu, cevap dilekçesinde ve devam eden beyanlarda üzerine basa basa belirttiği hiçbir husus bilirkişi raporlarında incelenmediğini, bu raporlara aynı beyanlarla itiraz etmesine rağmen yine herhangi bir inceleme yapılmadığını, bilirkişinin tek yaptığı taraflarca sunulan usb bellekleri bilgisayara takarak bir program vasıtası ile sonuç raporu almaktan ibaret olduğunu, 20.11.2024 tarihli ilk bilirkişi raporunun 5. Maddesinde Tablo-4'de belirtilen ve müvekkil tarafından düzenlenen faturaların ispata muhtaç olduğu ve taraflarınca bu faturalara konu mal teslimini ispat etmesi gerektiği beyan edildiğini, bilirkişi raporunun bu kısmı tam bir yanılgıdan ibaret olduğunu, cevap dilekçesinde zaten bu faturaların davacının düzenlemiş olduğu hayal ürünü faturalara (temel fatura niteliğinde olmasından dolayı) itiraz edilemediğinden, onlara karşılık olarak düzenlendiği ve aslında davacının kestiği faturaların iadesi niteliğindeki faturalar olduğu izah edildiğini, dolayısı ile ispat edilecek bir mal iadesi de olmadığını, müvekkilin kestiği faturaların türü de iade faturası olmadığını, müvekkilin mal alan değil mal satan konumunda olduğunu, mal satan birinin iade yapamayacağı aşikar olduğunu, bu konu aslında davanın da temeli olduğundan aslında bilirkişinin dosyayı hiç incelemediği, dilekçeleri okumadığı ve dosyaya vakıf olmadan rapor düzenlediği ortaya çıktığını, davacının davasına dayanak ettiği faturalar incelendiğinde, 04.11.2023 tarihinde düzenlendikleri belli olduğunu, davacı dava dilekçesinde her ne kadar Temmuz/2023 ayında bayilik sözleşmesi feshedildiğinde yapılan iadelerden dolayı bu faturaların düzenlendiğini beyan etse de faturaların açıklama kısmında geçmişe dönük 4 aydan 7 aya kadar geçmiş tarihlere atıf yapıldığını, her ihtimalde de bu faturaların Vuk m231/5 hükmüne aykırı olduğu yani iade iddiasından (iadeyi kesinlikle kabul etmemekle) sonra 7 gün içerisinde düzenlenmedikler açık olduğunu, kanunun ise bu duruma bağladığı sonuç " hiç düzenlenmemiş sayılır" denilmekle faturaların yok hükmünde olacağı olduğunu, yerel mahkemece usulsüz ve yok hükmünde olan faturaların doğru kabul edilmesi ile verilen hükmün bu yönü ile de bozulması gerektiğini, kanun gereği yok hükmünde olan faturaların defterlere işlenmiş olsun ya da olmasın, yok hükmünde olduğu için hukuken bir sonuç doğurmayacağı izahtan vareste olduğunu, Vuk m.253 ve ilgili maddeler gereğince davacı düzenlediği faturaları defterine işliyorsa bunlara ilişkin belgeleri de saklamak zorunda olduğunu, yerel mahkeme tarafından ön inceleme zaptının 8. Maddesi ve 9. Maddesi ile davacıya, düzenlediği iade faturalarına esas ana fatura örneklerini sunması ve iade edilen mallara ait teslim tesellüm tutanakları, sevk irsaliyeleri vs gibi benzeri belgeleri sunmak için süre verildiğini, davacı ise bu belgeleri sunamadığını çünkü böyle bir iade olmadığını, yerel mahkeme tarafından yemin edası taraf iradelerine, dosya esasına ve usul hukukuna aykırı şekilde yaptırılmış/yapılan yemin yanlış şekilde değerlendirildiğini, yerel mahkeme tarafından 13.03.2025 tarihli 1 nolu celsede, yukarıda da belirttiği gibi usule aykırı olarak davacıya defterlerini sunması için ikinci kez kesin süre verdiğinde aynı anda 6 nolu ara karar ile yemin delili hatırlatıldığını ve kesin süre verildiğini, bunun üzerine davacı defterlerini ibraz etmeden önce müvekkillere yönelik yemin metnini sunduğunu ve bu yemin metni müvekkil şirket yetkililerine ayrı ayrı tebliğ edildiğini, yemin metni dosya kapsamı ile de sabit olduğu üzere tam dava değerine yönelik olarak hazırlandığını, müvekkil şirket yetkilileri ise yemin davetini tebliğ aldığını ve yemini eda etmek üzere 11.09.2025 tarihli celsede hazır olarak bulunduğunu, icra takibine itiraz sebeplerimiz ile ilgili incelemeler eksik yapıldığını, davacı tarafça müvekkile karşı ikame edilen ve iş bu dosyanın konusunu oluşturan Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ...E. Sayılı icra takibine itiraz edilirken faiz ve ferilere de itiraz edilmesine rağmen dosya kapsamında bu yönde hiçbir inceleme yapılmadığını, hem dosya kapsamı hem de hüküm bu yönü ile eksik olup karar bu yönü ile de hatalı olduğunu, Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 2024/434 E., 2025/759 sayılı kararın haksız, hukuka aykırı ve dosya yeterli şekilde incelenmeden verilmiş olmasından dolayı bozulmasına, davanın kesin delil ile lehimize ispat edilmiş olduğu gözetilerek reddine, daireniz aksi kanaatte ise yeniden yargılama yapılarak yukarıda ayrıntılı şekilde izah ettiği eksiklerin giderilmesi ve yeni bir karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline, karar verilmesi talep etmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle ; Davalı taraf, müvekkil tarafından düzenlenen faturaların usulsüz olduğunu ileri sürmüşse de bu iddialar tamamen soyut nitelikte olduğunu, faturalar Gelir İdaresi Başkanlığı sistemleri üzerinden düzenlendiğini, davalıya elektronik ortamda iletildiğini ve davalı ticari defterlerine itiraz edilmeksizin kaydedildiğini, ticari defterlerine işlenen faturalara karşı sonradan “usulsüzlük” iddiası ileri sürülmesi dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Vergi Usul Kanunu’nda belirtilen şekil eksiklikleri ileri sürülse dahi, taraflar arasındaki ticari ilişki ve fiili teslimatlar faturalar ile sabit olduğunu, davalı, iade faturalarının gerçeği yansıtmadığını iddia ettiğini, oysa davacının ticari kayıtları ve düzenlenen belgeler, iadelerin fiilen yapıldığını açıkça gösterdiğini, davalı taraf, iade faturalarına karşılık hiçbir somut belge, sevk irsaliyesi veya teslim tesellüm tutanağı sunmadığını, sadece soyut beyanlarla faturaların “hayal ürünü” olduğunu iddia etmesi, davayı sürüncemede bırakma çabasından öteye geçmediğini, davalı tarafın tehiri icra talebi, kararın hukuka uygunluğu ve alacağın kesin delillerle sabit olması karşısında yersiz olduğunu, davalı tarafça düzenlenen faturalar ticari defterlere kaydedildiği gibi mallarda teslim alındığını ve tarafların sistemlerine ve defterlerine kaydedildiğini, davalı tarafta aynı faturaları gerekçe göstererek taraflarına alacaklı olduğunu iddia ederek Kayseri Genel İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi yapmış itiraz üzerine bugüne kadar da takibin iptali için bir girişimde bulunmadığını, davalı taraf alacaklı olduğunu bildiği halde sadece süre kazanmaya ve müvekkili bilerek zarara uğratmayı istediğini, müvekkilin haklı alacağının tahsilinin daha fazla sürüncemede kalması telafisi güç zararlara yol açacağını, bu nedenle tehiri icra talebinin de reddi gerektiğini, hüküm altına alınan ve itirazın iptali ilamı ile kesinleşen alacak kalemleri yönünden ise takibin devamında sakınca bulunmadığı aşikar olduğunu, nitekim tüm bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 05.10.2021 tarihli ve 2017/12-736 E. 2021/1156 K. Sayılı ve 23.11.2021 tarihli 2017/12-2254 E. 2021/1486 L. sayılı kararlarında da benimsenmiştir." Bu minvalde takibin devamına karar verilen asıl alacak yönüyle bir takip sonrası işlemiş faizle ilgili icra emri göndermeye gerek olmadığı gibi kabul edilen asıl alacak yönüyle takipte istenen işlemiş faizinde takip sonrasında devam etmesi gerektiğini, aksi hal alacaklının takip sonrasında yargılama süresi boyunca elde edeceği faizin boşa gitmesi ve alacaklının var olan alacağını alamaması bir yana daha da mağdur olması sonuçlarını doğuracağını, bu takip hukukunun bir gereği olduğunu, bu nedenle mahkemenin bu hükmü doğru olsa da kararda takip sonrası işleyecek faiz ile ilgili bir yorum yapılmadığından HMK 305. maddesi gereğince tavzihi mümkün olmadığından bu hususunda gerekçeli kararda hüküm kısmında ayrıca yazılmak suretiyle ve faizle ilgili ticari alacak faizinin işletilmesi gerekmekle herhangi bir açık kapıya mahal vermemek adına düzeltilerek eklenmesini bu nedenle de icra takip hukuku gereğince faizde işletilmesi gerektiğini düşündüğünden kararın tebliği itibariyle istinaf etmediğini ancak alacaklının bu tutumu karşısında faiz alacağı da ayrıca belirtmek kastıyla katılma yoluyla istinaf talebinde bulunduğunu, davalı tarafça ileri sürülen istinaf sebeplerinin tamamı haksız ve dayanaksız olduğundan istinaf başvurusunun reddine, davalı tarafın istinaf talebine HMK 348. maddesi gereğince katılma talebiyle istinaf talebinde bulunduğundan katılma yoluyla istinaf talebinin kabulü ile, talepler doğrultusunda hem takip öncesi faiz yönüyle yerel mahkeme kararı hatalı olduğundan hem de ilk takip sonrası işlemiş faiz ile ilgili bir değerlendirme ve kararda belirtilmek suretiyle hüküm kurulması adına yerel mahkeme kararının düzeltilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin istinaf eden davalı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde özetle ; Davacı tarafın, istinaf talebine yönelik cevaplarının reddi gerektiğini, davacı tarafından, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğunu iddia ederek tarafın istinaf talebinin reddi talep edildiğini, ilk derece mahkemesinin kararının hukuka aykırı olduğu ve davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığı hususları aşağıda detaylıca açıklandığını, davacı tarafından, söz konusu faturaların müvekkil şirket defterlerine kaydedilmesini, söz konusu ticari iadenin (malın iadesinin) gerçekleştiğine dair kesin delil olarak gösterildiğini, bir faturanın ticari deftere kaydedilmiş olması, o işlemin gerçekte yapıldığına dair mutlak bir delil anlamına gelmediğini, faturaların usulsüz olduğu, gerçeği yansıtmadığı ve iadelerin hiçbir zaman gerçekleşmediği en başından beri beyan edildiğini, fatura; malın teslimi, miktarı, fiyatı ve cinsi gibi asgari özellikleri içermesi gerektiğini, aksi takdirde VUK m. 231/5 gereği hiç düzenlenmemiş sayıldığını, davacı, iddia ettiği iadelerin ne zaman, nasıl yapıldığına ve müvekkilin stoklarına ne zaman girdiğine dair somut bir delil (teslim/tesellüm tutanağı, sevk irsaliyesi, vb.) sunamadığını, bu durum, faturaların hayal ürünü olduğunu, söz konusu mal iadelerinin hiçbir zaman fiziksel olarak gerçekleşmediğini gösteren en güçlü ispat olduğunu, dava konusu uyuşmazlık, faturaların dayanağı olan mal iadesinin gerçekte yapılıp yapılmadığına ilişkin olduğunu, bir ticari işletmede mal iadesi gerçekleşmişse, bu durumun hem iade eden tarafın hem de iadeyi kabul eden tarafın stok/envanter kayıtlarında görülmesi zorunlu olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından ise, talep etmesine rağmen tarafların 6102 sayılı TTK ve 213 sayılı VUK gereğince tutulması zorunlu olan stok ve envanter defterlerini incelemediğini, sadece muhasebe kayıtlarına bakmakla yetinildiğini, bu durum, uyuşmazlığın temelini aydınlatmayan yüzeysel bir incelemeden ibaret olup gerçek bir iadenin kanıtı muhasebe kaydı değil, tarafların stok giriş çıkışlarının incelenmesine yarar stok ve envanter defterleri olduğunu, davacı tarafından, bilirkişi raporlarının tam olduğu iddia edilse de, tarafça sunulan 07.10.2025 tarihli istinaf dilekçesinde ve dosya kapsamındaki beyanlarda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında davacının resmi defterleri dahi incelenmediğini ve müvekkilin en temel talebi olan tarafların envanter defterlerinin ve stok kayıtlarının incelenmesi hususunda hiçbir inceleme yapılmadığını, bilirkişi raporları, sadece mevcut muhasebe kayıtları üzerinden hazırlanmış olup asıl uyuşmazlık noktası olan "iadelerin fiilen gerçekleşip gerçekleşmediği" hususunda somut bir tespit içermediğini, bu nedenle raporlar, uyuşmazlığın esasını çözmekten uzak olup kesin delil olarak kabul edilmesi hukuka aykırılık teşkil ettiğini, davacı tarafından, ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilen alacağa ilişkin faizin, icra takibi sonrası işleyecek ticari temerrüt faizi (TTK m. 1530) yönünden kararda ayrıca belirtilmesi gerektiği gerekçesiyle HMK m. 348 uyarınca katılma yoluyla istinaf talebinde bulunulduğunu, bu talebin, hem usul hem de esas yönünden reddi gerektiğini, davacı tarafın talebi, temelde alacağın varlığı kabulüne dayandığını, detaylıca açıklandığı üzere, davacı tarafın iddia ettiği alacağın kaynağı olan faturaların usulsüz ve dayanaksız olduğu, dolayısıyla alacağın hiç doğmadığı sabit olduğunu, alacağın doğmadığı bir durumda, bu alacağa ilişkin faiz talebinin (takip öncesi veya sonrası) kabul edilmesi mümkün olmadığını, katılma yoluyla istinaf talebinin esastan kabul edilebilmesi için öncelikle talep edilen faizin dayanağı olan ana alacağın kesinleşmesi veya hukuken sabit olması gerektiğini, sunulan istinaf dilekçesi ile ana alacağın varlığı usulsüz faturalar ve eksik bilirkişi incelemesi nedeniyle istinafa konu edildiğini ve reddi talep edildiğini, ana alacağın varlığı kesinleşmeden faiz talebinin kabulü ise hukuken mümkün olmayacağını, ayrıca her ne kadar davacı faiz hususunda bir hüküm kurulmadığını belirtmişse de kendisinin faize ilişkin bir talebi olmadığını, davacının dilekçesi incelendiğinde tazminat talebi yönünden bir faiz talebinin olmadığı görüleceğini, talebi bulunmayan davacının istinaf hakkı da bulunmadığını, izah edilen ve mahkemenizce resen göz önünde bulundurulacak sebeplerle; davacı tarafın sunduğu katılma yoluyla istinaf taleplerinin reddine, yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile, Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/434 E., 2025/759 K. sayılı kararının haksız ve hukuka aykırı olması nedeniyle istinaf istemleri doğrultusunda bozulmasına, davanın kesin delil ile lehe ispat edilmiş olduğu gözetilerek reddine, yeniden yargılama yapılarak eksikliklerin giderilmesi ve yeni bir karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline, ilişkin karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Dava, itirazın iptali istemidir. Davacı taraf davalı aleyhine Kayseri Genel İcra Müdürlüğünün ...E sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatmıştır. Söz konusu takipte davalıdan 498.826,76 TL asıl alacak ve 7.554,15 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 506.380,91 TL talepte bulunulmuştur. Takip dayanağı olarak ticari alacak gösterilmiştir. İlk derece mahkemesince mali müşavir bilirkişiden alınan raporda davalı tarafça davacıya düzenlenen ve tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olan faturaların toplam tutarı 10.811.740,81 TL’ olup davacı tarafça davalıya yapılan ödemeler ve davacının davalıya düzenlediği faturalar taraf ticari defterleri ile uyumlu olup toplam tutarı 11.306.800,17 TL olmakla davacının davalıdan aldığı alışlar ve davacının yaptığı ödemeler birlikte değerlendirildiğinde davacının 10.811.740,81 TL – 11.306.800,17 TL = 495.059,36 TL fazla ödemeden alacağı bulunduğu, davalı tarafça davacıya düzenlenen ancak davacının muavin defterlerinde kayıtlı olmayan iade faturaların ispat yükü davalıda olduğu anlaşılmıştır. Davacı taraf davalıya 04.11.2023 tarihinde 12 adet iade faturası düzenlemiştir. Bu iade faturaları dosyadaki tarafların hesap ekstrelerinde gözükmektedir. Davalı taraf davacıya 07.11.2023 tarihinde iade faturaları ile örtüşen 11 adet satış faturası düzenlemiştir ve bu faturaları verilen hizmet faturası olarak kaydetmiştir, faturadaki mal ve hizmet kısmına da fiyat farkı faturası olduğunu belirtmiştir. Fakat davalının düzenlediği bu faturaların davacının defterlerinde kayıtlı olmadığı görülmüştür. Davalının kendi ticari defterindeki davacının düzenlediği faturaları kayıt etmesi davacı lehine karine teşkil etmektedir.Aynı zamanda TTK. 64. maddesine göre her tacir, ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak münasebetlerini ve her iş yılı içinde elde edilen neticeleri tespit etmek amacıyla, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri tutmakla yükümlüdür. Anılan Kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin münderecatı, sahibi ve halefleri aleyhinde delil sayılır. Şu kadar ki; kanuna uygun olan defterlerde sahibi lehine olan kayıtlar dahi aleyhindeki kayıtlar gibi muteber olup bunlar birbirlerinden ayrılamaz.TTK.65/2 ve 3. Maddelerine göre, hiçbir tacir kendi defterine aleyhe kayıt düşemeyeceğinden, faturaların davalı defterinde kayıtlı olması ile varılan sonuç, alacağın/borcun miktarı konusunda da davalı aleyhine karine oluşturur. Bu durumda davacının 495.059,36 TL alacağı yönünden itirazın kısmen iptaline karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuş, davalının istinaf isteminin reddi gerekmiştir. Davacının istinaf talebi yönünden; İlk derece mahkemesince davacının davalıdan satım akdi gereği alacaklı olduğu kabul edilmiş ve fakat davacı tacirin davalı taciri takip öncesi temerrüde düşürdüğü ispat edilemediğinden takip tarihi öncesi döneme dair faiz talebi red edilmiş, davacı yan bu yöne dair istinaf isteminde bulunmuştur. Sözleşmeden kaynaklanan alacaklarda temerrüt faizi uygulanabilmesi için alacağın muaccel olması yeterli olmayıp, kararlaştırılan kesin vadede borcun ödenmemiş ya da alacaklının usulüne uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmüş olması zorunludur (TBK 117). Aksi halde temerrüt, icra takibine geçildiği veya davanın açıldığı tarihte oluşur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) 117. madde hükmüne göre; temerrüt faizi başlangıç tarihi yönünden; muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş (kesin vade bulunması) veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; borçlu temerrüde düşmüş olur. Kanunun (TBK) 117. maddesinde yer alan bu hüküm genel hüküm olup temerrüt tarihi ve temerrüt faizi başlangıcına ilişkin farklı özel hüküm bulunması halinde bu genel hüküm değil özel hüküm uygulanmalıdır. Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçlarına ilişkin olmak üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) 1530. maddede; temerrüt tarihi, temerrüt faizi başlangıcı ve faiz oranı yönünden daha özel nitelikte bir düzenleme bulunmaktadır. Bu hükme göre; ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer (TTK 1530/2). Mütemerrit borçlunun alacaklısı sözleşmede öngörülen tarihten ya da ödeme süresinin sonunu takip eden günden itibaren, şart edilmemiş olsa bile faize hak kazanır (TTK 1530/3). Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlunun hangi sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılacağı ve alacaklının hangi tarihten itibaren temerrüt faizine hak kazanacağı hükmün 4. fıkrasına göre belirlenecektir. Bu hükme göre; faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda, faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda, borçlu faturayı veya eş değer ödeme talebini mal veya hizmetin tesliminden önce almışsa, mal veya hizmetin teslim tarihini takip eden otuz günlük sürenin sonunda temerrüt gerçekleşir. Kanunda veya sözleşmede, mal veya hizmetin kabul veya gözden geçirme usulünün öngörüldüğü hâllerde, borçlu, faturayı veya eş değer ödeme talebini, kabul veya gözden geçirmenin gerçekleştiği tarihte veya bu tarihten daha önce almışsa, bu tarihten sonraki otuz günlük sürenin sonunda; şu kadar ki, kabul veya gözden geçirme için sözleşmede öngörülen süre, mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz günü aşıyor ve bu durum alacaklının aleyhine ağır bir haksızlık oluşturuyorsa, kabul veya gözden geçirme süresi mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz gün olarak kabul edilir. Gecikme faizi ödenmeyeceğini veya ağır derecede haksız sayılabilecek kadar az faiz ödeneceğini, alacaklının geç ödeme dolayısıyla uğrayacağı zarardan borçlunun sorumlu olmayacağını veya sınırlı bir şekilde sorumlu tutulabileceğini öngören sözleşme hükümleri geçerizdir. Geçersizlik durumunda yedinci fıkra uygulanır (TTK 1530/6). Öte yandan, TTK’nın 1530. madde gerekçesinde belirtildiği gibi, bu maddenin konuluş amacı, üreticiler ile küçük ve orta boy işletmelerin (TTK.m.1522,1523, Yönt.m.4/b), mal ve hizmet tedarik ettikleri güçlü ticari işletmeler, (özellikle market, süper market, hiper market gibi alışveriş merkezleri) karşısında korunmasıdır. Bir başka deyişle büyük ve güçlü ticari işletmeler geç ödemeyi bir finansman aracı olarak kullandıkları için mal ve hizmet tedarik edenleri çok güç durumda bıraktığı, finansal durumlarını sarstığı, hatta iflasa dahi sürüklediği için bu kötü ve haksız uygulamanın önüne geçilmek istenmiştir. Somut olayda bu maddenin uygulanması koşullarının bulunmaması nedeniyle takip öncesi döneme ilişkin faiz uygulanmaması, TTK’nın 1530/2. maddesi esas alınmak suretiyle temerrüt tarihinin belirlenmemesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2024/2582 Esas 2025/2591 Karar, 2024/2572 Esas 2025/2592 Karar) Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacının ve davalının yukarıda yazılı söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 11/09/2025 tarih ve 2024/434 E - 2025/759 sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-DAvacının istinafı yönünden; Alınması gerekli olan 615,50 TL istinaf karar ve ilam harcı davacı tarafça peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davalının istinafı yönünden; Alınması gerekli olan 33.817,50 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından istinaf eden davalı tarafından peşin yatırılmış 8.454,38 TL harcın mahsubu ile bakiye 25.363,12 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davalıdan alınarak Hazineye Gelir kaydına, 4-İstinaf başvurusunda bulunan davacı ve davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendileri üzerinde bırakılmasına, 5-Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına 6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 361/1 md uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24/12/2025