TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/01/2023 NUMARASI : 2021/201 Esas 2023/9 Karar DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 27/03/2021 KARAR TARİHİ : 19/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/12/2025 Taraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik verilen hükme karşı, davacı tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzeri…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2023/1781 Esas 2025/1807 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1781 KARAR NO : 2025/1807 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/01/2023 NUMARASI : 2021/201 Esas 2023/9 Karar DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 27/03/2021 KARAR TARİHİ : 19/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/12/2025 Taraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik verilen hükme karşı, davacı tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı; ...'ın, 2004 yılında özelleştirme kapsamına alınarak 20 dağıtım bölgesine ayrıldığını, bu bölgelerin her birinin dağıtım lisansına sahip anonim şirket olarak yapılandırıldığını, ... Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin 28/06/2013 tarihinde özelleştirilerek İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye göre davalı şirkete devredilen malvarlığının ancak elektrik dağıtım faaliyetiyle sınırlı biçimde kullanılabileceğini, ancak davalı şirketin sözleşmeyle ve dağıtım lisansıyla belirlenen faaliyet sınırlarını aşarak bu taşınmazları kiralayıp kira ve reklam geliri elde ettiğini, taşınmazların mülkiyeti ...'a ait olduğundan ...'ın rızası olmadan kiraya verilemeyeceğini, bu hususların dağıtım şirketlerine bildirildiğini ancak muhatap şirketlerin hukuka aykırı biçimde gelir elde etmeye devam ettiklerini beyanla, reklam bedellerinden, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerden ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerden şimdilik 1.000-TL'nin tahsil tarihininden işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı; açılan davayı kabul etmediklerini, İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin özel hukuka tabi bir sözleşme olduğunu, bu sözleşmeyle yalnızca mülkiyeti ...'a ait dağıtım tesislerinin işletme amacıyla kullanılmasına imkan verildiğini, dağıtım faaliyetinin sözleşmeye değil EPDK'dan alınan dağıtım lisansına istinaden yürütüldüğünü, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa göre EPDK'nın dağıtım faaliyetiyle birlikte yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak piyasa dışı bir faaliyetin yürütülmesine izin verebileceğini, dağıtım şirketlerinin reklam ve kira geliri elde etmelerine izin verildiğini, davacının işletme hakkı devredilen taşınmazların yalnızca çıplak mülkiyetine sahip olduğunu, kullanma ve yararlanma haklarının davalı şirkete devredildiğini, elde edilen reklam ve kira gelirlerinin dağıtım tarifesi belirlenirken dikkate alındığını ve bu gelirler sayesinde dağıtım faaliyetinin daha düşük ücretlendirildiğini, tüm bu nedenlerle reklam ve kira gelirlerinin davalı şirketten talep edilemeyeceğini beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; taraflar arasında İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi akdedildiği hususunda ihtilaf bulunmamakla birlikte uyuşmazlık, davacıya ait taşınmaz ve tesislerine ilişkin var ise gelir ve kazanımlarının sözleşme kapsamında davalıdan talep edilip edilemeyeceği, davalı ve 3. kişiler arasında imzalanan sözleşmeler neticesinde sistem üzerindeki elektrik enerjisi taşınması haricinde sistem, baz istasyonu, taşınmazlar üzerinde reklam, kira vb. gelirlerin davacıya iadesinin mümkün olup olmadığı olmadığı hususlarına ilişkin olduğu, 6446 sayılı yasa ve bu yasaya dayanılarak düzenlenen Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği uyarınca dağıtım şirketleri bakımından verimlilik artışı sağlayan nitelikte faaliyetlerden elden edilen gelirlerin dağıtım şirketlerinin tarife hesaplarına konu edildiği ve elde edilen gelirlerin EPDK tarafından düzenlenen esas gelir tarifesi içerisinde yer aldığı, sözleşmede elde edilecek gelirlerin kime ait olacağına dair bir düzenleme bulunmadığı, davalının bu gelirlerden istifade etmeyeceğine ilişkin olarak herhangi bir sınırlama getirilmediği, sözleşmenin 5. Maddesinde tesisin fiili ve hukuki durumu ile davalıya devrdedildiği, davalı tarafından elde edilen gelirin Dağıtım Sistemi Gelirlerinin Düzenlemesi Hakkında Tebliğ çerçevesinde gelir tarifesi içerisinde yer aldığından, davalının var ise elde ettiği gelirleri davacıya iade etme zorunluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle; "davanın reddine" ilişkin karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı istinaf dilekçesinde özetle; davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinde mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediği için davalı tarafça mülkiyeti müvekkile ait olan tesisler üzerinden elde edilen ve işletme hakkı kapsamına girmeyen reklam ve kira gelirleri gibi semerelerin malik olan davacıya ait olduğunu, taraflar arasındaki 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin, her türlü ilişkileri ve işletme hakkına ilişkin ilke ve esasları ayrıntılı olarak düzenlediğini, davalının sadece dağıtım tesisinin işletilmesi hakkına sahip olup ayrıca işletme hakkı kapsamına girmeyen unsurlar üzerinde bir hak sahibi olmayacağı, işletme hakkının ise, davalının “Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Tesisleri'nin işletmesinde kullanılması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve sözleşmeden doğan bütün sorumluluklarını” ifade ettiğini, davalının sadece tesislerin işletilmesinde kullanılması gerekli unsurlar üzerinde hak sahibi olacağının kabulü gerekeceğini, sözleşmenin konusunun, Elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların Dağıtım Faaliyetleri için işletme hakkının devri oluşturduğunu, 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi ile davalıya, sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin öngörülüp mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığını, 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinde mülkiyeti davacıya âit olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediğini, bu nedenle mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde, işletme hakkı kapsamına girmeyen reklam ve kira gelirleri gibi semerelerin de malike ait olacağı, İHDS'de düzenlenmeyen ve İHDS kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan davalı şirket tarafından elde edilen reklam-kira gelirlerinin davacıya ödenmesi gerektiğini, mahkeme gerekçesinin hukukta ve yasada öngörülen zorunlu unsurları taşımadığını, çelişkili, yoruma ve tereddüte açık şekilde yazıldığını, gerekçede bilirkişi raporundaki ifadelerin aynen kopyalanması ile yetinildiğini, iddia ve savunmanın dayandığı esaslı olguların gerekçe kapsamında değerlendirilmediğini ileri sürmüştür. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; taraflar arasında akdedilen 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi uyarıca mülkiyeti davacıya ait taşınmaz ve diğer tesislerden kaynaklı elde edildiği iddia edilen taşınır/taşınmaz kira, reklam vb. gelirlerin davacıya ait olduğu iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı tarafça, davalı ile yapılan işletme hakkı devir sözleşmeleri hükümlerine aykırı olarak, mülkiyeti davacıya ait taşınmazların davalı tarafça dava dışı üçüncü kişilere kiraya verilmesi suretiyle elde edilen gelirin davalıdan tahsili talebiyle eldeki davanın açıldığı, davalı tarafın, işletme hakkı devir sözleşmesi kapsamında taşınmazları kiraya vererek gelir elde etmesinin mevzuata uygun olduğunun savunulduğu, mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verildiği, ilgili karara karşı davacı ...'ın istinafa geldiği görülmüştür. Davacı tarafın istinaf itirazları doğrultusunda dosyamız kapsamındaki uyuşmazlığın, mülkiyeti davacıya ait olan, işletme hakkı ise davalıya devredilen taşınır ve taşınmazlar üzerinden davalının reklam ve kira geliri elde etmesinin taraflar arasındaki işletme hakkı devir sözleşmesine aykırılık teşkil edip etmediği, aykırılık teşkil ediyor ise davalının ne kadar reklam ve kira geliri elde ettiği, davacının davalının elde ettiği reklam ve kira gelirlerinin tahsilini davalıdan talep edip edemeyeceği, talep edebilecek ise miktarı, uygulanması gereken zaman aşımı süresi hususlarında toplandığı görülmüştür. Taraflar arasında akdedilen İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; "Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (...) ile ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi arasında imzalanan bu Sözleşme'nin amacı; Samsun, Amasya, Çorum, Ordu ve Sinop illerinden oluşan Elektrik Dağıtım Bölgesi'nde yer alan ve ... uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşuluyla ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'ne İşletme Hakkının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemektir.'' hükmüne yer verildiği, “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 2 maddesinde işletme hakkının, “Şirket'in, Dağım Tesisleri ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilmesinde kullanması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve bu sözleşmeden doğan bütün sorumlulukları” şeklinde tanımlandığı, “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 3.maddesinde; “Sözleşme'nin konusunu; sözleşme'de yer alan kapsam ve sartlar dahilinde, dağım bölgesi'ndeki mevcut ve yem yapılacak elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı ve Sözleşme'nin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda Tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi oluşturmaktadır." hükmüne haiz olduğu görülmüştür. Yine İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Devir” başlıklı 5.1 maddesinde de; “Devir,DağıtımBölgesi'nde yer alan, mülkiyeti ve/veya kullanma hakkı ...'a ait olan Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Sistemi ile bunların üzerlerinde yer aldığı mülkiyetindeki ve/veya kullanımındaki taşımazlar, bu taşımazlar üzerindeki kullanım hakları, Dağıtım Tesisleri'nin gereği gibi işletilebilmesi için varlığı sorumluluk arz eden taşınmaz, tesis, araç-gereç, is makinaları, telsiz cihazları ve bunların mütemmim cüzlerinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla, İşletme Haklarının halihazır fiili ve hukuki durumu ile Şirket'e devredilmesidir.” ifadelerine yer verildiği anlaşılmıştır. Davacı ...'ın, taşınmaz ve tesislerin kullanım hakkını davalı yana devretmekle, kullanım hakkı konusunda tasarruf yapma yetkisini de davalıya devretmiş olduğu kabul edilmiş ise de, taraflar arasındaki sözleşme ...'in özelleştirilmesinde kabul edilen yöntemin gerçekleştirilmesine yönelik olarak imzalanan bir sözleşmedir. Sözleşmenin amacı sözleşmenin birinci maddesinde sözleşmede belirtilen bölgede “...'ın uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşulu ile ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'ne İşletme Hakının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemek” olarak belirtilmiş, sözleşmenin konusunu düzenleyen 3.1 maddesinde de “Dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak Elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, Dağıtım Faaliyeti için İşletme Hakkı'nın devri, bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerin yapımı ve sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi” olarak belirtilmiştir. 4628 Sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 14. maddesinde ...'ın özelleştirilmesine ilişkin olarak, Bakanlık, ..., Elektrik Üretim Anonim Şirketi, bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik öneri ve görüşlerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirir. Özelleştirme işlemleri, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri dairesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülür. (Ek fıkra: 10/05/2006-5496 S.K./4.mad) ...'ın faaliyet alanında yer alan ve dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıklar üzerinde, mülkiyeti saklı kalmak kaydı ile ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlenebilir. Bu özelleştirme uygulamaları çerçevesinde, bu Kanunda belirtilen piyasa faaliyetlerinde yer alan gerçek ve tüzel kişilerden, yabancı gerçek ve tüzel kişiler elektrik üretim, iletim ve dağıtım sektörlerinde, sektörel bazda kontrol oluşturacak şekilde pay sahibi olamazlar. (Ek fıkra:09.07.2008-5784 S.K./4.mad) '' Elektrik Üretim Anonim Şirketi ve/veya müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıkları özelleştirme programına alınsa bile bunların bağlı oldukları Bakanlık veya kurumları ile ilgileri ve mülkiyetinin bağlı bulundukları kurum ve/veya kuruluşlara aidiyeti aynen devam eder. Ancak, bu kuruluşların özelleştirmeye hazırlanmalarına yönelik teknik, mali, idari ve hukuki işlemler, personele ilişkin işlemler ve özelleştirilmelerine ilişkin iş ve işlemler, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilir. Ancak bu kuruluşların ve bu kapsamda oluşturulabilecek yeni anonim şirketlerin yönetim kurulu başkanlığı ve üyelikleri, denetim ve tasfiye kurulu üyelikleri ve genel müdürlükleri ile ait oldukları kuruluşlardan ayrı olarak özelleştirme programına alınan ve anonim şirkete dönüştürülmelerine gerek görülmeyen müesseselerde, müessese müdürlükleri ve yönetim komitelerine, işletme ve işletme birimlerinde bunların müdürlüklerine yapılacak atamalar ve bu görevlerden alınma işlemlerine ilişkin olarak Başbakana teklifte bulunma yetkisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına aittir. Başbakan bu maddeyle ilgili yetkisini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına devredebilir. “ düzenlemesine yer verilerek, ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalanması mümkün kılınmıştır. 4046 Sayılı Özelleştrime Uygulamaları hakkında kanunun 18/A maddesinde özelleştirme yöntemleri düzenlenirken, kiralama ve işletme hakkının devredilmesi de özelleştirme yöntemleri arasında gösterilmiş ayrı ayrı belirtilmiş, 18/A-b maddesinde kiralama “kuruluşların aktiflerindeki varlıklarının kısmen veya tamamen bedel karşılığında ve belli bir süre ile kullanma hakkının verilmesidir.”, şeklinde, 18/A-c maddesinde İşletme Hakkının Verilmesi “ Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin-mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla bedel karşılığında belli süre ve şartlarla işletilmesi hakkının verilmesidir.” şeklinde tanımlayarak, her iki durum biribirinden ayrılmıştır. İşletme hakkının devredilmesinde “belirli süre” ile devredilebileceği kabul edilmiş olup, gerek kiralamada gerekse işletme hakkının devrinin belirli bir süre ile yapılma imkanı olduğu halde ayrı ayrı yasada düzenlemiş olması söz konusu sözleşmenin kira sözleşmesinden farklı bir sözleşme olduğunu ortaya koymaktadır. Kiralama ile işletme hakkının devri sözleşmesi arasındaki fark sözleşmelerin süreli olup olmamasından değil kiralamada özelleştirilen kuruluşların ve varlıkların kullanılma hakkı verilirken, işletme hakkının devredilmesinde, Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla işletilmesi hakkının verilmesinden kaynaklanmaktır. İşletme hakkının verilmesinde esas olan bir malın kullanımı değil, Kamu İktisadi Kuruluşu tarafından hali hazırda yürütülmekte olan hizmetlerinin, işletme hakkını devralan tarafından yerine getirilmesine devam edilmesi ve hizmetlerin iyileştirilmesidir. İşletme Hakkının Devri sözleşmesinden önceki devreden kuruluşun dağıtım bölgesindeki abonelerle yapılan abonelik sözleşmeleri, devir sözleşmesinden sonra da devam ettiği ve devralanı bağladığı gibi, işletme hakkını devralan tarafından işletme süresince yapılan aboneliklerde, sözleşmenin sona ermesinden sonra da işletmeyi işletecek olan firmaları bağlayacak olması nedeniyle hasılat kira sözleşmesinin unsuru olan “hasılat veren bir malın veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinin iktitafını terk etme” kavramından daha geniştir. Bu nedenle sözleşmenin sırf belirli süreli olduğundan bahisle kira sözleşmesi olduğu söylenemez (Emsal Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 06/11/2013 tarih, 2013/13729 Esas 2013/14873 Karar sayılı ilamı) Yapılan açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin konusunun, elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların Dağıtım Faaliyetleri için işletme hakkının devrini oluşturduğu, 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi ile davalıya, sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin öngörülüp mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığını, 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinde mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediğini, ilgili hakların dağıtım şirketlerine devredildiğine dair sözleşmede bir hüküm bulunmadığı, mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda yanlar arasında akdedilen işletme hakkı devir sözleşmesinde davaya konu edilen kira ve reklam gelirlerinin kime ait olacağına dair bir düzenleme bulunmadığı, işletme hakkı devir sözleşmesi ile kararlaştırılmayan hususlarda mevzuat hükümleri, kurul ve kurul kararlarının uygulanabileceği, reklam ve kira gelirlerinin EPDK kararına bağlı Tebliğ kapsamında, davalı şirketin gelir tarifesi içinde yer aldığı, EPDK'nın tebliğinin de yürürlükte olduğu gözetildiğinde, davalı tarafın elde edilen reklam bedellerinin, baz istasyonu, telsiz ve tv aktarıcı vb gibi kurumuna ilişkin bedellerinin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerin davalıdan tahsilini talep edemeyeceği kanaatine varılmış ise de, ayrıntısı ile izah edildiği üzere, sözleşmenin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım sisteminin dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri olup davalı tarafça dağıtım faaliyetini gerçekleştirdiği, mülkiyetinin davacıya ait olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan taşınır/taşınmazlarda GSM baz istasyon ve reklam gelirleri elde etmesinin taraflar arasındaki sözleşmeye göre mümkün olmadığı, bahsi geçen tebliğde “Dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira (baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim alt yapısı kullanım geliri)'' gelirlerinin dağıtım şirketinin gelirleri arasında sayılmasının bu gelirlerin davalı tarafça elde edilmesini meşrulaştırmayacağı, ilgili tebliğin davalıyı, davacının mülkiyet hakkı karşısında üstün hak sahibi yapamayacağı, kaldı ki mahkemenin gerekçesinde belirtildiği üzere taşınır/taşınmazların kiraya verilmesi eyleminin dağıtım faaliyetiyle birlikte yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı bir faaliyet olarak değerlendirilmeyeceği, bu hali ile davalı tarafça mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin dava dışı 3.kişiye kiraya verilip kullandırılması hakkı olmamasına rağmen aksi yönde davranarak gelir elde ettiği ve davacının iş bu gelirin davalıdan tahsili talebiyle eldeki davayı açtığı görülmüştür. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenleme ve kavramlar ile davanın hukuki niteliğinin açıklanması gerekmektedir. Vekâletsiz iş görme 6098 sayılı TBK'nın 526 ile 531. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, genel olarak bir kimsenin sözleşme veya hukuken yükümlü olmadığı hâlde başka bir kimsenin hukuk ve menfaat alanına müdahale ederek iş görmesinden doğan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir. Vekâletin bulunmaması, görülen işin bir vekâlet ilişkisine veya başka bir sözleşmesel ilişkiye ya da benzer bir yükümlülüğe dayalı olmadan yapılması anlamına gelmektedir. Görülen işin başkasına ait olması gerektiği de açıktır. Ancak bazı durumlarda görülen işte vekâletsiz iş görenin de menfaati olabilir. Bu durumda ortak yarar söz konusu olur ki; ortak yararın bulunduğu durumlarda iş göreninin menfaati iş sahibinin menfaatine göre daha üstün değilse işin başkasına aidiyeti unsuru var sayılır. Vekâletsiz iş görme nedeniyle taraflar arasında kurulan ilişki bir sözleşme ilişkisi olmamakla beraber iş gören ile iş sahibi arasında kanuni bir borç ilişkisi doğmaktadır. Vekâletsiz iş görme, yasal düzenleme uyarınca gerçek (caiz olan) vekaletsiz iş görme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme olmak üzere ikili bir ayrıma tabiidir. TBK’nın 526. maddesine göre, bir kimsenin vekâleti olmaksızın iş sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak veya onun hukuka ve ahlaka aykırı yasaklaması olmadan gördüğü iş, gerçek vekâletsiz iş görmedir. Gerçek vekâletsiz iş görmede, iş gören iş sahibinin menfaatine ve yararına iş görme iradesi ile hareket etmektedir. TBK'nın 530. maddesinde ise iş görenin başkasının işini kendi menfaatine görmesi suretiyle oluşan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme düzenlenmiştir. Bu hükme göre göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, iş görmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, iş görenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Görüleceği üzere gerçek olmayan vekâletsiz iş görmede, iş görende başkasının işini görme iradesi bulunmamaktadır. İş gören başkasının hukuk alanına girerek bir iş görmekte ise de bu işi kendi işi olarak kendi menfaatine yapmaktadır. Kanundaki bu hükme göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile gerçek olmayan vekaletsiz işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir. Bu bağlamda, konularının benzer olması nedeniyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04/06/1958 tarih ve 1958/15 E., 1958/6 K. sayılı kararına değinmekte fayda bulunmaktadır. Çünkü içtihadı bileştirme kararları, konularıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol göstericidir. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesi için de geçerlidir. Anılan karar gerekçesinde; “Bir kimsenin kendisine ait olmadığını bildiği veya bilebilecek durumda olduğu bir malı kendisinin malı imiş gibi kiraya vermesi ve kiracılardan kira paralarını toplaması faaliyeti bir iş görmedir ve mal kiraya verene ait olmadığı cihetle görülen iş, başkasının işidir. Malı kiraya verip kira paralarını alan kimse, mal sahibinin menfaatine değil, fakat kendi menfaatine hareket ettiğinden dolayı, ortada başkasının işini gören kimsenin, iş sahibinin yerine kendi menfaatine hareket etmiş olması durumu vardır ki böyle bir durumda işi görülen kimse (yani mal sahibi), işi görenden (yani kiraları toplayandan) Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünce, kira paralarının (yani işin görülmesinden iş görenin elde ettiği menfaatlerin) kendisine verilmesini isteyebilir. Borçlar Kanununun bu maddesinin matlabı (İş yapan kimsenin kendi menfaati için yapıldığı halde) ve metni ise (Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi, yapılan işten hasıl olan faideleri temellük etmek hakkını haizdir. Temellük ettiği faidelere göre, işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu taahhütlerden onu tahlis eder) şeklindedir. Az önceki açıklamalardan hadisede, bu maddenin ilk cümlesinin tatbik şartlarının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır” “Vekâletsiz tasarrufta iş görenin başkasının işini görme niyetiyle hareket etmesi esas olması itibariyle kiraya verdiği malı kendi malı gibi kiraya veren ve kiraları kendi malının kirası gibi toplayan kimse de başkasının işini görme kastı bulunmadığı cihetle hadisede Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünün tatbiki mümkün olmayacağı ileri sürülemez. Zira, Borçlar Kanununun 410 ile 413. maddelerinde kanun, hakiki vekaletsiz tasarrufu tanzim etmekte, 414. maddesinde ise hakiki olmayan vekaletsiz tasarrufa diğer tabirle hükmi vekaletsiz tasarrufa ait bazı esasları bildirmektedir; hakiki vekaletsiz tasarrufun kanuni şartları arasında, iş görenin başkasının işini gördüğü iradesiyle hareket etmiş olması durumu varsa da hükmi vekaletsiz tasarrufta böyle bir şart aranmaz (Oser - Sechönenberger - yukarıda anılan eser - Art. 419 N. 9). İsviçre Federal Mahkemesinin kararlarından alınmış olan şu örnekler dahi hükmi vekaletsiz tasarrufta başkasının işini görme niyetinin kanuni şartlardan bulunmadığını göstermektedir: Bir ihtira beratının kanuna aykırı olarak bir üçüncü kişi tarafından kullanılması; makine ısmarlamış bulunan bir kimsenin işinde kullanılmak üzere fabrikacıya vermiş olduğu model ve resimlerin fabrikacı tarafından üçüncü kişiye satılacak makinelerin yapılması için müsaadesiz olarak kullanılması; rehinli alacaklının rehin edilmiş malı akde aykırı olarak temlik etmesi.. bütün bu hallerde Federal Mahkemece Borçlar Kanununun 414. maddesinin tatbiki cihetine gidilmiştir. Demek, söz konusu 414. maddenin tatbiki için başkasının işini görme iradesinin aranmayacağı cihetinde hukuk alimlerinin görüşleriyle Federal Mahkemenin görüşleri birleşmiş bulunmaktadır ki bu hukuki anlayış, heyetin büyük bir ekseriyetince de kanuna uygun bulunmuştur” şeklindeki açıklamalara da yer verildikten sonra; “Bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir gayrimenkulü kendi malı imiş gibi kiraya verip kiraları toplamış olması sebebiyle hak sahibinin o kimseden kiraların alınması için açacağı davanın gerek Borçlar Kanunun 414. maddesine dayanan, gerekse Medeni Kanunun 908. maddesine dayanan bir dava olarak tavsifi mümkün olduğuna ve fakat tereddüt halinde, Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmüne dayanan menfaatlerin devri davası sayılacağına ve bundan dolayı on yıllık müruruzamana tabi olacağına” karar verilmiştir.(Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15/04/2021 tarih, 2017/11-2407 E., 2021/502 K ve 23/09/2020 tarih, 2017/1-1257 E., 2020/661 K sayılı ilamları) Açıklanan bu yasal düzenleme ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ...'ın mülkiyetindeki taşınır ve taşınmazların davalı tarafından kiraya verilerek kira bedellerinin tahsil edildiğini, uzun süreden beri kira gelirinden pay almak istediklerini dile getirmelerine karşın kendilerine herhangi bir bedel ödenmediğini bildirerek davalının elde ettiği gelirlerden şimdilik 1.000-TL'nin davalıdan tahsilini talep ettiği görülmüştür. Mahkemece, Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılarak Mali müşavir bilirkişiden davalıya ait ticari defter ve kayıtlar incelenmek suretiyle aldırılan 24/06/2022 tarihli rapor kapsamında, bilirkişilerin; davalıya ait ticari defterlerde talebe konu edilen 2011- 2020 yıllar aralığına ilişkin bir kısım elde edilen kira vs. gelirlerinin 613.400-TL olarak yazılı olduğunun tespit edildiğini, davalı şirketin sözü edilen talep konusu dönem içine EPDK'ya bildirdiği kira vs. gelirleri tutarının 4.694.158-TL olduğunu, davalı şirketin, davacı şirketten devraldığı mal varlığı üzerinden elde ettiği reklam gelirlerinin, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin gelirlerin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen gelirlerin taraflar arasındaki İHDS kapsamında kalarak sözleşmede bu gelirlerin davacı şirkete ödeneceğine dair bir hüküm bulunmaması, davalı tarafından elde edilen reklam ve kira gelirlerinin Dağıtım Sistemi Gelirlerinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliği çerçevesinde gelir tarifesi içerinde yer aldığı, taraflar arasında akdedilen İHDS'nin davalının davaya konu gelirleri elde etmesine mani bir düzenleme içermediği, netice itibariyle davalının elde etmiş olduğu reklam ve kira gelirlerini davacıya iade etmesi/ödemesi gerekmediği, davacı şirketin, davalı şirketten alacaklı olmadığının tespit edildiği yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçe içeriği ve dayanılan maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde istemin gerçek yönünün haksız işgal tazminatı veya sözleşmeden kaynaklı alacak olmayıp, kendilerinden onay almaksızın sözleşme hükümlerine aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait taşınmaz/taşınırı kiraya veren davalıdan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde ettikleri menfaatin devri istemine ilişkindir. Vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada, yani vekaletsiz iş görme halinde, 818 sayılı BK (6098 sayılı BK.), özel bir zamanaşımı süresi öngörmediğinden, BK'nın 125. maddesindeki (6098 sayılı yasa 146.madde) on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir. (Emsal Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 29/11/2021 tarih, 2021/3857 E., 2021/12136 K) Bu bağlamda, mahkemece, taraflar arasındaki İHDS'nin ve bunun dayandığı mevzuatta davacıya devredilen tesislerin mülkiyet hakkının açıkça davacıda olduğunun yazıldığı ve sözleşmelerde bunların kiralanması, reklam alınması vs şekilde gelir elde edilmesi ve edilecek gelirin davalıya ait olacağına dair hüküm bulunmadığından eldeki davanın gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerinden doğan menfaatin devrine ilişkin alacak davası olduğu ve eldeki davada vekaletsiz iş görmeye ilişkin on yıllık zamanaşımı süresinin uygulandığı gözetilerek, delillerin bu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmesine rağmen yukarıda yazılı olduğu şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir. Hal böyle olunca, somut olayda, davalı tarafın, dava dışı üçüncü kişi ile GSM baz istasyonlarının kurulum sözleşmeleri ve reklam kira sözleşmesi imzalamak suretiyle mülkiyeti davacıya ait olan taşınmaz/taşınırdan gelir elde ettiğinin bilirkişi raporu ile belirlendiği, davacı tarafça yukarıda açıklanan yasal düzenleme çerçevesinde gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında dava tarihinden geriye dönük on yıl süre ile davalının elde ettiği gelirlerin kendisine ödenmesini davalıdan talep edebileceği, bilirkişice tespit edilen ve dava tarihinden geriye dönük on yıllık süre zarfında talep edilebilecek alacağın 1.000-TL'den fazla olduğu anlaşılmakla, mahkemece, HMK'nın 26 maddesi ile talep ile bağlı kalınarak ve dosya kapsamında dava tarihinden önce davalının temerrüte düşürüldüğüne ilişkin tebliğ edilmiş bir ihtar bulunmadığından temerrüdün dava tarihi itibariyle gerçekleştiği de dikkate alınarak şimdilik 1.000-TL'nin, dava tarihinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline yönelik karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi dosya kapsamına, usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabet görülmediğinden davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davacı tarafın istinaf başvurusunun KABULÜ ile, 2-Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/01/2023 tarih ve 2021/201 Esas 2023/9 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Davanın KABULÜ ile, HMK'nın 26. maddesi uyarınca taleple bağlı kalınarak 1.000-TL'nin dava tarihi olan 27/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin hakkının saklı tutulmasına, 4-Alınması gereken 615,40-TL bakiye karar ve ilam harcından peşin olarak yatırılan 269,85-TL ile istinaf aşamasında yatırılan 120,60-TL bakiye karar harcının mahsubu ile bakiye 224,95-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 59,30-TL başvurma harcı, 59,30-TL peşin harç ve 120,60-TL bakiye karar harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan 199,60-TL tebligat ve posta gideri ile 4.000-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 4.199,60-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Davacı davada kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/2 maddesi uyarınca 1.000-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 9-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 1.320-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irat kaydı gerekmekte ise de, davacı tarafından istinaf aşamasında yatırıldığı anlaşılan 1.320-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, 10-Bakiye gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, B)1-Davacı taraftan istinaf karar harcı olarak alınan 269,85-TL karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 2-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının ve 160,00-TL posta masrafının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 19/12/2025 Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -