T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/803 KARAR NO : 2025/1504 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2014/1130 KARAR NO : 2023/115 KARAR TARİHİ: 13/02/2023 DAVA TARİHİ: 17/09/2014 DAVA: Alacak KARAR TARİHİ: 24/12/2025 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesin…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/803 KARAR NO : 2025/1504 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2014/1130 KARAR NO : 2023/115 KARAR TARİHİ: 13/02/2023 DAVA TARİHİ: 17/09/2014 DAVA: Alacak KARAR TARİHİ: 24/12/2025 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 730 takvim günü süreli 6 (altı) ayrı sözleşme ile imzalanmış olan Sefaköy, Bayrampaşa, Çağlayan, Güngören, Beyazıt, Gaziosmanpaşa İşletme Müdürlükleri El Bilgisayarlar/Endeksör ile (GPRS) Endeks Okuma ve Düzenlenecek Fatura Bildiriminin Aboneye Bırakılması Hizmet Alım İşi sözleşmelerinin, davalı şirketin 01.07.2013 tarihli sözleşmenin feshi konulu 881, 882, 883, 884, 885, 887 sayılı 01.07.2013 tarihli fesih yazısı ile sözleşmenin feshedildiğini, sözleşme kapsamında edimin ifa edildiği halde hizmet bedelinin ödenmediğini, ödenmeyen işler (adres yetersiz, kapalı, yıkık, hatalı fatura, tahsil, sistem de kesik olduğu halde kesme emrinin yenilendiği, kaçak ve usulsüz tespiti v.s hizmetler) nedeni ile zararın şimdilik 20.000,00 TL'sini (belirsiz alacak ve tespit davası olarak) talep etmiş; davacı vekili 04.06.2021 tarihli bedel arttırım dilekçesiyle, talebini 378.376,81 TL artırarak talebini 398.376,81 TL olarak beyan etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketin imzaladığı sözleşmenin, tarafların hür iradeleriyle imzalanmış olup, tüm şartların hukuka uygun olduğunu, 6102 Sayılı TTK'nın 18/2. maddesinde de belirtildiği gibi davacının, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini, tahakkuk etmeyen abonelere dair yapılan işlemlerin bedellerinin ödenmemesinin sözleşmeye, uygulamaya ve hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 06.12.2013 tarihinde 730 takvim günü süreli 6 (altı) ayrı sözleşme ile imzalanmış olan Sefaköy, Bayrampaşa, Çağlayan, Güngören, Beyazıt, Gaziosmanpaşa İşletme Müdürlükleri El Bilgisayarlar/Endeksör ile (GPRS) Endeks Okuma ve Düzenlenecek Fatura Bildiriminin Aboneye Bırakılması Hizmet Alım İşi sözleşmelerinin feshinden kaynaklanan alacak davası olduğu, taraflar arasında ticari ilişkinin ve dolayısıyla sözleşmenin varlığı ile aynı şekilde sözleşmelerin davalı kurum tarafından 01.07.2013 tarihli yazı ile feshedildiği hususlarında tartışma bulunmadığı, taraflar arasında 730 takvim günü süreli 6 (altı) ayrı sözleşme ile imzalanmış olan Sefaköy, Bayrampaşa, Çağlayan, Güngören, Beyazıt, Gaziosmanpaşa İşletme Müdürlükleri El Bilgisayarlar/Endeksör ile (GPRS) Endeks Okuma ve Düzenlenecek Fatura Bildiriminin Aboneye Bırakılması Hizmet Alım İşi sözleşmeleri imzalandığı, sözleşmeler, davalı şirketin 01.07.2013 tarihli, sözleşmenin feshi konulu 881, 882, 883, 884, 885, 887 sayılı yazısı ile şirketlerinin 03.06.2013 tarihinde özelleştirilmesi nedeni ile hüküm ve sonuçlarını 31.07.2013 günü mesai itibarı ile doğurması kaydıyla feshedildiği davacı tarafa bildirildiği, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin ekleri olan Teknik Şartnamelerin “yapılacak işler için ödenecek bedeller” başlıklı 3.1. Ana Hizmet maddesinde yapılacak işler; “Elektrik aboönelerine ait sayaçların endeks tespiti, tespit edilen endekslerin et bilgisayarı/endeksöre kaydedilmesi, bildirim tanzimi ve aboneye bırakılmasına, abone ve sayaç durum kodları konmasına yönelik abone sayaçlarının ve mühürlerinin kontrolü, kaçak ve usulsüz elektrik kullananların tespiti, büroda fatura kontrolü raporlama ile tespit edilmiş bilgilerin idaredeki bilgisayarlara aktarılması" şeklinde tanımlandığı, aynı maddede yapılacak olan ödeme de; "İdare tarafından okunmak üzere yönlendirilen abonelerden, 9 emisyon dönemi içinde çıkan ve dönem faturası olarak bilinen; tahakkuka bağlanan fatura sayısı X ana hizmet bedeli tutar” olarak açıklandığı, kaçak kontrol hizmetinin hizmeti karşılığı ödenecek bedel de; "kaçak tutanağının Elektrik Piyasaşı Müşteri Hizmetleri, Yönetmeliği hükümlerine göre işlem yapıldıktan sonra tahakkuka bağlanması” şartına bağlandığı, davalı idare tarafından tahakkuk yapılmadığının anlaşıldığı, davacı taraf her ne kadar "Enerji yeri boş, yıkık, enerji kullanılmıyor, sayaç arızalı, enerji kesik, sayaç sökülmüş, aboneliği iptal edilmiş, enerji tüketimi yok. V.b. durumlarda, davalı tarafın güncelleme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle dava konusu abönelerin her emisyon döneminde okunmak üzere tekrar tekrar işletmelerine iletildiği, kendilerinin bu hizmetleri yerine getirmelerine rağmen güncelleme yapılmadığından karşılığını alamadıkları yönünde olduğu, sözleşmenin ilgili maddesinde bu konuya; (Teknik şartnamenin “Yapılacak işin açıklanması” başlıklı 2.maddesinde) İdare tarafından talimatlandırılarak abone adresine gidilmekle beraber endeksinin, Enerji kullanım yeri boş, Yıkık, Enerji kullanıyor, sayaç arızalı, Enerjisi herhangi bir sebepten dolayı kesik, Sayacı sökülmüş, Aboneliği iptal edilmiş, Enerji tüketimi yok v.b. gibi, nedenlerle okunamaması halinde yukarıdaki konularda bu tür abonelerte ilgili bilgiler akabinde idare tarafından tekrar kontrol edilerek yüklenici ile birlikte güncelleştirilecektir." hükmü gereği bu sorumluluğun davalıya ait olduğu, davalı idarenin sözleşmede "Güncelleme" hususunda belirtilen yükümlüğünü yerine getirmediği, davacıya buna ilişkin bir ihbarname göndermediğini iddia edilmiş ve bu durum 30.09.2016 tarihli bilirkişi raporunda değerlendirilerek sorumluluğun davalı kurumda olduğu belirtilmiş ise de 22.09.2017 tarihli 2. ek bilirkişi raporunda bu görüşten dönülerek, sorumluluğun yarı yarıya olduğu yönünde görüş bildirdiği, bu görüşlere itibar etmeye olanak olmadığı, zira; en son alının ve 2. bilirkişi heyet raporuna ek 11.05.2022 tarihli 3.ek bilirkişi raporunda da işaret edildiği ve mahkememizce de kabul edildiği üzere; Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin raporda zikredilen içtihatlarında da işaret edildiği gibi, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin Yapım İşleri Genel Şartnamesinin sözleşmesinin eki mahiyetinde sayıldığı, hakedişe usulüne uygun olarak itirazi kayıt konulmaması halinde hakedişin kabul edilmiş sayılacağı hükmünün mevcut olduğu, bu hükmün taraflar arasında imzalanmış bir delil sözleşmesi olduğu, davacı tarafın hakkedişlere herhangi bir itirazi kayıt koymadığının bilirkişi heyetince tespit edildiği, davalı BEDAŞ'ın davacı tarafın yaptığı işleri kontrol ettiği ve hakkediş ödemelerini buna göre yaptığı, kaldı ki 07.03.2021 tarihli 2. bilirkişi heyet raporuna ek olarak alınan 2. ek bilirkişi heyet raporunda da tespit edildiği üzere taraflar arasında 27.05.2013 tarihinde 133.280,43 TL bedelli "sözleşmelerin uygulanması sırasında davacı aleyhine kesilen cezalar bakımından davalı şirketi ibra etmek amacıyla mutabakat protokolü" düzenlendiği, 28.05.2014 tarihi itibariyle protokol bedelinin davacı yana ödendiği, yapılan incelemelerde, davacı ... Elektrik İnş. Müh. Turz. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından düzenlenen faturalardan dolayı davalı yandan alacağının bulunmadığı gerekçesiyle Davanın REDDİNE karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkeme tarafından 27.05.2013 tarihli mutabakat protokolünün içeriğinin hatalı değerlendirildiğini, protokolün davalı tarafından müvekkili firma aleyhine uygulanan cezaların haksız olması sebebi ile müvekkili hakedişlerinden kesilen cezaların iadesi ve bu cezalar ile uygulanan diğer cezalar bakımından davalı şirketin ibra edilmesine ilişkin düzenlendiğini, davalı ile müvekkili arasındaki sözleşme kapsamında herhangi bir hak ve alacak kalmadığına ilişkin mutabakatlaşma sağlanmadığını, kesin hakediş raporlarının davalı tarafından düzenlenmediğini, davalı yanın iddia ve savunmanın genişletilmesi kapsamında hakediş raporlarının itirazı kayıt konulmadan imzalandığına ilişkin savunmalarına muvafakatlarının bulunmadığını, hakedişte yer almayan kodlar yönünden müvekkilinin hakedişe itirazı kayıt koymaksızın talepte bulunulabileceğini, tahakkuka yansımayan hizmet bedelleri için itirazi kayıt ileri sürülmesi beklenemeyeceğinden uyuşmazlıkta sözleşmenin 34/2 ve 42/a maddelerinin uygulanamayacağını, dava konusu edilen alacakların tahakkuka yansıtılmayan alacaklar olduğunu, davaya konu sözleşmenin genel işlem şartları içeren tip sözleşme olduğunu, dolayısıyla da kanuna aykırı sözleşme maddesi yok hükmünde olduğunun görüleceğini, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 17.12.2020 tarihli 2020/585 sayılı kararı ile Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliğinin eki Ek-8’de yer alan Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin “Hakediş ödemeleri” başlıklı 42 nci maddesinin (a) bendinde bulunan hükmün yürütmesinin durdurulmasına karar verdiğini, mahkeme tarafından bu hususun da nazara alınmadan hüküm kurulduğunu, iş emirlerinin davalı kuruma bilgisayar ortamında teslim edilmesi ile abone durum kodlarını yüklenicinin davalıya bildirdiğini, kendisine teslim edilen abone durum kodlarını güncellemesi gerekenin davalı olduğunu, davalının kendisine yüklenici tarafından dijital ortamda bildirilen abone durum kodlarına ilişkin kendi veri tabanını güncellememesinin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün ihlali olduğunu, dosya kapsamında 2 kök rapor 5 ek rapor alındığını, bilirkişi kök ve ek raporları dikkate alındığında müvekkili şirketin davalıdan alacaklı olduğu değerlendirildiğini, blirkişi raporlarında yapılan hesaplamalarda THK YOK/ Tahakkuk Faturalandırılamadı durum koduna ilişkin herhangi bir hesaplama yapılmadığını, dolayısı ile dosya kapsamında hesaplanan durum kodları bakımından mükerrer işlemden bahsedilmesinin de mümkün olmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.Davacı taraf, sözleşme kapsamında yürüttütüğü el bilgisayarları ile endeks okuma hizmeti kapsamında adres yetersiz, kapalı, yıkık, hatalı fatura, tahsil, sistem de kesik olduğu halde kesme emrinin yenilendiği, kaçak ve usulsüz tespiti v.s. yerlerle ilgili davalıdan kaynaklanan sebeple hizmet bedelinin ödenmediğini iddia etmiştir.Taraflar arasındaki sözleşmelerin eki mahiyetindeki teknik şartnamenin yapılacak işin açıklaması başlıklı 2. maddesi uyuşmazlık konusudur."İdarenin hizmet alanı içerisinde kalan ve teknik şarinamenin ilgili maddelerinde geniş açıklaması yapılan idare tarafından madde 4.3'te belirtilen bölgelerin tamamında başlamak üzere OG'den beslenen aboneler (sanayi vb) hariç, genel aydınlatma aboneleri dahil;-OG'den beslenen aboneler (sanayi vb) en geç ayda bir,-Genel aydınlatma aboneleri bir aydan az olmamak üzere okunacak.Bunların dışındaki;-Metropol ilçeler/merkez ilçe aboneleri için ayda bir,-Diğer ilçe ve belde aboneleri için ayda bir,-Köy ve mezra aboneleri için en geç iki ayda bir,-Mevsimlik aboneler (yazlık, yayla vb) kullanım dönemleri de dikkate alınarak en geç üç ayda bir okunacak, daha sonra şirketin belirleyeceği programa göre Metropol ilçeler/Merkez ilçe aboneleri ayda bir okunacak şekle dönüştürülecek tarzda, idarenin madde 4.3.'te belirtilmiş esaslara uygun olarak ;el bilgisayarı/ endeksör ile sayaç endeks tespiti, fatura/fatura bildirim tanzimi ve aboneye bırakılması, endeks ve abone bilgilerinin elektronik GPRS veya manyetik ortamda idarece belirlenen kayıt yapılarına uygun olarak İdare bilgisayarlarına aktarılarak fatura çıkmasının sağlanması ve sayaçların kontrolü, kaçak ve usulsüz elektrik kullananların tespitidir.İdare tarafından talimatlandırılarak abone adresine gidilmekle beraber endeksinin;-Enerji kullanım yeri boş,-Yıkık,-Enerji kullanılmıyor, sayaç arızalı,-Enerjisi herhangi bir sebepten dolayı kesik,-Sayacı sökülmüş,-Aboneliği iptal edilmiş,-Enerji tüketimi yok v.b. gibi,nedenlerle okunamaması halinde yukarıdaki konularda bu tür aboneler ile ilgili bilgiler akabininde idare tarafından tekrar kontrol edilerek yüklenici ile birlikte güncelleştirilecektir.İdare tarafından talimatlandırılarak abone adresine gidilmekle beraber endeksinin;-Abonenin sayacı kapalı yerde okunamıyor,-Abone evde bulunmuyor-Abonenin bahçesinde köpek var girilemiyor v.b.Nedenlerle okunamaması halinde E.P.D.K. Müşteri hizmetleri yönetmeliği ve ilgili mevzuat uyarınca yüklenicinin kullanım yerine bırakacağı bir bildirim (boş ihbarname( ile, aboneden sayaç değerini tespit ederek idareye bildirmesini isteyecektir. Ancak bu endeks değerinin işletmesine ulaşması ve fatura düzenlenmesi halinde yükleniciye uygulama yılındaki Ana Hizmet Bedeli ödenecektir. Abone tarafından endeksin işletmeye bildirilmemesi ve sonucunda tahakkuka bağlanamaması halinde ise herhangi bir ödeme yapılmayacaktır." şeklindedir.Davacı tarafın benzer uyuşmazlık konusunda farklı ihale için açılan davaya ilişkin Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 27.11.2024 tarih ve 2024/974 E., 2024/4392 K. sayılı ilamı:"Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, yine; sözleşme ve eki şartname ile atıfta bulunulan yönetmelik hükümleri çerçevesinde iş tanım ve kodlarının oluşturulduğu, tarafların serbest iradeleri ile imzalandığı, sözleşme gereği yapılan kodlu okumaların her ay yüklenici tarafından hakedişe dönüştürülerek fatura ekinde idareye verildiği, hakediş bedellerinin ödendiği, sözleşme harici kodlara ilişkin talep edilen ödemeler hakkında hak edişlere şartnamede öngörülen koşullarda itiraz edilmediği anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. " şeklindedir.Davacı tarafın benzer uyuşmazlık konusunda farklı ihale için açılan davaya ilişkin Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 19.11.2024 tarih ve 2023/3177 E., 2024/4164 K. sayılı ilamı:"Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, yine; davacı tarafın, hak edişlere HİGŞ’in 42. maddesinde belirtilen usulle itiraz ettiğini ispat edemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. " şeklindedir.Davacı tarafın benzer uyuşmazlık konusunda farklı ihale için açılan davaya ilişkin Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 17.09.2024 tarih ve 2023/2147 E., 2024/2715 K. sayılı ilamı:"Kamu düzenine aykırılık hallerinin resen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, yine; sözleşmede yer alan ancak hakedişlere yansımamış alacaklar bakımından da sözleşme eki Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesinde gösterilen şekilde ihtirazi kayıt konulması gerektiği ancak davacının hakedişlere yansıyan usulüne uygun herhangi bir ihtirazi kaydının bulunmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir." şeklindedir.Davacı tarafın benzer uyuşmazlık konusunda farklı ihale için açılan davaya ilişkin Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 09.10.2023 tarih ve 2022/1087 E., 2023/3185 K. sayılı ilamı:" Uyuşmazlığın çözümü için taraflar arasındaki sözleşme ve ekleri ile ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere idare kamu hizmetlerini yerine getirmesi sırasında bir takım tasarruflarda bulunmak zorunda olup bunlardan biri de üçüncü kişilerle yapacağı “sözleşme”lerdir. İdarenin sözleşme için tarafını belirlerken izleyeceği yol ise “ihale” olup bu işlemin kuralları da kanunlarla düzenlenmiştir. Uygulamada halen yürürlükte olan 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun günümüzün değişen ve gelişen ihtiyaçlarına cevap veremediği, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları gidermede yetersiz kaldığı, bütün kamu kurumlarını kapsamadığı, Avrupa Birliği ve uluslararası ihale uygulamalarına paralellik göstermediği görüldüğünden, kamu ihaleleri ile ilgili geniş kapsamlı yeni bir kanun hazırlanmasına ihtiyaç duyulmuş bu amaçla 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu yürürlüğe girmiştir. Ancak Kamu İhale Kanunu'nda, uluslararası mevzuat gereği sadece sözleşmelerin imzalanmasına kadar olan ihale süreci ile ilgili hükümlere yer verilebildiğinden, yapılan ihaleler sonucunda düzenlenecek sözleşmeler ile ilgili hususlarda bir boşluğa neden olunmaması için, bu konu ile ilgili hükümlerin ayrı bir kanun ile düzenlenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Anılan kanunlardan da anlaşılacağı üzere bu kanunların kapsamına giren idareler, sözleşmelerin tarafını seçme konusunda özel hukuktaki gibi serbestiye sahip olmayıp sözleşme tarafını ihale yolu ile belirlemekte hatta doktrinde tartışmalı olmakla birlikte ihale üzerinde kalan istekli ile sözleşme imzalamadığında özel hukuktaki gibi sözleşme öncesi sorumluluğunun (culpa in contrahendo) bulunduğu kabul edilmektedir. (Emsal Danıştay 8. Daire 10.04.2017 T., 2016/11286 E., 2017/2653 K.). Burada dikkat edilmesi gereken önemli konu sözleşmelerin diğer taraflarının da ancak kanunlarda tanımlanan koşullara sahip iseler sözleşmeye taraf olabilecekleri konusudur. (Kamu İhale Kanunu md.4.11; md 10 ) İdarenin sözleşmeler öncesinde yaptığı tek taraflı ve hukuksal sonuç doğurmaya elverişli beyanı ise “idari işlem” niteliğindedir. Bu nedenledir ki idarenin kamu hizmeti ile ilgili olarak idari usul ve esaslara göre yaptığı ihalelerde sözleşme aşamasına kadar tesis ettiği işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu kökleşmiş yargı kararlarında kabul edilmiştir. (Emsal HGK 21.03.2001 T., 2001/19-257 E., 2001/285 K.) İdarenin Kamu İhale Kanunu'nda tanımlanan yöntemlerle (KİK Md 18 vd.) yaptığı ihaleden sonra KİK md 46 kapsamında yapacağı sözleşmeler ise yine Kanunun 53/4.b.2 maddesine göre yetkilendirilen Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanmakta bunlar Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 5, md.6 da “tip sözleşme” olarak tanımlanmaktadır. İhale aşamasında KİK md 4’e göre “İhale konusu mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinde; isteklilere talimatları da içeren idari şartnameler ile yaptırılacak işin projesini de kapsayan teknik şartnameler, sözleşme tasarısı ve gerekli diğer belge ve bilgileri,” kapsayan ihale dökümanları düzenlenmekte, bunlar Kanunun 24. ve 27. maddelerine göre yapılacak ilan ile isteklilerin bilgisine sunulmakta olup yine Kanunun 28. maddesine göre ihale dökümanlarını ön yeterlik veya ihaleye katılmak isteyen isteklilerin bu dokümanı satın almaları zorunludur.Sözleşmelerin imza aşamasında ise Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 5’e göre Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanan “tip sözleşmeler” imzalanmakta, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 7/v maddesine göre “Sözleşmede yer alması zorunlu hususlar” arasında “İhale dokümanında yer alan bütün belgelerin sözleşmenin eki olduğu.” sayılmaktadır. Sonuçta idare ile istekli arasında sözleşmenin imzalanması ile birlikte KİK 12. maddesinde tanımlanan ve ihale dökümanları arasına alınan “Şartnameler”de sözleşmenin eki haline gelmektedir. Sözleşmenin imzalanması ile birlikte sözleşme ve ekleri açısından Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 4. maddesinde “Bu Kanunda belirtilen haller dışında sözleşme hükümlerinde değişiklik yapılamaz ve ek sözleşme düzenlenemez.” hükmü getirilerek sözleşmenin taraflar arasında adeta anayasa gibi olduğu kabul edilmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki ihtilafların öncelikle sözleşme ve ekleri dikkate alınarak incelenmesi gerekmektedir.Somut olayda; talebe konu alacak açısından yapılan değerlendirmede ise davacının alacağının ispatı yönünden sözleşmenin eki olarak kabul edilen HİGŞ’nin 42/a maddesinin delil sözleşmesi niteliğinde olduğu, bu maddede belirtilen şekilde ara hak edişe itiraz bulunmadığından davacının artık talepte bulunamayacağı kabul edilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Delil Sözleşmesi” başlıklı 193. maddesinde [1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) m. 287];“Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.(2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir.Bu hükümde ispatın nasıl yapılacağı açıklanmış olup maddede belirtilen şekil koşuluna uyulması suretiyle taraflar arasında delil sözleşmesi kurulması ile taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunduklarından mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1741).Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar.Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 193/2. maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir.Delil sözleşmesini taraflar yargılamanın her aşamasında ileri sürebilirler. Taraflarca ileri sürülmese dahi, delil sözleşmesinin mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Delil sözleşmesi temyiz hâlinde Yargıtay tarafından da kendiliğinden göz önünde tutulur. Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hâkimin görevinden ötürü resen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur. (Emsal HGK 21.06.2022 T, 2020/(15)6-610 E., 2022/976 K. sayılı ilamı)Taraflar arasındaki sözleşme Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'na göre düzenlenmiş olup sözleşmenin ekleri arasında HİGŞ bulunmaktadır. Bölge adliye mahkemesi kararında belirtildiği gibi Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin 42/a maddesinde aynen “...Yüklenicinin geçici hakedişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerçekleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunun "idareye verilen ........ tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla" cümlesini yazarak imzalaması gereklidir...” hükmü bulunmaktadır. Bu düzenleme ile sözleşmenin imzalanmasından sonra yüklenici tarafından, sözleşme kapsamında geçici hakedişlere ilişkin itirazların belli bir prosedüre göre yapılması öngörülmüş olup, buna göre yüklenicinin geçici hakedişlere itiraz etmek istemesi hâlinde, itiraz nedenlerini de belirterek idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde itirazlarını açıklaması ayrıca hakediş raporunu da “İdareye verilen….. tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla” cümlesini yazarak ya da bu anlama gelecek bir itiraz şerhi ile imzalaması gereklidir. Hak ediş raporunun imzalanmasından sonra, ancak idarece tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar, hak ediş raporunda yapılabilecek düzeltmelere yüklenicinin itirazı olduğu takdirde ise, hak edişin kendisine ödendiği tarihten başlamak üzere en çok on gün içinde dilekçe ile itirazını idareye bildirmek zorundadır. Aksi hâlde yüklenici hak edişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacaktır.Sözleşmenin eki olan ve delil sözleşmesi niteliğindeki şartnamenin 42/a maddesinde yer alan düzenleme, yükleniciye geçici hak edişlere itiraz yolunu kapatmayıp itirazın ne şekilde yapılması gerektiğini ve tarafların itirazlarını hangi prosedüre göre yapmaları gerektiğini göstermektedir. Burada ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştirecek bir düzenleme bulunmadığından, HMK’nın 193/2. maddesi kapsamında geçersizliğinden de söz edilemez. Somut olayda; davacı yüklenicinin geçici hak edişleri şartnamede belirtilen şekilde itirazi kayıt konulmaksızın imzaladığı anlaşılmaktadır. Az yukarıda da açıklandığı üzere delil sözleşmesi niteliğindeki anılan şartnamenin 42/a maddesinde geçici hak edişlere itirazın ne şekilde yapılması gerektiği açıkça düzenlenmiş olup, yüklenici tarafından dava konusu hak edişlere şartnamede belirtilen şekilde itiraz edilmediği için geçici hak edişler yüklenici tarafından olduğu gibi kabul edilmiş sayılmakla davacının alacağını talep etme hakkı bulunmamaktadır.Her ne kadar yargılama aşamasında taraflarca sunulmamış ise de emsal nitelikte dosyalarda sunulan ilamlara göre, HİGŞ’nin 42/a maddesinde yer alan geçici hak edişlere itiraz şeklini içeren düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay 13. Dairesinde dava açılmış, Danıştay 13. Dairesinin 01.12.2021 tarih ve 2020/1740 E., 2021/4123 K. sayılı davanın reddine dair verilen kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03.11.2022 tarih, 2022/892 E., 2022/3100 K. sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma kararı üzerine Danıştay 13. Dairesinin 06.06.2023 tarihli, 2023/404 E., 2023/2898 K. sayılı ilamı ile HİGŞ’nin 42/a maddesinin iptaline karar verilmiştir.Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin geçici hakedişlere itiraz prosedürü düzenleyen 42/a maddesinin iptali nedeniyle bu yeni durumun, iptal kararından önce imzalanan sözleşmeler ve dolayısıyla derdest davalara etkilerinin ne olacağı üzerinde durulması gerekmektedir.Yukarıda da belirtildiği gibi “Şartnameler” Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Kanunu gereğince doğrudan doğruya idâre tarafından tek yanlı olarak düzenlenlenmekte olup bunlarda sözleşmenin yapılma ve uygulanmasına ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu niteliği itibariyle Şartnamelerdeki sözleşmenin yapılması sürecine ilişkin hükümler, daima tek yanlı ve genel düzenleyici işlem niteliğinde olduğundan İdâre bunlarda istediği zaman iyi niyet kuralları çerçevesinde istediği değişikliği yapabilirler. Şartnamelerdeki hükümler, sözleşmeler imzalanıncaya kadar düzenleyici işlem niteliğinde iken sözleşme imzalandıktan sonra ise akdî niteliğe bürünürler. Bu nedenle sözleşme imzalandıktan sonra idâre tarafından tek taraflı olarak değiştirilemez. 2709 sayılı T.C. Anayasası'nın (Anayasa) 138/4. maddesinde, yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkemenin kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği belirtilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’nun (İYUK) 28/1. maddesinde ise; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği belirtilmiştir.Anılan bu yasal düzenlemeler uyarınca, idare, yasa, yürütme ve pek tabii yargı organlarına, mahkemece verilen karar doğrultusunda işlem tesis etme yükümlülüğü altındadır. Bu durumda Danıştay tarafından verilecek bir iptal kararı üzerine söz konusu makamlar bu iptal kararı doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Anayasanın 153/5. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlemesi mevcut iken, idari yargı makamlarınca verilen iptal kararının geriye yürüyüp yürümeyeceği noktasında açık yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, idari yargıda verilen iptal kararının geriye yürüyeceğine dair Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun içtihatları bulunmaktadır (Danıştay Dava Daireleri Umumi Heyetinin 25.01.1938 tarihli ve 1937/202 E., 1938/14 K, Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09.07.1966 tarihli ve 1965/21 E., 1966/7 K. sayılı kararı).Söz konusu kararlardan farklı olarak Danıştayın somut olayın özelliğine göre iptal kararının etkilerini değerlendirdiği farklı kararları da bulunmaktadır. Danıştay 12. Dairesinin 28.10.2008 tarihli ve 2008/4343 E., 2008/5507 K. sayılı kararında da bahsedildiği üzere, verilen iptal kararı ile iptali istenen idari işlemin tesis edildiği andan itibaren ortadan kalkacağı ve o işlemin tesisinden önceki hukuki duruma dönüleceği, ancak hukuka aykırılığı yargı kararı ile iptal edilen genel düzenleyici işlemin iptali ile bu genel düzenleyici işleme dayanarak tesis edilen bireysel işlemlerin uzun süre uygulanması, bu süre içerisinde kişilerin elde ettiği kazanımlarım geri alınmasının mümkün olmadığı durumlarda idari istikrar ilkesi ve kazanılmış hak kavramlarına aykırılık oluşturabilecek olması nedeniyle somut olay kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğine de işaret edilmiştir. Buna göre idari yargı organlarınca verilen bir iptal kararının somut olayın özelliğine göre geçmişe etkili olmasında elbette yasal bir engel bulunmamaktadır. Eldeki uyuşmazlığa konu HİGŞ’sinin 42/a maddesinde yer alan hükmün iptal edilmesi ile idari makamlarca anılan düzenlemenin uygulanması artık mümkün olmayıp, HİGŞ’nin iptal edilen hükmünün anılan şartnameden çıkarılması gerekir, ancak somut olayda taraflar arasında özel hukuk sözleşmesi imzalanmış olup, HİGŞ’nin ilgili hükmü artık idari bir düzenleyici işlem formundan çıkıp, sözleşmenin bir hükmü hâline gelmiştir. Dolayısıyla sözleşmenin bir normu hâline gelen HİGŞ’nin ilgili hükmü taraflar arasında uygulanmaya devam edilecektir. Sözleşmenin imzalanmasından sonra idare ile yüklenici arasında özel hukuk ilişkisi doğmuş olacağından ve buna ilişkin uyuşmazlık adli yargı mahkemelerinde çözümleneceğinden iptal kararının taraflar arasından imzalanmış sözleşme hükümlerini değiştirmiş sayılması gerektiği ve adliye mahkemelerinin de buna uygun işlem yapmak zorunda olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkarılamaz. Aksine bir kabul yargı yolu kurallarına aykırı olduğu kadar Borçlar Hukuku düzenlemelerine, tarafların sözleşme ile bağlılığı ilkesine de aykırı bir sonuç olacaktır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı ile Danıştay 13. Dairesinin iptal gerekçesine bakıldığında, HİGŞ’nin 42/a maddesinde yer alan düzenlemenin KİSK’in 4/3. maddesinde yer alan “Bu Kanun kapsamında yapılan kamu sözleşmelerinin tarafları, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir. İhale dokümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemez. Kanunun yorum ve uygulanmasında bu prensip göz önünde bulundurulur” düzenlemesi uyarınca genel şartnamenin ilgili hükmünün, taraflar arasında eşitlik ilkesini zedeler biçimde yüklenici aleyhine alacak hakkını ve hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelik taşıdığı gerekçesiyle iptal kararı verildiği görülmektedir. Her ne kadar KİSK’in 4/3. maddesinde yer alan kamu sözleşmelerinin taraflarının, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu yönündeki düzenleme, HİGŞ’nin 42/a maddesinde yer alan ilgili hükmün iptali için bir gerekçe oluşturabilir ise de, bu düzenleme, yetki sınırları KİK ve KİSK’nunda belirlenen idarenin yine bu kanunlarda açıklanan sınırlara göre belirleyebildiği sözleşme tarafı ile imzaladığı ve bundan sonra adeta tarafların Anayasası hâline gelmiş bir özel hukuk sözleşmesi hükmünün eşitlik ilkesine aykırı olduğunu göstermez.İptal kararı öncesi şartnamede delil sözleşmesi hükmü mevcut iken sözleşmenin imzalanmasıyla eki hâline gelen ve sözleşme hükmü niteliğini alan şartname, sonradan ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda dahi uygulanacak ve idari yargıda iptal kararı verilmiş olsa dahi mahkemelerce bu hüküm uygulanacaktır. Zira mahkemeler bu hükmü şartnamede bulunduğu veya bulunmadığı için değil, sözleşmenin eki hâline gelen metne göre delil sözleşmesi niteliğinde olduğu için, sözleşme hükmü olarak uygulayacaklardır. Sonuç olarak HİGŞ’nin 42/a maddesinde yer alan ve geçici hakedişlere itiraz prosedürünü düzenleyen ilgili hükmün iptal edilmesinin, iptal kararından önce taraflarca imzalanmış olan sözleşme ve dolayısıyla eldeki davaya etkisi bulunmamaktadır.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, delil sözleşmesi niteliğinde olan sözleşme eki HİGŞ’nin 42/a maddesi gereği hakedişlere yukarıda açıklanan şekilde usulüne uygun itiraz olmadığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir." şeklindedir.Somut olayda, davacı tarafça taraflar arasındaki "Sefaköy, Bayrampaşa, Çağlayan, Güngören, Beyazıt, Gaziosmanpaşa İşletme Müdürlükleri El Bilgisayarları/Endeksör ile (GPRS) Endeks Okuma ve Düzenlenecek Fatura Bildiriminin Aboneye Bırakılması Hizmet Alım Sözleşmesi” kapsamında yaptığı işlere ilişkin hak ediş raporlarına Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 42. maddesinde gösterilen şekilde itiraz edilmediği, bu işlerin özellikle kaçak kullanım okumalarının geçici hak edişlerde yer aldığı, aksi yönde iddia ve savunma da bulunmadığı, hak edişler kesinleştiğinden davacının dava konusu ettiği 28.05.2013 - 31.07.2013 dönemine ait abone-sayaç durum kodu ve kaçak kod bildirimlerine ilişkin bedelleri talep edemeyeceği, dava konusu edilen dönemde Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesi yürürlükte bulunduğundan bu hükmün yürürlüğünün durdurulması ile ilgili yukarıdaki yer alan Yargıtay içtihatında detaylı bildirilen iptal kararından önceki sözleşmelere ve iş bu dava konusu uyuşmazlığa uygulanamayacağı, delillerin tartışılması sonucu ulaşılan maddi olay ve hukuki değerlendirme usul ve yasaya uygun olup Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesi uyarınca, davacı tarafça hakedişlere süresi içerisinde itiraz ileri sürülmediğinden hakedişlerin davacı tarafça kabul edildiği, emsal mahiyette Yargıtay ilamları da nazara alındığında davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan sebeplerle; incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353/1.b.1 alt bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvurma harcının Hazineye irat kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının davacı tarafından yatırılan 179,90 TL'nin mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 361/1. maddesi, 7499 sayılı Yasa'nın 37/1.ç maddesi ile değişik 2004 sayılı İİK'nın 293/2. maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.24/12/2025