T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 30/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 10/09/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ........ VEKİLLERİ :Av..... DAVALI :MÜFLİS .......…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 30/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 10/09/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ........ VEKİLLERİ :Av..... DAVALI :MÜFLİS ........'yi temsilen İFLAS İDARESİ (Konya ....İcra(İflas) Müdürlüğünün ... iflas sayılı dosyası) VEKİLİ : Av..... DAVA : KAYIT KABUL İSTİNAF KARAR TARİHİ : 30/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 30/12/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı ........ 03/04/2024 tarihli dilekçesiyle; davacının 28/04/2018 tarihinden davalı tarafından sözleşmenin feshedildiği 10/12/2020 tarihine kadar davalı şirkette iş akdi ile çalıştığını, davacının işçilik alacaklarının doğmasına rağmen davacıya ödenmediğini, davalı şirketin iflasına karar verildiğini, davacının iflas masasından da alacak kaydı talebine rağmen alacaklarının masaya kabul edilmediğini beyan ederek, davacının kıdem tazminatından dolayı 10 TL., ihbar tazminatından dolayı 10 TL., ücret alacağından dolayı 10 TL., yıllık izin ücreti alacağından dolayı 10 TL., fazla mesai alacağından dolayı 10 TL., UBGT ücreti alacağından dolayı 10 TL. ve hafta tatili ücretinden dolayı 10 TL. olmak üzere toplam 70 TL. alacağın faizleri ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı müflis şirketi temsilen iflas idaresi vekili, davacının davasının reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Somut olayda ; müflis şirketin Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/09/2020 gün ve ... E. ... K. sayılı ilamı ile iflasına karar verildiği, kararın 08/03/2022 tarihinde kesinleştiği, müflis şirketin iflası üzerine de Konya .... İcra (İflas) Müdürlüğü'nce ... İflas sayılı iflas masasının oluşturulduğu anlaşılmıştır. Davacının 15/09/2021 tarihinde iflas masasına alacak kaydı başvurusunda bulunmasına rağmen, alacağın yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle, talebinin reddedildiği ve 27/05/2022 sıra cetvelinin davacı tarafa 30/03/2022 tarihinde ilan yoluyla tebliğ edildiği, davacı vekilinin iflas müdürlüğüne 29/01/2025 tarihinde yaptığı 2. başvurunun da 29/01/2025 tarihinde reddedilmiş olduğu görülmüştür. Dosya kapsamına uygun görülerek hükme esas alınan bilirkişinin 03/03/2025 tarihli raporuna göre; davacının davalı müflis şirketteki 28/04/2018 - 10/12/2020 tarihleri arasındaki çalışmasına ilişkin işçilik alacaklarının; brüt kıdem tazminatı yönünden 15.339,01 TL., brüt ihbar tazminatı yönünden 8.240,40 TL., brüt yıllık izin ücreti yönünden 7.063,20 TL., net ücret alacağı yönünden 30.909,25 TL. olduğu, fazla çalışma ve hafta tatil ücreti ile UBGT ücreti alacağının doğmadığı anlaşılmıştır. Davacının alacağı bilirkişi raporunda yazılı gibi ise de; dava dilekçesinde bu alacaklar yönünden 10'ar TL. talep edilmesi ve talepten fazlaya karar verilemeyecek olması nedeniyle rapor esas alınarak ancak, dava dilekçesindeki talepler aşılmayacak şekilde davacı alacaklarının kayıt ve kabulüne, ispat edilemeyen alacaklar yönünden davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar, davacı taraf talep arttırım için süre verilmesi talebinde bulunmuş ise de; Yargıtay 23. HD’nin 30.06.2020 gün ve 2017/367 E. 2020/2358 K. sayılı emsal içtihadına göre, "Dava, kayıt kabul istemine ilişkindir... İİK'nın 235/1. maddesinin 1. cümlesi "Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar." hükmünü içermektedir. Anılan yasa hükmüne göre, kayıt kabul davaları onbeş günlük yasal süre içinde açılması gereken davalardan olup, bu sürenin geçmesinden sonra ıslah yoluyla talebin artırılmasına hukuken geçerli sonuç bağlanamaz." Yargıtay emsal içtihadında da belirtildiği üzere talebin iflas idaresince reddedilmesinden itibaren 15 günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra talep arttırım veya davanın ıslahı mümkün görülmediğinden usul ekonomisi de gözetilerek davacı tarafa talep arttırım için süre verilmemiş ve oluşan vicdani kanaat ile ; Davacının davasının KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile davacı ........'ın kıdem tazminatından dolayı brüt 10 TL., ihbar tazminatından dolayı brüt 10 TL., yıllık izin ücretinden dolayı brüt 10 TL. ve ücret alacağından dolayı net 10 TL. alacağın, Konya .... İcra (İflas) Müdürlüğü'nün ... İflas sayılı iflas masasına davacı alacağı olarak KAYIT VE KABULÜNE, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin REDDİNE, " şeklinde hüküm kurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ........ Ltd. Şti vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davacının tüm alacak ve taleplerinin zaman aşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, davacının iş akdini müvekkil şirkete ihtarname çekerek tek taraflı olarak sona erdirdiğini ancak bildirim sürelerin riayet etmediğini, davacının kıdem tazminatı talebinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacının yıllık izin kullanmadığına dair iddialarının da doğru olmadığını, davacının yıllık izinlerini kullandığını, herhangi bir yıllık izin alacağının bulunmadığını, davacının ücretinin eksik ödendiği yönündeki iddia ve savunmasının yasal dayanağının bulunmadığını, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulüne, davacının hukuki dayanaktan yoksun davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; taraflarınca bilirkişi raporuna karşı itirazları doğrultusunda dosyanın bilirkişiye gönderilmesi talep edilmişse de yerel mahkemece rapora itirazlarının değerlendirilmeden dosyanın karara çıkarıldığını, talep edilmesine rağmen taraflarına ıslah ve talep artırım için süre verilmediğini, belirsiz alacak davasında yapılan yargılama ile alacağın belirli hale gelmesi durumunda, hakimin geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için alacaklıya süre vermesi gerektiğini, müvekkilin kıdem tazminatına, ihbar tazminatına ve ücret alacağına eksik hükmedildiğini, ilk derece mahkemesince fazla çalışma ücreti, UBGT ücreti ve hafta tatili ücretinin reddi kararlarının kaldırılmasının gerektiğini, yerel mahkeme tarafından davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ... Karar Sayılı ilamının davalı yararına hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama gideri de dahil olmak üzere, müvekkilin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, yıllık izin ücretine eksik hükmedilmesi, hafta tatili ücretinin, ubgt ücretinin ve fazla çalışma ücretinin reddi yönündeki kararların müvekkil lehine kaldırılmasına, kısacası müvekkilin aleyhine olan tüm kararların müvekkil lehine kaldırılmasına, ıslah ve talep artırım için süre verilmeksizin eksik inceleme ile hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğu yönünde ve diğer tüm beyanlarının yeniden değerlendirilerek haklı davalarının kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Açılan dava iflâstan sonra doğan işçi alacağına ilişkindir. Davalı tarafça Mahkemece verilen esastan karar davacı ve davalı tarafça istinafa getirilmiştir. Bilindiği üzere görev, HMK’nın 1. maddesinde; “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir” şeklinde düzenlenmiştir. Usul Hukuku açısından görev, bir yargı yerinin davanın konusu yönünden yetkili olması durumudur. Birden çok yargı düzeninin bulunması veya bir yargı düzeni içinde birden çok yargı yerinin yer alması yargı düzenleri veya aynı yargı düzeni içindeki yargı yerleri arasında görev dağılımı sorununa sebep olabilir. Hem adlî yargıda, hem de idari yargıda görev alanının belirlenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Taraflar aralarında anlaşsalar bile bir mahkemenin görev alanını değiştiremezler. Görevsizlik itirazı yapılmadan da mahkeme kendiliğinden görev konusunu inceleyerek bu konudaki kararını verir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 425). Dava şartlarının neler olduğu HMK’nın 114. maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin 1. bendinin (c) alt bendinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/ Akkan, Mine/ Taş Korkmaz, Hülya: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 930). Bu noktada uyuşmazlık bakımından asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki görev ayrımı önem taşıdığından “ticarî dava” kavramına değinmekte fayda vardır. Her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ve bu Kanun’un 4. maddesinde belirtilen diğer düzenlemelerden doğan hukuk davaları “ticarî dava” sayılır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1106). Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin ticarî bir işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu m. 99, İcra ve İflas Kanunu m. 154, Finansal Kiralama Kanunu m. 31, Ticarî İşletme Rehni Kanunu m. 22 gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır. Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları “ticari dava” sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması davanın niteliğini ticarî hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir. Üçüncü grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5. maddesinin 1. fıkrası;“Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” 5. maddesinin 3. fıkrası; "Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan TTK’nın 5/3. maddesinde yapılan bu düzenleme ile asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi hâline gelmiştir. Bu değişiklikten sonra, ticarî davalara sadece asliye ticaret mahkemeleri bakacaktır. 6335 sayılı Kanun ile yapılan göreve ilişkin bu değişiklik 6335 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesi gereğince 01.07.2012 tarihinden önce açılmış olan davalara uygulanmaz (Börü, Levent/ Koçyiğit, İlker; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 894-895). Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olduğundan, göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanmasını gerektirir. Buna göre asliye ticaret mahkemesi bulunan bir yargı çevresinde dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış olursa, mahkeme görevli olup olmadığını kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine hüküm verilinceye kadar inceleyerek görevsizlik kararı verebilmelidir (Börü/Koçyiğit, s. 895). Gelinen aşamada eldeki davaya konu alacağın İİK’nın 235. maddesine dayalı kayıt kabul istemine konu olabilecek bir alacak mı, yoksa iflâstan sonra doğan genel nitelikli bir alacak mı olduğu konusunda açıklamalar yapmakta fayda vardır. Genel olarak icra takibi beş aşamadan oluşur. Bu aşamalar takip talebi, ödeme (icra) emri, haciz, satış ve paraların paylaştırılmasıdır. Paraların paylaştırılması, icra takibinin son safhasıdır. Diğer aşamalara geçilebilmesi için alacaklının talepte bulunması gerektiği hâlde, paraların paylaştırılmasına (ödenmesine) başlanabilmesi için alacaklının bir talebine gerek yoktur. İcra dairesi, satış sonucunda elde edilen paraları, kendiliğinden (re’sen) alacaklılara paylaştırır. Eldeki davaya emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/(23)6-663 E. 2022/1789 K. 20.12.2022 Tarihli kararında aşağıdaki şekilde aynen belirtildiği üzere: "İflâs sürecindeki alacaklar paraların paylaştırılması bakımından biri “iflâs alacakları” diğeri “masa alacakları” olmak üzere ikiye ayrılır. İflâs alacakları ve masa alacakları ayırımının pratik açıdan önemi masa alacaklarının iflâs alacaklarından önce ve tam olarak ödenmesinde kendini gösterir. İcra ve İflâs Kanunu’nun 184/1. maddesinde; “İflâs açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil eder ve alacakların ödenmesine tahsis olunur. İflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar masaya girer” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddede ifade edilen “alacaklar” teriminden maksat, aslında yalnız “iflâs alacaklarıdır.” İflâs alacakları, iflâs açıldığı anda müflise (borçluya) karşı hukuken mevcut olan alacaklardır. Başka bir deyimle, müflisin iflâs açıldığı andaki borçlarıdır. İflâs alacağı kavramına, müflisin yalnız muaccel borçları değil, aynı zamanda müflisin müeccel borçları (m. 195), taliki şarta (geciktirici koşula) veya belirsiz bir vadeye bağlı olan borçları (m. 197) ve konusu paradan başka bir şey olan borçları (m. 198) da dâhildir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 1212). İflâs alacakları, iflâs kararından önceki dönemlere isabet eden alacaklar olup alacaklılar tarafından masaya yazdırılarak istenebilir ve iflâs kararına kadar olan müflis borçlarını gösterir. Buna karşılık, müflisin iflâsın açılmasından sonra yaptığı borçlar, iflâs alacağı olmayıp, iflâs masasından istenemez. Başka bir anlatımla müflisin borçları iflâs masasının bir parçası değildir. Bilâkis iflâs masasına giren mallar müflisin borçlarını ödemeye tahsis edilir. Dolayısıyla iflâs masası “özel bir malvarlığı” olup teknik anlamda, aktif ve pasiflerden oluşan bir “malvarlığı” değildir (Atalı, Murat/Ermenek, İbrahim/Erdoğan, Ersin: İcra ve İflas Hukuku, 6. Baskı, Ankara 2022, s. 563). İflâs masasından istenebilecek hatta iflâs alacaklarından daha önce ödenecek olan bir başka alacak çeşidi daha vardır ki, o da masa alacaklarıdır. “Masa alacakları,” muhatabının masa olduğu, masa üzerine doğan ve masanın doğrudan sorumlu olduğu borçlardır. Bunun masa bakımından adı “masa borcudur.” İflâs açıldıktan sonra müflisin masayı bağlayıcı nitelikte borçlanmasına imkân yoktur. Bu nedenle masa alacağı müflisin değil, iflâsın açılmasından tasfiyenin sonuçlanmasına kadar iflâs masası ya da masa adına iflâs idaresi tarafından yapılan borçlardan olup, masa alacağının müflisle ilgisi yoktur ve bu borçlardan iflâs masası sorumludur. Meselâ, iflâs kararının ilânı giderleri (m. l66; 219), defter tutma (m. 161; 208) giderleri, masa mallarının muhafazası için kiralanan depo için ödenecek kira, iflâs idaresinin ücreti (m.223,IV), masanın (iflâs idaresinin) taraf olduğu davaları takip eden avukatın avukatlık ücreti masa borcudur. Bu sayma tahdidi değildir; masa borçlarına bazı misaller vermek içindir (Kuru, s. 1213). Şu hâlde, masa alacakları (borçları), iflâs açıldıktan sonra iflâsın tasfiyesi için bizzat masa (yani, masa adına iflâs dairesi veya idaresi) tarafından yapılan borçlardır (Kuru, s. 1213). İcra ve İflâs Kanunu’nun “İflâs masrafları ve masanın borçları” başlıklı 248. maddesinde yer alan; “İflasın açılmasından ve tasfiyeden doğan masraflar önce çıkarılır. Rehinlerin bedelinden yalnız rehinin muhafaza ve paraya çevrilmesi masrafları çıkarılır.” Şeklindeki düzenleme gereğince masa alacakları, tüm iflâs alacaklarından daha önce ödenir. Masa alacaklarının tam olarak ödenmesinden sonra iflâs alacaklarının ödenmesine geçilir. Satış bedeli masa alacakları karşılanmadan iflâs alacaklılarına dağıtılmaz. Alacağın rehine bağlı olması durumu değiştirmez. Masa alacaklarından sonra iflâs alacakları ödenerek tasfiye gerçekleştirilir. Masa alacaklarının iflâs alacaklarından önce ve masadan tam olarak ödenmeleri gerektiğinden ve masa alacaklılarının borçlusu doğrudan doğruya iflâs idaresi olduğundan bu alacaklar sıra cetvelinde yer almaz. Sıra cetvelinde yer verilen alacaklar sadece iflâs alacaklarıdır. Masa alacaklarına sıra cetvelinde yer verilmez ise de, bunlara pay cetvelinde yer verilir. Pay cetveli, malların satış bedelleri tahsil edildikten ve sıra cetveli kesinleştikten sonra iflâs alacaklılarının iflâstan düşen paylarını göstermek üzere düzenlenen ödeme planıdır. Sıra cetveline karşı açılmış bütün davalar sonuçlanmadan pay cetveli düzenlenemez. Masa alacaklarının ödenmesinden sonra iflâs alacaklılarına kesinleşen sıra cetvelinde yer aldıkları sıraya göre düzenlenen pay cetveline göre ödeme yapılır. Alacaklıların sadece iflâstan önce doğan alacaklarının masaya kaydı mümkün olup, iflâstan sonra doğan genel nitelikli alacağın masaya kaydı mümkün değildir. Alacaklıların, sıra cetveline kayıt için İİK hükümlerine uygun olarak iflâs idaresine başvurmaları gerekir. Süresinde başvurulmayan alacakların iflâs idaresi tarafından masaya kendiliğinden (re’sen) kaydedilmesi zorunluluğu yoktur. İcra ve İflâs Kanunu’nun 235. maddesinde; “Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar. 223 üncü maddenin üçüncü fıkrası hükmü mahfuzdur. Bu davaya bakan mahkeme, davacının isteği halinde ikinci alacaklılar toplantısına katılıp katılmaması ve ne nisbette katılması gerektiği konusunda 302 nci maddenin altıncı fıkrasına kıyasen onbeş gün zarfında karar verir. İtiraz eden, talebinin haksız olarak ret veya tenzil edildiğini iddia ederse dava masaya karşı açılır. Muteriz başkasının kabul edilen alacağına veya ona verilen sıraya itiraz ediyorsa davasını o alacaklı aleyhine açar. Bir alacağın terkini hakkında açılan dava kazanılırsa, bu alacağa tahsis edilen hisse dava masrafları da dahil olduğu halde sıraya bakılmaksızın alacağı nisbetinde itiraz edene verilir ve artanı da diğer alacaklılara sıra cetveline göre dağıtılır. Dava basit yargılama usulü ile görülür. Ancak, itiraz alacağın esas veya miktarına taallük etmeyip yalnız sıraya dair ise şikayet yoliyle icra mahkemesine arz olunur” şeklinde sıra cetveline itiraz ve neticeleri düzenlenmiştir. Anılan hüküm gereğince alacağı iflâs idaresi tarafından tamamen veya kısmen reddedilen ve sıra cetveline alınmayan yahut da sıra cetveline alınan başka bir alacaklının alacağına veya sırasına karşı koymak isteyen alacaklının, sıra cetvelinin ilanından itibaren on beş gün içerisinde iflâs masasına (idaresine) karşı iflâs kararı verilen yerdeki asliye ticaret mahkemesine sıra cetveline itiraz davası açması gerekir. Bu dava iflâs alacaklıları veya mülkiyet dışında istihkak iddiasında bulunanlar tarafından açılabilir; müflisin bu davayı açması mümkün değildir (Atalı /Ermenek /Erdoğan, s. 613). Sıra cetveline itiraz davası, normal bir eda (alacak) davasıdır. Çünkü bu dava ile, alacaklı, iflâs idaresinin alacağını tamamen veya kısmen haksız olarak reddettiğini iddia ederek iflâs masasının (idaresinin) bu alacağı ödemeye mahkûm edilmesini ister. Uygulamada bu dava “kayıt kabul davası” olarak nitelendirilmekte ve dava dilekçesinde, alacaklı, alacağının sıra cetveline kayıt ve kabulüne karar verilmesini talep etmektedir (Kuru, s. 1333)." Masa borçları sıra cetvelinde yer alamayacağından, bunlar için iflas masası aleyhine genel mahkemede açılması gereken davada İİK'nın 235. maddesindeki süreler uygulanmaz. İİK'nda masa borçları ve iflastan sonra doğan genel nitelikli alacak için İİK'nın 235/2. maddesinin ilk cümlesindeki gibi kayıt kabul ve 154/3. maddesindeki gibi iflas davaları için Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu yolundaki açık bir düzenleme bulunmamaktadır. İflas tarihinden sonra doğan bir alacağın masa borcu olup olmadığı yönündeki inceleme, alacağın dayandığı hukuksal ilişkiye göre genel hükümler doğrultusunda genel mahkemelerce tespit edilecektir. (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 02.02.2012 tarih ve 2011/4952 E. - 2012/680 K. sayılı ilâmı da bu yöndedir.) İİK'da masa borçları için İİK'nın 235/1. maddesindeki gibi kayıt kabul ve 154/3. maddesindeki gibi iflas davaları için Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu yolundaki açık bir düzenleme bulunmadığından bu mahkemenin davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan HMK'ya göre belirlenmesi gerekir. İflas masasının bu safi (net) mevcudu (masaya giren mal, alacak ve haklar), "alacakların ödenmesine tahsis olunur" (İİK m.184,I,c.1). Buradaki "alacaklar" teriminden maksat, aslında yalnız "iflas alacaklarıdır." İflas alacağı, iflas açıldığı anda müflise karşı hukuken mevcut olan alacaklar yani müflisin iflasın açıldığı andaki borçları olup, iflas masasından istenebilirken (masaya yazdırılabilirken), müflisin iflas açılmasından sonra doğan alacakları, iflas alacağı olmadığından, iflas masasından talep edilemez. İflas masasından istenebilecek (hatta, iflas alacaklarından daha önce ödenecek) olan, bir başka alacak çeşidi de masa alacaklarıdır. Bunun masa bakımından adı "masa borcudur." Masa borçları müflisin değil, (çünkü, müflisin iflas açıldıktan sonra masayı bağlayıcı nitelikte borçlanmasına imkân yoktur.) iflas masasının yaptığı borçlardır. Masa borçları, iflasın açılmasından iflas tasfiyesinin sonuçlanmasına kadar, iflas masası (masa adına iflas dairesi veya iflas idaresi) tarafından yapılan borçlardır. (İİK. m. 248, 303/2) Kayıt kabul davaları, iflasından önce müflisten alacaklı olanların, bir diğer ifade ile iflas alacaklılarının alacaklarını iflas masasına kaydettirmek için açtıkları ve dayanağını İİK’nın 235. maddesinden alan davalardır. (bkz. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2015/16734 - 2016/2371 Esas ve Karar sayılı ilamı) Nitekim emsal HGK'nın 2020/6-663 Esas, 2022/1789 Karar sayılı ilamı; Yargıtay 5 HD'nin 2023/11737 Esas, 2024/3243 sayılı ilamı Davanın 7036 sayılı İş mahkemeleri Kanun'un 5. Maddesi kapsamında işçi ve işveren arasında 4857 sayılı İş Kanun'undan kaynaklanan davalarda görevli mahkemenin İş Mahkemesi olacaktır. Yukarıda ki açıklamalar dikkate alındığında somut olayda, müflis şirketin Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/09/2020 gün ve ... E. ... K. sayılı ilamı ile iflasına karar verildiği, kararın 08/03/2022 tarihinde kesinleştiği, müflis şirketin iflası üzerine de Konya .... İcra (İflas) Müdürlüğü'nce ... İflas sayılı iflas masasının oluşturulduğu, davacının 28/04/2018 tarihinden 10/12/2020 tarihine kadar kesintisiz olarak çalıştığı, bu süre içerisindeki ödenmeyen kıdem, yıllık izin ücreti, ihbar, fazla mesai ücret alacaklarının müflis şirketten tahsilini talep ettiği, delillere göre davacının iş sözleşmesinin 10/12/2020 tarihinde feshedildiği, iflasla birlikte davacının iş sözleşmesi feshedilmeyip çalışmasına devam ettiği, dolayısıyla artık iflas masası tarafından yapılan işlemlere dahil olduğu, davacının iş sözleşmesi kapsamında talep etmiş olduğu işçi alacaklarının doğduğu tarihin de iş sözleşmesinin feshi tarihi olduğu, zira alacağın varlığı ve miktarı, haklı fesih durumu ancak iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte belirlenebileceğinden davacının talebi iflas alacağı niteliğinde olmadığı, alacağın tamamının masa alacağı olarak genel hükümlere (yani iş mahkemesi olarak) değerlendirilmesi gerekip sadece davanın iflas tarihinden sonra açılmasının alacağı iflas alacağı (kayıt-kabul davası) yapmayacağından davanın 7036 sayılı iş mahkemeleri kanun'un 5. maddesi kapsamında işçi ve işveren arasında 4857 sayılı iş kanun'undan kaynaklanan dava olduğu, kaldı ki dava dilekçesinde davanın kayıt kabul davası olarak değil genel işçilik alacağı kapsamında talepte bulunulmuş olduğu da gözetildiğinde neticeten görevli mahkemenin iş mahkemesi olacağından davanın ilk olarak açıldığı ........ görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinden davacının istinafının kamu düzeni yönünden kabulü ile kaldırılarak mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir. Anlatılan sebep ve gerekçelerle, tüm dosya kapsamı ve davanın niteliği nazara alınarak davacı ve davalı vekilinin istinaf talebinin kamu düzeni nedeniyle kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK m.353/1-a-6 uyarınca kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni nedeniyle kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf eden taraflarca yatırılan, başvurma harcı dışında kalan, istinaf karar harcının talep halinde yatıranlara iadesine, 4-İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.30/12/2025 ..... Başkan ... e-imzalı ..... Üye ... e-imzalı ..... Üye ... e-imzalı ..... Katip ... e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.