T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/704 - Karar No:2026/507 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/704 KARAR NO : 2026/507 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/02/2025 NUMARASI : 2023/448 E-2025/92 K DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİ…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/704 - Karar No:2026/507 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/704 KARAR NO : 2026/507 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/02/2025 NUMARASI : 2023/448 E-2025/92 K DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 30/04/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 30/04/2026 Eser sözleşmesi ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak talepli davada mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili özetle; taraflar arasında 01.08.2011 tarihli eser sözleşmesi ile 26.11.2012 tarihli zeyilnamenin akdedildiğini, müvekkilinin sözleşmenin ikinci maddesinde belirlenen proje ve şartnamelerin hazırlanması ile mühendislik hizmetlerini vermeyi üstlendiğini, ekli tabloda belirtilen 300 adet paftanın üretilmesinin öngörüldüğünü, pafta başı 375 USD + KDV olmak üzere iş bedelinin 112.500 USD olarak kararlaştırıldığını, zeyilname ile sanat yapılarına ilişkin değişikliklerin revizyon proje olarak yapılmasının ve iş bedelinin belirtilen birim fiyat üzerinden ödenmesinin öngörüldüğünü, müvekkilinin davalının talepleri doğrultusunda ayıp ve eksik olmaksızın edimini ifa ettiğini, yaptığı işleri hakedişe bağladığını, hakedişlerin davacı tarafça onandığını, ancak bedellerinin ödenmediğini, sözleşme kapsamında olan santral inşaat, elektrik ve mekanik işlerinin bir kısmı ile projeye daha sonradan eklenen kuyu suyu tesislerinin davalı tarafça müvekkilinin işçisine yaptırmak suretiyle sözleşmenin ihlal edildiğini, davalının sözleşmeyi eylemli olarak feshettiğini, müvekkilinin kar kaybına uğradığını, davalı tarafça talep edilen proje revizyonlarının da yapıldığını, dilekçede tarih ve tutarları belirtilen imalat hakedişleri ile hizmet hakedişinin düzenlendiğini, davacının 55.000 TL avans ödediğini, başkaca ödeme yapmadığını, müvekkilinin 56.156 TL'nin tahsili için 2014/10449 sayılı icra takibini başlattığını, takip sonucu düzenlenen protokol gereğince davalının taksitler halinde ödediğini, hakedişlerin ihtirazi kayıtsız onaylandığını, işlerin ayıpsız olarak teslim edildiğini ve santral devreye alındığını, ancak davalının ödeme yapmadığını, sözleşmenin yedinci maddesinde ödemelerin hakediş düzenlenerek yapılacağının kararlaştırıldığını, müvekkili tarafından 05.02.2015 tarihli ihtarnamenin keşide edildiğini, ancak sonuç alınamadığını, davalının projede yaptığı değişiklikleri müvekkiline yazılı olarak bildirdiğini, dilekçede açıklanan toplantılar yapılmak suretiyle değişikliklerin tartışıldığını, kararlaştırılan değişikliklerin müvekkili tarafından gerçekleştirildiğini, kurulu gücün 3.3 Mw'den 6-6.5 Mw'ye çıkartılması üzerine dilekçede belirtilen ilave işlerin de yapıldığını, sözleşmenin ve zeyilnamenin bir başka yükleniciye yaptırıldığını, sözleşmenin eylemli olarak feshedildiğini, bu işler kendisi tarafından yapılsaydı müvekkilinin kar edeceğini, kardan mahrum kaldığını öne sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 50.000 TL kar kaybı ile sözleşmeden eylemli olarak dönülmeden önce müvekkili tarafından sözleşme ve zeyilname gereğince yapılan işler için 179.655 USD'nin ve 25.10.2013 tarihli hakedişten doğan 20.060 TL alacağın faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili özetle; arabuluculuk şartının yerine getirilmediğini, zira arabuluculuk tutanağında ismi yazılı kişinin müvekkili şirketin hissedarı olduğunu, dava ve iş takibi yetkisinin bulunmadığını, davacı tarafça sözleşmeyle üstlendiği işin sigortalı çalışan ... tarafından yaptırıldığı, sözleşmeden eylemli olarak dönüldüğü iddiası ile 50.000 TL kar kaybı talep edilmiş ise de, davacı tarafça açılan 2015/629 esas sayılı davada haksız rekabet nedeniyle ...'dan tazminat talep edildiğini, davanın reddine karar verildiğini, bu nedenle kar kaybına ilişkin talebin kesin hüküm nedeniyle reddine karar vermek gerektiğini, yaptığını iddia ettiği işler için 179.655 USD talep edilmiş ise de, davacının açtığı 2014/138 esas sayılı davada bu taleplerin tekrarlandığını, dava sonucunda protokol gereği davacıya 70.000 TL ödeme yapıldığını, tarafların birbirlerine ibra ettiklerini, davalının yapıp teslim ettiğini iddia ettiği projelerin 2012-2013 yıllarına ait olduğunu, alacakların bir kısmının müvekkili şirketin hisse devrinden önceki döneme ait olduğunu, önceki hissedarlar tarafından ödemeler yapıldığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi olduğunu, eser sözleşmesinden doğan alacağın 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemesince davanın reddine dair verilen 03/06/2021 tarih, 2021/126 E-2021/343 K sayılı kararı davacı vekilince istinaf edilmiş olmakla, Dairemizin 25.05.2023 tarih, 2021/699 esas ve 2023/627 karar sayılı ilamıyla istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin kaldırma kararı üzerine ilk derece mahkemesince: Yoksun kalınan kar talebi ile ilgi olarak sözleşmede kararlaştırılan paftadan daha çok sayıda proje hazırlandığı ve sözleşmenin feshi nedeniyle sözleşme gereği yapacağı işlerden mahrum kaldığı iddiası kabul edilmediği gibi mevcut dosya içeriği itibariyle zarar hesabının mümkün olmadığı anlaşılmakla kâr payı talebinin reddine, toplam 406 adet hakedişin 328 adedinin revize uygulama projesi ve 78 adedinin revize kati projesi olduğu, bunların da karma sözleşmenin “eser” kısmına ait olduğu ve yüklenicinin yükümlülüklerini yerine getirmesinde ağır kusurun tespit edilemediği, eser sözleşmesinden doğan alacaklar hakkında 5 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacağından fesih bildiriminin davacıya ulaştığı/davacının öğrendiği tarih olan 06/10/2015 tarihinden itibaren dava tarihi olan 09/02/2021 tarihine kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, eldeki davada zamanaşımını kesen ve durduran herhangi bir sebep bulunmadığı, dava tarihi olan 19/02/2021 tarihine kadar zamanaşımı süreci tamamlandığı anlaşılmakla yapılan işlerden doğan alacak talebinin reddine; 2 adet hakedişin enjeksiyon ve jetgrout işlerinin kontrollük hizmetlerinden dolayı düzenlendiği ve projelerin teslim alındığı en son tarih olan 07.11.2013 tarihinden önce 25.10.2013 tarihli hakedişten KDV dahil 20.060,00TL alacağının bulunduğu, bu hakedişin kontrolörlük hizmetlerine ilişkin olduğu karma sözleşmenin “hizmet” kısmına ait olduğu ve dava tarihine kadar zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla HMK m. 26 hükmüne göre 25.10.2023 tarihli hakedişten doğan alacağın kabulü ile 20.060,00-TL'nin dava tarihi olan 19.02.2021 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranda avans faizi ile birlikte davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine ,Davanın kısmen kabulüne göre karar ve ilam harcı hesaplanmasında dava değeri belirlenirken Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesinin 01.03.2024 tarih, 2022/330 Esas, 2024/164 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere dava dilekçesinde talep edilen yabancı para alacağın TL karşılığı 19.02.2021 olan dava tarihindeki 179.655 USD yabancı para efektif satış kuru (1 USD: 6,9841 TL; 179.655 USD= 1.254.728,48 TL) esas alındığı ,vekalet ücreti hesaplamasında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06.12.2022 tarih, 2021/3570 Esas, 2022/8733, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 03/03/2016 tarih, 2015/10710 Esas, 2016/3724 Kararı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 05/03/2021 tarih, 2020/1001 Esas, 2021/333 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere dava değerinin yabancı para olarak gösterilmesi halinde karar tarihi itibariyle TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası üzerinden nispi vekalet ücreti takdirine karar verilmesi gerektiği ancak mahkemenin 03/06/2021 tarihli kararın davacı tarafça istinaf üzerine vekalet ücreti yönünden aleyhe bozma yasağı gereği belirtilen şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Taraflar arasındaki sözleşmenin hizmet sözleşmesi olduğunu, taraflar arasında imzalanan 01.08.2011 tarihli sözleşmenin , İkiler Hes Projesi İçin Uygulama Projesi Hizmet Sözleşmesi başlığını taşıdığını ,bu durumda tarafların aralarındaki işin hizmet sözleşmesi olduğunu açıkça kabul ettiklerini ,yine taraflar arasında 26.01.2011 tarihinde imzalanan zeyilname no:1 ikiler Hes Proje Hizmetleri sözleşmesinin hangi tür sözleşme olduğunu açıkça belirttiğini ,burada da taraflar arasında yapılan işin hizmet işi olduğunun açıkça belirtildiğini ,somut olayda davacının yüklenici, davalı iş sahibi olduğu 01.08.2011 tarihli ikiler HES projesi için. Uygulama Projesi hizmeti Sözleşmesini akdettiklerinin çekişmesiz olduğunu ,sözleşmenin konusunun İkiler HES’in inşası ve enerji üretimi için gerekli olan her türlü proje ve şartnamelerin hazırlanması, yurt içi ve yurt dışı temin edilecek ekipmanlarla ilgili dokümanların tetkiki ve projelerin idarelerce onayı için gerekli mühendislik hizmetlerinin verilmesi olarak belirlendiğini (sözleşme madde. 2) ikinci maddesi kalemleri detaylandırıldığını, sözleşmenin edimler itibariyle sözleşme hizmet sözleşmesi olduğunu, 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin kesinleşen kararı ile taraflar arasındaki sözleşmenin hizmet sözleşmesi olduğunun, sabit olduğunu, 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.05.2018 tarih 2014/1384 E. 2018/253 K sayılı kesinleşen ve eldeki bu dava için muhkem kaziye oluşturan kararında, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olmayıp hizmet sözleşmesi olduğu, kesin olarak tespit edilip ve karara bağlandığını ,aynı taraflar arasında, aynı konuda daha önce yargılama yapılarak karar verildiğini, karar dereceattan geçerek kesinleştiğini ,muhkem kaziye haline geldiği bir karar varken, o kararın adil olmadığından bahsetmenin yanlış olduğu gibi, o kararın aksine karar verilmesini talep etmek de HMK’ nun 303. maddesine açıkça aykırı olduğunu, mezkur kararın ikince sahifesinin ‘’gerekçe’’ başlığı altındaki üçüncü ve dördüncü paragraflarda, ‘’ taraflar arsındaki sözleşmesini üçüncü maddesinde, projececinin, sorumlulukları ‘’başlıkları altında projelerin idarecilere onaylatılması görevinin davacıya ait olduğu anlaşıldığını ,sözleşmenin ikince maddesine göre, "sözleşmenin kapsamı uygulama Projelerinin hazırlanması olduğu belirtilmiş olup, sözleşmede tarifle’nen hizmetin uygulama projelerinin yapım işi olduğu anlaşılmaktadır" denildiğini, iş bu kararın, eldeki dava için muhkem kaziye teşkil etiğini, Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararı bir an için muhkem kaziye teşkil etmese bile, 12 Asliye Ticaret Mahkemesinin Kararının eldeki dava için güçlü delil olduğunu, bilindiği üzere güçlü delil; konusu ve sebebi, aynı olan davalarda verilen kararlar bağlayıcı delil niteliğinde olduğunu, öğretide, Yargıtay'ın bağlayıcı delil ifadesinin, kesin delil anlamında anlaşılması gerektiği belirtildiğini, güçlü delilin varlığı halinde başkaca araştırmaya gerek olmaksızın, bu karar nazarı itibare alınarak sonuca gidileceğini, aşağıdaki Yargıtay kararları güçlü delilin varlığı halinde bu karara uyulmak gerektiğine ilişkin olduğunu, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin E. 2016/25119 K. 2018/19826 T. 8.11.2018 sayılı ilamında, “Dava konusu taşınmaza yakın konumda olan, aynı kamulaştırma kapsamında yer alan 347 parsel sayılı taşınmaza; ... 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/213 Esas - 2017/512 Karar sayılı dosyasında Mart 2015 tarihi itibariyle 258,87 TL/m² değer tespit edildiği, bu değerin Dairemizce de uygun bulunduğu gözetildiğinde; bilirkişi kurulundan güçlü delil niteliğindeki bu bedelden ayrılma nedenleri konusunda ek rapor alınmadan, eksik inceleme ile yazılı şeklide karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir.” dediğini, davalının, 28.01.2015 tarihli dilekçesinde taraflar arasındaki sözlşemenin, hizmet sözleşmesi olduğunu ikrar ettiğini, davalı ...Ş'nin Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1384 esasında kayıtlı davasına verdiği 28.01.2015 tarihli dilekçesinin 1. Sahifesinde, 2. paragrafta aynen, ‘’şirketimiz ile ... Mühendislik Limited şirketi arasında 01.08.2011 tarihinde, lisans sahibi olduğumuz’ ikiler hes projesi’ HİZMET SÜZLEŞMESİ İMZALANMIŞTIR.’’ denildiğini, bu beyanın mahkemeye sunulan dilekçede yer aldığından davalının ikrarı olduğunu dava içi ikrar olduğunu, ikrarın kesin delil olduğunu, ikrarda bulunan kişi aleyhinde hukuki neticeler doğuracağını, arz edilen yasa maddeleri ve içtihat gereğince, davanın kabul edilmesi gerektiğini, davalı vekilinin dilekçesinde taraflar arasındaki sözleşmenin hizmet sözleşmesi olduğunu açıkça ikrar ettiğini, ikrarın, Mahkeme huzurunda olduğunu, kesin delil olduğunu, davanın sübuta erdiğini, bir an için Mahkeme taraflar arasında akdedilen sözleşmenin hizmet sözleşmesi olmadığını kabul etse bile sözleşme karma nitelikli bir sözleşme olduğunu, hem hizmet alım akdinin hem de eser sözleşmesinin unsurlarını taşıdığını, bu nedenle dava konusu olayda 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacağını ,taraflar arasında imzalanan sözleşmenin “sözleşmenin Konusu Ve Kapsamı” başlıklı 2. maddesinde, “İKİLER HES’in inşası ve enerji üretimi için gerekli olan her türlü proje ve şartnamelerin hazırlanması, yurt içi ve yurt dışı temin edilecek ekipmanlarla ilgili dokümanların tetkiki ve projelerin idarelerce onayı için gerekli mühendislik hizmetlerinin verilmesi, sözleşmenin konusunu teşkil etmektedir. Uygulama projeleri sırasında imalatçı firma tarafından verilecek olan nihai ekipman (türbin, generatör, trafo, panolar, kapaklar, cebri boru v.b.) çizimleri sözleşme kapsamında değildir. Tesislere ait ilave doneler işveren tarafından projeciye teslim edilecektir…” dendiğini, müvekkili şirket ile davalı şirketin imzaladığı 26.11.2012 tarihli 1 nolu Zeyilname’nin “Kat’i Ve Uygulama Projelerinin Revizyonu” başlıklı 2. maddesinde ise “İşveren, ... Elektrik Üretim A.Ş. söz konusu sözleşmede, proje hizmeti işini üstlenen yüklenici, ... Mühendislik Müşavirlik Ltd. Şti.’nin hazırlayacağı sanat yapılarına ait kesin ve uygulama projelerinin işverene tesliminden sonra, doğa koşulları, teknik ve ekonomik nedenler, idarenin ve İŞVERENİN isteği gibi hususlar sebebi ile ortaya çıkacak değişiklikler, “Revizyon Proje” olarak yapılacak olup ayrıca ücretlendirilecektir. İmzalanan bu 1 (bir) numaralı zeyilname ile adı geçen Proje Hizmetleri Sözleşmesi kapsamındaki şimdiye kadar hazırlanan ve bundan sonra hazırlanacak olan söz konusu Revizyon Projeleri’nin tamamının pafta fiyatı 375.00 USD / adet + KDV olarak ücretlendirilecektir." denildiğini ,sözleşmenin konusu incelendiğinde açıkça görüleceği üzere müvekkilinin davalıya proje ve şartname hazırlayacak, yurt içi ve yurt dışı temin edilecek ekipmanlarla ilgili dokümanları tetkik edecek aynı zamanda mühendislik hizmetleri de vereceğini, dolayısıyla sözleşmenin bir bütün olarak değerlendirildiğini, yalnızca eser sözleşmesi değil aynı zamanda hizmet alım sözleşmesi olduğunu, çünkü müvekkilinin davalı adına yalnızca bir eserin meydana getirilebilmesi için gereken proje ve şartnamelerin düzenlenmesi edimini yüklenmediğini aynı zamanda davalı tarafından temin edilecek yurtiçi ve yurt dışı ekipmanlarla ilgili dokümanların tetkiki ve projelerin hayata geçirilebilmesi için gerekli olan mühendislik hizmetlerinin verilmesi edimini de yüklendiğini, dolayısıyla aslında taraflar arasında akdedilen sözleşmenin karma nitelikli bir sözleşme olduğunu, hem hizmet alım akdinin hem de eser sözleşmesinin unsurlarını taşıdığını, Karma (muhtelif) sözleşmeden maksat, tipik birkaç sözleşme unsurunun bir sözleşmenin içinde kaynaşarak atipik bir sözleşme meydana getirilmiş olması olduğunu,öyle ki, ortada yine tek bir sözleşme olduğunu, fakat bu sözleşmenin, birkaç sözleşmeye ait unsurları, çeşitli dozlarda bünyesinde taşıdığını, değişik sözleşme tiplerine ilişkin kurallar birbirine ters düşerse, karşılıklı çıkarların tartılmasına göre hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşılması gerektiğini, yine Borçlar Kanunu gereğince hizmet temini sözleşmelerinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi 10 yıl olduğunu ,bu nedenle davalının zamanaşımı itirazının reddi gerekirken mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin yalnızca eser sözleşmesi niteliğinde olduğu belirtilerek davanın zamanaşımından reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, bir an için sözleşmenin eser sözleşmesi olduğu varsayılsa bile yerel mahkemenin kabulünün aksine müvekkilinin, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne açtığı 2015/629 esas sayılı dosya ile işlerin dava dışı ...’e yaptırıldığını net olarak öğrenmediğini, müvekkilinin sadece bu durumdan şüphelendiği için söz konusu davayı açtığını ve fakat dosya henüz bilirkişi incelemesi dahi yaptırılmadan usulden reddedildiği için iddiasının net olarak açıklığa kavuşmadığını, nitekim bu hususun Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2015/629E.,2017/946K. sayılı ilamından da açıkça anlaşıldığını, ilamının gerekçe bölümünde aynen “İddia ve savunma ile davadaki istem bütün olarak değerlendirildiğinde, davacı şirkette 1,5 ay süre ile çalıştığı anlaşılan davalının, davacı şirketten ayrıldıktan sonra kendi şirketini kurarak, davacı şirketin sözleşme ilişkisi içerisinde bulunduğu dava dışı ... Elektrik Üretim AŞ ile davacıyı zarara uğratacak şekilde iş ilişkisi içerisine girerek haksız rekabete yol açıp açmadığının belirlenmesi, davacı ve davalı şirket ile dava dışı ... Elektrik Üretim A.Ş'nin ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi ile belirlenebilecek bir konudur, davalı gerek kendi şirketinin gerekse dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtlarının bulunduğu adres ve irtibat kurulacak kişiyi bildirmiş, davacı vekili ise 23/03/2017 tarihli duruşmada kendi ticari defter ve kayıtlarına delil olarak dayanmadıklarını bu nedenle adres bildirmediklerini, davalı kayıtlarının incelenmesi ile fiili durumu anlaşılacağını belirtmiş, bilirkişi incelemesi için ön görülen ücreti verilen sürede ve yine ikinci kez verilen sürede de yatırmamış, bilirkişi incelemesine delil olarak dayanmaktan sarfı nazar etmiş sayılmıştır.Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davalının 1,5 ay süre ile mühendis olarak çalıştığı davacı şirketten ayrıldıktan sonra davacının iş ilişkisinde bulunduğu dava dışı şirket ile davacı şirket aleyhine haksız rekabet oluşturacak şekilde kurduğu şirket aracılığı ile işlem yapıp yapmadığının belirlenmesi taraf ticari defter ve kayıtları ile teknik konularda bilirkişi incelemesi yaptırılması ile belirlenecek bir husus olup davacı tarafça bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna yukarıda açıklanan nedenlerle gidilemediğinden kanıtlanamayan davanın reddi cihetine gidilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” dendiğini, o davanın açıldığı tarihte müvekkilinin elinde doğrudan doğruya işin dava dışı ...’a yaptırıldığına dair bir delil ya da belge bulunmadığını, davayı da bu hususu netleştirmek için açtığını, eğer o dosyada bir bilirkişi incelemesi yaptırılsaydı ve taraf defterleri incelenerek fiili durum net olarak ortaya konsaydı, o takdirde bilirkişi raporunun tebliğ tarihi itibariyle müvekkilinin eylemli fesihten haberdar olduğu ileri sürülebileceğini, mahkeme kararında dahi bu hususun ancak yaptırılacak bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilebileceği belirtilmişken istinafa konu işbu kararda yerel mahkemenin “davacı, Ankara 2. AsliyeTicaret Mahkemesi’nin 2015/629E. Sayılı davasını açtığı anda eylemli fesihten haberdar olmuştur.” demesinin hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, müvekkili tarafından gerçekleştirilen işlere ilişkin hakedişler onaylanmasına karşın işin kesin kabulü yapılmadığını, arz edilen nedenle dava süresi içerisinde açıldığını, huzurdaki davanın konusunu; 01.08.2011 tarihli eser sözleşmesinde ve 26.11.2012 tarihli 1 nolu zeyilnamede yazılı olan ve müvekkil şirketçe yapılması hüküm altına alınan işlerden bir kısmı iş sahibi tarafından, hiçbir neden gösterilmeksizin, müvekkilinin yanında sigortalı işçi olarak çalışan ...’ a yaptırılmak suretiyle sözleşmelerden eylemli olarak dönüldüğünden TBK’ nun 112- 124/1 ve 125/2, 470. maddeleri gereğince;müvekkili tarafından davalı adına kesilen hakkedişler onaylanmasına karşın ödemesi yapılmadığı ve işin kesin kabulü de yapılmadığını ,bu şartlar altında zamanaşımı süresinin dolduğundan bahsedilemeyeceğini, davalının fesih iradesinin müvekkiline ulaşmadığını, bu nedenle de zamanaşımı süresinin işlemeyeceğini, taraflarca hakedişlerin düzenlendiği ve imzalandığını, hak edişlerde, itirazi kayıt dermeyan edilmediğini, böylece taraflarca düzenlenen hakedişlerin kesinlik kazandığını, kesinlik kazanan hakedişlerin faturaya bağlandığını, zaten Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin kararında bu hususu açıkça belirtildiğini ve böylece alacağın kesinleştiğini, taraflarca 19.470 USD tutarlı ve 28.08.2013 tarihli birinci hakkedişin, 17.700 USD tutarlı ve 13.09.2013 tarihli ikinci hakkedişin 85.845 USD tutarlı ve 25.09.2013 tarihli üçüncü hakkedişin 18.585 USD tutarlı ve 30.09.2013 tarihli dördüncü hakkedişin 38.055 USD tutarlı ve 08.11.2013 tarihli beşinci hakkediş ile 20.060 TL tutarlı ve 25.10.2013 tarihli 1 numaralı kontrollü hizmet hakkedişinin ihtirazı kayıtsız düzenlendiğinin anlaşıldığını, davalının bu hak edişlerin hiçbirini ödemediğinin Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin zikrolunan kararında açıkça belirtildiğini, kararın kesin olduğunu, hakkedişlerin faturaya bağlandığını, faturanın davalıya tebliğ edildiğini, davalının 8 gün içinde fatura içeriğine itiraz etmediğini, böylece faturanın kesinleştiğini, bu durumda artık, esas ilişkiden bağımsız olarak müvekkilin alacağı, doğmuştur. T.T.K.’nun 23. maddesine göre, “Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.” denildiğini, bu durumda davanın sübuta erdiğini, alacağın, önce hakedişe bağlandığını ve hakedişin kayıtsız şartsız bir borç ikrarını ihtiva ettiğini, faturaya bağlandığını, davacının tacir olduğunu, davalının da tacir olduğunu, işin de davalının ticari işi olduğunu, bu durumda bağımsız bir alacak doğduğunu, faturaya itiraz edilmediğinden artık faturada belirtilen alacak likid hale geldiğini, bu açıdan da alacağın TBK’nin 146. maddesi gereğince 10 yıllık zaman aşımına tabi olduğunu, zamanaşımı definin reddi ile, subuta eren davanın kabulune karar verilmesini, Yargıtay içtihattı birleştirme kurulu 27.06.2023 tarih 1/1 sayılı içtihattı birleştirme kararında faturayı, "Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflıları, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olarak tanımladığını ,Vergi usul kanunun 229. Maddesinde ise, fatura aşağıdaki şekilde tarif edilmiştir: fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika" olarak tanımlandığını, Yargıtay 11. Hukuk dairesi ‘’davacı taraf faturaya dayalı olarak takipte bulunmuş, yapılan bilirkişi incelmesi ile de faturanın davacının defterlerinde kayıtlı olduğu belirlenerek bu tutar üzerinde davanın kabulüne karar verilmiş olup, bu durumda alacağın likid olduğunun kabulü gerekir’’. Denildiğini, müvekkili firma tarafından fatura düzenlendiğini, davalıya gönderildiği davalının itiraz etmediği, Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesine açılan davada mahkeme faturanın davalıya tebliğ edildiğini, davalının itiraz etmediğini, faturanın içeriğinin doğru olduğunu ve faturanın içeri, meblağın ödenmesi gerektiğini açık seçik kabul ettiğini ve bir kısım alacağın ödenmesine de karar verdiğini ,davanın talepleri gibi kabulüne karar verilmesini, zamanaşımı süresinin kesilip kesilmediği yönünde yerel mahkeme tarafından inceleme yapılmadığını ,müvekkilinin Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne açtığı davada ve müvekkiline karşı açılan karşı davaya sunduğu cevap ve mukabil davaya cevap dilekçesinin genel değerlendirme bölümünde alacağın tamamının doğduğu defi olarak ileri sürüldüğünü , zaman aşımı süresi kesildiğini, müvekkilinin 12. Asliye Ticaret Mahkemesine sunduğu cevaba cevap ve mukabil davaya cevap dilekçesinin genel değerlendirme bölümü incelendiğinde de, alacağın tamamının doğduğunun, belirtildiğini, karşı tarafın alacağının ise bulunmadığı açıkça belirtildiğini, gerçektende burada: ‘’ayrıca fatura kesilmiş ve hak edişler onaylanmış buraya kadar yine devalı tarafça bir itirazda bulunulmadığını ,ancak ödeme konusuna gelindiğinde davalı tarafın ödemeden kaçındığını ve müvekkili firmaya adeta nereden saldırırım şeklinde hareket ettiğini ,dolayısıyla tüm açıklanan sebeplerden ötürü açılan haklı davanın kabulüne karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olmaktadır.’’ denilerek eldeki davaya konu alacağın varlığı ve bunun ödenmediği ve bunun ödenmesi gerektiği defi olarak ileri sürüldiğini ,bu durumda zaman aşımı Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin davasının kesinleştiği tarihten itibaren işler zaman aşımı süresi kesildiğini, Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’ndeki kararın kesinleştiği tarihten itibaren zaman aşımı süresi yeniden işlemeye başlayacağını ,nitekim Yargıtay 15. Hukuk dairesi 27.10.2009 tarih 2009/4166 e. 2009/5712 k. Sayılı ilamında; borçlar kanununun 133. Maddesinin 2. Bendinde zamanaşımının kesilmesi için alacaklının mutlaka dava açarak mahkemeye başvurması zorunlu olmayıp, borçlu tarafından açılan bir davada alacağın def'i zammında mahkemede ileri sürülmesi yeterli olduğunu ,bu halde de zamanaşımı kesileceği ve alacağın def'i yoluyla ileri sürüldüğü davada verilen kararın kesinleşmesiyle yeniden işlemeye başlayacağı ( dairemizin 11.03.1993 gün 1993/660 e sayılı kararı ve Yargıtay 4. Hukuk dairesinin 07.12.1989 gün 5560 e, 9416 k. Sayılı kararları) ayrıca borçlar kanununun 135/ıı. Maddesinde borcun bir hükümle sabit olması halinde yeniden işleyecek zamanaşımı süresinin de daima 10 sene olduğu hükme bağlandığını, müspet zarar taleplerinin haklı ve yerinde olduğunu ,davalının akdi haksız olarak feshettiği için müvekkilinin müspet zarar talebi haklı ve yerinde olduğunu ,buna rağmen mahkemece müspet zarar talebinin reddedilmesinin doğru olmadığını beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Taraflar arasındaki asıl sözleşmenin, Eser sözleşmesi niteliğinde doluğunu eser sözleşmesi kapsamında yapılan işlerin denetimi için kesilen 20.060.TL'lik kontrolörlük hak edişinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini ,bu bedelin farklı bir iş için ödenmediğini , Mahkemenin tespitinin hatalı olduğunu ,kabul anlamına gelmemek şartıyla bir anlık sözleşmenin karma sözleşme olduğu varsayılsa bile bu durumda da asıl sözleşme ve iş, Eser sözleşmesi kapsamında olduğu için ilave ve yan işlerinde bu kapsamda değerlendirilip, davanın tümden zamanaşımı ve hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini , Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin kararlarının bu yönde olduğunu ,Yine gerekçeli kararda hükmedilen vekalet ücreti de hatalı olduğunu bu nedenle kararın bu kısmının düzeltilmesi gerektiğini , Şöyle ki,7 no'lu bentte "davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden 03.06.2021 tarihli karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 79.136,43.TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine" şeklinde hüküm kurulduğunu ,Gerekçede ise; ''İlk davada Merkez Bankasının 2021 tarihi itibariyle efektif dolar satış kuru üzerinden vekalet ücretine hükmedildiği, ancak ilk karara davalı tarafından itiraz edilmediği için aleyhe bozma yasağı gereğince ilk karar gibi vekalet ücretine hükmedildiği..'' belirtildiğini ,kararın bu yönüyle de usul ve yasaya aykırı olduğunu ,ilk karar da davanın reddine karar verildiğini ve o tarihteki kur üzerinden vekalet ücretine hükmedildiğini ,bu nedenle karara itiraz edilmediğini ,keza karara itiraz edilmesi için davalı yönünden aleyhe bir husus olmadığını ,bu nedenle bu hususun davacı için usuli kazanılmış hak doğurmayacağını, nitekim kararın, davacının itirazı üzerine İstinaf mahkemesince eksik inceleme yapıldığı gerekçesiyle kaldırıldığını, dosya iade edilerek yeniden yargılama yapıldığını ,burada davacı lehine usulü kazanılmış bir hak yada aleyhe bozma yasağından söz edilmesinin mümkün olmadığını, Avukatlık kanunu ve AAÜT hükümlerin açık olduğunu, iş bu davada 06.02.2025 tarihinde yürürlükte bulunan tarife üzerinden 179.655.USD'nin Merkez Bankası Efektif satış kuru üzerinden lehlerine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 2019/6569 Esas- 2019/16794 Karar ve 26.9.2019 tarihli ilamı ve sayın mahkemenin gerekçeli kararında belirttiği Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/3570 Esas, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2015/10710 Esas, Ankara BAM 22.Hukuk Dairesinin 2020/1001 Esas sayılı ilamlarındaki gibi davanın reddi nedeniyle karar tarihindeki Dolar satış kurunun TL'ye çevrilerek, karar tarihindeki değer üzerinden hesaplanacak tutar üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini , Yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, davacı yönünden ilk karar tarihinde lehlerine hükmedilen vekalet ücretinin BAM kararı ile kaldırılmışken, vekalet ücreti yönünden kazanılmış usuli hak yada aleyhe bozma yasağından söz edilmesi hukuken mümkün olmadığını, karar tamamen ortadan kalktığına göre vekalet ücreti zaten tahsil edilmediğini, yargılamanın davacının itirazları üzerine uzadığını ,tekrar yargılama yapıldığı ve yine dava reddedildiğini, bu durumda haksız olan davacı aleyhine karar tarihindeki tarifeye göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, iş bu nedenlerden dolayı, mahkemece verilen usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılarak davanın reddini ve 179.655.USD'nin karar tarihi olan 06.02.2025 tarihindeki satış kurunun TL'ye çevrilmesiyle, 2024-2025 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre lehlerine vekalet ücreti hükmedilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesi ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak talepli olup, mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle mahkemece kaldırma kararına uygun değerlendirme ve inceleme yapılmış olmasına göre ve Yargıtay yerleşik içtihatlarında kabul edildiği üzere yabancı para alacağına ilişkin taleplerde vekalet ücretine ilişkin dava tarihindeki kur esas alınarak hüküm kurulmasında esas ve yine usule aykırılık bulunmadığının anlaşılmasına göre taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 732 TL istinaf karar harcından peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 1.370,29 TL istinaf karar harcından peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 754,89 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yapılan yargılama giderlerinin ve ödedikleri istinaf başvuru harçlarının kendileri üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 30.04.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır