T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/628 - 2025/2455 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/628 KARAR NO : 2025/2455 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 28/05/2018 NUMARASI : 2017/48 E. - 2018/206 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali, Hükümsüzlük Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri v…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/628 - 2025/2455 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/628 KARAR NO : 2025/2455 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 28/05/2018 NUMARASI : 2017/48 E. - 2018/206 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali, Hükümsüzlük Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28/05/2018 Tarih ve 2017/48 Esas - 2018/206 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkillerinin "..." ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalı şirketin 2015/60024 sayılı 16 ve 41.sınıf mal ve hizmetleri içeren “...” ibareli marka başvurusuna karşı gerçekleştirdikleri itirazın TÜRKPATENT YİDK tarafından reddedildiğini, davalı ile müvekkili arasında “...” ibaresinin kullanımı konusunda 1992 yılından beri hukuki ihtilaf bulunduğunu, taraflar arasında yaşanan tüm bu hukuksal mücadelede mahkemelerin davacı müvekkili lehine karar verdiğini, fakat davalı tarafın kötüniyetle ve kanun boşluklarından yararlanarak “...” markasını kullanmaya devam ettiğini, açılan davalarda “...” ibaresinin gerçek hak sahibinin davacı müvekkilleri olduğunun karara bağlandığını , müvekkilinin eğitim-öğretim alanında tanınan ve köklü kurumlardan olduğunu, “...” ibaresinin ... ve ... HİZMETLERİ A.Ş. ile özdeşleştiğini, itiraz edilen markanın 16. ve 41. Sınıfta yer alan mal ve hizmetler için tescil edilmek istendiğini, müvekkilinin markalarının da bu sınıflarda tescilli olduğunu, markaların ayırt edilemeyecek kadar benzer olmalarının ve aynı sınıflarda tescil edilmesinin tüketiciler nezdinde iltibasa meydana vereceğini, müvekkilinin tescilli markalarının tanınmışlığından dolayı diğer tüm mal ve hizmetler için de söz konusu marka başvurusunun tescilinin iltibasa meydana vereceğini, “...” markasının müvekkilinin ticaret unvanı ve tescilli markalarına benzer olmasının yanı sıra seri marka imajı doğurduğunu, davalının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, davaya konu 2015/60024 sayılı “...” markasının tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne, TPE YİDK’nın 23.12.2016 tarih ve 2016-M-12684 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı Şirket vekili, müvekkilinin “...” ve “...” esas unsurlu markalarının uzun yıllardan bu yana kullanım sonucunda ayırt edicilik kazandığını, ... Dersanelerinin 1979 yılında “...” iddiası ile ... tarafından kurulduğunu, TPE nezdinde tescilli “...” ibaresini içeren markalarının olduğunu, davaya konu olan “...” marka başvurusunun davacıların markalarıyla benzerliğinin bulunmadığını, iltibasa sebebiyet vereceğinden söz edilmesinin mümkün olmadığını, kavramsal, görsel, işitsel ve toplumda bıraktıkları toplu ve genel intiba yönünden birbirinden farklı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davacının "..." ve YİDK kararında geçen diğer markaları ile davalının "..." ibareli başvurusu arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, davalı başvurusunda "Slogan" tarzında çeşitli kelimenin biraraya getirilmesi ile ayırt edicilik kazanılmaya çalışıldığı ve içerisinde bulunulan "..." ibaresinin asli unsur olarak yer almadığı, ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin markaları karıştırmayacağı, davacı markaları ile davalı başvurusu arasında benzerlik bulunmadığından 556 sayılı KHK'nın 8//1 maddesindeki iltibas-benzerlik-karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, dava konusu başvuru üzerinde davacı tarafın önceye dayalı hak iddiasının ve başvurunun kötüniyetle yapıldığının kanıtlanmadığı, 556 sayılı KHK'nın 8/4 maddesindeki tanınmışlık koşulunun da oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilleri ile davalı arasında 1992 yılından bu yana "..." esas unsurlu markaların "eğitim hizmetleri" ve "yayıncılık hizmetleri" alanında kullanılmasından kaynaklanan unvan terkini, haksız rekabet, marka ihlali ve hükümsüzlük davalarının görüldüğünü, "..." ibaresi üzerinde müvekkillerinden ... Hizmetleri A.Ş.'nin öncelikli hak sahibi olduğunun, sessiz kalma yoluyla hak kaybından söz edilemeyeceğinin mahkeme kararları ile hüküm altına alındığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/6363 Esas, 2017/6652 sayılı kararında "..." markalarının "eğitim, öğretim hizmetleri" bakımından zayıf nitelikli olmadığının kabul edildiğini, dava konusu başvurunun, müvekkili tarafından davalı aleyhine açılan marka hükümsüzlüğü davalarının sonuçlarından kaçınmak için kötüniyetle gerçekleştirildiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Yerel mahkemece taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, öncelikli hak sahipliği ve kötüniyet iddialarının kanıtlanamadığı, tanınmışlığa dayalı tescil engeli yönünden yasal şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Marka işlem dosyasından, davalı şirket tarafından "..." ibaresini 16 ve 41.sınıflarda marka olarak tescil ettirmek üzere 15/07/2015 tarihinde 2015/60024 sayılı marka başvurusunda bulunulduğu, davacının "..." asli unsurlu markalarına dayalı olarak başvuruya karşı gerçekleştirdiği itirazın TÜRKPATENT YİDK'nin 23/12/2016 tarih, 2016-M-12684 sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği anlaşılmıştır. Yargıtay HGK.'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; bu davanın davacısı ile davalı Şirket arasında görülüp sonuçlanan İstanbul 1. FSHHM.'nin 10.06.2010 tarih ve 2010/60 E.-116 K. sayılı kararını bozan Yargıtay HGK.'nın 04.05.2011 tarih ve 2011/11-59 E.-271 K. sayılı kararından sonra, İstanbul 1. FSHHM.'nce verilen 29.03.2016 tarih ve 2012/82 E.-2016/47 K. sayılı kararda açıkça "davalının markasal kullanımının en başından beri kötü niyetli olduğu" gerekçesiyle davalı adına tescilli 1998/193134 ve 195160 numaralı markaların hükümsüzlüğüne karar verildiği, bu kararın Yargıtay 11. HD.'nin 11.04.2018 tarih ve 2016/9432 E.-2018/2605 K. sayılı ilamı ile onandığı, böylelikle davalı için hukuk dünyasında varlık kazanan, "..." esas unsurlu markalarını kullanmasının "en başından beri kötü niyetli olduğu" gerekçesinin, işbu davada da davalı şirket başvurusu yönünden geçerli olmadığının söylenmesinin, yargı kararları arasında çelişki yaratacağı ve mümkün olmayacağı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/2209 Esas, 2020/351 Karar sayılı ve 26/03/2024 tarih, 2022/5921 Esas, 2024/2428 Karar sayılı ilamlarının da bu yönde olduğu, bu nedenlerle davalının "..." ibaresini içeren dava konusu marka başvurusunun da kötü niyetli olduğu kabul edilmiştir. Esasen kötüniyetli başvuru durumu mal ve hizmetlerle ilgili olmayıp, markanın tamamı ile ilgili olabileceğinden, kötüniyetli başvuru iddiası ile açılan davada, marka başvurusunun kötüniyetle yapıldığı kanaatine varıldığında, kötüniyet tescilin tamamını kapsar ve bölünemez (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.953). Bu nedenle Dairemizce de somut uyuşmazlıkta davalının kötüniyetli başvurusunun bütün sınıflar yönünden reddinin gerektiği, tescili talep olunan markanın, davacı markalarının uzun yıllardır toplumda oluşturduğu güven, itibar ve imajını kendisine transfer etmeyi amaçladığı kanaatine varıldığından, davacının kötüniyet iddiasına dayalı davasında haklı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değilse de, HMK.'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 28/05/2018 gün ve 2017/48 Esas - 2018/206 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın KABULÜ ile TÜRKPATENT YİDK'nin 23/12/2016 tarih, 2016-M-12684 sayılı YİDK kararının iptaline, 3-Dava konusu 2015/60024 sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve sicilden TERKİNİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 31,40-TL harcın mahsubu ile kalan 584,00-TL'nin davalılardan alınarak Hazineye irat kaydına, 5-Davacılar kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 55.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, 6-Davacılar tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 1.500,00-TL bilirkişi ücreti, 163,70-TL tebligat ve posta gideri, istinaf aşamasında yapılan 352,40-TL tebligat ve posta ücreti, (1.169,40-TL+1.169,40-TL) 2.338,80-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 4.354,90-TL yargılama giderine, 31,40-TL peşin harç, 31,40-TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 4.417,70-TL'nin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, 7-Davalılar tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davacılardan peşin olarak alınan 855,20-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 18/12/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/12/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.