T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2018 Esas KARAR NO : 2025/1963 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2025/161 Esas (Derdest Dava Dosyası) TARİH: 06/10/2025 (Ara Karar Tarihi) DAVA: Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda ver…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2018 Esas KARAR NO : 2025/1963 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2025/161 Esas (Derdest Dava Dosyası) TARİH: 06/10/2025 (Ara Karar Tarihi) DAVA: Ticari Şirket (Yöneticilerin Azline İlişkin) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili 17/09/2025 tarihli dilekçesinde özetle; 08/09/2025 tarihli bilirkişi heyeti raporundaki aleyhe tespitlere itiraz ettiklerini, lehe somut tespitler gereğince; dosyada araştırılacak başkaca bir husus kalmadığından, basit yargılama usulüne tabi, haklı davanın kabulüne ve davalıların TTK md. 630 ve devamı hükümlerince müdürlük görevlerinden azlini, davalıların, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün 470185-5 nosuna kayıtlı bulunan "... Gıda Restorant ve Ticaret Limited Şirketi" ndeki yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin TTK'nın 630/2 nci maddesi uyarınca haklı sebeple kaldırılmasını, davalıların mesul müdürlük ve imza yetkisine haiz oldukları, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün 470185-5 nosunda kayıtlı, ... Gıda Restorant ve Ticaret Limited Şirketi'ne tedbiren ve hüküm kesinleşinceye kadar devam etmek üzere yönetim kayyımı atanmasını, yönetim kayyımı talebi uygun görmediği taktirde, şirkete tedbiren denetim kayyımı atanmasına ve hüküm kesinleşinceye kadar davalı müdürlerin tüm işlemlerinin denetim kayyımı onayına bağlanmasını, kararın İstanbul Ticaret Sicil müdürlüğüne ve re'sen atanacak kayyıma bildirilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 22/09/2025 tarihli kararı ile;"1-Davacı vekilinin taleplerinin KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile, Davalı şirket müdürlerinin yetkilerinin tedbiren kaldırılarak davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına ilişkin talebi ile diğer tedbir taleplerinin reddine, ancak davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarının ortadan kaldırılmasının veya azaltılmasının önlenmesinin temini bakımından dava dışı şirkete denetim kayyımı ATANMASINA,2-Denetim kayyımı olarak SMMM ...'in görevlendirilmesine, denetim kayyımına aylık 25.000,00 TL ücret takdirine, kayyım ücretinin ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere 6 aylık denetim kayyımı ücretinin davacı tarafından 2 haftalık kesin süre içerisinde mahkeme veznesine depo edilmesine,aksi hâlde denetim kayyımının göreve başlamayacağı hususunun davacı vekiline iş bu ara kararın tebliği suretiyle ihtar edilmesine, bu kapsamda şirket tesis makina, cihaz, tesis, taşıt ve demirbaşların devri başta olmak üzere şirketle ilgili her türlü aktif ve pasif tasarruflar, mal ve hizmet alımı, kambiyo senedi düzenlemesi, şirkette ilgili borç ödemesi gibi şirketin mali durumunu ve şirket ortaklarının menfaatini etkileyecek her türlü işlemlerin ve borçlandırıcı tüm işlemlerin denetim kayyımının denetim onayına tabi tutulmasına.." karar verilmiş ve verilen karara karşı davalılar vekili tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmuştur. Davalılar vekili ihtiyati haciz kararına itiraz dilekçesinde; mahkeme tarafından 23.09.2025 tarihinde verilen ara karar ile şirket yönetimi için denetim kayyımı atanması yönünde tedbir kararı verildiğini ancak verilen işbu kararın müvekkili şirketin faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde yürütmesine engel teşkil edeceği gibi açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyada bilirkişi raporu alınmış ise de eksik bilgiye ve belgeye dayanarak tanzim edilen bilirkişi raporuna itiraz süreleri dahi dolmadan ihtiyati tedbire hükmedilmesinin açıkça Anayasal savunma haklarını kısıtladığını, müvekkillerinin yetkilisi olduğu şirketin sadece banka hesap hareketlerinden yola çıkararak yapılan bilirkişi incelemesine dayanan yaklaşık ispatın gerçekleştiği yönündeki değerlendirmenin hatalı olduğunu, davacının ikame ettiği davada kötüniyetli olduğunu, davacının %25 ortağı olduğu şirkete karşı bir taraftan tahliye davası açmakta iken, diğer yandan yönetime kayyım atanması isteğinde bulunması şirkete zarar verme amacı taşıdığını, Mahkemenin vermiş olduğu ara karar çerçevesinde verilen ihtiyati tedbir kararının herhangi bir teminata bağlanmamış olmasının usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini beyanla itirazlar doğrultusunda 23.09.2025 tarihli usul ve yasaya aykırı ara karardan rücu edilmesini ve ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 2025/161 Esas ve 06/10/2025 tarihli kararı ile: "Ticaret şirketleri özel hukuk alanında faaliyet gösteren, kar elde etmek gayesiyle kurulan ve genel kurulu tarafından seçilen yöneticileri tarafından yönetilmesi gereken kurumlardır. Mahkemelerce zorunluluk olmadıkça yönetim yetkisine müdahale edilmemelidir. 6100 Sayılı HMK'nun 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Yine 6100 Sayılı HMK'nun 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir.Somut olayda Denetim kayyımı atanması da geçici bir hukuki koruma tedbiridir. Dava dışı şirketin mal varlığının korunması, davanın sağlıklı bir şekilde yürümesi ve dava dışı şirket müdürlerinin işlemlerinin denetim kayyımınca denetlenerek davalı şirketin ve davacı ortağın telafisi imkansız zararlarının doğmasına engel olacağı dosyaya gelen hesap hareketleri ve bilirkişi raporu ile anlaşılmakla, HMK'nın m.389 ve devamı gereğince davanın sonuna kadar dava dışı şirkete denetim kayyımı olarak atanmasına karar vermek gerekmiştir. Davacı taraf, yasal delillerle kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat ettiği için tedbir kararı verilmiş olmakla bu yönüyle davalıların tedbir kararına karşı itirazlarının reddi gerekmiştir..." gerekçesi ile ''Tedbirin kaldırılmasına ilişkin talebinin reddine; tedbirin devamına,'' karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının %25, müvekkili ...'ın %75 hissedarı olduğu ...'nin gereği gibi yönetilemediğinden bahisle şirkete kayyım atanması ve şirket yöneticilerinin azli talebiyle huzurdaki davayı ikame ettiğini, dosyada alınan bilirkişi raporunda davadışı şirketin ticari defterleri incelenmeksizin, sadece dosya kapsamı üzerinden bir inceleme yapılmak sureti ile rapor tanzim edildiğini ve şirkete denetim kayyımı atanmasına dair görüş bildirildiğini;Yerel Mahkeme tarafından 23.09.2025 tarihinde verilen ara karar ile şirket yönetimi için denetim kayyımı atanması yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiğini, Yerel mahkeme tarafından verilen usul ve yasaya aykırı ihtiyati tedbir kararına karşı yaptıkları itirazın 06.10.2025 tarihli karar ile reddedildiğini, dosyada henüz delillerin toplanmadığını, eksiklerin giderilmediğini, eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporuna yapılan itirazlar hakkında bir karar verilmediğini yani yaklaşık ispat dahi gerçekleşmediği halde verilen kararın açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporunun eksik bilgi ve belgeye dayanarak varsayım üzerine tanzim edildiğini, hatalı bilirkişi raporu baz alınarak yaklaşık ispatın gerçekleştiği kanısıyla tedbir kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu;Yerel Mahkemece bilirkişi raporuna itirazları değerlendirilmeksizin, davanın esasına yönelik olarak ara karar ile bu şekilde bir denetim kayyımı atanmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın işbu davasında haksız ve kötü niyetli olduğunu, mahkemece bu şekilde dava hakkında hükümle birlikte verilebilecek bir kararın ara karar ile verilmesinin kötü niyetli davacının işbu davadaki haksız taleplerinin kabulü anlamına geldiğini, henüz müvekkilerin dosyaya sunduğu delillerin toplanmadığını, yetkilisi oldukları şirketin ticari defterlerinin incelenmediğini, bu haliyle şirketin ticari faaliyetlerini zorlaştıracak şekilde tedbir kararı verilmiş olmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu; Bilirkişi tarafından tanzim edilen rapor gerek kapsamı gerekse incelemeye dayanak olan bilgi ve belgelerin eksik olması nedeni ile hükme esas alınmaya uygun olmadığını, kabulünün mümkün olmadığını, zira bilirkişi heyeti tarafından sadece dosyaya celp edilmiş olan banka kayıtları üzerinde bir inceleme yapılarak bir takım para akışlarının usulsüz olduğuna dair bir görüş bildirilmiş ise de, dava dışı olan ve müvekkillerinin hissedarı olduğu ...'nin ticari defter ve kayıtlarının incelenmeden sağlıklı bir rapor tanziminin mümkün olmadığını, raporda bahsi geçen tüm para akışlarının dava dışı şirket ticari defter ve kayıtlarında bir kaydı ve karşılığının bulunduğunu, davanın esasına etki edecek derecede önemli bir delilin incelemeden rapor tanzim edilmesinin hukuka aykırılık taşıdığını;Davacı tarafın davadışı ... şirketinin %25 ortağı olduğunu, aynı zamanda, davadışı şirketin işletmesinin bulunduğu adresin mal sahibinin davacının amcası olduğunu, davacının da mal sahibinin vekili olarak kira sözleşmesinin tarafı olduğunu, hatta ortağı olduğu şirkete karşı kira alacağı (260-TL ) ve ihtiyaç sebebiyle tahliye davaları ikame etmiş olmasının menfaat çatışmasının ve davacının kötüniyetinin açık ispatı olduğunu, davacı tarafın işbu eldeki davada kötü niyetli olduğunu, görülen dava dışında da davalar ikame ederek, haksız şekilde hukuku kullanarak müvekkillerini sıkıştırmaya çalıştığını, müvekkillerine karşı husumet beslediğini, ortağı olduğu ve her yıl kar eden dava dışı şirketin aleyhine olacak şekilde eldeki davayı ikame ettiğini, bununla birlikte davacının önce aylık kira bedeli 125.216,00-TL iken kendi beyanı ile kiranın 125.000,00-TL olarak yatırılmasını istediğini, sonra ise hem 216,00-TL'lik kira farkları hem de henüz vadesi gelmeyen 125.216,00-TL'lik kira alacağının tahsili amacı ile İstanbul Anadolu 9. İcra Müdürlüğü'nün ...E. Sayılı dosyası ile %25 hissedarı olduğu şirket aleyhine icra takibi başlattığını, bunun dışında İstanbul Anadolu 20. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2025/221 E. Sayılı dosyası ile mal sahibinin adına vekaleten kendi hissedarı olduğu şirket aleyhine itirazın kaldırılması davası ikame ettiğini, davacının yine aynı taşınmaz için kötü niyetli bir şekilde, mal sahibinin hiçbir şekilde ihtiyacı olmadığı halde İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2025/631 E. Sayılı dosyası ile ihtiyaç nedeni ile tahliye davası ikame edildiğini, tüm bu davaların, davacının müvekkilleri aleyhine beslediği husumeti, eldeki davayı ikame etmekte kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, buna ilişkin deliller toplanmadan ihtiyati tedbire karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu;Diğer yandan davacının yakın zamanda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü bir soruşturma kapsamında el konulan ... isimli TV yayın organında genel yayın yönetmeni olarak çalışmakta olması vesilesiyle müvekkillerini çeşitli defalar arayarak müvekkili ...'ın ünlü ve eski bir milli futbolcu olması dolayısla hakkında olumsuz haber yaptıracağı yönünde asılsız itham ve ilzamlarda bulunduğunu, davacının %25 ortağı olduğu şirkete karşı bir taraftan tahliye davası açmakta iken, diğer yandan yönetime kayyım atanması isteğinde bulunmasının şirkete zarar verme amacı taşıdığının açık göstergesi olduğunu;Bir şirketin kar zarar durumunun ancak ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda tespit edilebileceğini, davacı şirketin %25 ortağı olarak huzur hakkı aldığını kabul ve ikrar ettiğini, aldığı tutarların mahkemeye sunulduğunu, davacının banka hesap hareketleri incelendiğinde bu durumun ortaya çıkacağını, hayatın normal akışı için de kar elde etmeyen bir kurumun davacıya kar payı ya da huzur hakkı ödemesinin düşünelemeyeceğini, huzur hakkı aldığını kötüniyetli davacının dahi açıkça kabul ettiğini, bir taraftan kar eden davadışı şirketten huzur hakkı alan davacının diğer yandan davadışı şirketin aleyhine olarak icra takibi ve tahliye girişimlerinde bulunduğunu;Bilirkişi raporu eksik incelemeye dayandığı için ilişkili davadışı... ve ...'a toplam 2,16 Milyon TL ödeme yapıldığı yönünde değerlendirmenin de tamamen yanlış olduğunu,bilirkişi raporunda, dava dışı şirket hesaplarından ...'a para çıkışı yapıldığı ve bunun bir usulsüzlük olduğunun belirtildiğini, ...l 'ın müvekkili ...'ın kardeşi olduğunu, ...'a ait olan aracın dava dışı şirket adına satın alındığını ve tescil edildiğini, ...’ın maliki olduğu aracın 1.360.000-TL bedelle şirketin ihtiyacı için satın alındığını, ...adına gönderilen ödemenin açıklamasının araç alım satımı olmakla, ticari defter ve kayıtlar üzerinden bir inceleme yapılmadığından, bu durumun bir usulsüzlük olarak nitelendirildiğini, ... isimli kişiye iş yoğunluğu sebebiyle 800.000-TL çekmesinin talimatla sağlandığını, çekilen tutarın davalı ... teslim edildiğini, ...'ün ise bu tutarın %75 ne tekabül eden tutarı 600.000-TL ...’a %25 ne tekabül eden tutarı 200.000-TL davacıya elden teslim ettiğini, oysa ki müvekkili şirketin kayıtları incelense idi, bu araç alım-satımı hususunun tespit edileceğini, bu hatalı tespitin dahi bilirkişi heyeti tarafından eksik bilgi ve belge üzerinden inceleme yapıldığını gösterdiğini;Yıllık yaklaşık olarak 25 Milyon Türk lirası ciro yapan bir işletmenin dönemsel nakit akışı nedeniyle vergi dairesine ve SGK ya 1 Milyon Türk Lirası borcu bulunmasının hayatın olağan akışına uygun olduğunu, işbu borçların piyasa ve nakit akışına göre yapılandırılmak suretiyle ödendiğini, aksinin düşünülmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,bilirkişi raporundaki şirketin gereği gibi yönetilmediğine dair yapılan bir diğer tespitin ise dava dışı şirketin vergi ve SGK borçlarının gerekçe gösterilmesi olduğunu, müvekkillerinin yöneticisi ve hissedarı olduğu dava dışı şirketin bir ticari işletme olduğunu, şirketin vergi ve SGK borçları ilgili devlet kurumları ile yapılan anlaşmalar neticesinde yapılandırılmış bir şekilde ödendiğini, bir ticari işletmenin vergi yahut SGK prim borcu olmasının Türkiye gerçeği düşünüldüğünde hayatın olağan akışına aykırılık teşkil etmediğini, yapılandırma çerçevesinde ödenen bir borcun şirketin kötü yönetilmesi şekline değerlendirilmesi ve şirkete denetim kayyımı atanmasına dair görüş bildirilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini beyanla İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/161 E. Sayılı dosyasından verilen 23.09.2025 tarihli ara karar ile denetim kayyumu atanmasına yönelik ihtiyati tedbir kararının ve işbu kara karşı yaptığımız itirazın reddine yönelik 06.10.2025 tarihli ara kararın bozularak ortadan kaldırılmasını talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, dava dışı ...'nin münferiden yetkili müdürü olan davalıların, müdürlük görevlerini kötüye kullandıkları, dava dışı şirketi kötü ve kendilerine menfaat temin edecek şekilde yönettikleri, dava dışı şirket ile haksız rekabet içerisine girdikleri, dava dışı şirketi teknik olarak iflas aşamasına getirdiklerinden bahisle TTK'nın 630/2. maddesi gereği müdürlük görevinden azledilmeleri talebi ile açılan davada, dava dışı şirkete tedbiren yönetim aksi halde denetim kayyımı atanmasına ilişkin olup, Mahkemece davacının yönetim kayyımı atanması talebinin reddine, denetim kayyımı atanması talebinin ise kabulüne, bu karara karşı davalılar vekilince yapılan itirazın ise yukarıda açıklanan gerekçe ile reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 6100 Sayılı HMK'nın 389. maddesinde, ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, 1. fıkrası; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." şeklindedir.Aynı yasanın 390/3. maddesi; ''Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir. Buna göre, tedbir talep eden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.Somut olayda; Mahkemece alınan bilirkişi raporunda her ne kadar dava dışı şirketin ticari defterlerinin de incelendiği beyan edilmiş ise de, yalnızca dava dışı şirkete ait banka kayıtları ile gelen yazı cevaplarına dair incelemelere yer verildiği, şirket ticari defter ve kayıtları üzerinde karşılaştırmalı olarak inceleme yapılmamış olması sebebi ile ek inceleme ile ek rapor alınması gerekmekte ise de, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacının haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesinin yeterli olduğu, yaklaşık ispatın sağlanmasından sonra ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde güçleşeceği veya imkansız hale geleceği noktasında kanaat oluşması gerektiği, davanın, davalıların müdürlük görevinden azledilmeleri talebi ile açıldığı, alınan bilirkişi raporunda dava dışı şirketin icra takibine de konu edilmiş kamu borçlarının bulunduğunun, yine dava dışı şirketin banka hesaplarından davalı müdüre yüksek tutarlı para çıkışlarının yapıldığının tespit edildiği, dava dışı şirketin yöneticileri olan davalıların yapmakta oldukları işlemlerin denetlenmesinin şirketin menfaati gereği olduğu ve tedbir kararı verilmemesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli derecede güçleşeceği kanaati oluştuğundan Mahkemece dava dışı şirkete denetim kayyımı atanmasının dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı tarafın istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 20/11/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.