T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/1603 KARAR NO : 2025/1082 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2018/1210 KARAR NO : 2021/333 DAVA TARİHİ: 13/12/2018 KARAR TARİHİ: 17/03/2021 DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 08/10/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/1603 KARAR NO : 2025/1082 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2018/1210 KARAR NO : 2021/333 DAVA TARİHİ: 13/12/2018 KARAR TARİHİ: 17/03/2021 DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 08/10/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile davalı şirkete ait müşterilerin reklamların, davacıya ait mecralarda yayınlanması konusunda taraflar arasında şifahi bir anlaşma yapıldığını, hizmetin verilip, hizmet karşılığı düzenlenen faturaların kargo aracılığı ile davalıya teslim edildiğini, davalının cari hesap borcuna ilişkin 7.000,00 TL tutarlı çek keşide ettiğini, bunun cari hesaptan düşülerek kalan bakiye cari hesap alacağının tahsili amacıyla Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlunun dosya borcuna itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına davalının %20 icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin reklam anlaşması yaptığı şirketin ... Pazarlama ve Dış Tic. A.Ş olduğunu, müvekkili ile ... reklam yayınlama konusunda anlaşıldığını, davalının davacıya yaptırdığı işlere karşılık yapılan iş bedeli üzerinden belli oranda hakedişi çıktığını ve bu fatura karşılığı davalının cari hesabına alacak olarak kaydedildiğini, bu bağlamda 2015 yılı 2. Yarısında davalının yaptığı iş bedelinin 62.071,00 TL olup, bunun %12'sinin hakediş olarak davalıya ait olduğunu, davacının bölge yetkilisi tarafından mail ile bildirildiğini, davalının buna denk gelen 8.779,20 TL'lik faturayı davacıya gönderdiğini, fakat davacının carisinden düşülmediğini belirterek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; ''...İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporları içeriğine göre; davalı ile daha sonra ... Yatırım San ve Tic. A.Ş adı altında birleşen ... Pazarlama ve Dış Tic. A.Ş arasında ticari ilişki bulunduğu ve taraflar arasında esasen yapılan işlere ilişkin düzenlenen faturaların defter ve belgelerde kayıtlı olup, verilen hizmete ilişkin bir uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasındaki ihtilafın davalı tarafça düzenlenen 09/02/2016 tarihli resturn bedeli açıklamalı faturanın davacı carisinden mahsup edilip edilmeyeceği noktasında toplandığı görüldü.Davalı her ne kadar, resturn bedeli açıklamalı 09/02/2016 tarihli fatura alacağını davacı carisinden mahsup etmiş ise de, buna ilişkin taraflar arasında bir anlaşma olmayıp, mail yazışması davacı tarafça kabul edilmediğinden mailin gönderildiği hesap olan ... isimli kişinin davacı çalışanı olup olmadığı hususununda bu durumu etkilemeyeceği kanaatine varıldığından bu hususta tekrardan SGK'na müzekkere yazılmasına gerek görülmemiştir. Davalının fatura konusu resturn bedeline ilişkin taraflar arasında bir anlaşma olduğunu ispat edemediğinden fatura içeriğinin doğruluğuyla ilgili yalnızca davacı tarafa ait olduğu iddia olunan bir mail adresine gönderilen maile istinaden ispatın yerine getirilmiş olduğu kabul edilmemiştir.İncelemeye sunulan defter ve belgeler ile tüm dosya kapsamına göre, davacının takip ve dava tarihi itibariyle davalıdan 13.370,55 TL cari hesaba dayalı alacağının bulunduğu..." gerekçesiyle davanın kabulü ile itirazının iptaline ve alacak likit olduğundan davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin gerekçesinde mail yazışmasının davacı şirketçe kabul edilmediği belirtilmişse de davacı şirketin 26/03/2020 tarihli bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazlarını içeren dilekçesinde ... adında bir çalışanlarının olmadığı ve mailin şirketlerince atılan bir mail olmadığını belirtmediğini, sadece ...'ın şirkette imza, karar ve şirketi borçlandırmaya yetkili olmadığını ve bu mailin o kişi tarafından atılıp atılmadığının belli olmadığını vurguladığını, mailde ... tarafından müvekkili şirkete gönderilen mailde belirtilen tutar üzerinden resturn faturası kesilip davacı şirkete gönderilmesine rağmen davacı şirketin bu faturayı usule aykırı şekilde kayıtlarına işlemediğini, kendisine mail atan şirket çalışanının şirketi borçlandırmaya veya fatura kesip göndemeye veya kabul etmeye yetkili olup olmadığının müvekkili tarafından bilinmesinin mümkün olmadığını, her ne kadar bilirkişi raporunda 62.071,86 TL bedel üzerinden KDV düşülerek hesaplama yapılmış ise de KDV ekli şekilde hesaplama yapılması gerektiğini, davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin kabulüne dair kararın da hatalı olduğunu, müvekkili şirket açısından resturn faturasına güvenilerek ve davacı şirketin unvan değişikliği veya tüzel kişilik birleşmelerinden haberdar olmamasına istinaden borca itiraz edildiğini ayrıca alacağın yargılamayı gerektirdiğini bu nedenle icra inkar tazminatı koşullarının oluşmadığını beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, tacirler arası hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra dosyası incelendiğinde; davacı tarafından, davalı aleyhine 13.371,56 TL cari hesap alacağının tahsili için takip başlatıldığı, ödeme emrinin tebliği üzerine davalının süresi içerisinde borca itiraz etmesi üzerine takibin durduğu, davanın İİK'nın 67.maddesi uyarınca yasal sürede açıldığı tespit edilmiştir. Taraflara ait ticari defterlerin incelenmesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporlarında özetle; davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı tarafından 09/02/2016 tarih ve ... risturn bedeli açıklamalı 7.440,00 TL (KDV dahil 8.779,20 TL) bedelli fatura düzenlenmiş ve defterlerine kaydedilmiş ise de söz konusu faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı, davalının dosyaya ibraz ettiği mail kabul edilir ise 62.071,86 TL'den KDV düşüldüğünde 52.603,27 TL üzerinden %12 risturn ödemesinin 6.312,39 TL hesaplandığı, söz konusu bedel nedeniyle davalının alacaklı olduğuna kanaat getirilmesi halinde davalının davacıya 7.056,16 TL (13.370,55 TL - 6.312,39 TL) borcunun olacağı, ancak bu fatura kabul edilmediği 13.370,55 TL borcunun olacağı yönünde kanaat bildirilmiştir. Risturn ödemesi; medya satın alma ajansının kendi müşterisine ait reklamların çeşitli medya kuruluşlarına ait TV, gazete, dergi, internet vb. mecralarda yayınlanmasını sağladıktan sonra sonra yayın ücreti üzerinden medya kuruluşundan aldığı yüzde üzerinden hesaplanan geri ödeme veya komisyon bedelidir. Davacı reklam ajansı, davalı ise çeşitli mecralarda reklamları yayınlanan müşteridir. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamakla birlikte reklam yayınlanması hususunda ticari ilişki olduğu ihtilafsızdır. Taraflar arasındaki ihtilaf konusu ise, davalıya risturn ödemesi yapılması hususunda taraflar arasında bir anlaşma olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Zira davalı kendisine risturn ödemesi yapılması gerektiğinin davacı şirketin çalışanı ... tarafından gönderilen e-posta ile kabul edildiği ve bu e-posta uyarınca davacı şirkete fatura düzenlendiğini, bu nedenle davacı alacağından risturn bedelinin düşülmesi gerektiğini savunmaktadır. Davacı ise takibe konu bedel kadar alacaklı olduğunu, taraflar arasında risturn ödenmesi yönünde bir anlaşma bulunmadığı, e-postanın ... tarafından gönderilip gönderilmediği belli olmadığı gibi bu kişinin şirketi temsile ve borçlandırmaya yetkisinin de olmadığını iddia etmektedir. İhtilaf konusu risturn faturası dışında ise taraf kayıtlarının birbiriyle uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. İspat; dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur ve dava konusu hak ile buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları yönünde mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 187/1.maddesi "İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir." şeklinde düzenlenmiştir.Vakıa (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Hakim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşipgerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK'nın "İspat Yükü" başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." şeklinde düzenlenmiş, TMK'nın "İspat yükü" başlıklı 6. maddesinde; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" hükmüne yer verilmiştir. Yani ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer. Kendisine ispat yükü düşen taraf için bu bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Zira taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; mesela, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. b., 2.c., s.1972). 6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmüne yer verilmiştir.Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/4521 E. 2016/549 K. sayılı ilamı; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/062003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Faturalar ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır.... Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.)...Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." şeklindedir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Somut olayda, davalı şirket tarafından 09/02/2016 tarih ve ... risturn bedeli açıklamalı KDV dahil 8.779,20 TL bedelli fatura düzenlenmiş ve defterlerine kaydedilmiş ise de söz konusu faturanın davacıya tebliğ edildiği ispatlanamadığı gibi davacı defterlerinde de kayıtlı olmadığı tespit edildiğinden, söz konusu fatura nedeniyle alacaklı olduğu hususunda ispat yükü davalı üzerindedir. Davalı bu alacağın ispatına yönelik;... tarafından 09/02/2016 tarihinde [email protected] adresinden, davalı şirkete gönderilen; "... bey 2015 ikinci 6 ayda risturn bedeliniz aşağıdaki gibidir. İkinci altı ayda sizin belirttiğiniz hesaba göre 62.071,00 TL iş yapmış olduğunuzdan % 12 hak edişiniz gözüküyor" şeklindeki e-posta ibraz edilmiştir. ...'ın, davacı şirket çalışanı olmadığına dair davacı tarafın bir beyanı ve itirazı olmamakla birlikte şirketi temsil etme ve borçlandırma yetkisinin olmadığı ileri sürülmüştür. Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre "belge"dir (m. 199). Kanundaki anlamıyla her belge, ispat konusu vakıayı temsil eden dar anlamda delildir. Ancak, hukukumuzda senet dışındaki belgeler, sadece delil başlangıcı (m. 202) olarak değerlendirilebilir. (Pekcanıtez Usul, Prof.Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.II, s.1738)Senetle ispatı gereken bir hukuki işlem hakkında delil başlangıcı varsa o hukuka işlem tanık dinlenerek de ispatlanabilir (m. 202/1). Delil başlangıcının varlığı halinde hakim, hem delil başlangıcı hem de dinlenen tanık veya diğer takdiri delilleri serbestçe değerlendirerek bir karar verecektir. Bir belgenin, delil başlangıcı olabilmesi için, 202. maddenin ikinci fıkrasına göre üç şartın birlikte bulunması gerekir: Delil başlangıcı için ilk olarak bir “belge” bulunmalıdır. Belgenin tanımı 199. maddede yapılmıştır... İkinci olarak, belge, kendisine karşı (aleyhine) ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş ya da gönderilmiş olmalıdır (m. 202/2). Kendisine karşı kullanılmak istenen kişi tarafından gönderilmiş olan bir belge de elden verilmiş bir belge ile aynı değerdedir... Üçüncü olarak, delil başlangıcı, iddia edilen hukuka işlemi tam olarak ispat edememekle beraber, o işlemi muhtemel göstermelidir. Delil başlangıcı senetten farklı olarak, ispatı istenen hukuki işlemin varlığı hakkında tam bir kanaat edinilmesine elverişli olmasa da, iddia edilen işlem hakkında az da olsa yeterli bilgiyi içermelidir. Ayrıca, bir belgenin delil başlangıcı olarak kabul edilmesi için iddia edilen vakıanın gerçekliğine işaret etmesi gerekir. Burada aranan basit bir ihtimalin varlığı olmayıp o vakıanın gerçek olma ihtimalinin yüksek olasılık olduğunu göstermesi gerekir. Ancak, her durumda delil başlangıcı ihtilaflı vakıanın gerçekliğini tartışmasız olarak ispat etmeye yeterli olmadığı için, delil başlangıcı yanında iddia konusu hukukî işlemin ispatı için tanık da dinlenebilecektir. Görüldüğü gibi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesinde bir belgenin delil başlangıcı olabilmesi için aranan şartlar, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 292. maddesinde öngörülenlerle örtüşmektedir. O itibarla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde “yazılı delil başlangıcı” teşkil eden bütün belgeler bugün Hukuk Muhakemeleri Kanunu yönünden de delil başlangıcı teşkil edecektir. Ancak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun kabulüyle birlikte “yazılılık” şartı kaldırıldığı için, yukarıdaki unsurları taşıyan ve 199. madde bağlamında belge olarak değerlendirebilecek diğer bilgi taşıyıcılarına da delil başlangıcı olarak dayanılabilecektir. (Pekcanıtez Usul s.1841, 1842, 1843, 1844, 1845)Delil başlangıcına ilişkin olarak 202. maddede getirilen yeni düzenlemeyle hukukumuzdaki senetle ispat zorunluluğu önemli ölçüde yumuşatılmıştır. Zira 199. maddede tanımlanan türden bir belgede, ispat konusu hukuki işlemin varlığı veya içeriği konusunda yeterli bilgi mevcut ise o hukuki ilişkinin varlığını iddia eden taraf, o belgenin karşı taraf ya da temsilcisi tarafından kendisine verildiğini ya da gönderildiğini ispat edebildiği taktirde delil başlangıcına dayanarak tanık dinletebilecektir. Bu bağlamda, önemle vurgulamak gerekir ki delil başlangıcı taraflar arasındaki ihtilaflı vakıayı tek başına ispat etmeye yetmez. Delil başlangıcına dayanan taraf senetle ispat kuralının uygulandığı bir davada tanık dinletme ve diğer takdiri delillere başvurma hakkını kazanır. Bir tarafın elinde delil başlangıcı olması o tarafın iddiasını ispat ettiği anlamına gelmez. Davaya bakan hâkimin de tanıkları dinlemeden, münhasıran delil başlangıcına dayanarak hüküm tesis etmesi mümkün değildir (Pekcanıtez Usul s.1849).Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199. maddesinde belirtilen yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılarının delil başlangıcı olarak kabul edilmesi sayesinde, özellikle hazır olmayanlar arasındaki hukuki işlem (örneğin bir satış sözleşmesi) iddialarının ispatında, taraflar arasındaki e-mail metinleri, SMS mesajları, görüntülü mesaj kayıtları, faks metinleri delil başlangıcı olabilecek ve hukuki işlem iddiaları tanık ile de ispat edilebilecektir. Hemen belirtmek gerekir ki, elektronik posta ya da mesaj metinlerinin çıktılarının delil başlangıcı olarak kullanılabilmesi için, iddia edilen belgenin davanın karşı tarafınca veya temsilcisince gönderilmiş olduğu konusunda tereddüt bulunmamalıdır... Temsilciden maksat, kendisine temsil yetkisi verilmiş bir kişi mi, yoksa şirkete ait elektronik posta hesabını kullanma yetkisi olan herhangi bir kişi midir? Burada temsilcinin mutlaka bir vekaletname ya da yazılı bir temsil yetkisine sahip olması gerektiğini aramak yerinde olmaz. Bilgisayar kullanıcısının daha önceki benzer işlemlerini kabul etmiş olan bir şirketin, sorumluluktan kaçmak için o kişinin temsil yetkisi olmadığı ya da vekaleti bulunmadığı, bu sebeple çektiği e-maillerin şirketi bağlamayacağı yolunda bir savunma yapması hakkın kötüye kullanılması olur. (Pekcanıtez Usul s.1850)Elektronik posta ya da mesaj metinlerinin delil başlangıcı olarak kullanılabilmesi için, iddia edilen belgenin davanın karşı taraf veya temsilcisi tarafından gönderilmiş olması gerekmektedir. Temsilcinin mutlaka bir vekaletname ya da yazılı bir temsil yetkisine sahip olması zorunlu değildir. Daha önce benzer yazışmaları olan bir kişinin işlemlerini kabul etmiş olan bir şirketin, sorumluluktan kaçmak için o kişinin temsil yetkisi olmadığı ya da vekaleti bulunmadığı, bu sebeple çektiği e-maillerin şirketi bağlamayacağı yolunda bir savunma yapması hakkın kötüye kullanılması olur. Somut olayda söz konusu e-postaları gönderen kişinin davalı şirket yetkilisi olmadığı sabittir. E-postaların gerçekten davacı çalışanı tarafından davalıya gönderilip gönderilmediği noktasında bir araştırma yapılmamış ise de, gönderildiğinin tespit edilmesi halinde dahi, ilk olarak incelenmesi gereken husus mail gönderen kişinin davalı şirketi temsile yetkili olup olmadığı, daha önce benzer işlemlerle şirketi temsil edip etmediğidir. Böyle bir tespit yapılması halinde söz konusu belge delil değil ancak yazılı delil başlangıcı olarak değerlendirilebilecektir. Yazılı delil başlangıcı olduğunun kabulü halinde ise diğer delillerle desteklenmesi gerekmektedir. Ancak somut dosyada davalı tarafça başkaca bir delil ibraz edilmediği gibi faturanın davacıya tebliğ edildiğine dair bir kayıt da sunulmadığı ayrıca taraflar arasında risturn ödenmesine dair bir teamülün de oluşmadığı açık olup mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. İtirazın iptali davalarında İİK'nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Bunlardan başka takibe konu alacağın likit ve belli olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. (HGK'nın 07/06/2006 tarihli, 2006/19-295 E. 2006/341 K. sayılı ilamı). Somut olayda; alacağın faturaya konu likit bir alacak olduğu anlaşılmakla, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 228,33 TL'nin mahsubu ile bakiye 387,07 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 08/10/2025