11. Hukuk Dairesi 2013/1452 E. , 2013/18810 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 40. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/10/2012 tarih ve 2011/290-2012/239 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve
**11. Hukuk Dairesi 2013/1452 E. , 2013/18810 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 40. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/10/2012 tarih ve 2011/290-2012/239 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, 5584 sayılı Posta Kanunu ve ilgili tüzükte müvekkiline posta tekel hakkı tanındığını, 14.01.2010 tarihinde davalının işyerinde yapılan tespitte 902 adet koli içerisinde toplam 213.774 adet gönderi tespit edildiğini, posta tarifesine göre müvekkilinin toplam zararının yakalanma tarihi itibariyle 940.605,60-TL olduğunu ileri sürerek, anılan meblağın tespit tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin posta dağıtım işi yapmadığını, müşterilerine baskı, katlama, zarflama, kolileme, depolama hizmetleri verdiğini, müşterilerin şubelerinden iade ile gelen zarfları iade sebebine göre tasnif edip imha işlemi yaptığını, tespit edilen koli ve zarfların, "dağıtılmak için" değil, katlama, zarflama, kolileme, depolama amacıyla orada bulunduğunu, tespit esnasında kolilerdeki zarfların içeriğinin tespit edilmediğini, zarfların içinde posta tekelini ihlal eden bir mektup olduğu varsayımından hareketle tazminat talep edilmeyeceğini, tespit esnasında 902 adet koliden sadece iki adet kolideki zarfların sayıldığını, bu iki koli içindeki zarf sayısından hareketle tazminat hesabı yapılamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalıya ait işyerinde yapılan tespitte çeşitli bankalara ait kredi kartı ve kredi kartı sözleşmesi gibi yazılı belgelerin içinde bulunduğu zarflanmış kapalı gönderiler ile Mercedes Benz, Avea, Beymen gibi çeşitli firmalara ait gönderilerin bulunduğu, tespitte gönderilerin bir kısmının kredi kartı olduğunun belirlendiği, değerli kağıt olmadığı sonucuna varılan kredi kartının gönderilmesi sırasında salt kartın gönderilmesi ile yetinilmeyip, kartın yanı sıra kullanımına vs. ait gerek bizatihi kart üzerinde, gerekse ayrıca yazılmış belge biçiminde bilgilerin de gönderide yer aldığı, güncel ve kişisel haber taşıyan bu gönderilerin Mektup Postası Yönetmeliği’nin 21. maddesine göre mektup niteliğinde olduğu, söz konusu gönderileri kabul, taşıma ve dağıtma 5584 sayılı Posta Yasası’nın 2/A maddesi gereğince davacının tekel hakkı kapsamında kaldığından davalının eyleminin davacının tekel hakkına tecavüz oluşturduğu, davacının 5584 sayılı Yasa’nın 59. maddesi gereğince tazminat talep etme hakkı bulunduğu, davacının 902 adet koli içerisinde bulunan 213.774 adet gönderi için toplam 940.605,60 TL talep edilebileceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 940.605,60 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki (2) nolu bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Ancak, davacının talebi üzerine Şişli 4.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 405 D.İş sayılı dosyasında yapılan tespit neticesi düzenlenen raporda; “davalının işyerinde Akbank, Ziraat Bankası, Halk Bankası, Garanti Bankası, Denizbank, Vakıfbank, ING Bank, HSBC Bank AŞ, İş Bankası, Anadolubank, Kuveyt Türk, Finansbank, Mileniumbank'a ait kredi kartı ve kredi kartı sözleşmesi gibi yazılı belgelerin içinde bulunduğu zarflanmış kapalı gönderiler ile Mercedes Benz, Avea, Beymen, Hidromatik, Başak Groupama, TEB ve Deniz Emeklilik gibi değişik firmalara ait gönderilerin bulunduğu, gönderilerin sayı itibari ile tam olarak tespitinin yapılamayacağı, gönderi sahibi banka ve firmalardan sorularak gönderi tür ve adedinin tespitinin mümkün olduğu, tespit sırasında tek tek sayım yapılmadığı, ancak mahalde 902 adet koli olduğu, koliler içinde yer alan zarf sayısını tespit zımnında örnek olarak alınan Ziraat Bankasına ait gönderilerin bulunduğu kolide 380 adet zarfın, Garanti Bankasına ait gönderilerin bulunduğu kolide 94 adet zarfın bulunduğu” bildirilmiştir. Davacı tarafça bu tespit raporuna dayanılarak her kolide ortalama 237 adet zarf bulunduğu varsayımından hareketle, kolilerin içinde buna göre toplam 213.774 adet zarf olduğu, 5584 sayılı Posta Kanunu'nun "Posta Tekelini Bozma" başlıklı 59/2 maddesine göre hesap yapıldığında da davacının zararının 940.605,60 TL olduğu bildirilerek bu miktara hükmedilmesi talep edilmiş ve mahkemece de bu hesap tarzına göre talep edilen miktara hükmedilmiş ise de, davalı taraf tespit raporuna ve yargılamanın başından itibaren cevap dilekçesi ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde varsayıma dayalı olarak yapılan bu hesap tarzına itiraz etmiştir. Mahkemece, tazminat hesabı bakımından tespit raporunda bahsedilen banka ve firmalardan o tarihler itibari ile davalıyla olan ticari ilişkileri kapsamında kesilen fatura ve kayıtlar sorularak, davalı şirketin ticari defterleri üzerinde bu çerçevede inceleme yaptırılıp zararın tespiti yoluna gidilmesi, bu yöntemle dahi zararın tespit edilememesi durumunda BK’nun 42. maddesine göre de değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, varsayıma dayalı olarak yapılan hesap yöntemine göre belirlenen miktara hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 3-Kabule göre de zararın haksız fiilden kaynaklanması nedeniyle faiz başlangıcının tespit tarihi olması gerekirken, dava tarihinden faize hükmedilmesi doğru görülmeyip kararın bu nedenle davacı yararı bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 25.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.