Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2024/401 E. , 2025/1172 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/401 Karar No:2025/1172 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... A.Ş. VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurumu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının uyarı yaptırımına ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı bağımsız deneti
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2024/401 E. , 2025/1172 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/401 Karar No:2025/1172 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... A.Ş. VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurumu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının uyarı yaptırımına ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı bağımsız denetim kuruluşu tarafından gerçekleştirilen ... Sanayi Anonim Şirketinin (...) 01/01/2018-31/12/2018 hesap dönemine ait finansal tablolarına yönelik yürütülen bağımsız denetim çalışmalarının kalite güvence sistemi incelemeleri kapsamında Kurum uzmanınca incelenmesi sonucunda düzenlenen ... tarih ve ... sayılı inceleme raporunda tespit edilen mevzuata aykırılıklara istinaden davacıya "Uyarı" ve "95.769,00-TL idari para cezası" uygulanmasına ilişkin Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulunun (Kurul) ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; Mahkemeleri tarafından yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, davalı idarenin inceleme raporunda belirtilen aykırılıkların mevcut olduğu, 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket edildiği, bağımsız denetim faaliyetinin Türkiye Denetim Standartları’na ve ilgili mevzuata uygun yürütülmediği, kaliteli ve güvenilir bir denetim ortaya konulamadığı, Bağımsız Denetim Yönetmeliği’nin 21. maddesinin birinci fıkrasında "uygulama, mevzuat ve denetim tekniklerindeki güncel gelişmeler ışığında, mesleki bilgi ve beceriyi, denetlenen işletmelerin yeterli denetim hizmeti almalarını temin edecek bir seviyede tutmak ve TDS’ye uygun bir şekilde ve özen içinde hareket etmek" şeklinde tanımlanan mesleki yeterlik ve özen ilkesinin ihlal edildiği, Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 41. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde tanımlanan fiilin işlendiği hususunun sabit olduğu anlaşıldığından, bağımsız denetim faaliyetini yürüten BDK/2014/081 sicil numaralı bağımsız denetim kuruluşu olan davacıya faaliyet izninin askıya alınması yerine "Uyarı" ve "95.769,00-TL idari para cezası" uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, davacı tarafından Kanun Hükmünde Kararnameyle cezaya ve tedbire hükmedilmesinin Anayasa'ya aykırı olduğunun ileri sürüldüğü ancak davacının Anayasa Mahkemesine başvurulması talebinin bulunmadığı, kaldı ki Anayasa Mahkemesinin 31/01/2013 tarih ve E:2011/144, K:2013/23 sayılı kararıyla 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 26. ve 27. maddesinin iptali isteminin reddine karar verildiği, diğer taraftan, idari yaptırımlar konusunda genel kanun niteliğini haiz 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun, hangi fiillerin kabahat oluşturduğuna yönelik kanunda bir çerçeve hükme yer verilmesi halinde idareye kısmi takdir yetkisi tanıdığı, ancak yaptırımın türü, süresi ve miktarı bakımından mutlak olarak kanunilik ilkesini benimsemiş bulunduğu, 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de yaptırım türlerinin uyarı, faaliyet izninin askıya alınması ve faaliyet izninin iptali olarak belirtildiği, Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 39. maddesinde de bu yaptırım türlerinin aynen yer aldığı anlaşıldığından, davacının bu iddialarının yerinde olmadığı; Diğer taraftan, davacı tarafından, 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 25. maddesinin beşinci fıkrasına aykırı olarak gerekleri tedbirleri alması gerektiğine dair süre verilmeksizin, tespit edilen hususların düzeltilmesine yönelik davalı idarece görüş ve öneri sunulmadan doğrudan idari yaptırım uygulandığı, bu durumun kanunilik ilkesine aykırı olduğu, Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 38. maddesinin yedinci fıkrasının 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 25. maddesinin beşinci fıkrasına aykırı olduğunun ileri sürüldüğü ancak anılan Yönetmelik düzenlemesine karşı açılan davanın reddedildiği ve kararın, “bağımsız denetim mevzuatına aykırılık ve dolayısıyla yanlış ya da eksik verilen bir bağımsız denetim görüşünün etkilerinin giderilemez olması halinde Kurumca idari yaptırım uygulanmadan önce ilgilisine süre vermesi beklenemeyeceği” gerekçesiyle onandığı, davacı tarafından gerçekleştirilen bağımsız denetim faaliyetinin sona erdiği, dolayısıyla yanlış ya da eksik verilen bir bağımsız denetim görüşünün etkilerinin giderilemez olması nedeniyle davalı idarece idari yaptırım uygulanmadan önce ilgilisine süre verilmesinin beklenemeyeceği, davacının bu iddiasının da yerinde olmadığı; Ayrıca davacı tarafından, cezanın orantılı olmadığı ileri sürüldüğü ancak finansal tablolarının bağımsız denetimine yönelik gerçekleştirilen inceleme neticesinde tespit edilen muhtelif birçok Bağımsız Denetim Standartları'na aykırılıkların bulunduğu, bununla birlikte davacının tüzel kişiliği dikkate alınarak bir derece alt ceza olan uyarı yaptırımı ile 95.769,00-TL idari para cezası uygulanmasında herhangi bir orantısızlığın söz konusu olmadığı anlaşıldığından, davacının bu iddiasının da yerinde olmadığı belirtilmiştir. Belirtilen gerekçelerle, dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; dava konusu Kurul kararının uyarı yaptırımına ilişkin kısmının incelenmesinden, istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği, bu yönüyle istinaf başvurusunun reddine; Dava konusu Kurul kararının 95.769,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin kısmı yönünden ise, davacının ... tarih ve ... sayılı dilekçesiyle davadan vazgeçtiği, konusu kalmayan bu kısım yönüyle karar verilmesine yer olmadığı belirtilerek davanın bu yönüyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 25. maddesi uyarınca görüş ve öneri verilmeksizin idari para cezası uygulanamayacağı, idarenin uzmanlarınca yapılan tespitlerin yersiz olduğu, gerekli titizlik ve özen gösterilerek bağımsız denetim çalışmalarının gerçekleştirildiği, yapılan tespitlerin usule yönelik olduğu, işin esasını etkileyen bir durumun idare tarafından ortaya koyulamadığı, bilirkişi incelemesinin eksik olduğu, itirazlarının karşılanmadığı, belgenin dosyada mevcut olduğu ancak bilirkişilerce bu durumun bile tespit edilmediği, finansal tabloların gerçek durumu yansıtmadığına dair herhangi bir tespitin bulunmadığı, denetim sırasında bazı bulguların rapordan çıkarıldığı daha sonra yeni bulgular eklenerek savunma istenildiği, ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği, yurt dışında bulunan şirketlerle mutabakat yapılmasının imkansız olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, dava konusu Kurul kararı ile temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacının tarafından, ...'ın 01/01/2018-31/12/2018 hesap dönemine ait finansal tablolarına yönelik bağımsız denetim çalışması gerçekleştirilerek bağımsız denetim raporu düzenlenmiştir. Anılan bağımsız denetim çalışmalarının kalite güvence sistemi incelemeleri kapsamında incelenmesi sonucunda bazı mevzuata aykırıklar tespit edilmiş ve bu mevzuata aykırılıklar ile davacının bunlara yönelik savunmasını da içeren ... tarih ve ... sayılı inceleme raporu düzenlenerek Kurula sunulmuştur. Anılan denetleme raporu ve davacının savunmaları Kurul tarafından incelenerek, davacıya "Uyarı" ve "95.769,00-TL idari para cezası" uygulanmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine, anılan Kurul kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesinde, "Kararlarda: (...) Kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi ve hüküm: tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarı, (...) belirtilir."; 31. maddesinde, "Bu Kanun'da hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak, davanın ihbarı Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır. Bilirkişiler, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan listelerden seçilir ve bilirkişiler hakkında Bilirkişilik Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili hükümleri uygulanır." kurallarına yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez." kuralına yer verilmiştir. 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında, "Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz." kuralı yer almıştır. 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinde, "(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasında; (...) b) Bağımsız denetim: Finansal tablo ve diğer finansal bilgilerin, finansal raporlama standartlarına uygunluğu ve doğruluğu hususunda, makul güvence sağlayacak yeterli ve uygun bağımsız denetim kanıtlarının elde edilmesi amacıyla, denetim standartlarında öngörülen gerekli bağımsız denetim tekniklerinin uygulanarak defter, kayıt ve belgeler üzerinden denetlenmesi ve değerlendirilerek rapora bağlanmasını, (...) k) Türkiye Denetim Standartları: Kurul tarafından onaylanarak Türkiye Denetim Standardı adıyla yayımlanan uluslararası standartlarla uyumlu denetim standartlarını, ifade eder.; uyuşmazlık konusu fiil tarihindeki haliyle 26. maddesinin beşinci fıkrasında, "(5) Bağımsız denetçiler ve bağımsız denetim kuruluşları, yapılan incelemeler sonucunda tespit edilen görüş ve öneriler doğrultusunda gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler. Kurumca belirlenen sürede gerekli tedbirleri almayanlar hakkında uyarı, lisansın askıya alınması ve iptali de dahil olmak üzere uygun yaptırımlar uygulanır." kurallarına yer verilmiştir. Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 9. maddesinde, "(1) Denetim kanıtı, denetim konusunda denetim kıstası çerçevesinde önemli uyumsuzluklar bulunup bulunmadığı hususunda güvence verilmesini teminen görüş bildirmeye yönelik olarak denetçi tarafından elde edilen ve belirlenen güvence seviyesi için yeterli ve uygun bilgi, belge ve beyanlardır. Bu kanıtlar, denetimin TDS çerçevesinde ve mesleki şüphecilik içinde planlanması ve gerçekleştirilmesi suretiyle elde edilir ve tevsik edilir. (2) Denetim, denetimin konusunda önemli uyumsuzluklara yol açabilecek koşulların mevcut olabileceği göz önünde bulundurularak mesleki şüphecilik içinde planlanmalı ve gerçekleştirilmelidir. Önemlilik, mevcut koşullar içinde değerlendirildiğinde, denetim konusu ile denetim kıstası arasındaki uyumsuzluğun boyutuna, niteliğine veya her ikisine bağlıdır."; 10. maddesinde, "Denetim raporu, denetim kanıtlarının TDS çerçevesinde değerlendirilmesi sonucunda, belirlenen güvence seviyesine uygun şekilde oluşturulan denetçi görüşünün ve varsa dikkat çekilmek istenen diğer hususların kullanıcıların istifadesine sunulması amacıyla Kurum düzenlemelerine uygun olarak hazırlanan ve imzalayan denetim kuruluşu veya denetim üstlenen bağımsız denetçi tarafından sorumluluğu üstlenilen belgedir."; 41. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, "(1) Aşağıda belirtilen aykırılıklarda bulunulduğunun tespit edilmesi halinde, denetim kuruluşlarının ve denetçilerin faaliyet izinleri fiilin ağırlığı dikkate alınarak, iki yılı geçmemek üzere Kurul kararıyla belirlenen süreyle askıya alınır: (...) c) Yapılan denetim çalışmalarında, TDS çerçevesinde dürüstlük, tarafsızlık, bağımsızlık, mesleki yeterlilik ve özen, sır saklama, mesleğe uygun davranış ve diğer etik ilkelere uyulmaması, kaliteli ve güvenilir denetimler gerçekleştirilmemesi. (...)" kurallarına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Aktarılan mevzuattan, idari yargılama usulünde bilirkişi incelemesinin, aksi 2577 sayılı Kanun'da belirtilmedikçe, 6100 sayılı Kanun ve 6754 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirileceği, uyuşmazlığın çözümü için özel ve teknik bir bilginin önemli bulunması halinde mahkemenin bilirkişinin oy ve görüşüne başvurabileceği, genel bilgi veya tecrübeyle çözülebilecek uyuşmazlıklarda bilirkişi incelemesi yaptırılamayacağı ve her halükarda hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek uyuşmazlıklarda bilirkişiye başvurulamayacağı anlaşılmaktadır. Bilirkişi tecrübe ve prensipleri hakkında hakimde eksik olan bilgiyi veren ve bu tecrübeye göre ispat edilmiş olan vakıadan sonuçlar çıkaran veya kendi özel bilgisine dayanarak uyuşmazlık konusu olayları tespit eden kişi olarak tanımlanmaktadır. Bilirkişi, mahkeme tarafından kendisinden istenen özel ve teknik bilgiyi aktarır ve somut uyuşmazlığa uygulayarak ulaştığı sonuçları mahkemeye bildirir. Bilirkişiye başvurulması gerektiği kanun koyucu tarafından özel olarak belirtilmiş ise mahkemenin bilirkişiye başvurma konusunda takdir yetkisi bulunmamaktadır. (Oğuz Atalay, Medeni Usul Hukuku, Ed.: Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, II. Cilt, 15. Baskı, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2017, s. 1914 vd.) Uyuşmazlığın çözümü için kanunda açıkça bilirkişiye başvurulacağı düzenlenmemiş ise mahkeme her davada uyuşmazlığın çözümü için bilirkişinin özel ve teknik bilgisine gerek olup olmadığına kendisi karar verir. Hakim davanın karara bağlanabilmesi için özel ve teknik bilgiye gerek olmadığı kanaatinde ise bilirkişiye başvuramaz. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ile çözümlenebilecek uyuşmazlıklarda kanun koyucu bilirkişiye başvurulmasını yasaklamıştır. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, III. Cilt, 6. Baskı, İstanbul, Beta Basım A.Ş., 2001, s. 2632 vd.) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konular dışında özel veya teknik bilgiyi içeren uzmanlık gerektiren konularda bilirkişiye başvurulması adil yargılanma hakkının gereği olarak değerlendirilmelidir. Çünkü hakim, bir delil değerlendirme vasıtası olan bilirkişi incelemesinden de yararlanarak önüne gelen sorunu çözerek adaletin gerçekleşmesini temin etmektedir. Bununla birlikte hukuk kurallarını re'sen araştırarak bulmak, yorumlamak ve olaya uygulamak zaten hakimin işidir. (AYM Kararı, E:2017/20, K:2018/75, T:05/07/2018, § 41) 6754 sayılı Kanun'un gerekçesinde de açıklandığı üzere, hukuki sorunları hakimin mesleki bilgi ve deneyimleriyle çözmesi gerektiğinden, bu sorunların en yetkin kişisi hakim olup Anayasa’nın 138. maddesinde de hukuka uygun olarak hüküm verme yetkisi hakime tanınmıştır. Ayrıca 6754 sayılı Kanun’un ilgili madde gerekçesinde, düzenlemenin amacının hakime verilen mutlak yargı yetkisinin -bilirkişi vasıtasıyla dahi olsa- bir başkasına devrini önlemek olduğu, hukuk kurallarını resen araştırmak, yorumlamak ve uygulamak hakimin görevi kapsamında kaldığından, uyuşmazlık hakkında bir de bilirkişi atanmasının gereksiz yere yargılama giderlerinin artmasına ve buna bağlı olarak yargılama sürelerinin uzamasına sebebiyet vereceği, salt hukuki konularda bilirkişiye ihtiyaç bulunmadığı belirtilmiştir. (AYM Kararı, E:2017/20, K:2018/75, T:05/07/2018, § 36). Nitekim Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru üzerine verilen bir kararda, uyuşmazlığın çözümüne hiçbir yarar sağlamadığı ilk bakışta açıkça anlaşılan bir delilin toplanması sonucu oluşan giderlerin ilgili tarafa yükletilmesinin gereksiz yere yargılamanın uzamasına sebep olacağı gibi mal varlığından gerekli olmadığı halde yol açılan eksilme sebebiyle ilgili tarafın mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale teşkil edeceği belirtilmiş, başvurucu tarafından sadece idari para cezasının hukuki denetimi ile sınırlı olarak itirazda bulunulduğu halde Sulh Ceza Hakimliğince hukukçu bir bilirkişiye rapor düzenlettirildiği, bilirkişiden hakimin hukuk bilgisiyle aydınlatılması mümkün olmayan teknik veya bilimsel herhangi bir konuda görüş istenmediği, bilirkişinin de raporunda, hukuki denetim ile ilgili olarak görüş bildirdiği, somut olayda bilirkişi görüşüne başvurulmasının gerekli olmadığının anlaşıldığı, itirazı bakımından hiçbir yarar sağlamadığı halde bilirkişi ücreti ödemek durumunda kalan başvurucunun aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya yüklediği külfetin, içerdiği kamu yararı amacıyla dahi meşru kılınamadığı belirtilerek kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. (AYM Kararı, A.D. Başvurusu, B. No: 2015/10393, T:09/01/2019, §§ 84-87). Uyuşmazlıkta Mahkeme tarafından bilirkişiden, dava konusu Kurul kararında davacı tarafından ihlal edildiği ileri sürülen Bağımsız Denetim Standartları'na yer verilerek bunlara uyulup uyulmadığının sorulduğu, bilirkişi tarafından düzenlenen raporda da kısaca Bağımsız Denetim Standartları'nın ihlal edildiğine yönelik görüş bildirildiği görülmektedir. Uyuşmazlığın "aydınlatılabilmesi" için teknik ve uzmanlık gerektiren bir hususun bulunması halinde bilirkişi incelemesi yaptırılması mümkünse de, dava dosyası incelendiğinde, davacının idari işlem tesis edilmeden önce yapmış olduğu açıklama ve savunmalarda, bazı hataların sehven yapıldığı, bazı denetim prosedürlerinin yapılmasına gerek görülmediği, dış teyitlerin alınmadığı, bazı hesaplarda faturalara dayanıldığı, bazı denetim çalışmalarının önceki denetimlerde yapıldığı için tekrar yapılmadığı gibi ifadelere yer verildiği, buna karşılık Kurum uzmanlarınca Bağımsız Denetim Standartları'nın ilgili yerlerine atıf yapılarak davacının savunmasının neden kabul edilemeyeceğinin belirtildiği, hem davacının hem de davalı idarenin bağımsız denetim alanında uzman ve yeterliliğe sahip oldukları dikkate alındığında, uyuşmazlığın davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı inceleme raporuyla yeterince aydınlatıldığı, raporda yer verilen tespitlerin aksinin de davacı tarafından somut delillerle ortaya koyulmadığı halde bilirkişi incelemesinde bulunulmasının, yukarıda atıf yapılan mevzuata ve usul ekonomisine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durumda, davacı tarafından gerçekleştirilen fiillerin Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 41. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendini ihlal edip etmediğinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle değerlendirilmesi gerektiği, İdare Mahkemesince, çözümün hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiğinden bahisle bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verildiği, oysa Mahkemece hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir uyuşmazlıkta bilirkişi raporu alınması ve bu bilirkişi raporunun hükme esas alınarak karar verilmesinde usul hükümlerine uygunluk bulunmadığı anlaşılmakla birlikte, Mahkemece, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddedildiği göz önüne alındığında, söz konusu aykırılık ve davacı tarafından ileri sürülen diğer iddialar temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır. Bu itibarla, davacının tarafından Bağımsız Denetim Yönetmeliği'nin 41. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine ve anılan Yönetmeliğin 43. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davacı şirkete uyarı yaptırımı uygulanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına ilişkin yapılan istinaf başvurusunun uyarı yaptırımına yönelik olarak reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan kararın yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA, 3. Temyiz posta giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, 5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 11/03/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.