İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/01/2026 Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA:Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin %95 oranında, kardeşi ...'ın ise %5 oranında pay sahibi olduğunu, hakkındaki uzun süreli ceza nedeniyle müvekkilinin 05/03/2008 tarihinde kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesiyle davalı şirket adına ...'ın müvekkilinden haberi olmaksı…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO :2023/342 KARAR NO:2026/102 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:26/05/2022 NUMARASI:2021/391 Esas - 2022/394 Karar DAVA:Tespit İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/01/2026 Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA:Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin %95 oranında, kardeşi ...'ın ise %5 oranında pay sahibi olduğunu, hakkındaki uzun süreli ceza nedeniyle müvekkilinin 05/03/2008 tarihinde kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesiyle davalı şirket adına ...'ın müvekkilinden haberi olmaksızın, kanun ve ana sözleşmeye aykırı işlemler yaptığını, kardeşi ...'ın müvekkiline vasi olarak seçildiğini, ancak son dönemde açık ceza infaz kurumundan izne çıkan müvekkilinin şirketi kontrol etmek istediğinde yokluğunda kardeşi ... tarafından usulsüz işlemler yapıldığını öğrendiğini, kanun ve ana sözleşme ve kurucu nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırı bir biçimde alınan genel kurul kararına dayanılarak şirketin yönetim yetkisinin gasp edildiğini, davalı şirketin aslında gerçekte hiçbir zaman yapılmayan fakat yapılmış gibi gösterilen 2015 yılı olağan genel kurul toplantısında, müvekkilinin cezaevinde bulunması nedeni ile katılması mümkün değilken ...'ın müvekkilini toplantıya katılmış gibi göstererek ...'ın kendisini 10 yıl süre ile şirket müdürü atadığını, tutanağın altına müvekkilinin adını yazarak imzasını taklit ettiğini ve bu kararı sicil gazetesinde ilan ettirdiğini, tutanak metni incelendiğinde ...'ın müvekkilini vesayeten ya da vekaleten temsil ettiğine ilişkin bir bilgiye rastlanmadığını, aksine müvekkilinin bu toplantıya asaleten katılmış gibi gösterildiğini, İstanbul CBS'nin 2020/120657 sor. nolu dosyasında bu hususların tespit edildiğini, belirterek davalı şirketin 03/07/2015 tarihli genel kurul kararlarının yokluk ile malul olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalıya dava dilekçesi usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş ise de cevap dilekçesi sunulmamıştır.Feri Müdahil ... vekili: müvekkilinin ortağı olduğu davalı şirketin 2005 yılından 16/04/2021 tarihine kadar aralıksız bir şekilde müdürlük görevini yürüttüğünü, müvekkilinin davacıya vasi olarak atandığını, davacının ceza infaz kurumundan tahliye edilmesinden müvekkilinin başvurusu üzerine davacı hakkında ruhsatlı silahını kolluk birimine teslim etmesi ve müvekkiline yaklaşmaması dahil bir dizi tedbire hükmedildiğini, daha sonra vasilik görevinin mahkeme kararı ile müvekkilinden alınarak oğlu ...'a verildiğini, davalı şirketin yönetim ve temsil işlemlerinin davacının oğlu tarafından yürütüldüğünü, bu durumda huzurda görülen davada davacı ve davalıyı tek bir kişinin temsil ettiğini, bu nedenle çifte temsil halinin ortaya çıktığını, huzurdaki davada davalı şirketi temsil etmek üzere kayyım atanmasının icap ettiğini, zamanaşımı süresinin geçtiğini, davacı cezaevinde hükümlü iken bilgisi ve onayı olduğu halde yapılan işlemleri müvekkili ile olan husumeti sebebiyle bilgisi dışında yapılmış gibi yansıtarak iptal ettirmeye ve bu durumdan menfaatlenmeye çalıştığını, davacının iptalini istediği genel kurul kararının davacının henüz cezaevine girmemişken yetkili kılınan müvekkilinin yetkisinin uzatılmasına ilişkin olduğunu, davacının dilekçesindeki taklit iddiasının gerçeği yansıtmadığını, genel kurul tutanağını davacının vasisi sıfatıyla bizzat kendisinin imzaladığını, sadece muhasebecinin ...'ın vasisi yazacağına ... yazdığını, muhasebecinin bu hatasını müvekkilinin farketmediğini, burada taklit kastının bulunmadığını, davacının iddia ettiği taşınmazın 2020 yılında satıldığını, iptali konu edilen kararın ise 2015 yılında alındığını, müvekkilinin davalı şirkete ait taşınmazı yetkisi dahilinde sattıktan sonra bir kısmını banka kanalı ile kalan kısmını ise elden davacıya verdiğini, davacının satış bedelini almasına rağmen müvekkilinin şirket müdürlüğünden haberi olmadığına ilişkin beyanlarının da kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; yasal olarak genel kurul toplantılarında davacıyı temsile yetkili olan feri müdahilin, cezaevinde bulunan davacıyı toplantıya katılmış ve tutanağı davacının kendisi imzalamış gibi göstermesinde her hangi bir menfaati bulunmadığı gibi bu durumun hayatın olağan akışına da uygun olmadığı, feri müdahilin davacıyı temsile ve onun adına imzaya yetkili olan kişi olduğu, bu nedenle feri müdahilin tutanağa "... vasisi" yazılacağı yerde vasisi ifadesi unutularak "..." ifadesi yazıldığı, tutanağın vasi sıfatıyla imzalandığı yönündeki açıklamaların kabulü gerektiği, imzanın davacıyı temsile yetkili olan ...'a ait olduğu, davacının kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu Şubat 2020 ve Mayıs 2020 tarihli kredi sözleşmesine ilişkin belgelerin davacının tüm bu süreç hakkında bilgi sahibi olduğunu gösterdiği, kredi sözleşmeleri ve ödeme planlarında şirket ... tarafından hareket edildiğinin davacının bilgisi dahilinde olduğunu, yapılan işlemlere her hangi bir itirazı bulunmadığı halde, 2020 Ağustos ayında yapılan taşınmaz satışından sonra aralarında çıkan anlaşmazlık nedeniyle eldeki dava ile 03.07.2015 tarihli GK kararının yoklukla malul olduğunun ileri sürülmesinin TMK'nin 2. maddesinde belirtilen iyi niyet kuralıyla bağdaşmadığı, genel kurul toplantısında hukuki işlemin kurucu şekli unsurları ile içeriği itibariyle emredici hukuk kurallarına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili; 27/06/2005 tarihli genel kurulu kararının da yokluğunun tespitini talep ettikleri halde mahkemenin buna ilişkin ret gerekçesinin yerinde olmadığını, genel kurul toplantılarını hatırlayamayan ve yokluğunda yapılan işlemlerden haberdar olmayan müvekkilinin izinli olarak cezaevinden çıktıktan sonra şirketin tek taşınmazının ... tarafından elden çıkarıldığını öğrendiğini, şirket nezdinde yapılan işlemleri incelemeye başlayınca da 2015 yılı genel kurulunda alınan usulsüzlükleri tespit ettiğini ve şikayetçi olduğunu, 2015 yılındaki genel kurulda alınan kararın usule aykırı olduğunun sabit hale geldiğini, 2005 yılındaki genel kurul kararından ise sonradan haberdar olduklarını, mahkemece 2005 yılındaki genel kurul kararıyla ilgili taleplerini iddianın genişletilmesi olarak değerlendirilmiş ise de bu kabulün yerinde olmadığını, çünkü ortada yokluk söz konusu olduğunu, bu nedenle iddianın genişletilmesi yasağının geçerli olmadığını, 2015 yılı genel kurul kararı ile ilgili mahkemenin hukuki değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, mahkemenin gerekçesinin kendi içerisinde çelişkili olduğunu yoklukla malul olan bir işlemde dürüstlük kuralının irdelenmesinin mümkün olmadığını, butlanla yokluk arasında en önemli farkın da bu noktada kendini gösterdiğini, yokluğu ileri sürmenin hakkın kötüye kullanılmasıyla sınırlandırılamayacağını, mahkemece feri müdahilin belirttiği işlemleri müvekkilin tam bir iradesiyle taraf olduğu işlemler olarak kabul edilemeyeceğini belirterek kararının kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE:Dava,davalı şirketin 03.07.2015 tarihli genel kurulunda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir.TTK'nın 622. maddesi gereğince limited şirketlere de uygulanması gereken TTK'nın 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. Kanunun 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir.Dolayısıyla 6102 sayılı TTK'nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı TBK'nın 27. maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır.Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla, hâkim tarafından resen göz önünde tutulur.Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk ise, 6102 sayılı TTK'da açıkça düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir.Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu, şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup, hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez.Kurucu, şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup, kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır, fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik, şekli bakımdan dahi meydana gelmemiştir.Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken, şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise, 4721 sayılı TMK'nın 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Yokluk durumunda ise, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından, bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenilmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir.Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle, genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları genel kurul ve karardır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır (Yargıtay 11. HD'nin 11.04.2023 tarihli 2021/5560 esas 2023/2238 karar sayılı ilamı).Somut olayda; davalı şirket davacıya ait %95, dava dışı ...'a ait %5 hisseden teşekkül etmektedir. 03.07.2015 tarihli tarihli genel kurul toplantısında alınan karar ile davalı şirket müdürlüğüne 10 yıl süre ile ... münferiden atanmıştır. Toplantı tutanağının sol alt kısmında ..., TC Kimlik Numarası ve imzası, sağ alt kısmında ise ..., TC Kimlik Numarası ve imzası bulunmaktadır. Her iki ortağın toplantıya katıldığı yazılıdır. 03.07.2015 tarihinde davacı ...'ın ceza infaz kurumunda bulunduğu ihtilaf dışıdır. Feri müdahil ... hakkında dava konusu genel kurul ve şirkete ait taşınmazın satışı ile ilgili dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlamasıyla açılan İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2021/481 E. Sayılı ceza davasında 11/05/2023 tarihli 2023/201 K. Sayılı ilamla "... 27/06/2005 tarihli ...Ltd Şti'nin münferiden imzası ile temsil ve ilzama 10 seneliğine ...'ın yetkili kılındığı toplantı tutanağı ve karardaki ... imzasının, 03/07/2015 tarihli ... Şirketinin münferiden imzası ile temsil ve ilzama 10 seneliğine ...'ın yetkili kılındığı toplantı tutanağının ve karardaki ... imzasının katılan ...'ın eli mahsulü olmadığı, itiyat ve alışkanlıklar dikkate alındığında imzaların sanık ...'ın grafolojik ve kaligrafik parametreleri ile benzerlikler gösterdiği, ... sanık ...'ın 27/06/2015'den sonra temsil yetkisinin sona erdiği, bu tarihten sonra yapılan hukuki işlemlerin açık rıza olmaksızın katılanın hukuki sorumluluğunu doğurmayacağı, buna karşın söz konusu kararların başta ticaret sicil müdürlüğüne ve notere gönderilerek kullanıldığı, yine sanık söz konusu imzaları vasi sıfatıyla attığını ileri sürmüş ise de, katılanın isminin altında imzanın sanık tarafından vasi sıfatıyla atıldığına dair herhangi bir ibarenin yer almadığı, yine imzaların incelenmesinden de görüleceği üzere sanık ...'in katılan ...'in isminin altındaki imzaları kendi imzası ile değil katılanın imzasına benzeterek atmaya çalıştığı, bu yönüyle de kendisini suçtan ve cezadan kurtarmaya yönelik savunmalarına itibar edilemeyeceği..." gerekçesiyle özel belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş olup bahsi geçen karar İstanbul BAM 35. CD'nin 28/01/2025 tarihli 2023/2355 E. 2025/208 K. Sayılı ilamı ile kesinleşmiştir.Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusuyla hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir.Yani, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliği taşıyacak, maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlayacaktır. Bir eylemin hukuka aykırı olması, kamu hukuku özel hukuk ayrımı olmaksızın tüm hukuk düzeni ile çatışma halinde olduğu anlamına gelmekte olup ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı ile ortaya konulan hukuka aykırılık tespiti, hukuk mahkemesinde de geçerli olacaktır. Bu durumda davacının ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunduğu tarihte davacının imzası taklit edilerek ve vesayeten temsil edildiği hususunda da açıklamaya yer verilmeyerek, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu ve şekli nitelikteki hükümlere aykırı hareket edildiğinden dava konusu edilen ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun kabulü gerekir. Butlandan farklı olarak aradan geçen zamana ve davacının sessiz kalmasına bağlı olarak yok hükmünde olan genel kurul kararının geçerlilik kazanamayacağı da dikkate alınarak 03.07.2015 tarihli genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusu haklı görülmüştür. Her ne kadar davacı tarafça 27/06/2005 tarihli genel kurul kararının da yok hükmünde olduğuna karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de dava dilekçesinde bahsi geçen genel kurul kararı ile ilgili herhangi bir olgu ileri sürülmediği gibi bahsi geçen genel kurulu yönünden herhangi bir talepte bulunulmamıştır. Davacının 27/06/2005 tarihli genel kurul kararı eldeki davaya konu edilmediğinden davacının aksi yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; mahkemece davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, bahsi geçen hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından, 03.07.2015 tarihli genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/05/2022 tarih 2021/391 Esas - 2022/394 Karar sayılı kararın HMK.'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA;"Davanın kabulüne, davalı şirketin 03.07.2015 tarihli genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespitine"İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ;"Alınması gereken 732-TL karar ve ilam harcından, davacı tarafından yatırılan 59,30-TL nin mahsubu ile kalan 672,70-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafça yatırılan 118,60-TL peşin harçların davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacı tarafından sarf edilen 69,95-TL yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Davacı vekili için takdir olunan 45.000-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine"Yatırılan 80,70-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine,Davacı tarafından yapılan 234-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.22/01/2026