İSTİNAF KARAR TARİHİ:12/03/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinden ... ve ...’nın müteveffa...'ın; yine müvekkilleri ..., ..., ..., ... ve ...’in müteveffa ...'in mirasçıları olduğunu, ...’ın, ...'ın dayısı olduğu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2026/318 KARAR NO:2026/506 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:23/10/2025 NUMARASI:2024/215 Esas - 2025/774 Karar DAVA:Ticari Şirket DAVA TARİHİ:14/04/2014 DAVA:Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı)|Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı) İSTİNAF KARAR TARİHİ:12/03/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinden ... ve ...’nın müteveffa...'ın; yine müvekkilleri ..., ..., ..., ... ve ...’in müteveffa ...'in mirasçıları olduğunu, ...’ın, ...'ın dayısı olduğunu ve ikisinin birlikte 1986yılında tür değiştirerek "anonim şirket''olan .... A.Ş.'nin kurucu ortakları olduğunu, davalı ... ’ün 2001 yılında gazete ilanı ile ... AŞ bünyesinde işe alındığını ve taraflarla herhangi bir akrabalığı ve yakınlığı bulunmadığını, ...’ın 02/11/2013 tarihinde vefatı üzerine gelişen olaylarla ...’ün sahte ve hukuka aykırı işlemlerle usulsüzlük ve yolsuzluk gerçekleştirdiğini ve bu suretle aslında müvekkillerine isabet etmesi gereken hisselerin tamamının ... tarafından ele geçirildiğinin öğrenildiğini, davalı ...’ün, ...’ın vefatından önce hastanede iken tüm hisselerini sahte belgeler tanzim etmek suretiyle ...'a, sonra...’a devredilmiş gösterdiğini, yine bu hisseleri kardeşi ... gibi kendi nüfuzundaki kişilere devredilmiş gösterdiği ve nihayetinde şirketin tüm hisselerini kendi kontrolü altında aldığını, ...’a ait hisselerin ...’a devrine ilişkin hazirun cetvelleri ve sözleşmedeki imzaların ve ...’ın sözleşmedeki imzasının sahte olduğunu, ...’ın hisse devirlerinin gerçek irade dışında ve sahte olduğunu, kontra devir sözleşmelerinin baştan itibaren ... tarafından alındığını ya da şirket bünyesinde iken ... tarafından ele geçirildiğini, kontra devir sözleşmelerinin ... tarafından şirketin tüm hisselerini ele geçirme planı gereği kullanıldığını, Murisler...'ın ve ...'ın, ... A.Ş. nezdindeki hisselerinin devrine ilişkin tüm sözleşmelerin hükümsüzlüğüne, iptaline, muris ... ve muris...'ın her birinin şirkette %50’şer paya sahip olduğu vaziyette vefat ettiklerinin kabulüne, murisler ... ve...'ın vefat tarihi itibarıyla hak sahibi oldukları şirket hisselerinin tamamının miras hisseleri uyarınca davacılar adına tesciline, bunun mümkün olmaması halinde dava değerinden az olmamak üzere şirketin toplam varlığına karşılık gelen gerçek piyasa değerinin tahsiline, davalıların hükümsüz ve yolsuz pay sahipliğine dayalı olarak elde ettikleri kar payı, huzur hakkı, maaş ve sair her türlü haksız kazancın şirketten çıkış tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte şirkete ödenmesine, davalıların sahte belgeler veya usulsüz eylem ve işlemler suretiyle şirketten veya murislerden elde ettikleri haksız kazancın veya uğrattıkları zararın davacı mirasçılara ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacılardan ...’ın mirasçılarının savları yönünden davalılara dava açmasının HMK m. 114/1 (h) madde hükmüne göre hukuki yararın bulunması şartını taşımadığını, ... AŞ yönünden oluşan işlemlerin, diğer davalı ... 'ün şirketi temsil ve ilzam yetkisi olmadığı, kendi miras bırakanları olan müteveffaların ... A.Ş.’yi tek başına temsil ve ilzama yetkili olduğu dönemde gerçekleştiğinden ... mirasçılarının müvekkil davalı ... ve ... AŞ aleyhine dava açmasında hukuki yararın bulunmadığını, bu sebeplerle davanın usul yönünden reddinin gerektiğini, 01/06/2013 tarihinde..., ..., ... ve ...'in hisselerinin tamamının 27/05/2013 tarihli ilmühaberlerin ilgili mevzuata göre devri yoluyla ... 'e sattığını,. ...’ün yönetim kurulu üyeliğine ... AŞ’nin 16/05/2008 tarihli genel kurul kararı ile getirildiğini, ancak şirketi 3 yıl boyunca tek başına temsil ve ilzam yetkisinin yönetim kurulu başkam olma sıfatını taşıyan...’da olduğunu, ...’ün mülga 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu’nun gelirmiş olduğu esaslara göre düzenlenmiş şirket esas mukavelesindeki zorunluluğun yerine getirilmesi ile sınırlı olarak yönetim kurulu üyeliğine atandığını, karar, temsil ve ilzam sürecinde eylemli biçimde yer almadığını ve almasının genel kurur kararı içeriği gereği mümkün olmadığını, ... AŞ ile ilgili tüm işlemlerin, tüm kararların, şirket yararına olan ve şirkete zarar verecek tüm hüküm ve eylemlerin tamamen ve sadece müteveffa... tarafından gerçekleştirilmeye devam olunduğunu, ...’ın paylarını salıp devretmesinin akabinde 04/05/2009 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığını, çekişmesiz olarak ibra kararı verildiğini, ...'ün ... A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanlığına getirildiğini hem o hem de dava dışı yönetim kurulu başkan vekili...’in ... A.Ş.’yi tek başına temsil ve ilzam yetkisi ile donatıldığını, ...’ın hisselerin büyük miktarının 19/03/2013 tarihinde devretmesine rağmen, bu tarihten sonra da yönetim kurulu başkan vekili sıfatıyla tek başına temsil ve ilzam yetkisi ile donatıldığını, sağlığının bozulması nedeniyle 07/03/2008 tarihinde bu hissesini ...’a devrettiğini, sağlığının bozulması nedeniyle 18/04/2008 tarihinde şirketle ilişiğini kestiğini, 03/05/2008 tarihinde vefat ettiğini, büyük hisse devrinin hastaneye yatmasından 5 yıl önce gerçekleşmiş olması ve isteği dışında senaryolanan şekilde hisseleri elinde alınmış olsa idi halen yönetim kurulu başkan vekili sıfatıyla şirketi temsil ve ilzama yetkili olarak donanımlı bulunduğu sırada sessiz kalmasının hayatın olağan akışına ters olduğunu, davacılar vekilinin iddiasının aksine eski TTK m. 520 hükmünün limited şirketler yönünden geçerli olduğunu ve bu maddenin ... A.Ş. yönünden uygulanmasının gerektirir bir esas mukavele hükmü de bulunmadığını, dava ikame süresi yönünden bu alanda getirilen sınırlamanın aşıldığını, davacıların şirkette pay sahibi olmamaları gerekçesiyle ikame edilecek iptal davası için yasanın aradığı sebeplerin bulunmadığını, davanın iptal davası olarak mütalaa edilmesi halinde davanın redde mahkum olduğunu, dava hükümsüzlük hallerine dayalı olarak mütalaa edilecekse, davacıların iddialarının kabule şayan olmadığını, şeklen veya işlemin özü itibarıyla emredici kurallara, dürüstlük kuralarına vs. aykırı bir iş ve işlemin bulunduğuna dair somut bir verinin mahkeme huzuruna getirilmediğini, davacılar vekilinin vergi borcuna ilişkin açıklamasının, 2005/2006/2007 yıllarına ilişkin Maliye Bakanlığının çıkardığı yasadan yararlanarak devlete toplamda 906.647,15-TL ödeme yapılmak zorunda kalındığını, o dönemde şirket yönetim kurulunda olmayan, şirketi temsil ve ilzama yetkili olmayan ...’ü sorumlu olmadığı, bu vergilerin ödenebilmesi için çekilen kredilerden dolayı suçlamanın mümkün olmadığını, davacılar vekili tarafından ileri sürülen, ...’ün fabrikada kalan %90 Özürlü ...’a gösterdiği söylenen insanlık dışı muamele açıklamasının kabulünün mümkün olmadığım. ... tarafından ... bakımı için gerekli ihtimamın gösterildiğini, fabrikadan zorla alınıp götürülene kadar her şeyiyle ilgilenildiğini, belirterek vekalet ücretinin ve yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen 2023/421 esas sayılı dosyasında davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından açılan davanın dava şartı eksikliği ve usul yönünden reddine, davacı yönünden açılan davanın dava ehliyeti bulunmamaları nedeniyle aktif ve pasif ehliyet yönünden reddine, tüm bunların dışında davalılardan ... hakkındaki iddiaların soyut olması ve somut bir kanıta dayanmaması nedeniyle açılan davanın müvekkiller davalılar yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Tüm dosya ve deliller birlikte değerlendirildiğinde açılan dava, anonim şirkette yapılan hisse devirlerinin usulüne uygun olmayan, hileli ve muvazaalı işlemlerle yapılması nedeniyle hükümsüzlüğü ve hisselerin miras payları oranında tescili istemine ilişkin olup davalıların ... A.Ş. 31/12/1985 tarihinde tür değiştirerek tescil edilmiş olduğu, somut davada bu şirkete ilişkin hisse devirlerinin hükümsüzlüğünün iddia edildiği, davalı ... tarafından gerçekleştirilen hisse devirlerinin geçerli olup olmadığı hususu incelendiğinde öncelikle hisse devir işlemlerinin tarihleri gözetildiğinde 6762 Sayılı TTK hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, sermayesi paylara bölünmüş anonim şirketlerde payların nama ve hamiline yazılı olabileceği, hisse senedi çıkarma zorunluğunun bulunmadığı, kıymetli evrak hükmünde bir belgeye bağlanmamış olan payın çıplak pay olduğunun kabulünün gerektiği, çıplak payların devrine ilişkin TTK'da herhangi bir hüküm bulunmamakla birlikte hisse senetleri gibi devredilebileceği, alacağın temliki hükümlerine tabi olduğu, BK 162 vd. Maddelerine göre... gerçekleştiğinin belge asılları ile kanıtlanması TTK 416 ve 417 Md. gereği... şirket yönetim kurulunca pay defterine kayıt kararının alınmasının ispat yükü açısından gerekli olduğu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2001/10867 Esas - 2002/277 Karar 26/03/2002 tarih) somut davada hisse devirlerinin hükümsüzlüğü iddiasının incelenirken bu hususların mevcudiyetinin araştırılması gerektiği, çıplak payın devrinin alacağın temliki hükümlerine tabi olması nedeniyle yazılı şekle tabi olduğu, ayrıca... şirkete karşı hüküm ifade etmesi için usulüne uygun alınmış yönetim kurulu kararı gereği pay defterine kaydedilmesi gerektiği, pay defterine kaydın açıklayıcı ve bildirici özelliği olması nedeniyle ispat yükü açısından önem arzettiği, açıklanan hususlar doğrultusunda davalı şirkette davalı ...'ün 01.04.2002 tarihinde mühendis olarak çalışmaya başlamasından anonim şirkette tek pay sahibi olmasına kadar geçen süreçte gerçekleşen hisse devirleri incelendiğinde 2009 yılından önce tutulan bir pay defterinin mevcut olmadığı, davacıların murisleri ... ve...'ın şirketin kurucu ve hakim ortakları olup 27.06.2002 tarih itibariyle ...'ın 22.500.000,00 TL...'ın 22.500.000,00 TL (%45'şer) hisse paylarına sahip iken ...'ün çalışmaya başladıktan 1 yıl sonra 19.03.2003 tarihinde 2.500.000.000 hisse ile şirkete ortak olduğu, fakat bu pay devrine ilişkin sözleşme olmadığı gibi pay defterine kayıt da bulunmadığı, 29.04.2009 tarihinde...'ın 40.000,00 TL'lik hissesinin çok büyük kısmı olan 30.000,00 TL'lik kısmın ...'e devredildiği, bu hisse devrine ilişkin belge aslının sunulduğu davalı tarafça iddia edilmiş ise de yapılan soruşturma ve ceza dosyaları kapsamı ile sabit olduğu üzere sözleşme aslının mevcut olmadığı, ancak davalı şirket tarafından açılan zayi belgesi verilmesi davasında İstanbul BAM 12. HD 2020/638 Esas, 2021/704 Karar sayılı ilamında "Davacı şirkete ait...'dan ...'e yapılan hisse devrine ilişkin 29/04/2009 tarihli hisse devir sözleşmesinin zayi olduğunun tespiti ile zayi belgesi verilmesine" kesin olarak karar verildiği, HMK 203, 163 ve 164. Maddeleri dikkate alındığında zayi olduğunun tespitine karar verilen 29/04/2009 tarihli belgenin içeriğinin tespiti hususunun ön sorun yapılmasına ve bu hususta taraflara tanık ve delillerini bildirmek üzere 1 ay kesin süre verilmesine, verilen kesin süre içerisinde sunulmadığı takdirde bu hususta delil bildirmekten vazgeçmiş sayılacaklarının ihtarına karar verildiği, davalılar vekilinin 04/08/2025 tarihli beyan dilekçesinde delillerini bildirdiği ve delillerinin; "1-Sayın mahkemenin 2014/1222 Esas sayılı dosyasının uyap kaydındaki "dosyaya eklenecek evrak" başlığı altındaki 17/02/2016 tarihli dilekçemiz ekinde sunularak taranan hisse devir sözleşmesi" içeriği,2- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 17/05/2021 Tarih ve 2020/638 Esas, 2021/704 Karar sayılı "Davanın kabulüne; Davacı şirkete ait...'dan ...'e yapılan hisse devrine ilişkin 29/04/2009 tarihli hisse devir sözleşmesinin zayi olduğunun tespiti ile Zayi Belgesi Verilmesine " İlişkin Kararın İçeriği, 3- ... ve ...A.Ş.'ne ait 2009 dönemine ait ortaklar pay defteri, 4- 28/11/2016 tarihli Teknik Uzman Mütalaası," ibaret olduğu görülmüştür. Sözleşme aslının zayi olduğu durumda dahi davalının gerek pay defteri, gerek devir bedelinin ödendiğine ilişkin delillerini ibraz ederek bunu kanıtlaması mümkün iken, davalı tarafça sunulan belgeler 29/04/2009 tarihli belgenin içeriğinin tespiti hususunda yeterli görülmeyip ispatın sağlanamadığı kanaatine varılmıştır. Kaldı ki usulüne uygun alınmış yönetim kurulu kararı doğrultusunda pay defterine kaydın da mevcut olmadığı, ayrıca sözleşme fotokopisi incelendiğinde payların nominal değeri üzerinde... gerçekleştiğinin belirtildiği fakat şirketin malvarlığı gözetildiğinde devri bedelinin payın itibari değeri olarak gösterilmesinin hayatın olağan akışına ters olup tarafların iradelerinde şüphe yarattığı, ayrıca sözleşmede devir bedelinin ödendiği yazılmış ise de dosya kapsamına bu yönde sunulan bir delil bulunmadığı, bir an için sözleşme aslının kaybolduğu düşünülse bile davalı tarafın gerek pay defteri, gerek devir bedelinin ödendiğine ilişkin delilleri ibraz ederek bunu kanıtlaması mümkün iken bunun ispat edilemediği, ...'ün 04.06.2013 ve 14.06.2013 tarihinde gerçekleştirdiği hisse devirlerinin ise yazılı temlik sözleşmesi ve pay defterleri ile ispat edilebildiği, murislerden ...'ın 03.05.2008 tarihinde...'ın ise 02.11.2013 tarihinde vefat ettikleri, 6762 sayılı TTK hükümleri göz önüne alındığında yaptırılan bilirkişi incelemeleri ile sabit olduğu üzere hisse devirlerinin usulüne uygun yazılı şekilde gerçekleştirilmediği, yazılı temlik beyanı olmadığı gibi pay devrinin şirkete karşı hüküm ifade etmesi için gerekli olan ispat hukuku açısından önemli pay defteri kaydının da mevcut olmadığı, devir bedellerinin ödendiğinin ispat edilmediği, devir bedeli olarak payların nominal değerlerinin yazılmış olmasının şüpheye yol açıp hayatın olağan akışına ters olması nedenleriyle usulüne uygun gerçekleştirildiği ispat edilmeyen devir işlemlerinin hükümsüzlüğü nedeniyle davanın, asıl dosya ve mahkememiz dosyası ile birleşen Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/421 esas sayılı dosyası yönünden kabulüne; murisler ... ve...'ın 2003 yılından ölüm tarihlerine kadar yapmış oldukları ... ve ....A.Ş. nezdindeki hisse devir sözleşmelerinin hükümsüzlüğü ile iptaline, murisler ... ve...'ın 27/06/2002 tarihindeki her biri için 22.500-TL lik sermaye miktarları üzerinden şirket hissesine sahip olduklarının tespiti ile davacıların ve birleşen dosya davacılarının, veraset ilamlarında belirlenmiş olan miras payları oranında şirket hisselerinin adlarına tesciline," karar verilmiştir.Bu karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; sözleşmede devir bedelinin ödendiğinin yazıldığını, ancak dosya kapsamına bu yönde sunulan bir delil bulunmadığını, sözleşme aslının kaybolduğu düşünülse bile davalı tarafın gerek pay defteri, gerek devir bedelinin ödendiğine ilişkin delilleri ibraz ederek bunu kanıtlaması mümkün iken bunun ispat edilemediğini, Hisse devrinin yazılı olması gerektiği yönündeki tespitin doğru olduğunu, ancak davanın konusunu oluşturan hisse devrinin zaten yazılı şekilde düzenlendiğini ve belge aslının, 25.02.2016 tarihli dilekçe ekinde mahkemeye sunulduğunu, mahkeme kasasına alındığını, hisse devir sözleşmesinin, mahkeme uhdesindeyken kaybolduğunu,Hisse devrinin yazılı olması gerektiği yönündeki tespit doğru ise de davanın konusunu oluşturan hisse devri zaten yazılı şekilde düzenlenmiş ve belge aslı, 25.02.2016 tarihli dilekçemiz ekinde mahkemenin 6856 sayılı kasa evrakı kapsamında mahkemeye sunulmuş, mahkeme kasasına alınmıştır. yerel mahkemenin gerekçesinde "pay defterine kayıt" olgusunun hukuki sonuç ve etkileri konusunda hataya düşüldüğünü, devrin geçerliliği bakımından kanunda yer almayan bir hususun... geçersizliğine sebep olarak gösterildiğini, görülmekte olan davanın, devredenin mirasçıları ile devralan arasındaki uyuşmazlığa ilişkin olduğunu ve buna göre pay defterine kaydın görülmekte olan davada sonuca etkisi bulunmadığının Yargıtay kararlarından da anlaşılacağını, sözleşme taraflarının akit serbestisi içinde satış bedelini serbestçe belirlediğini, devrin nominal değer üzerinden devrinin, satışın geçerliliğine etkili bir durum olmadığını, bilirkişi incelemeleri ile hisse devirlerinin usulüne uygun olarak yazılı şekilde gerçekleştirilmediğinin sabit olduğunu, Bilirkişi rapor ve ek raporlarında; yazılı hisse devir sözleşmesinin bulunmadığı/sunulmadığı ön kabulüyle sonuca ulaşıldığını, ancak hisse devrine ilişkin sözleşme aslının dosyaya sunulduğunu, son ek raporda nihai görüş olarak belgenin mahkeme kasasından kaybolması ile ilgili olarak alınacak kararın mahkemenin takdirinde olduğunun açıkça ifade edildiğini, Anonim Şirketlerde, senede bağlanmamış çıplak pay devrinin, alacağın temliki hükümlerine göre yazılı şekilde yapılması gerektiğini, 2009 yılı sonrasında ki tüm devirlerin usulüne uygun olarak tutulduğunu, pay defterinde kayıtlı bulunmasına rağmen, mahkemenin aksini gerekçe göstermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin hisse bedelinin tamamen ödenmemiş hisse devrine ilişkin olduğu yönündeki tespitin, gerekli inceleme yapılmadan karar verildiğini sübuta erdirdiğini, davacı tarafça, ... tarafından tüm devirlerin hile yolu ile gerçekleştirildiği iddiasının tamamen gerçeklikten uzak, afaki bir iddia olduğunu, hisse devirlerinde ...'tan davalılardan ...'e yapılan... çok küçük bir miktar olduğunu, ticari defterlerin kısmen veya tamamen mevcut olmamasından yahut kanuna uygun surette tutulmamasından veyahut saklanması mecburi olan defter ve kağıtların gereği gibi saklanmamasından doğan mesuliyetin, doğrudan doğruya işletme sahibine ve hükmi şahıslarda idare organının azalarına veya idare işlerine salahiyetli olan kimselere ve hükmi şahsiyeti olmayan ticari işletme ve teşekküllerde onları idareye salahiyetli olan kimselere ait olduğunu, bunların kusuru memur ve müstahdemlerine yükleterek bu mesuliyetten kurtulamayacağını, bir sorumluluk varsa sorumluların ... ve... olduğunu, MK 2. Maddede açıklanan iyi niyetten murislerin yararlanamayacaklarının çok açık olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE:Dava, davalı şirketin önceki hissedarları müteveffa ... ve...'ın şirketteki hisselerinin hileli yollarla davalı ...'ün ele geçirdiği iddiasıyla hisse devrine ilişkin sözleşmelerin, hükümsüzlüğüne / iptaline, murislerin şirkette %50 şer oranında payı olduğu halde vefat ettiklerinin kabulüne, murisler ... ve...'ın vefat tarihi itibarıyla hak sahibi oldukları şirket hisselerinin tamamının miras hisseleri uyarınca davacılar adına tesciline, bunun mümkün olmaması halinde dava değerinden az olmamak üzere şirketin toplam varlığına karşılık gelen gerçek piyasa değerinin tahsiline, davalıların hükümsüz ve yolsuz pay sahipliğine dayalı olarak elde ettikleri kar payı, huzur hakkı, maaş ve sair her türlü haksız kazancın şirketten çıkış tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte şirkete ödenmesine, davalıların sahte belgeler veya usulsüz eylem ve işlemler suretiyle şirketten veya murislerden elde ettikleri haksız kazancın veya uğrattıkları zararın davacı mirasçılara ödenmesine ilişkindir.İlk derece Mahkemesince 2014/1222 e. 2021/318 K. Sayılı ilamı ile davanın kısmen kabulü ile Murisler ... ve...'ın 2003 yılından ölüm tarihlerine kadar yapmış oldukları ... ve ....A.Ş. nezdindeki hisse devir sözleşmelerinin hükümsüzlüğü ile İptaline, Murisler ... ve...'ın 27/06/2002 tarihindeki her biri için 22.500-TL lik sermaye miktarları üzerinden şirket hissesine sahip olduklarının tespiti ile davacıların veraset ilamlarında belirlenmiş olan miras payları oranında şirket hisselerinin adlarına tesciline, Açılmış olan tazminat davasıyla ilgili olarak hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş, kararın davacılar ve davalıların istinafı üzerine dairemizin 2021/1213 E. 2024/197 K. Sayılı ilamı ile; İlk derece mahkemesince eldeki uyuşmazlıkta TMK 640/4 maddesi gereği davacıların bu davayı açabileceklerinden husumet itirazının reddine karar verilmiş ise de, bu hükmün terekedeki hakların korunmasınına ilişkin talepler hakkında uygulanabileceği, mülkiyet değişikliğine ilişkin tasarruf taleplerinde uygulanma imkanı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Elbirliği mülkiyetinde bir paydaş tek başına koruma amacı olup tasarruf amacı bulunmayan el atmanın önlenmesi davasını muvafakat ve izin almadan açıp yürütebilir. (TMK 640/4 ve 702/4 ) Oysa mülkiyet değişikliği talepli eldeki dava koruma amaçlı bir dava olmayıp doğrudan tasarruf amacı bulunmaktadır. TMK’nın 640. maddesi uyarınca, mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyet hükümleri geçerli olup, mirasçılar tereke üzerinde ancak oybirliği ile tasarruf edebileceklerinden bu talep yönünden davanın davalı murisler ... ve...'ın ve ilk derece mahkemesi kararından sonra vefat ettiği anlaşılan...'ın davacılar dışındaki diğer mirasçıların muvafakatlarının sağlanması veya TMK'nın 640/3 maddesine göre yetkili mahkemece terekeye temsilci tayin ettirilmesi suretiyle görülmesi gerekirken anılan husus nazara alınmaksızın işin esasının incelenmesi doğru olmamıştır. Kabule göre de; davacıların dava açılışında taleplerini ayırıştırmadan 2.100.000 TL dava değeri bildirerek harç yatırdıkları, mahkemece davacılara her bir talebini somutlaştırması ve her bir kalem için yatırdığı harcı ayrı ayrı bildirmesi, eksik harç varsa ikmal ettirerek oluşacak duruma göre bir karar vermesi gerekirken hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar verilmesi de isabetli olmamıştır." gerekçesi ile kaldırılmasına karar verilmiştir. ... tarafından eldeki davanın davalıları hakkında pay tesciline ilişkin aynı gerekçe ve talep ile ayrıca kar payı istemli olarak Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/421 Esas dosyası ile dava açıldığı, yargılama aşamasında davacının vefatı üzerine mirasçılarının davaya dahil edildiği ve 16/04/2024 tarihinde eldeki dosya ile birleştirilmesine karar verildiği görülmektedir. Kaldırma kararı sonrası murisler... ve ...' ve ...'ın terekelerine temsilci atandığı. birleşen davada davacı ...'ın birleşen dosya dava tarihinden sonra 22/10/2023 tarihinde vefat ettiği ve mirasçılarının davaya dahil edildikleri, ...'ın ve ...'ın ... ile ...'ın çocukları olduğu ve ...'ın kardeşi...'ın ve dayısı ...'ın mirasçısı olarak çocuksuz ve bekar olarak vefat ettiği, mirasçılarının da... mirasçılarıyla aynı olup davada temsil edildikleri taraf teşkili sağlanarak yargılama yürütüldüğü görülmektedir.İlk derece Mahkemesince kaldırma kararı doğrultusunda dava ve birleşen dava tereke temsilcisine zarar taleplerini somutlaştırıp harçlandırmak üzere verilen sürede davacı tarafça ara kararı mahkemece istenilen şekilde yerine getirilmemiş, ilk derece mahkemesince 23/10/2025 tarihli duruşmada asıl ve birleşen davadaki alacak talepleri yönünden dosya tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmiştir. Mahkemece asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, davalı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa konu uyuşmazlık temelde : davanın ispatlanmış olup olmadığı noktasındadır.Davalı şirketin 1985 tarihinde kuruluşunda 40.000,000 TL sermayeli olup muris ...'ın 15,000.000 TL Muris...'ın 15.000.000 TL ve 10.000.000 TL sermayenin ise dava dışı 3 ortağa ait olduğu, 27/06/2002 tarihi itibarıyla sermayenin 50.000.000 TL olduğu ve murislerin 22.500.000 TL den 45.000.000 TL sermaye sahibi oldukları, bakiye 5.00.000.000 TL sermayenin ise dava dışı ortaklara ait olduğu, 19/03/2003 tarihinde ise sermayenin 50.000.000 TL olduğu, ...'ın 1.500.000.000 TL Muris...'ın 37.500.000.000 TL ...'ün 2.500.000.000 TL ve 8.500.000.000 TL sermayenin ise dava dışı başka ortaklara ait olduğu, 25/10/2010 tarihli genel kurul toplantısı hazirun cetveline göre 50.000 TL sermayenin 32.500TL si ..., 7.500 TL si... 2.500 TL si ...'e ait olduğu anlaşılmaktadır. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır. Payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak BK'da düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. Bu bağlamda çıplak pay alacağın temliki hükümlerine göre devredilebilir. Temlik ile çıplak pay devralana geçer. Taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir.İlk derece mahkemesince dosyaya 2 ayrı heyetten alınan kök ve ek bilirkişi raporları kazandırılmıştır. 05/01/2016 tarihli raporunda " Dava konusu olayda çıplak pay olarak nitelendirilen ve pay defterinden takip edilen davalı şirket paylarının diğer davalı ...’e geçerli bir biçimde devredildiğine dair bir belgeye rastlanmadığı, pay defterine yapılan kayıtların sadece bildirici nitelikte olduğu ve geçerli bir pay devri için yeterli olmadığı, bu durumda müteveffa şirket ortaklarının mirasçılarının söz konusu paylara mirasları oranında sahip olmaları gerektiği, devirlerin hükümsüzlüğüne karar verilebileceği" görüşü bildirilmiştir. Davalı taraf 25.02.2016 tarihli dilekçesi ekinde 5 adet hisse devir sözleşmesi ibraz ettiğini beyan ederek rapora itirazı üzerine alınan 19/05/2016 tarihli ek raporda " Uyuşmazlık konusu pay devrine ilişkin olarak ilmühaber bastırılmış ve hisse devri ilmühabere dayandırılıyorsa bunların 6762 s. TTK md. 411 f, 1 gereği ciro edilmiş asıllarının Mahkemenize ibrazı gerektiği, ancak bu takdirde pay devrinin ispatlanması söz konusu olabileceği, dosyada gelinen aşamada artık pay defterinin pay sahipliğine karine teşkil etmesinin söz konusu olamayacağı, davalılarca kök rapora itiraz ile birlikte 2013 yılına ait 4 adet hisse develerine ilişkin sözleşmelerin asılları kasaya ibraz edilirken 29 Nisan 2009 yılına ait hisse devir sözleşmesinin aslının kasaya sunulmayıp dosyaya örneğinin ibraz edilmesi karşısında kök raporumuzdaki hisse devrinin ispatlanamadığı yönündeki görüşlerimizi koruduğumuz hususu " görüşü bildirilmiştir. 25/03/2019 tarihli yeni heyetçe hazırlanan kök raporunda " 19.03.2003 tarihinden itibaren davalı ...'ün davacıların paylarını devralarak şirketin tek ortağı olduğu ana kadar gerçekleşen pay devir işlemlerinde -04.06.2013 ve 14.06.2013 tarihli devirler hariç- devir şekline ilişkin yazılı temlik beyanı, devralanı onaylayan yönetim kurulu kararı ile pay sahipliğini gösteren pay defteri mevcut olmadığı için devir işlemlerinin geçerli olmadığı, Bundan bağımsız olarak, somut olayda gerçekleştiği belirtilen pay devir işlemlerinde, devredene devir bedeli ödendiğine ilişkin bir belge dosyaya sunulmamış olmasının, bazılarında devir bedeli olarak payların itibari değerlerinin yazılmış olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve bu sebeple de devir işlemlerinin gerçekliğini/varlığını şüpheye düşürdüğü sonuç ve kanaatine varılmış " görüşü bildirilmiştir.06/07/2020 tarihli ek raporda "02/04/2019 tarihli heyetimizce hazırlanan kök Bilirkişi Raporundaki tespit ve görüşlerimiz saklı kalmak kaydıyla; pay Devir Sözleşmesi aslının; pay devir işlemleri için gerekli hukuki belgelerden olduğu, pay devirlerinin, pay defterine kayıt edilmesiyle şirkete karşı hüküm ifade edeceği, dosya münderecatında... ile ... arasında cereyan ettiği iddia olunan sözleşme aslının yer almadığı, bu hususta pay defterinde bir kaydın bulunmamasının da -pay defterine kayıt kurucu olmamakla birlikte- pay devrinin gerçek olmadığına işaret ettiği, 3- Anonim şirketlerde senede bağlanmamış olan payların devir işlemleri tamamlandıktan sonra devralanın pay defterine kayıt edilmesinin şart olduğu, pay sahipliğin haklarının şirkete karşı kullanılmasında pay defterindeki kayıtların esas alınacağı, 4- Davalı ...’ün; ... A.Ş.’de ortaklığına ilişkin dosyaya sunulmuş bulunan bilgi ve belgeler üzerinde; TTK 64. madde uyarınca şirket tarafından tutulması zorunlu olan ortaklar pay defterinde pay sahipliği kayıtlarının TTK. 499 maddesinde düzenlendiği şekilde tutulmadığı, Pay sahipliğini gösteren kayıtların mevcut olmadığı, Devir alınan payların bedeline ilişkin devredenlere yapılan ödeme makbuzu ve/veya kayıtlarının olmadığı, Devir işlemleri ile ilgili yazılı temlik beyanı, pay sahipliğinin onaylandığı yönetim kurulu kararının mevcut olmadığı, bunların da pay devrinin gerçek olmadığına işaret ettiği, ancak pay defterine kaydın kurucu olmaması nedeniyle Sayın Mahkeme ’nin dosyadaki devir sözleşmelerini hisse devrinin gerçekleştiği noktasında yeterli kabul etmesi durumunda bu devirlerin pay defterinde yer almamasının da huzurdaki dava bakımından bir önem taşımayacağı," görüşü bildirilmiştir. Davalı taraf uyapta 08/03/2016 tarihinde taranmış olan dilekçe ekinde 5 adet sözleşme aslının mahkemeye sunduğunu iddia etmektedir. Bilirkişi heyeti ise 19/05/2016 tarihli ek raporunda 29/04/2009 tarihli muris... ile davalı arasındaki pay devrine ilişkin sözleşme aslının değil fotokopisinin sunulduğu, diğer sözleşmelerin ise aslının sunulduğunu raporlarına dercetmişlerdir. Mahkemece 15/06/2016 tarihli duruşmada kasa evrakı getirilmiş 29/04/2009 tarihli sözleşme aslının bulunmadığı zabta geçirilmiş, kalem personeli ve bilirkişiler nezdinde araştırma yapılması için işlemler yapılmış ancak evrak aslı bulunmamıştır. 15/06/2016 tarihli 7. Duruşmada davacı vekili "kasa evrakı inceleme sırasında bilirkişiye zarf içinde teslim edildi, açılmadı", davalı vekili "kasa evrakı incelemede açıldı" şeklinde beyanda bulunmuştur. Bahsi geçen evrakın tevzi bürosunda taratıldığı anlaşılmaktadır.Mahkemeye sunulan dilekçenin üst kısmında " hisse devir aslı alındı" ve mahkeme kaşesi ile kime ait olduğu anlaşılmayan paraf bulunduğu, ancak kaç adet hisse devri senedinin aslının alındığına ve niteliğine dair bir şerhin bulunmadığı, mahkeme hakimince de kasa evrakı açılarak görüldüğüne dair duruşma zaptında veyahut başka bir belgede kayıt bulunmadığı, sunulan iki sayfalık dilekçenin birinci sayfasının üzerinde mahkeme kaşesi bulunmasına rağmen eklerin yer aldığı ikinci sayfada mahkeme kaşesi ve herhangi bir imza veya paraf bulunmadığı, kasa evrakının bilirkişi heyetine zarf içinde teslim edildiği,mahkemece suç duyurusunda bulunulması üzerine bilirkişiler hakkında açılan davada beraat kararı verildiği, davalı tarafça bahsi geçen ... ile ... arasında yapılan hisse devrine ilişkin 29/04/2009 tarihli hisse devir sözleşmesi hakkında zayi olduğunun tespitine ilişkin dava açıldığı, İstanbul BAM 12 HD 2020/638 E. 2021/704 K ile zayi belgesinin verilmesine dair kesin olarak karar verildiği, mahkemece bu karadan hareketle belge içeriğini tespiti hususu ön sorun yapılarak taraflara delillerinin bildirilmesi istenildiği, davalı taraf sözleşmeyi hazırlayan... ile avukat ... öldüğünü, tanıkları bulunmadığın ancak mahkemece taranan evrakın sözleşme içeriği konusunda yeterli olduğunu iddia ettikleri anlaşılmaktadır. Somut olayda hisse devir işlemlerinin tarihleri gözetildiğinde 6762 Sayılı TTK hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, sermaye borcu ödenmiş çıplak payların devrinin alacağın temliki hükümlerine tabi olduğu, BK 162 vd. Maddelerine göre... gerçekleştiğinin yazılı belge ile ispatın gerektiği görülmektedir. Devrin şirkete karşı hüküm ifade etmesi için usulüne uygun alınmış yönetim kurulu kararı gereği pay defterine kaydedilmesi gerekir. Pay defterine kaydın açıklayıcı ve bildirici özelliği olması nedeniyle ispat yükü açısından önem arzetmektedir. davalı ...'ün 01.04.2002 tarihinde mühendis olarak çalışmaya başlamasından anonim şirkette tek pay sahibi olmasına kadar geçen süreçte gerçekleşen hisse devirleri incelendiğinde 2009 yılından önce tutulan bir pay defterinin mevcut olmadığı, davacıların murislerinin 27.06.2002 tarih itibariyle ...'ın 22.500.000,00 TL...'ın 22.500.000,00 TL (%45'şer) hisse paylarına sahip iken ...'ün çalışmaya başladıktan 1 yıl sonra 19.03.2003 tarihinde 2.500.000.000 hisse ile şirkete ortak olduğu, fakat bu pay devrine ilişkin sözleşme olmadığı gibi pay defterine kayıt da bulunmadığı, 29.04.2009 tarihinde...'ın 40.000,00 TL'lik hissesinin çok büyük kısmı olan 30.000,00 TL'lik kısmın ...'e devredildiği, bu hisse devrine ilişkin belge aslının sunulduğu davalı tarafça iddia edilmiş ise de mahkeme kasasında evrak aslının bulunmadığı gibi davalının devir bedelinin ödendiğine ilişkin herhangi bir delil sunmamış olması, usulüne uygun alınmış yönetim kurulu kararı doğrultusunda pay defterine kaydın yapılmamış olması, payların nominal değeri üzerinde... gerçekleştiğinin iddia edilmesine rağmen şirketin malvarlığı gözetildiğinde devri bedelinin payın itibari değeri olarak gösterilmesinin hayatın olağan akışına ters olduğu, bu haliyle usulüne uygun gerçekleştirilen bir pay devrinden bahsedilemeyeceğinden asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Asıl ve birleşen dava davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Asıl Dava Yönünden;Davalılar tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 615,40 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 116,60 TL istinaf karar harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Birleşen Dava Yönünden;Davalılar tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 615,40 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 116,60 TL istinaf karar harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına, 4-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 5-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 12/03/2026