T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1274 Esas KARAR NO : 2025/1676 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2019/268 Esas- 2024/88 Karar TARİH: 21/02/2024 DAVA: Bankacılık İşleminden Kaynaklı Zararın Tazmini KARAR TARİHİ: 16/10/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun y…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1274 Esas KARAR NO : 2025/1676 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2019/268 Esas- 2024/88 Karar TARİH: 21/02/2024 DAVA: Bankacılık İşleminden Kaynaklı Zararın Tazmini KARAR TARİHİ: 16/10/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket adına kayıtlı taşınmazların İstanhul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından kısmen kamulaştırılması nedeniyle açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davası sonrası yapılan yargılama sonrası tespit edilen kamulaştırma bedelinin mahkemece (Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemest'nin 2012/979 Esas-2013/755 Karar, 2012/1025 Esas-2013/754 Karar sayılı dosyalar} bankaya yatırılmasına karar verilmiştir. Bu karar üzerine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı söz konusu bedeli davalı bankanın Valide Sultan Şubesine yatırdığını, yatırılan kamulaştırma bedelinin 3/5 hissesini, bu hisse üzerinde mülkiyet İhtilafı olması nedeniyle yeni malik belli olana kadar davalı bankada vadeli hesaba alınması ile tedbir konulduğunu ve bu hisse karşılığı ödenmemiş banka uhdesinde tutulduğunu, Davalı bankaya 20.09.2013 tarihinde yatırılan-bloke edilen toplam 788.918,40.TL + 724.296,OO.TL = 1.513,214,40 TL nin ödemenin yapıldığı 29.11.2016 tarihindeki ulaşacağı gerçek-doğru bedelden mahsubu ile aradaki farkın karşılığı olarak şimdilik 2.000,00 TL nin müvekkili şirkete faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile müvekkil şirkete ödenmesine, Müvekkili şirketin davalı banka tarafından yapılan eksik ödeme ve geç ödeme nedeniyle uğradığı munzam zararın karşılığı olarak şimdilik 1.000,00 TL nin faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile müvekkil şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesi incelendiğinde davacının davaya konu olayla ilgili olarak kısmi dava açmış olduğunu, kısmi dava 6100 Sayılı HMK'nın 109. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1. fıkrasında “Talep konusunun niteliği itibarıyle bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir” hükmüne, 2. fıkrasında ise; “Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz” hükmüne yer verildiğini, dava dışı İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından davacı ve .....Ltd. Şti. aleyhine Büyükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2012/1025 Esas ve 2012/979 Esas sayılı dosyalarına kayden kamulaştırma bedelinin tespitine dair dava açıldığını, kamulaştırma bedeli tespit edilecek davalara konu taşınmazlarla ilgili olarak ise davacı ... Yapı İnşaat Taah. San. ve Tic. A.Ş. ile dava dışı ... İnşaat Turizm San.Tic.Ltd.Şti. arasında Büyükçekmece 4.Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2013/378 Esas sayılı dosyasına kayden sözleşmenin iptaline ilişkin dava açıldığını, Dava konusu olayda paranın davacı vekiline ödenmesine dair müvekkil Bankaya tebliğ edilen müzekkerenin tarihi 30.09.2016 olduğunu, bu tarihe kadar müvekkili Bankadan ödeme talep edilmediğini, davacının faiz talebine ilişkin iddialarını kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydı ile, 30.09.2016 tarihine kadar talep edilmeyen ve dolayısı ile de ödenemeyecek olan faizden kaynaklı herhangi bir zarar olmadığı açık olduğunu, söz konusu tutarlar vergi dairesine ödenmese ve vadeli hesapta faiz işlemeye devam etse dahi davacının ödeme talep ettiği tarih 30.09.2016 tarihi olduğundan ve ödeme bu tarihte yapılacağından, 30.09.2016 tarihli müzekkerenin tebliği öncesinde uğranılan bir zarar da bulunmadığını, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 21/02/2024 tarih ve 2019/268 Esas- 2024/88 Karar sayılı kararında;"Dava, bankacılık işleminden kaynaklı zararın tazmini davasıdır. Dava, dava dışı İBB tarafından kamulaştırılan taşınmaz kamulaştırma bedelinin, taşınmazın 3/5 hissesindeki mülkiyetin ihtilaflı olması nedeniyle davacıya ödenmeyip davalı bankaya bloke edilmesinden sonra taşınmaz mülkiyetine ilişkin davanın, davacı lehine sonuçlanması üzerine Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemest'nin 2012/979 Esas-2013/755 Karar, 2012/1025 Esas-2013/754 Karar sayılı kararları ile davacıya ödeme yapılması yönündeki 30/09/2016 tarihli yazısına rağmen davalı banka tarafından paranın, dava dışı şirketin vergi borçlarına karşılık vergi dairesine gönderilmesi nedeniyle eksik ödenen bedel ile bu ödeme nedeniyle ortaya çıkan munzam zararın tazmini amacıyla açılmıştır.Dava dosyasının incelenmesinden dava dışı İBB tarafından kamulaştırılan taşınmaz kamulaştırma bedelinin tespiti amacıyla Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemest'nin 2012/979 Esas ve 2012/1025 Esas sayılı davalarının açıldığı, yargılama sonunda Mahkemece davalı bankaya 20.09.2013 tarihinde yatırılan-bloke edilen toplam 788.918,40 TL + 724.296,00 TL = 1.513,214,40 TL bedelin davalı banka tarafından, dava dışı şirketin vergi borçlarına karşılık vergi dairesine gönderilmesi nedeniyle ilk etapta ödenmediği, davacı yanca 26/10/2016 tarihli ihtar üzerine 29/11/2016 tarihinde 1.569.127,95 TL olarak ödendiği, paranın bankaya yatırıldığı tarihteki toplam tutar olan 1.513.214,40 TL üzerinden faiz işletilmesi ve daha yüksek tutara ulaşması gerekirken kendilerine eksik ödeme yapıldığı iddiasıyla eksik faiz ödendiği ve munzam zarar oluştuğu iddiası ile davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır.Uyuşmazlık kapsamında dava dosyamızda hazırlanan 28.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda davacıya 29.11.2016 tarihi itibariyle 878.633,36 TL eksik ödeme yapıldığı, itiraz üzerine hazırlanan 13.11.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda 20.09.2013 tarihinde bankaya yatan 1.513.214,40 TL'nin ödeme tarihi olan 29.11.2016 tarihine kadar oluşabilecek munzam zarar tutarının 2.196.797,94 TL olabileceği, ek rapora yapılan itiraz üzerine hazırlanan 19.07.2022 tarihli bilirkişi 2.ek raporunda munzam zarar durumunun varlığına ilişkin karar verilmesi halinde 20.09.2013 tarihinde bankaya yatan 1.513.214,40 TL'nin ödeme tarihi olan 29.11.2016 tarihine kadar oluşabilecek munzam zarar tutarının 2.196.797,94 TL olabileceği, rapor edilmiştir. Hazırlanan 2.ek rapora da taraflarca itiraz edilmiştir.Mahkememizin 18.01.2023 tarihli ara kararı ile; dava dosyamızdan alınan bilirkişi kök ve ek raporlarının dava dosyasını aydınlatmaya yeterli olmadığı anlaşılmakla, dava dosyasının borçlar hukuku alanında uzman bilirkişi, nitelikli hesap uzmanı bilirkişi ve bankacılık alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilerek, dava konusu bankaya depo edilen bedelin geç ödenmesinden kaynaklı davalı bankanın ya da davacının kusurunun olup olmadığı, davacının alacağına makul sürede kavuşup kavuşmadığı, davalı bankaya başvuru ile ödeme tarihi arasında TBK madde 122 kapsamında talep edebileceği aşkın zarar talep edip edemeyeceği hususunda rapor tanzim edilmesinin istenilmesi istenilmiştir.Bu kapsamda hazırlanan 16.07.2023 tarihli 2. bilirkişi raporunda; Mahkemece tedbir konulduğu halde, buna uymayıp, davacı dava konusu bankaya depo edilen bedelin geç ödenmesinden kaynaklı bankanın ya da davacının kusurunun olduğu düşünülmekle beraber, bu konuda hukuki takdirin mahkemenin olduğu, davacının alacağına gecikerek kavuştuğu, bu nedenle davalı bankaya başvuru ile ödeme tarihi arasında TBK madde 122 kapsamında aşkın zarar talep edebileceği, ancak aşkın zarar miktarının belirlenmesindeki ölçütlerde Anayasa mahkemesi ve YHGK nun arasındaki farklılığın hukuki takdirinin mahkemenin olduğu, en yüksek mevduat faiz oranı ile hesap edildiği takdirde 23.918,35 TL talep edilebileceği, belirtilmiştir. Hazırlanan rapora itiraz edilmiş ve özellikle bankaya depo edilen bedelin geç ödenmesinden kaynaklı yapılan tespitler hukuk düzenimizi uymadığı görülmüştür. Nitekim dava dosyasından da anlaşılacağı üzere kamulaştırma bedeli olarak davalı bankaya depo edilen paranın dava dışı hissedarın borcu nedeniyle vergi dairesine ödenmesi ve depo edilen bedelin nemalandırılmaması noktasında davacıya izafe edilebilecek hiçbir kusur bulunmadığı tartışmasızdır. Dolayısıyla hukukumuzun ve Yargıtay içtihatlarının da kabul ettiği üzere geçersiz hukuki işlem karşılığı yapılan işlemlerde zarar ortaya konulurkar, denkleştirici adalet kuralı ve hakkaniyet gözetilerek, sözleşme tarihinde satış bedeli olarak verilen paranın, taşınmazın iadesinin talep edildiği dava tarihi itibariyle enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak sureti ile uyarlama sonucu ulaşacağı alım gücü, paranın reel değeri tespit edilerek, belirlenmesi gerektiği de bilinmektedir.Anlatılan kapsamda bilirkişi heyetine bankacı bilirkişi de eklenmek suretiyle ek rapor alınmasına karar verilmiştir. 22.12.2023 tarihli 2. bilirkişi ek raporunda, yukarıda bahsedilen denkleştirici adalet ilkesi kapsamında bilirkişi raporunda 669.015,46 TL olarak tespit edilmiş ise de, kamulaştırma davalarında kendi özgü olarak oluşturulan hükümde depo edilen miktarın üçer aylık vadeli hesaplarda nemalandırılması gerekeceği ve bu kapsamda hesaplanan 786.129,58 TL bedelin davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.Davacının munzam zarar yönünden talebinin değerlendirilmesinde ise; 6098 sayılı TBK'nın 131. maddesinde; "(1)Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. (2) İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. (3)Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır." düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre asıl borcun ortadan kalkması (ödeme, itfa, ibra vs.) nedeniyle alacaklı tarafından ihtirazi kayıt ileri sürülmedikçe borcun ferileri de ortadan kalkacaktır. ..........Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında da açıkça belirtildiği üzere munzam zarar alacaklısı; öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını; bu alacağının geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüd faizi ile karşılanmayan zararını ve miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek, zararın ortaya çıkışını belirleyen inandırıcı hükme esas tutulabilecek nitelikte maddi olguları da açıklamakla yükümlüdür. Borçlu, ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Yine benzer şekilde munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ya da enflasyonun yüksek seyrettiği ve döviz kurlarındaki hızlı değişim halinde ise, ispat yükü farklık arz edecektir. Bahsedilen açıklamalarla birlikte munzam zararın dinlenebilmesi yargılamanın uzun sürmesi ya da davacının alacağına olağan ve makul sürenin dışında kavuşmuş olması gerekmektedir.Dolayısıyla alacağın ödendiği tarihte temerrüt faizi ile paranın alım gücündeki kaybın tolere edilebilir düzeyde olduğu, ortada davacı yanca ispatlanabilmiş maddi zararın da olmadığı, yargılama hakim olan ilkeler ve yerleşik Yargıtay kararları kapsamında makul sürede ödemenin yapılmış olması, banka tarafından nemalandırılmayan alacak yönünden ise ayrıca zarar hesabı da yapılmış olduğu, bu dışında oluşan ve ispatlanan başkaca davacı zararının olmadığı anlaşılmakla davanın munzam zarar talebi yönünden reddi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile, '' 1-Davanın eksik ödenen bedel yönünden KISMEN KABULÜNE,Davacıya nemalandırılmadan ödenen alacağından kaynaklı 786.129,58 TL bedelin dava tarihi olan 17.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı bankadan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,2-Davanın munzam zarar talebi yönünden REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu davanın kısmen kabulünün yanlış ve usule aykırı olduğunu, Kamulaştırma kararı veren Mahkemece mülkiyeti İhtilaflı kısma ilişkin yazılan müzekkerenin davalı Bankaya 30.10.2013 tarihinde tebliğ edildiğini, Cevap dilekçelerine eklenen hesap ekstrelerinden de görüleceği üzere mahkeme tarafından tebliğ edilen müzekkerelere istinaden söz konusu kamulaştırma bedellerinin aynı gün, müvekkil Banka Validesultan Şubesi nezdindeki ... numaralı vadeli hesaplara aktarıldığını, Söz konusu hesaplara T.C.İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Topkapı Uygulama Grup Müdürlüğü Yeditepe Veraset ve Harçlar Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından E-HACİZ sistemi üzerinden 201*** *** ****0005152 sayılı e-haciz uygulandığını, e-haciz işlemlerinin e-haciz sistemi üzerinden yapıldığını, söz konusu işleme müvekkil bankanın bir müdahalesi olamadığını, yine aynı Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından bila tarih ve 36838981 sayılı yazı ile e-haciz işlenen hesaplardaki tutarların vergi dairesine gönderilmesinin talep edildiğini, talep üzerine 24.03.2015 tarihinde 1.561.180,25.-TL Vergi Dairesi hesaplarına gönderildiğini, Bu hususun cevap dilekçesinde ve yargılamada defaatle belirtildiğini, yargılamada dikkate alınmadığını, halbuki Yargıtay kararlarına göre "Davanın tarafı olmayan 3. kişileri etkileyecek şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemez." Buna göre,Yeditepe Veraset ve Harçlar Vergi Dairesi Müdürlüğü davanın tarafı olmayan 3.kişi olduğu için Müvekkil Bankaya gönderdiği yazı ile haciz koymuş olduğu hesaptaki paranın istenilmesi işleminin tedbir kapsamına girmediğini, bu durumda hukuka ve yargıtay kararlarına uygun hareket ederek parayı vergi dairesine ödemek zorunda kalan Müvekkil Bankanın olayda kusuru bulunmadığından kendisinden geç ödeme sebebiyle faiz istenmesinin mümkün olmadığını, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2012/4613 Es.-2012/9263 Kararının dilekçe ekinde bulunduğunu, Müvekkil bankanın yapmış olduğu ödeme hukuk düzeni ve Yargıtay kararları gereği olduğundan kusursuz sorumluluk halinin de mümkün olmadığını, Müvekkil Bankaya kusur yada kusursuz sorumluluk isnat edilebilecek tüm illiyet bağlarınon ortadan kalktığını, bu sebeple, munzam zarar oluşmadığı gibi vergi dairesince paranın iadesine kadar geçen süre için temerrüt faizi talep edilmesinin de mümkün olmadığını, Bu husus gözetilmeden, davanın tamamen reddi gerekmekte iken kısmen kabulüne dair verilen kararın kaldırılmasını talep etme zorunluluğu hasıl olduğunu, Ayrıca, bilirkişi raporları arasında çelişki bulunmakta olup bu çelişki giderilmeden karar verilmesinin de haksız ve hukuka aykırı olduğunu, dosyaya sunulan raporlarda belirlenen sorumluluk tutarları arasında miktar bakımından çelişki bulunduğunu, buna dayalı olarak karar verilmesinin doğru olmadığını beyanla, istinaf talebinin kabulü ile davacının davasının kısmen kabulüne dair verilen kararın Müvekkil Banka yönünden kaldırılmasına ve yapmış olduğu işlemlerde hukuken kusuru olmayan Müvekkil Banka açısından davanın reddine karar verilmesini, masraf, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece davanın kısmen kabul edildiğini, verilen kararın hatalı olduğundan istinaf taleplerinin kabulü ile yerel mahkeme kararının talepleri gibi yeniden kurulmasını aksi takdirde kaldırılmasını talep ettiklerini, Davalı tarafın banka olması sebebiyle dava konusu taleplerindeki tutarın, bankaların kendi para kazanımı yolundan değerlendirilmesini talep ettiklerini, bunu da ıslah dilekçesinde mesnet tuttukları rapordaki bankaların faiz oranları ile yapılan hesaplama üzerinden yaptıklarını, bu nedenle kararın kaldırılarak talepleri gibi yeniden kurulmasını talep ettiklerini, Kamulaştırma bedelinin blokeli olarak banka nezdinde tutulma(ma)sı ve 3 er aylık vadeli hesapta tutulma(ma)sı sebebiyle müvekkil şirketin mağdur edildiğini, halen de daha önce istinaf incelemesinden geçen hususlara dayanılarak dosya sürüncemede bırakılarak, daha da mağdur edilmeye devam edildiğini, Kasım 2016'da müvekkilin alması gereken parayı halen daha alamamış olması sebebiyle yaşadığı mağduriyetin, enflasyon karşısında bedelin erimiş olması yanında, 8 yıldır devam eden bu hukuk mücadelesinin ve zorluklarının da ( masrafları dahil) kararda dikkate alınmasını talep ettiklerini, 17.01.2017 tarihinden itibaren işletilecek olan yasal faizin de ayrıca mağduriyeti katladığnıı, anayasa mahkemesi kararları gereği enflasyonist dönemlerde adil yargılanma ve makul sürede yargılanma sağlanamamışsa, hak ihlallerini gidermenin yerel mahkemenin görevi olduğunu, yani bu davada kısmen kabul edilen bedele yasal faiz işletilmesi yerine, karardaki bedelin (kabul etmemekle birlikte) tefe üfe ortalamasında yükseltilerek ödenmesine karar verilmesi gerektiğini, hiçbir bankanın yıllık %9 oranıyla(yasal faiz) kredi dahi vermezken, burada davalı tarafın adeta haksız bulunmasına rağmen ödemesi gereken tazminatı yasal faizle ödetilerek ödüllendirildiğini beyanla, dava dilekçesinde ve yukarıda izah edilen hususlar doğrultusunda yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilerek, hükmedilen bedelin tüfe üfe ile karar tarihine getirilmesini ve anayasal faiz işletilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı nezdinde vadeli mevduat hesabına yatırılan kamulaştırma bedelinin eksik ödendiği iddiası ile eksik ödenen bedelin ve eksik ve geç ödenmesi sebebiyle uğranılan munzam zararın tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta, Büyükçemece 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/979 esas ve 2013/755 karar sayılı ilamı ve 2012/1025 esas ve 2013/754 karar sayılı ilamları ile davacı adına kayıtlı taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiği, kamulaştırmaya konu taşınmazlardaki dava dışı İnwest....Ltd.Şti.nin hissesine yönelik mülkiyetin Büyükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/378 esas sayılı dosyasında ihtilaflı olması ve bu dosyadan tedbir konulduğundan bu dosya sonuçlanıncaya kadar taraflara ödenmemesine ve söz konusu paranın vadeli hesaba aktarılmasına, mülkiyet ihtilafına ilişkin dava sonucuna göre işlem yapılmasına karar verildiği, bu hususta davalı bankaya müzekkere yazıldığı ve paranın vadeli hesaba aktarıldığı, mülkiyet ihtilafına ilişkin davanın sonuçlanması ve taşınmazın davacı adına kaydedilmesinden sonra Mahkemece davalı bankaya vadeli hesaba aktarılması için yatırılan ve vadeli hesapta bulunan paranın davacıya ödenmesi için 30/09/2016 tarihinde müzekkere yazıldığı, ancak bankaca Mahkemeye verilen cevapta Vergi Dairesi tarafından dava dışı İnwest....Ltd.Şti.nin vergi borcuna ilişkin olarak hesaptaki paraya e-haciz konulması ve paranın hesaplarına aktarılması üzerine paranın Vergi Dairesi hesabına aktarıldığını ve paranın iadesine ilişkin yazı yazıldığının bildirildiği, davacı tarafından davalıya 26/10/2016 tarihinde ihtar gönderildiği ve davacıya 29/11/2016 tarihinde 1.569.127,95 TL ödeme yapıldığı anlaşılmakla, davacı tarafından vadeli hesapta tutularak ödeme tarihine kadar faiz işletilmesi suretiyle paranın ödeme tarihine kadar ulaşması gereken doğru değerinin hesaplatılarak eksik ödenen bedelin ve geç ödenmesi sebebiyle uğranılan munzam zararın tahsilinin talep edildiği, davalı vekili tarafından Mahkemece gönderilen müzekkerede paranın sadece taraflara ödenmemesi yönünden tedbir konulduğu, tedbirin üçüncü kişileri kapsamadığı, e-haciz yazısına istinaden paranın Vergi Dairesi'ne gönderilmesinin yasal mevzuata uygun olduğu ve bankanın kusurunun bulunmadığını savunmuştur. Davalı vekili tarafından davalının kusurlu bir eyleminin bulunmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de, Mahkemece davalıya gönderilen müzekkerede tereddüte mahal vermeyecek şekilde ve açıkça kamulaştırma konusu taşınmazlardaki dava dışı ....Ltd.Şti.nin hissesine yönelik mülkiyetin Büyükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/378 esas sayılı dosyasında ihtilaflı olması sebebiyle bu dosyadan tedbir konulduğundan bu dosya sonuçlanıncaya kadar taraflara ödenmemesine ve söz konusu paranın vadeli hesaba aktarılmasına, mülkiyet ihtilafına ilişkin dava sonucuna göre işlem yapılmasına karar verildiği, söz konusu müzekkereden kamulaştırma bedeli yatırılan taşınmazın mülkiyetinin ve buna istinaden bu paya isabet eden kamulaştırma bedelinin dava dışı şirkete ait olup olmadığının ihtilaflı olduğunun açık olduğu, dava dışı şirkete ait olduğu henüz belirli olmayan ve üzerinde ihtiyati tedbir bulunan bedelin bu şirketin borcu için haczedilmesi ve talep edilmesi üzerine tedbir koyan Mahkeme'den bu hususta görüş dahi alınmaksızın vergi dairesi hesabına aktarılmasında ve bu sebeple davacının zarara uğramasında ağır kusur sorumluluğu olan bankanın kusuru ve sorumluluğunun bulunduğu açık olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Yine davalı vekili tarafından bilirkişi raporlarının çelişkili olduğu ileri sürülmüş ise de Mahkemece davalı lehine olan bilirkişi raporu dikkate alınarak karar verildiği ve davalı vekili tarafından bilirkişi raporlarındaki hesaplamalara ilişkin somut bir istinaf sebebi ileri sürülmediği dikkate alındığında davalı vekilinin söz konusu istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin dava dilekçesi ve ıslah dilekçesinde faiz türü belirtmeksizin faiz talep edilmesi sebebiyle yasal faize hükmedilmesi, Mahkemece de gerekçede detaylı bir şekilde açıklandığı üzere davacı tarafından munzam zararın varlığının ispat edilememesi sebebiyle bu talebin reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, tarafların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 53.700,51 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 13.852,73 TL harcın mahsubu ile bakiye 39.847,78 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 16/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.