T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2026/160 Esas KARAR NO: 2026/324 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO:2024/774 Esas - 2025/607 Karar TARİHİ:23/09/2025 DAVA :İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:19/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2026/160 Esas KARAR NO: 2026/324 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO:2024/774 Esas - 2025/607 Karar TARİHİ:23/09/2025 DAVA :İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:19/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket tarafından İstanbul 24. İcra Dairesi'nin ... sayılı dosyası üzerinden davalılara başlatılan icra takibine borçlu- davalı ... ve ...'ın itiraz ettiğini, icra dairesince borçlular yönünden itirazın iptali ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, açıklanan nedenlerle davalı borçluların yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına ve asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının işbu davayı yetkisiz mahkemede açtığını, müvekkilinin yerleşim yerinin Mudanya ilçesi olduğunu, bu davada yetkili mahkemenin Bursa Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davalı müvekkili tarafından 21/03/2022 tarihinde borca itiraz edildiğini, itirazın iptali davası, itiraz tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde açılabileceğini, bu nedenle davacının (itiraz tarihinden 1,5 yıl sonra) 09.10.2023 tarihinde açtığını, itirazın iptali davası süresinde olmadığını, bu nedenle davanın süre yönünden usulden reddine, davacı tarafın icra takibinin haksız, usul ve yasa hükümlerine aykırı olması ve açıkça kötü niyet taşıması nedeniyle davalı müvekkili lehine % 20'den aşağı olmamak üzere icra kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, bu nedenlerle, davacı tarafın haksız, usul ve yasa hükümlerine aykırı davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 23/09/2025 tarih ve 2024/774 Esas - 2025/607 Karar sayılı kararında;".... Dava, müflis ... Şirketi ile davalılar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi uyarınca yürütülen İstanbul 21.İcra Müdürlüğü'nün ... (eski ...) sayılı icra takibine yapılan itirazın iptali isteminden ibarettir.......Dava konusu uyuşmazlıkta, müflis ... Şirketi ile davalılar arasında genel kredi sözleşmesi akdedildiği, ihtarname içeriği de dikkate alındığında sözleşmenin 1995 yılı Nisan ayından evvel imzalandığı, sözleşme uyarınca kefil olan davalılar hakkında İstanbul 21.İcra Müdürlüğü'nün ... (eski ...) sayılı icra takibinin yürütüldüğü, icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle işbu davanın açıldığı görülmüştür........Davaya esas kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda gerçek kişi kefillerin kefaletlerinden sorumlu olacakları süre yönünden bir zaman sınırlaması öngörülmemiştir. Ancak 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nın 598. maddesinin üçüncü fıkrası ile gerçek kişilerin kefaletinin kefalet tarihini takip eden 10 yılın sonunda kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiştir. Yine 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. maddesinin ikinci fıkrasında, Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olduğunda başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahiplerinin Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanacakları, ancak, bu ek sürenin, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamayacağı öngörülmüştür. Madde de belirtildiği üzere kefalet sözleşmesinin kurulmasından başlayarak on yıl geçmesi ile kefalet kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Kefalete konu borcun muacceliyeti maddede öngörülen hak düşürücü sürenin başlamasına etkili değildir. Kefalet tarihinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre içinde kefil hakkında borçtan dolayı takip başlatılmaması halinde kefalet sözleşmesi kendiliğinden sona ereceğinden kefalete dayalı olarak takip yapılmasına olanak bulunmamaktadır. Somut olayda borcun dayanağını oluşturan genel kredi sözleşmesi 1995 yılı Nisan ayından önce tarihlidir. TBK’nın yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden önce, 2005 yılında 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve 6101 sayılı yasanın 5/2 maddesinde ifade edilen 1 yıllık ek sürenin de 01/07/2013 tarihi itibariyle sona erdiği anlaşılmaktadır. Eldeki davaya konu icra takibinin ise hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra 10/04/2014 tarihinde başlatıldığı anlaşılmaktadır. Davalının sorumluluğunun kaynağı olana kefalete ilişkin hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle, fon alacakları için uygulanan 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçip geçmediğinin artık davalı kefilin sorumluluğuna bir etkisi yoktur (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.Hukuk Dairesi 10/07/2025 tarih 2025/275 Esas 2025/993 Karar).Şu durumda davalı olan kefiller yönünden takip tarihine kadar borcun zamanaşımına uğradığı değerlendirilmiş, davalılardan ...'ın davanın açıldığı tarihten dört gün sonra vefat etmesi karşısında taraf teşkilinin sağlanması adına gerekli işlemler yapılmış, tüm yasal mirasçıların mirası Mudanya Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2023/1550 Esas 2023/1397 Karar sayılı kararı ile kayıtsız şartsız reddettiği görülmekle davaya dahil edilen mirasçılar yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiş, her iki davalı da zamanaşımı def'ini ileri sürmekle bu def'i yerinde görülmüş ve takdire bağlı aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile, ''1-Davacı tarafından davalı ... aleyhine itirazın iptali ve takibin devamı amacıyla açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, 2-Davacı tarafından davalı ... -mirasçıları- aleyhine itirazın iptali ve takibin devamı amacıyla açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, 3-Davacı tarafından davalı ... -tasfiye memuru- aleyhine itirazın iptali ve takibin devamı amacıyla açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, 7-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan ve takdir olunan 77.592,98-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine, 8-Davalı ... mirasçılarının mirası reddetmesi dava tarihinden sonra kesinleştiğinden, dava açılmasında davacı tarafa kusur yüklenemeyeceği, bu sebeple, dava açmakta kusuru olmayan davacı aleyhine vekalet ücreti takdir edilmesinin doğru olmayacağı anlaşılmakla (Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 2023/7865 Esas 2023/12129 Karar 09/11/2023 Tarih) davalı ... mirasçıları lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve ... Terekesi Tasfiye Memuru tarafından (katılma yoluyla) istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ 24/12/2025 TARİH VE 2024/774 ESAS - 2025/607 KARAR SAYILI EK KARARI İLE; ''1- Davalı ... terekesi tasfiye memuru İbrahim BÜLBÜL'ün 6100 sayılı HMK 344/1.maddesi uyarınca gerekli harçları yatırmaması sebebiyle istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına, '' karar verilmiş, ek karar tasfiye memuruna 29/12/2025 tarihinde tebliğ edilmiş, ek karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmadığından ek kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.Mahkemece verilen ek karar istinaf edilmeyip kesinleştiğinden dairemizce davacı vekilinin istinaf sebepleri değerlendirilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/774 E. 2025/607 K. sayılı ve 23.09.2025 tarihli kararında 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve TBK hükümleri çerçevesinde davaya konu uyuşmazlık değerlendirilerek kefiller yönünden takip tarihine kadar borcun zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olup kaldırılması gerektiğini, ... Bankası AŞ ile ... AŞ arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmesinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla ... ve ...’ın imzaları bulunduğunu, davalıların kefil sıfatının yanında aynı zamanda müşterek borçlu sıfatına haiz olduğunu, yerel mahkemece sözleşmenin sadece kefillik bakımından değerlendirilmiş olduğunu, davalıların müşterek borçlu sıfatına haiz olduğu nazara alınmadan karar verildiğini, 4389 sayılı Bankalar Kanununun 15. maddesi uyarınca bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin ve yetkiler ilgili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından kaldırılan bankalar ile tasfiyesi fon eliyle yürütülen bankaların faal olduğu dönemde, yeterli ticarî faaliyeti olmaksızın kaynak aktarımı amacıyla kurulmuş şirketlere verdiği kredilerin başkaca bir işleme gerek olmaksızın hazine alacağı haline gelmiş sayıllacağını, 4389 sayılı Bankalar Kanunu ek madde 3'e göre bu kanundan kaynaklanan fon alacaklarına ve bu kanuna göre hazine alacağı sayılan alacaklara ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğunu, Vadeli akreditif bedelinin ödenmesi talepli olarak GKS borçlularına Bursa ... Noterliğinden 26.04.1995 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarname gönderilmiş olduğunu, bahsi geçen ihtarnamenin davalı borçlulara 29.04.1995 tarihinde tebliğ edildiğini, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/774 E. 2025/607 K. sayılı ve 23.09.2025 tarihli kararında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve TBK hükümlerinin ayrıntılı izah edilmiş olduğunu, bu çerçevede davalı borçlulara tebliğ edilen ihtarname ile borçluların temerrüde düşürüldüğünü, 20 yıllık zamanaşımı süresi içinde davaya konu takibin başlatıldığını, bu itibarla kefil sıfatı yanında müşterek borçlu sıfatına haiz olan davalı borçlular yönünden davanın reddine ilişkin kararın kaldırılarak davanın kabulü ile itirazın iptaline karar verilmesi gerektiğini, Davalılardan ...'ın davanın açıldığı tarihten dört gün sonra vefat ettiğini, taraf teşkilinin sağlanması adına gerekli işlemlerin yapıldığını, tüm yasal mirasçılar söz konusu mirası Mudanya Sulh Hukuk Mahkemesinin 2023/1550 Esas 2023/1397 Karar sayılı kararı ile kayıtsız şartsız reddettiğinden, davalı ... ve davalı müteveffa ... tereke dosyası yönünden karara karşı istinaf yoluna başvurulduğunu, Davanın reddine ilişkin karar hukuka aykırı olmakla birlikte dava reddolunacak olsa dahi Müflis Banka aleyhine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, nispi vekalet ücretine hükmedilmesi bakımından da kararın kaldırılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili talebiyle başlatılan icra takibine vâki itirazın iptali istemine ilişkindir.Somut olayda, ... Bankası AŞ ile dava dışı ... A.Ş. arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla davalılar ... ve ...'ın imzaladıkları anlaşılmıştır.Davacı tarafça, Vadeli akreditif bedelinin ödenmesi talepli olarak asıl borçlu .. A.Ş. Ve kefiller ... ve ... hakkında Bursa ...Noterliğinden gönderilen 26.04.1995 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarname ile kat ihtarında belirtilen borcun ödenmesinin ihtaren bildirildiği, borcun ödenmemesi üzerine davacı tarafça İstanbul 24.İcra Müdürlüğü'nün ... (eski esas: ...) sayılı icra dosyası ile 10/04/2014 tarihinde 169.493,26-Euro akreditif depo bedeli ve 225,00-TL teminat mektubu depo bedelinin tahsili talebiyle ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip dayanağının "genel kredi sözleşmesi, ihtarname, müflis banka defter ve kayıtları" şeklinde gösterildiği, davalılar tarafından borca itiraz edilmesi üzerine istinafa konu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.6098 Sayılı Kanunun 598/3, 4,5 fıkraları uyarınca; bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir,''hükmü yer almaktadır. 6098 Sayılı Kanunun 598/3 fıkrasında düzenlenen süre, hak düşürücü süre niteliğindedir. Bu nedenle sürenin durmasından veya kesilmesinden bahsedilemeyeceği gibi, bu süre mahkeme tarafından yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınmak zorundadır.Ancak, bu Kanuni düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile ihdas edilmiş olup, genel kredi sözleşmesi ve kefalet sözleşmelerinin imzalandığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununda bu şekilde bir düzenleme mevcut değildir. Buna karşın 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1 maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Aynı Kanunun 5/2 bendine göre Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.Buna göre, Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup ilk defa öngörülen hak düşürücü süreler en geç 01.07.2013 tarihi itibariyle sona ermiş bulunmaktadır.Somut olayda, kefalet sözleşmelerinin imzalandığı tarih itibariyle 6098 Sayılı Kanun yürürlükte değil ise de; 6101 Sayılı Kanunun 1.maddesi uyarınca, Türk Borçlar Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki fiil ve işlemlerin sona ermesinde Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Hak düşürücü süre, öngörüldüğü hakkı ortadan kaldırıcı başka ifade ile sona erdirici mahiyettedir. Şu halde 818 Sayılı Borçlar Kanununda yer almayıp, 6098 Sayılı Kanunun 598/3 fıkrasında öngörülen, kefalet sözleşmesinden doğan alacağa ilişkin hak düşürücü süre, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki sözleşmelere de uygulanacaktır.Davalı gerçek kişilerin verdikleri kefalete ilişkin 10 yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu kefaletname tarihi olan 1995 ve öncesi tarihi itibariyle bu düzenleme yürürlükte değildir. Somut olayda TBK'nın yürürlük tarihi olan 01.07.2012 tarihi itibariyle 10 yıllık süre dolduğundan, davacının söz konusu kefaletnameye dayalı olarak 1 yıllık ek süre içinde 01.07.2013 tarihine kadar takipte bulunma hakkı olup, davacı tarafça işbu davaya dayanak İstanbul 24.İcra Müdürlüğü'nün ... (eski esas no: ...) sayılı icra dosyası ile 10/04/2014 icra takibi başlatılmış, buna göre takip tarihinde, kefalet sözleşmesi yönünden hak düşürücü süre dolmuş, kefaletler sona ermiş, davacının bu kefalet sözleşmelerine dayalı olarak davalılara başvuru hakkı takip tarihinde ortadan kalkmıştır.Hak düşürücü süre def'i değil itiraz mahiyetinde olduğundan ve kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, kanun yolu dahil yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır. İlk derece mahkemesi tarafından davanın hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, gerekçeyle çelişir şekilde zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi yerinde olmamış, bu husus HMK'nun 355 maddesi gereği dairemizce re'sen nazara alınmıştır. Karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 7/2. maddesi uyarınca davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi halinde tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü bölümünde yazılı avukatlık ücretine hükmolunur.Davalı kefiller yönünden dava, hak düşürücü sürenin geçmiş olması sebebiyle reddedilmiştir. Hak düşürücü sürenin geçmesi olumsuz bir dava ön şartı olup Mahkemece hükmedilecek nispi vekalet ücreti, maktu vekalet ücretini geçemeyeceğinden, davacının davalı kefiller yönünden aleyhe hükmedilecek vekalet ücretinin maktu vekalet ücreti olması gerektiğine dair istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Sonuç itibariyle, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 355,353/1-b2 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak davanın hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle reddine karar verilmiştir. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; A-Davacının istinaf başvurusunun kısmen KABULÜ ile; İstanbul 2 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/09/2025 tarih ve 2024/774 Esas - 2025/607 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak sureti ile; 1-Davalı ... hakkında açılan davanınn hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle REDDİNE, 2-Davalı ... -mirasçıları- hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, 3-Davalı ... -tasfiye memuru- hakkında açılan davanınn hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle REDDİNE, İLK DERECE YÖNÜNDEN: 4-Davacı harçtan muaf olduğundan, harç alınmasına yer olmadığına, 5-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı ... tarafından yapılan 500,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine, 7-Davalı ... yargılama sırasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine, 8-Davalı ... mirasçılarının mirası reddetmesi dava tarihinden sonra kesinleştiğinden, dava açılmasında davacı tarafa kusur yüklenemeyeceği, bu sebeple, dava açmakta kusuru olmayan davacı aleyhine vekalet ücreti takdir edilmesinin doğru olmayacağı anlaşılmakla (Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 2023/7865 Esas 2023/12129 Karar 09/11/2023 Tarih) davalı ... mirasçıları lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 9-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN: 10-İstinaf eden davacı harçtan muaf olduğundan istinaf harçları hususunda karar verilmesine yer olmadığına, 11-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 270,00 TL yargılama giderinin Davalı ... ve Davalı ... -terekesinden alınarak davacıya verilmesine, 12-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 19/02/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.