T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 26/02/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 12/06/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACILAR : 1- ........ 2- ........ 3- ........ VEKİLLERİ :…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 26/02/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 12/06/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACILAR : 1- ........ 2- ........ 3- ........ VEKİLLERİ : Av..... Av..... DAVALI : 1- ........ VEKİLİ : Av..... DAVALILAR : 2- ........ 3- ........ DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 26/02/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 26/02/2026 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacılar vekili sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 13.05.2024 tarihinde müvekkili ........ adına kayıtlı müteveffa ........'in sevk ve idaresindeki ........ plaka sayılı motosikleti ile Konya ili Çumra ilçesindeki ........ Caddesi üzerinde ........ Caddesi yönüne doğru seyir halindeyken, aynı cadde üzerinde aynı yöne giden ve sola .... Sokağa dönmek isteyen ........' ün kullandığı ........ plaka sayılı araçla çarpışmaları neticesinde yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, olay neticesinde müteveffa ........'in hayatını kaybettiğini, olay yeri trafik ekiplerince düzenlenen kaza tespit tutanağında; ........ plakalı araç sürücüsü ........'in 2918 Saylı Karayolları Trafik Kanununun 54/1B-5 kuralını ihlal ettiği; diğer ........ plakalı araç sürücüsü ........'ün ise 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 47/1D kuralını ihlal ettiği kaza yeri incelemelerinden anlaşıldığını, Çumra Asliye Ceza Mahkemesi ... Es. numaralı dosya kapsamında düzenlenen rapor ile kaza tespit tutanağı arasında çelişki bulunduğunu, Ankara Adli Tıp Kurumundan aldırılan 02.08.2024 tarihli raporda ise müteveffa sürücü ........ in asli kusurlu, davalı sürücü ........'ün ise tali kusurlu olduğu şeklinde tespit yapıldığını, müteveffanı Fen Lisesi 3. Sınıf öğrencisi olduğunu, kaza neticesinde vefat etmeseydi; davacılara hayatı boyunca destek olacağını, müteveffa ........'in ölümü ile 20.07.1984 doğumlu annesi müvekkili ........ onun maddi desteğinden; tüm davacıların ise manevi destekten yoksun kaldıklarını, öncelikle hüküm altına alınacak alacağın tahsil edilememesi riskine karşılık olay esnasında davalı sürücünün kullanımında olan ve aynı zamanda davalılardan ........ adına kayıtlı olan ........ plakalı aracın trafik kaydına ve davalı araç sürücüsü ........ ve araç işleteni ........ adına kayıtlı tüm taşınır ve taşınmazları ile üçüncü kişilerdeki ve bankalardaki hak ve alacakları üzerine verilecek kararın kesinleşmesine kadar cebri icra yoluyla satışı ve 3. Şahıslara devri engelleyici nitelikte “ihtiyati tedbir” şerhi konulmasına; kabul edilmemesi halinde dava harca esas değerimiz olan 400.100,00-TL tutarında teminatsız olarak “ihtiyati haciz” şerhi konulmasına, davacı anne ........ için 200.000,00-TL, davacı kardeş ........ için 100.000,00-TL ve davacı kardeş ........ için 100.000,00-TL olmak üzere toplamda 400.000,00-TL manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işletilecek avans faizi Davalı ........'e ait ........ plakalı araç, ruhsatıyla da sabit olduğu üzere ticari ruhsatlı olduğundan dolayı manevi tazminata ilişkin sürücü ve işletenden haksız ftil tarihinden işleyecek avans faiz istendiğini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte müşterek ve müteselsilen davalılar ........ ve ........'ten müşterek ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalılara müşterek ve müteselsilen yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ........ A.Ş. vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacıların zarar miktarının belli olmasına rağmen işbu davaya belirsiz alacak olarak açmasının red sebebi olduğunu, davacıların usulüne uygun başvuruyu gerçekleştirmediğini, müvekkilinin sigortalı sürücüsünün herhangi bir kusurunun olmadığını, ayrıca kusur hususunda çelişki olduğu için dosyanın ATK'ya gönderilerek kusur tespiti yapılması gerektiğini, müteveffanın davacılara desteğinin olup olmadığının araştırılması gerektiğini, müteveffanın ölümü ile kaza arasında illiyet bağının araştırılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemesi kaydıyla müteveffanın ispatlanamaz ise gelirinin asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiğini, müteveffanın motosiklette sürücü konumunda olması nedeniyle müterafik kusur tespiti yapılmasını, bu nedenlerle haksız ve mesnetsiz davanın öncelikle usulden reddine, usulden ret sebebi şu aşamada kabul görmeyecek ise yapılacak yargılama sonucunda davanın esastan reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ ve davalı ........'e dava dilekçesi ve eklerinin usulüne uygun tebliği edildiği, davalıların cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesinin kararı ile; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur ve aktüerya raporları ile birlikte davacı vekilinin 09/05/2025 tarihli değer artırım dilekçesi de nazara alınarak; Taleple bağlı kalınarak; 444.928,66 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılar sürücü ve işleten yönünden kaza tarihi olan 13/05/2024 tarihinden, davalı sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde ve 05/07/2024 temerrüt tarihinden, itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Her ne kadar kısa kararda destekten yoksun kalma tazminatı sehven 444.828,86 TL olarak yazılmış ise de; bu durum davacının değer artırım dilekçesi ile çelişmekte olup, ilgili husus maddi hatadan kaynaklı olduğundan hak kaybına sebebiyet vermemek adına taleple bağlı kalınarak destekten yoksun kalma tazminat miktarı 444.928,66 TL olarak tashih edilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir. TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zenginleşmesine, diğer tarafın yıkımına neden olmamalıdır. Müteveffanın kusur durumu dikkate alınarak belirtilen bu çerçeve ile birlikte manevi tazminat taleplerinin kabulü ile; Müteveffanın annesi ........ için; 200.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13/05/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar sürücü ve işletenden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, müteveffanın kardeşi ........ için; 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13/05/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar sürücü ve işletenden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, müteveffanın kardeşi ........ için; 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13/05/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar sürücü ve işletenden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Davanın KABULÜ İLE; Taleple bağlı kalınarak; 444.928,66 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılar sürücü ve işleten yönünden kaza tarihi olan 13/05/2024 tarihinden, davalı sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde ve 05/07/2024 temerrüt tarihinden, itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ........'ye ödenmesine, Müteveffanın annesi ........ için; 200.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13/05/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar sürücü ve işletenden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın kardeşi ........ için; 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13/05/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar sürücü ve işletenden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, Müteveffanın kardeşi ........ için; 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 13/05/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar sürücü ve işletenden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine," şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ........ sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, ATK'nin eksik inceleme ile rapor tanzim ettiğini, ATK raporunun tebliğinin usulsüz olduğunu, adil yargılanma ilkesi gereği rapora itiraz hakkının bulunduğunu, manevi tazminata hükmedilmesi ve hükmedilen tazminat miktarının ayrı ayrı hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, avans faizi uygulanmasının hatalı olduğunu, maddi tazminattan ve ferilerinden sigorta şirketinin sorumlu olduğunu, maddi tazminat hesabının hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davacıların destekten yoksun kalma ve manevi tazminat taleplerinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara tahmiline, diğer hususlarda re'sen karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, ATK'nin eksik inceleme ile rapor tanzim ettiğini, ATK raporunun tebliğinin usulsüz olduğunu, adil yargılanma ilkesi gereği rapora itiraz hakkının bulunduğunu, manevi tazminata hükmedilmesi ve hükmedilen tazminat miktarının ayrı ayrı hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, avans faizi uygulanmasının hatalı olduğunu, maddi tazminattan ve ferilerinden sigorta şirketinin sorumlu olduğunu, maddi tazminat hesabının hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davacıların destekten yoksun kalma ve manevi tazminat taleplerinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara tahmiline, diğer hususlarda re'sen karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ A.Ş. vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; itirazları dikkate alınmadan hatalı bilirkişi raporu dikkate alınarak karar verildiğini, dava konusu olay haksız fiil niteliği taşınmasına rağmen yasal faiz yerine avans faize karar verilmesinin son derece hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere; kararda manevi tazminattan sorumlu olmadıkları halde hem maddi hem de manevi tazminat toplamı esas alınarak hükmedilen yargılama gideri yönünden müvekkili şirketin de sorumlu tutulduğunu, TRH tablosu ve Progressif Rant yöntemi dikkate alınarak hesaplama yapılmasının da son derece hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, kararın kaldırılması ve TRH tablosu ve %1,8 teknik faiz kullanılarak yeniden tazminat hesabı yapılması gerektiğini, %0 teknik faiz ile hesaplama yapılmasını kabul etmediklerini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. Davacı ........ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosya kapsamında müvekkili ........ açısından tespit edilen maddi tazminat tutarının düşük olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının davalılar lehine usuli kazanılmış hak doğmaması, yeniden aktüerya hesap raporu alınmasının icap etmesi halinde dosyaya yeniden talep arttırım dilekçesi sunabilecekleri yahut davayı ıslah edebilecekleri, bu husustaki fazlaya dair haklarının saklı olduğunu, kararın maddi tazminat yönünden kaldırılarak yerel mahkemeye iadesine veya yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davanın maddi tazminat talepleri açısından tam olarak kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava, trafik kazasından kaynaklı olarak davacı ........ yönünden destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat, diğer davacılar yönünden manevi tazminat istemlerine ilişkinidir. Mahkemece yazılı şekilde verilen karara karşı taraflarca aşağıdaki sebeplerle istinaf isteminde bulunulmuştur. 1-Davalı sürücü ve davalı işletenin Kusura İtirazında; 13.05.2024 tarihinde, sürücü müteveffa ........ olan ........ plakalı motosiklet ile sürücüsü davalı ........ olan ........ plakalı araçla çarpışması sonucu ölümlü trafik kazası meydana gelmiştir. Kaza nedeniyle düzenlenen kaza tespit tutanağında, müteveffa sürücü ........'in 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 54/1-b maddesini ihlal ettiği, davalı sürücü ........'ün aynı kanunun 47/1-d maddesini ihlal ettiği görüşü bildirilmiştir. Ölümlü kaza nedeniyle Çumra CBS'ca yürüten soruşturmada ATK Ankara Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 02.08.2024 tarihli raporda, müteveffa sürücü ........'in asli kusurlu olduğu, sürücü ........'ün tali kusurlu olduğu kanaati bildirilmiştir. Mahkemece ATK Ankara Trafik İhtisas Dairesinden alınan 21/02/2025 tarihli raporda, Müteveffa sürücü ........ gündüz vakti sevk ve idaresindeki motosikleti ile meskun mahalde iki yönlü yolda seyri sırasında kavşağa geldiği esnada ön ilerisinde seyreden aracı dikkate alarak seyrini kontrollü ve müteyakkız hızda sürdürmesi gerekirken, belirtilen bu hususlara riayet etmeyip, kurallara aykırı şekilde ön ilerisinde seyreden otobüsü kavşak mahallinde geçmeye (sollamaya) çalıştığı esnada mevzu bahis aracın sola dönüşe geçmesi ile çarpıştıkları kazada %80 oranında asli kusurlu olduğu; Davalı sürücü ........ gündüz vakti sevk ve idaresindeki otobüs ile iki yönlü yolda seyri sırasında geldiği olay mahalli kavşaktan sola dönüşe geçmeden önce gerisine ilişkin kontrolleri yapması gerekirken, belirtilen bu hususlara riayet etmeden, kontrolsüzce dönüş yaptığı esnada gerisinden gelerek kendisini geçmeye çalışan motosiklet ile çarpışması ile meydana gelen kazada %20 oranında tali kusurlu olduğu görüşünün bildirildiği, görülmüştür. Kaza tespit tutanağında müteveffa sürücü yönünden yapılan değerlendirmede 2918 sayılı KTK'nın 54/1-b.5.maddesini ihlal ettiği bildirilmiş olup, asli kusurlardan olan bu kural ihlali gerek soruşturma dosyasında ATK'dan alınan kusur raporu ile gerekse mahkemece aynı kurumdan alınan kusuru rapor ile çelişki oluşturmamaktadır. Mahkemece ATK Ankara Trafik İhtisas Dairesinden alınan 21/02/2025 tarihli raporun, açıklayıcı denetime elverişli şekilde hazırlandığı, hükme esas alınmasında bir yanlışlık bulunmadığı, müteveffanın kanında tespit edildiği bildirilen uyuşturucu maddenin kazanın oluşumunda yukarıda belirtilen kusur oranlarına etkisine yönelik olarak raporlarda ve dosya kapsamında bir tespit bulunmadığı anlaşılmakla, itirazların reddi gerekmiştir. 2-Davalı sigortanın, davacı anneye ayrılan paya yönelik itirazında; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/17394 E. - 2022/13227 K. Sayılı kararında; "Hayatın olağan akışına göre bekar olarak ölen kişinin ileride evleneceği ve en az iki çocuk sahibi olacağı kabul edilerek, desteğin evleninceye kadar gelirinin yarısını kendi ihtiyaçları yarısını da anne (ve babası) için ayıracağı varsayılarak bu dönemde desteğe iki anne (ve babaya) birer pay vermek suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında evlenmeden önceki dönem içinde anne (ve babanın) her birine %25 pay verilmesi gerektiği, desteğin ileride evlenmesi ile birlikte desteğe iki eşe iki anne (ve babaya) birer pay verilerek, yine desteğin tüm gelirinin oranlanarak anne (ve babaya) %16 şar pay ayrılması, desteğin bir çocuğunun olması durumunda iki pay desteğe, iki pay eşe bir pay çocuğa ve birer pay anne (ve babaya) ayrılmak suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında anne (ve baba) için %14'er pay verilmesi daha sonra ikinci çocuğun doğacağı varsayılarak bu kez desteğe iki, eşe iki, çocukların her birine birer ve anne (ve babaya) birer pay verilerek desteğin tüm gelirine oranlanarak anne (ve babaya) 12,5 er pay verilmesinin uygun olacağı, daha sonra anne ve babadan yaşam tablosuna göre hangisi destekten çıkacaksa kalan kişiye diğerinin payının ilave edilerek destek tazminatlarının varsayımsal hesabının yapılması gerekeceği, Dairemizin yerleşik uygulaması gereğidir. Bu nedenle; mahkemece, Yargıtay uygulamaları da gözetilmek ve desteğin babasının destekten önce vefat etmiş olduğu da dikkate alınmak suretiyle, bilirkişiden işaret edilen hususta ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir." Şeklinde ifade edildiği üzere, kazada hayatını kaybeden ........'in babasının, destekten önce vefat etmesi nedeniyle, baba için ayrılan destek payın, Yargıtay kararından belirtilen esaslara göre davacı annenin payına eklenmesi gerekmektedir. 21/04/2025 tarihli aktüerya bilirkişi raporunda, belirtilen usule göre hesaplama yapılmasında bir yanlışlık bulunmamakta olup, itiraz yerinde değildir. 3-Tarafların Aktüeryaya itirazı ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. Bu halde AYM'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece AYM'ce verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre KARAR verilmesi gerekirken, mahkemece TRH 2010 yaşam tablosu esas alınmış ise de; Davacının, alternatifli olarak PMF 1931'e göre hesaplamanın yapıldığı rapora göre davasının artırdığı ve mahkemece de taleple bağlı kalınarak bu miktar yönünden karar verildiği anlaşılmakla SONUÇ İTİBARİYLE HÜKMEDİLEN meblağ doğru olup itiraz yersizdir. 4-Davalıların faizin türüne itirazında; Kazaya konu davalı sigorta şirketien sigortalı ........ plakalı aracın cinsi otobüs olup, ruhsatında yolcu nakli amaçlı ticari araç olduğu belirtilmiş olmakla, davacı tarafça hükmedilecek tazminatlara avans faiz uygulanması talep edilmiş bulunup, avans faizine hükmedilmesinde yanlışlık bulunmamaktadır. İtirazın reddi gerekmiştir. 5-Manevi tazminatın yüksek takdir edildiği istinafı yönünden; Olay nedeniyle davacı ........'in oğlu, diğer davacıların kardeşi olan ........'in vefat ettiği, müteveffanın % 80 oranında, davalı sürücünün %80 oranında kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370) Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davacının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna, gözetilip olayın oluş şekli dikkate alındığında, davacılar lehine takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu bu itibarla davalı sürücü ve işleten vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, anlaşılmıştır 6-Davalı sigortanın, yargılama giderine yönelik itirazında; Mahkemece hükmedilen tazminatlara ilişkin ve davalı sigortanın sorumlu olduğu kısım yönünden yargılama giderine hükmedilmesinde bir yanlışlık bulunmaktadır. İtiraz yerinde değildir. Anlatılan nedenlerle, kamu düzeni ve istinaf sebepleri çerçevesinde; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön ile kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına; dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına göre davacı ........ vekilinin, davalı ........ A.Ş. vekilinin, davalı ........'in ve davalı ........'ün istinaf istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı ........ vekilinin, davalı ........ A.Ş. vekilinin, davalı ........'in ve davalı ........'ün istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı ........'in istinaf talebi yönünden karar ve ilam harcı olarak 732,00 TL alınması gerektiğinden peşin olarak yatırılan 615,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 30.393,08 TL harçtan peşin alınan 7.598,27 TL harcın mahsubu ile bakiye 22.794,81 TL harç giderinin davalı ........'nden tahsili ile hazineye irat kaydına, 4-Alınması gereken 57.717,07 TL harçtan peşin alınan 14.429,27 TL harcın mahsubu ile bakiye 43.287,80 TL harç giderinin davalı ........'ten tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Alınması gereken 57.717,07 TL harçtan peşin alınan 14.429,27 TL harcın mahsubu ile bakiye 43.287,80 TL harç giderinin davalı ........'den tahsili ile hazineye irat kaydına, 6-Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerilerinde bırakılmasına, 7-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, HMK'nun 361. maddesi gereğince; davacı ........ ve davalılar yönünden kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde TEMYİZ YOLU AÇIK, diğer davacılar yönünden KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 26/02/2026 ..... Başkan ... e-imzalı ..... Üye ... e-imzalı ..... Üye ... e-imzalı ..... Katip ... e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.