İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/10/2025 Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı ...Ş.'ye karşı açılan davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı ...Ş. ve davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/647 KARAR NO : 2025/1410 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 10/02/2022 NUMARASI : 2014/1439 Esas - 2022/100 Karar DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/10/2025 Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı ...Ş.'ye karşı açılan davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı ...Ş. ve davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'nın diğer müvekkilleri Ayşe ve ...'nın müşterek çocuğu olduğunu, davalı... Sigorta A.Ş ile diğer davalı ...nin ise 26134 diploma sicil nolu Kadın Doğum Uzmanı Dr. ...'ın Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi'ni tanzim ederek tarifede belirlenen ayrı ayrı 450.000 TL 'lik teminat limiti dahilinde ve toplamda 900.000 TL'yle sınırlı olmak üzere maddi ve manevi zarardan doğan sorumluluğu üstlenmiş bulunduğunu, davalı ... şirketlerinin sorumluluklarının TTK'nun 1485/1 hükmünün TTK 1458.madde hükmüne atfı nedeniyle geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, keza zamanışı süresinin de 10 yıl olduğunu, müvekkili ...'nın hamileliği boyunca davalının sigortalısı doktor taraından takip edildiğini, doktorun genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucu down sendromunun hamilelikte teşhis edilemediğini ve küçük Fatma Zehra'ya işitme kaybı, down sendromlu ve iki bacakları sürekli breys veya baston kullanmasını gerektirecek şekilde sakat olarak doğduğunu, bağlayıcı ve sınırları olmamak üzere davalıların sigortalısı doktorun tıbbi kötü uygulamalarının ; bilgilendirmeme, aydınlatılmış rıza almama, teşhiste kusur, ileri testleri önermeme, ultrason kullanımında ihmal, ultrason bulgularını değerlendirememe, konsültasyon istememe, ... Amniosentez yapmama olarak sayılabileceğini, Yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre, hasta hekim ilişkisinin vekalet sözleşmesi kapsamında olduğunu, doktorun yüksek özen borcu altında olduğundan hastanın müterafik kusuru bulunmadıkça gerçekleşen zarardan en hafif kusurundan dolayı zararın tamamından sorumluluk söz konusu olduğunu, down sendromunun hayat boyu devam eden bir iş göremezlik hali olduğunu, öncelikle müvekkili Fatma Zehra 'nın bu iş göremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını, müvekkilleri Ayşe ve ...'nın hayat boyu çocuklarını işitme kaybı, down sendromlu ve iki bacağının sakat olduğunu görerek acı çekmeye devam edeceklerini, tüm bu nedenlerle müvekkili küçük ... için 10.000 TL iş göremezlik-maddi tazminat (bakıcı ücreti dahil) , 60.000 TL manevi tazminat, anne ... için 30.000 TL manevi tazminat ve baba ... için 30.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 130.000 TL tazminatın dava tarihinde itibaren avans faizi ile birlikte yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili sigorta şirketi tarafından Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı doktor ...'ın mesleki faaliyetlerini icra ederken üçüncü şahıslara vereceği zararların 53818090 numaralı ''Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi'' ile 30/09/2014 - 30/09/2015 tarihleri arası için teminat altına alındığını, dava konusu olayda doktorun işlemi ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunduğunun ispatlanması gerektiğini, davacı küçükte meydana gelen zararın doktorun yaptığı tedavi sonucu gerçekleştiğini kanıtlar nitelikte bilimsel bir veri ya da rapor bulunmadığını, dolayısıyla böyle bir durumda fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının varlığının düşünülemeyeceğini, davacı tarafın uğradığı zararın meydana gelmesinde müvekkili şirketçe sigortalı doktorun kusurlu olduğunun ispatlanması gerektiğini, davalı doktorun yapmış olduğu herhangi bir hatalı işlem ile dikkat ve özen eksikliği olmaması ve aksinin davacı tarafça kanıtlanamamış olması nedeniyle dava konusu zararın meydana gelmesinde kusurunun varlığından bahsedilemeyeceğini, top ve doktorluk uygulamasının doğasından kaynaklanan gerekli özen ve dikkat gösterilse bile kaçınılmaz olan bir takım istenmeyen durumlar olabildiğini, bu gibi durumlara neden olan etkilerin ''komplikasyon'' olarak adlandırıldığını, dava konusu zararın komplikasyondan kaynaklanma ihtimali bulunduğunu, tıbbi yardım ve müdahale sırasında, tıbbın kabul ettiği normal risk ve sapma sınırları içinde kalan '' için verilen risk'' olarak açıklanan bu durumda ortaya istenmeyen kötü sonuçlar çıksa bile gerekli dikkat ve özeni göstermiş olan doktora sorumluluk yükletilemeyeceğini, tüm bu nedenlerle kusur durumu, uygun illiyet bağı gibi maddi ve hukuki gerekçelerle, davalı doktor ...'ın sigortacısı olan müvekkili şirket yönünden davanın reddini, yapılacak yargılamada sınırlı sorumluluk ilkesi, gerçek zararın giderilmesi ilkesi, kusur oranında sorumluluk ilkesi gözetilerek kusur ve tazminat miktarının hesaplanmasını, avans faizi ve fahiş tazminat taleplerinin reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalı... Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu olayda müvekkili şirketin düzenlemiş olduğu sigorta poliçesinin nedeni ile sorumluluğu bulunduğu iddiası mevcut olduğundan görevli mahkemenin Tüketici Mahkemeleri olduğunu, müvekkili şirkete husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili şirket bünyesinde dava dışı doktor ...'a ait talep tarihini kapsar Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Poliçesi bulunmadığını, söz konusu talebin riziko tarihini kapsar poliçe düzenleyen sigorta şirketine yöneltilmesi gerektiğini, bu nedenle davanın müvekkili şirket için husumet yönünden reddi gerektiğini, doktor ...'ın Riziko tarihini kapsar tıbbi Zorunlu Poliçesinin müvekkili şirket nezdinde düzenlenmediğini, bu itibarla davacı tarafın iddialarının ispatı açısından doktor ...'a ait dava tarihini kapsar Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinin ön inceleme aşamasında dosyaya sunulmasını talep ettiklerini, söz konusu poliçenin ibrazı sonrasında poliçeye ve hasta kayıtlarının dosyaya sunulması halinde müdahalenin tıbbi uygulama hatası niteliği taşıyıp taşımadığına dair tüm itiraz ve beyanda bulunma haklarını saklı tuttuklarını, tüm bu nedenlerle görev itirazlarının kabulüne, müvekkili şirket için husumet yönünden davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, ".. davalı ...'nın sigortalısı dava dışı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yaptığını isbat edememekle davacı down sendromlu küçüğün down sendromlu olarak %100 oranında malul olarak dünyaya geldiği, aydınlatma yükümlülüğünün yapıldığının davalı tarafça isbat edilmesi gerektiği ancak dosya kapsamında bu hususun isbat edilemediği mahkememizce anlaşılmış ve ATK raporuyla maluliyet oranı daha fazla hesap edildiğinden her halükarda poliçe limiti aşılacağından usul ekonomisi ilkesi çerçevesinde yeniden aktüer raporu alınmamış ve maddi tazminat taleplerinin davalı ... yönünden tümden kabulüne karar verilmiş, her ne kadar davacı yan tazminat taleplerine dava tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesini talep etmiş ise de davacıların tacir olmadığı, davalı ... şirketinin sigortalısının da doktor olup tacir vasfında olmadığı, davalı ... şirketlerinin tacir olmasının ise işin vasfını ticari kılmayacağı dolayısıyla avans faizi talebinin yerinde olmadığı sonucuna varılarak hükmedilen tutarlara yasal faiz uygulanmasına karar verilmiş, davalı ... A.Ş yönünden ise riziko tarihinde geçerli poliçe bulunmamakla bu davalı yönünden dava pasif husumet yokluğundan reddedilmiş, manevi tazminat davası yönünden ise davacı küçüğün ömür boyu %100 oranında malul olduğunun dosya kapsamında sabit olması , maluliyetinin diğer davacılar anne ve baba yönünden de ömür boyu acı ve elem getireceği bunların bir nebze olsun tatmini için davacıların manevi tazminat talep edebilecekleri mahkememizce değerlendirilmiş ve manevi tazminat talepleri de tümden kabul edilerek davalı ... A.Ş.'ye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı ...Ş.'ye karşı açılan davanın kabulü ile davacı ...'nın maddi tazminat talebinin kabulü ile, 280.000 TL maddi tazminatın davanın açıldığı 31/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...Ş.'den tahsili ile davacıya ödenmesine, davacı ...'nın manevi tazminat talebinin kabulü ile 60.000 TL manevi tazminatın davanın açıldığı 31/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...Ş.'den tahsili ile davacıya ödenmesine, davacı ...'nın manevi tazminat talebinin kabulü ile 30.000 TL manevi tazminatın davanın açıldığı 31/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...Ş.'den tahsili ile davacıya ödenmesine, davacı ...'nın manevi tazminat talebinin kabulü ile 30.000 TL manevi tazminatın davanın açıldığı 31/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...Ş.'den tahsili ile davacıya ödenmesine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi genel şartları gereğince müvekkili şirketin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, ıslah edilen miktara uygulanacak faiz, dava tarihinden değil, ıslah talep dilekçesinin karşı tarafa tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemesi gerektiğini, davacı küçüğün meslekte kazanma gücü kaybına ilişkin zararının ve manevi zararlarının tazmininin kabul edilemeyeceğini, maddi gerçekliğe ulaşılması bakımından elzem olan hasta kayıtlarının dosyaya celp edilmediğini ve kusur durumunun netleştirilmediğini, kusurun olmadığı bir durumda tazminat sorumluluğunun doğmayacağını, hastanın önerilen tarihlerde ikili testleri yaptırmamasının ve yaptırdıysa da test sonuçlarını sigortalı hekime göstermemesinin sonuca etkisinin netleştirilmesi gerektiğini, Mahkeme dayanağının aksine aydınlatmanın yazılı olması kuralı bulunmadığını, tam tersi sözlü olduğu kuralının mevcut olduğunu, aydınlatma ve onamın ispatına yönelik sistemin kurulması hastanelerin ve idarelerin sorumluluğunda olduğunu, Uzmanlık Derneğinin kamuoyuna duyurduğu tıbbi görüşü kararın hatalı olduğunu ortaya koyduğunu, kararda yasal mevzuatın hatılı yorumlandığını, istinaf başvurularının kabulü ile İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin usul ve hukuka aykırı olarak tesis edilen 10/02/2022 tarihli 2014/1439 E. 2022/100 K. sayılı davanın kabulü yönündeki kararının kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava ikamesinden önce her iki davalı ... şirketinin de üyesi olduğu, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi'nin (SBGM) resmi internet sayfasından dava dışı doktorun bilgileri ile sorgulama yaparak Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (...) poliçesine ulaşmaya çalıştıklarını, yapılan sorgulama sonucunda dava dışı doktorun hem ... ve hem de ... Sigorta AŞ tarafından düzenlenmiş poliçe bilgisine ulaştıklarını, poliçelerin vadesini göremediklerinden bir yandan anılan şirketlere karşı dava ikame ettiklerini ve bir yandan da SBGM'ne resmi yazıyla ... poliçe örneklerinin taraflarına gönderilmesini istediklerini, ancak SBGM cevabi yazısında poliçe örneğinin gizli bilgi olduğunu ve taraflarına verilmeyeceğinin bildirildiğini, aynı şekilde durumu teyit amacıyla 10/11/2014'te davalı ...'ya resmi başvuruda bulunarak ... poliçe örneğini istediklerini, ...'nın dilekçelerine cevap vermediğini, bunun yerine davaya 04/03/2015 tarihinde verilen cevap layihasında kendileri tarafından düzenlenmiş bir poliçe bulunmadığını bildirdiklerini, 27/10/2021 tarihli dilekçeleri ile davalı... Sigorta Şirketi'nin HMK 124. madde tahtında ilk davanın davalısı olmaktan çıkarılması talebinde bulunduklarını, mahkemece karşı tarafın rızası olmaksızın... Sigorta Şirketi'nin taraf olmaktan çıkarılmasına karar vermesi gerektiğini ve bu arada bu yanılgıya bizzat davalının yanında aynı zamanda ve birlikte organik bağı olup kendisinin de üyesi bulunduğu SBGM'nin de hatalı davranışları ile sebebiyet verildiğinden müvekkilleri aleyhine yargılama giderine de hükmedilmemesi gerektiğini, öte yandan davalı ... yukarıda izah edilen bu tutumu sebebiyle kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet verdiğinden yine HMK 124/4 kapsamında lehine vekalet ücreti de hükmedilmemesi gerekirken ücret takdirinin de isabetsiz olduğunu, yapılacak yargılama sonunda HMK 124/3 uyarınca davalı... Sigorta Şirketi'nin davalı olmaktan çıkarılmasına, dava açılmasına tutumuyla sebebiyet verdiğinden HMK 124/4 lehine vekalet ücreti takdir olunmasına yer olmadığına, istinaf masraflarıyla, istinaf vekalet ücretinin de davalı... Sigorta Şirketi'ne tahmiline karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigorta poliçesi kapsamında tazmini davasıdır.İlk derece mahkemesince davalı ....'ye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı ...Ş.'ye karşı açılan davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı ...Ş. ve davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, doktorun aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği , husumet yokluğu nedeniyle verilen ret kararı yönünden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olup olmadığı noktasındadır.1.Davalı ...Ş. Yönünden yapılan istinaf incelemesinde; Davacı tarafça, dava dışı sigortalı doktor ...'ın aydınlatma yükümlülüğünü ihlal ettiği iddiasıyla uğranılan zararın sigorta poliçesi kapsamında tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Dosya kapsamından davacı anne ...'nın, 04.07.2012 tarihinde doktor ...k tarafından muayene edildiği, 04.04.2012, 11.04.2012, 08.05.2012, 26.09.2012, 01.11.2012 tarihlerinde yapılan kan ve idrar tetkiklerine ilişkin laboratuvar sonuçlarında doktor ...isminin yazılı olduğu, 03.05.2012 ve 09.11.2012 tarihlerinde kendisine doktor ...k tarafından ilaç yazıldığı anlaşılmakta olup, duruşmada dinlenen doktorun davacı annenin gebelik takibini yapmadığına ilişkin bir beyanı da bulunmadığı gözetildiğinde davacı annenin 04.04.2012 tarihinde tespit edilen 8 haftalık gebelik durumunun başlangıcında ve ilerleyen süreçte takibinin doktor ... tarafından yapıldığının kabulü gerekir. 1219 sayılı Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un Ek Madde 12 ile Kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmiş olup, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.1. maddesi, "Bu sigorta sözleşmesi, 1219 sayılı Kanunun Ek 12. maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar." şeklindedir. Genel şartların B.5. maddesinde de zarar görenin doğrudan dava hakkı düzenlenmiştir.Yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla da kabul edildiği üzere hekimin mesleki faaliyetlerini icra ederken hekimle hasta arasında bir sözleşme söz konusu olur ve hekim bu sözleşme ile bir sonuç borcunu değil özenli iş görme borcunu üstlenir. Bu sebeple Türk hukukunda genel olarak bu sözleşme vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilir. Ayrıca sağlık hizmetlerinin sunulmasında önemli bir role sahip olan hekimler ister kamu hastanelerinde ister özel sağlık kuruluşlarında isterse kendi muayenehanelerinde mesleklerini icra etsinler, tıp kurallarına meslek etik kurallarına uygun davranmak zorundadırlar. Hekim bir vekil gibi özen borcu altında olup, iş görürken yöneldiği sonucun olmaması değil bu sonuca erişmek için yaptığı faaliyetleri özenle yürütmekle sorumludur. Hekimin bir diğer borcu ise aydınlatma yükümlülüğüdür. Aydınlatma yükümlülüğü, temelde sözleşme görüşmeleri sırasında taraflar arasındaki özen yükümlülüğünün bir gereğidir. Kendi geleceği hakkında karar verme hakkına sahip olarak vücudu üzerinde gerçekleştirilecek her türlü müdahaleye ilişkin olarak olumlu ya da olumsuz bir karar verecek olan hastanın, yapılacak tıbbi müdahale konusunda karar verebilmesi için neye rıza gösterdiğini bilmesi gerekmektedir. Hekimin aydınlatma yükümlülüğü aydınlatılmış rızayı kapsamına alan ancak ondan daha kapsamlı bir yükümlülüğü ifade eder. Bir başka ifadeyle, aydınlatma yükümlülüğünün kapsamına aydınlatılmış rıza girdiği gibi, hekimin hastasını uygulanan tedavi sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirmesi de girer (Yargıtay HGK'nın 11.11.2021 tarih ve 2018/(13)3-849 Esas, 2021/1385 Karar, 22.03.2022 tarih ve 2020/11-592 Esas, 2022/356 Karar sayılı kararları). Biyoloji Ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesinde, Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesinde, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. Ve 18. maddelerinde tıbbi müdahalenin muhatabını aydınlatma(bilgilendirme) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukukumuzda, bu yükümlülük aydınlatılmış onam olarak yerleşmiştir. Geçerli bir aydınlatılmış onamdan bahsedilebilmesi için bilgilendirmenin mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekir. Burada tıbbi müdahalenin ne olduğu önem arz etmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde, tıbbi müdahale; Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi, ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, gebelik takibinin de tıbbi müdahale kapsamında bulunduğu açıktır.Bir hastalığa ilişkin risk durumun belirlenmesi ya da teşhisi için yapılması gereken testlere yönelik açıklamalar da aydınlatma kapsamında olup, hekimin bulunduğu yerde söz konusu testlerin yapılmıyor olması da bu hususlarda aydınlatma yükümlülüğünü kaldırır nitelikte değildir. Bilgilendirmenin yapılacağı kişi ise, tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişidir. Ancak, kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Muhatap, çocuk veya kısıtlı ise, bilgilendirme yasal temsilciye yapılır. Gebelikte ise, hem anne sağlığı hem de çocuğun sağlığı söz konusudur. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerekir. Bilgilendirmenin amacı, kişinin tıbbi müdahale ile ilgili olarak serbestçe karar almasını sağlamaktır. Bu nedenle, bir hastalığın tedavisinin mümkün olmamasının hekimin sağlığı koruma ve teşhise ilişkin aydıtlatma(bilgilendirme) yükümlülüğüne bir etkisi bulunmamaktadır. Bilgilendirme sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Her tıbbî müdahalenin hukuksal açıdan kişinin vücut bütünlüğünün ihlali anlamını taşıdığı gözetildiğinde ve TMK’nin 24. maddesi gereğince kişinin müdahaleye rızasının bulunmadığına ilişkin yasal karine dolayısıyla hekimin aydınlatma yükümlülüğünde ispat yükü hekim üzerinde olmalıdır.Davacı küçük ... down sendromlu olarak doğmuştur. Down sendromu 21. kromozomdaki trisomiden kaynaklanan genetik bir bozukluk olup iki tane olması gereken 21. kromozomun üç tane olması ile karakterize edilir. Görüldüğü gibi down sendromu hekim hatası ile oluşan bir hastalık olmadığı gibi bilinen bir tedavisi de bulunmamaktadır. HGK'nın 22/03/2022 tarih ve 2020/11-592 E. - 2022/356 K. Sayılı kararında; dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, down sendromunun gebelik sırasında tanısı için ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason gibi yöntemlerin kullanıldığı, gebelik döneminin 11 ilâ 14. haftalarında yapılan ikili test, 15 ilâ 20. haftalarında yapılan üçlü/dörtlü testler neticesinde down sendromu ihtimalinin ortaya konulmasının mümkün olduğu, bebeklerde gebelik ultrasonografisinde15 ilâ 20. gebelik haftaları arasında down sendromlu bebeklerin yaklaşık %40-50’sinde artmış ense kalınlığının saptanabileceği, ayrıca tarama testlerine ek olarak detaylı fetal ultrasonografinin tüm gebelere uygulanması gerektiği, hekimin, yapmış olduğu gebelik takibinde, tarama testleri ile ortaya çıkan yeni risk faktörlerini temel risk faktörleriyle çarpmak suretiyle risk belirlemesi sonrasında bir üst seviye olan ve girişimsel müdahale olarak nitelendirilen kesin tanı tetkiklerinin önerilmesi gerektiği, bunların bebeğin plasentasından ya da içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak olan ... veya amniosentez (su alınması) olduğu, prenatal tarama testleri normal çıkan fakat ultrasonda down sendromu açısından risk saptanan gebelikler için de amniosentezin önerilmesi gerektiği, bu yöntemlerle kromozom analizi neticesinde down sendromu teşhisinin kesin olarak konulabileceği ifade edildikten sonra devamla "Görüldüğü üzere gebelik takibi yapan hekim tarafından yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması, riskli bir durum karşısında fetal detaylı ultrasonografi, ... veya amniosentez yaptırılmasını önerilmesi ve bunlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir. Ancak hekimin, riskli bir durumun tespit edilmesi karşısında dahi anneyi anılan testleri yaptırmaya veya kesin tanı yöntemlerine başvurmaya zorlaması mümkün değildir. Hekim sadece gerekli aydınlatmayı yaparak gerekli olan işlemlerin yapılması için öneride bulunmalı; ikili, üçlü, dörtlü test gibi prenatal tarama testlerinde risk saptandığında dahi kesin tanı için gerekli olan ... veya amniosentez işlemlerini yaptırması kararını, bu işlemler bazı riskleri içerdiği için hastaya bırakmalıdır." şeklinde gebelik takibinde hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin belirleme yapılmıştır. Yukarıda anılan HGK kararında da açıklandığı gibi gebelik takibi yapan hekim tarafından gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması gereklidir. Hekimin sorumluluğunun tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına göre belirlenmesi gereklidir. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan gebelik takibine ilişkin rehber, hastaya sunulan hizmetlerin genel çerçevesini oluşturmak üzere düzenlenmiş olup, bağlayıcı değildir.2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Yine Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla down sendromu tespit edildikten sonra, bir kurul tarafından düzenlenecek rapor neticesinde, on haftadan sonra da gebelik sonlandırılabilmektedir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde Kanunun 6. Maddesine göre gebe kadının iznine bağlıdır. Eğer hekim aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmaz ve gerekli hususları kadına açıklar ise davacı ebeveynlerin Kanun tarafından tanınan bu hakkı kullanması mümkün olabilecektir.Dosya kapsamındaki epikriz kayıtlarından, davacı ...'nın, 04.04.2012 tarihinde yapılan muayenede 8 haftalık hamile olduğu ve anneden rutin kan ve idrar tetkiklerinin istendiği, 03.05.2012 tarihinde yapılan muayenede davacının 11-12 gebelik haftasında olduğu ve kendisinden smear ile ikili test istendiği, takibe ait tanı bulunmadığı, 04.07.2012 tarihinde yapılan muayenede davacının 20 hafta 4 günlük gebeliğinin olduğu ve takibe ait tanı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dosyada toplanan deliller kapsamında yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde alınan 01.04.2019 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda; davacı küçük ...'nın down sendromlu olduğuna yönelik herhangi bir belgenin hastane kayıtlarında olmadığı, aydınlatılmış onam formunun veya takip eden doktor tarafından bu konuda hastaya bilgi verildiğini gösteren herhangi bir kaydın olmadığı ve gebelik takip formunun bulunmadığı , buna göre hastane yönetiminin kayıtların düzenli bir şekilde tutulması ve saklanması yükümlülüğünü ihmal etmiş olduğu, davacı ...'nın 03.05.2012 tarihinde yapılan muayenesinde ikili test istendiği kayıt edilmiş ise de sonraki muayenelerde bu testin yapıldığının anlaşılamadığı, testten kaçındığına dair dosyada hiçbir delil olmadığı, bu kaydın böyle bir testin istendiğinin de kanıtı olamayacağı, down sendromu hakkında hiçbir tetkik yapılmadığının ve istenmediğinin kabulü gerektiği, sigorta ettiren doktorun, özen borcunu, tam kusurlu şekilde, yerine getirmediği, davacıların gebeliğe son verme hakkının bu şekilde engellendiği kanaati bildirilmiştir. Dosyada mevcut tıbbi kayıtlardan 03.05.2012 tarihinde ikili testin önerildiğine ilişkin hastane kaydı dışında, davacı annenin genetik hastalıklar konusunda bilgilendirildiğine dair bir delil bulunmamaktadır. Buna göre down sendromunu anne karnında tespitine yönelik olarak gerekli olan tarama ve tanı testleri bakımından, uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusundaki bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan dava dışı doktor tarafından davacı hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılmadığı, bu şekilde aydınlatma yükümlülüğünün mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirildiğinin ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda davacı anne ve babanın gerekirse gebeliği sonlandırma imkanı elinden alınmış olduğundan, dava dışı sigortalı doktorun, vekalet sözleşmesine bağlı edimini gereği gibi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Her sözleşmeye aykırılık tek başına manevi tazminatı gerektirmez. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için aynı zamanda Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 58. maddesinde belirtilen şartlar dahilinde kişilik haklarına yönelik bir saldırının da mevcudiyeti gerekir. Manevi zarar, kişinin duygusal dengesini bozan, yaşama sevincini, yaşama keyfini azaltan, panik, korku, dehşet, yas, öfke, iğrenme, elem, küçük düşme, utanç duyma, moralsizlik, tedirginlik, ümitsizlik, yalnızlık hissi, aşağılık hissi, hayal kırıklığı gibi olumsuz duygular, sarsıntılar veya fiziksel acılar olarak tanımlanabilir (Sözleşmeye Aykırılıktan Doğan Manevi Tazminat, ..., İstanbul 2008, s. 184 vd.).(Yargıtay 11. HD'nin 24/09/2019 Tarih, 2018/4239 E - 2019/5756 K sayıl ilamı)6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca, hakimin özel durumları göz önünde tutarak hükmedeceği manevi tazminat adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek tazminat zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Somut uyuşmazlıkta; davacı anne-babanın, dava dışı sigortalı doktorun aydınlatma yükümlüğünün ihlali nedeniyle stres ve üzüntü duydukları açık olup, manevi zararın oluştuğunun kabulü ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur durumları, ihlal edilen şahsi hakkın niteliği, zararın ağırlık derecesi, olayın oluş şekli ve hakkaniyet ilkesi nazara alındığında davacı anne ve baba yönünden hüküm altına alınan manevi tazminat yönünden verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. Diğer yandan, 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde kadının iznine bağlı olup, rahim tahliyesi konusunda bir hak ve imkanı bulunmayan çocuğa karşı bu bakımdan aydınlatma yükümlülüğü bulunmayan doktorun, davacı küçük ... bakımından bir sorumluluğu yoktur.Ayrıca bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile down sendromlu çocuk adına talepte bulunulması, özürlü doğmuş çocuğun, hekime karşı, neden kendisinin dünyaya gelmesine yol açtığı ve henüz cenin olduğu dönemde yaşamını neden sona erdirmediği gibi bir iddia ile var olmama hakkının kabulü şeklinde hukuken korunamaz bir duruma yol açmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/1620 Esas 2022/7142 Karar-Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/1106 Esas ve 2024/9341 Karar sayılı kararı) Bu nedenlerle davacı küçük ... yönünden yönünden maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.Kaldırma sebebine göre davacılar vekilinin istinafa cevap dilekçesinde yer alan Türk Ticaret Kanunu'nun 1427/3.maddesi uyarınca geçici ödeme talebi yerinde görülmemiştir. 2.Davalı .... Yönünden yapılan istinaf incelemesinde;Davacı tarafça 27.10.2021 tarihli beyan dilekçesinde, davalı... Sigorta Şirketi'nin HMK 124.maddesi kapsamında davalı olmaktan çıkarılmasına, bu durum kabul edilebilir bir hataya dayandığından ve başvuruya cevap vermeyen davalı... Sigorta Şirketi'nin dava açılmasına sebebiyet verdiğinden HMK 124.maddesi kapsamında lehine yargılama gideri takdir olunmaması talep edilmiş olmakla birlikte mahkemece davalı ... A.Ş.'ye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın “Tarafta İradi Değişiklik” başlıklı 124. maddesinin 3.fıkrası “Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir.” şeklinde düzenlenmiş olup, aynı maddenin 4.fıkrasında “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda davacı taraf, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’nin internet sitesinde sorgulama yaparak ulaştığı sonuca göre davayı açmıştır. Dosya kapsamına göre riziko tarihinde dava dışı doktorun davalı ... tarafından tanzim edilen geçerli bir poliçe bulunmadığı gözetildiğinde davacı vekilinin 27.10.2021 tarihli beyan dilekçesine istinaden taraf değişikliğine izin verilmesi talebinin kabul edilerek davalı ... A.Ş'nin taraf olmaktan çıkarılmasına karar verilmesi gerekli ise de mahkemece HMK 124/4.maddesi uyarınca dava açılmasına sebebiyet olmayan davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesinde isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, ilk derece mahkemesince davacı küçük ... yönünden davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmediğinden davalı ...Ş. vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davalı ...Ş. vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davalı ... A.Ş.'ye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE, 2-Davalı ...Ş.'ye karşı açılan davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile;A-Davacı ...'nın maddi ve manevi tazminat talebinin REDDİNE B-Davacı ...'nın manevi tazminat talebinin KABULÜ ile 30.000 TL manevi tazminatın davanın açıldığı 31/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...Ş.'den tahsili ile davacıya ödenmesine, C-Davacı ...'nın manevi tazminat talebinin KABULÜ ile 30.000 TL manevi tazminatın davanın açıldığı 31/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...Ş.'den tahsili ile davacıya ödenmesine, 3- Alınması gerekli 4.098,60 TL harcın davacı tarafından dava açılışı sırasında peşin harç olarak yatırılan 444,05 TL harç ve yargılama evresinde ıslah harcı olarak yatırılan 922,19 TL harçtan mahsubu ile 2.732,36 TL harcın davalı ...Ş.'den tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Davalı ...Ş. kendini vekil ile temsil ettirdiğinden davacı ... hakkında reddedilen maddi tazminat talebi yönünden Avukatlık asgari ücret tarifesine göre 30.000 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı ...Ş.'ye verilmesine, 5-Davalı ...Ş. kendini vekil ile temsil ettirdiğinden davacı ... hakkında reddedilen manevi tazminat talebi yönünden Avukatlık asgari ücret tarifesine göre 30.000 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı ...Ş.'ye verilmesine, 6-Davacılar ... ve ... kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden Avukatlık asgari ücret tarifesine göre ayrı ayrı 30.000 TL olmak üzere toplam 60.000 TL vekalet ücretinin davalı ...Ş.'den alınarak davacılara verilmesine, 7-Davalı ... A.Ş kendini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık asgari ücret tarifesine göre takdir olunan 5.100 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı ... A.Ş.'ye verilmesine, 8-Davacı tarafından harç olarak yatırılan 1.395,24 TL'nin davalı davalı ...Ş.'den alınarak davacıya verilmesine, 9-Davacılar tarafından sarf edilen 3.382,50 TL bilirkişi ücreti ve 451,55 TL posta ücreti olmak üzere toplam 3.834,05 TL'nin davanın kabul oranına göre takdiren 442,40 TL'nin davalı ...den alınarak davacılara verilmesine, bakiye kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına10-Davalı taraflarca herhangi bir masraf yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 11-Bakiye gider avansının HMK'nın 333.maddesi ve Gider Avansı Tarifesinin 5.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 12-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden; a-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,b-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,c-Davalı ...Ş. vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,d-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 220,70 TL, posta ve tebligat gideri 54,30 TL olmak üzere toplam 275,00 TL yargılama masrafının davacılardan alınarak davalıya verilmesine13-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. 16/10/2025 MUHALEFET ŞERHİ Down sendromunun tıbbi uygulama hatasından kaynaklanmadığı, genetik anomaliden kaynaklandığı, erken teşhis halinde bile tedavisinin mümkün bulunmadığı, dolayısıyla Down sendromunun oluşmasında hekimin kusurundan bahsedilemeyeceği gibi erken teşhis halinde bilinen tıbbi bir tedavisinin de bulunmadığı tıbben kesin bir olgudur. Yerleşik yargı kararları hekimin kusuruna değil aydınlatma görevini ihmal etmesi sonucu gebeliğin sonlandırılması seçeneğinin; anne- baba yönünden kullanılma ihtimalini ortadan kaldırması gerekçesine dayanmaktadır. Yine yargı kararları ile hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesi olarak kabul edilmektedir. Güncel yargı kararlarında 'down sendromlu doğan çocuk bakımından doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmadığı, istemin özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmekte olduğu, maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemeyeceği,' gerekçeleri ile çocuk yönünden açılan davaların reddine karar verilmektedir.Bu durumda down sendromlu doğan çocuk yönünden aydınlatma görevinin yerine getirilmesi halinde yaşam hakkının elinden alınamayacağına ilişkin gerekçe, anne- baba tarafından talep edilen maddi ve manevi tazminatlar içinde aynen geçerlidir. Bir başka söyleyişle "doktor aydınlatma görevini yapsaydı küçüğün anayasal hakkı olan yaşama hakkını biz elinden alacaktık artık alamıyoruz" gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmakta hukuki yarar yoktur. Bu durumda davanın tümden reddi gerektiği görüşündeyim.Kabule göre de; doktor ile vekalet ilişkisi bulunan, bilgilendirmenin yapılacağı kişi ve tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişi annedir. Annenin kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerektiği ortada iken doktorun hiçbir yasal ve sözleşmesel yükümlülüğü olmayan babaya karşın tazminat ile sorumlu tutulması isabetli olmadığından sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim.